DOLAR8,3536
EURO10,2136
ALTIN501,19
BIST1462,95
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 28°C
Çok Bulutlu
sonhaber16.com

Ramazan’ın vazgeçilmezi; patates…

Ramazan’ın vazgeçilmezi; patates…
REKLAM ALANI
14.04.2021
366
A+
A-

Selam tüm okuyuculara ve Ramazan’ın maneviyatını içinde hakkıyla hisseden tüm güzel yüreklere…

Şükürler olsun ki yine bu kutsal ayı görme şansı yakaladık. Yoksulları daha çok anlarız nedense bu ayda… Sanki onbir ay refah içinde yaşayan yardıma muhtaç insanlara, yardım etmek için en çok Ramazan ayı beklenir. Tutulan oruç sebebiyle onları anladığımızdan mı, yoksa bu ayda daha çok sevap alırız diye sıradan günlerdeki ticaret mantığımızla gittiğimizden mi…

Hani aldı verdi hesabı; bir koyup beş almak gibi, bir hayır bin sevap…

Veya da tamamen onbir ayın tüm vicdan baskısından bu ay kurtulup bayramdan sonra yükümüzden hafiflemek için mi?

Yanlış anlaşılmasın lütfen!

Tabi ki yardımlaşmalıyız; sözüm bunun için bu  ayı bekleyenlere… Yoksa bence Ramazan yemek kolileri orta sınıfın kendinden daha alt, yani yoksulluk sınırındakiler için karınca kararınca yaptıkları güzel yardımlardır. Fakat hali vakti olanların bu gıda yardımlarıyla yetinmesi oldukça yetersiz sayılmaz mı? Madem Ramazan’ın uhreviyetiyle dolunmuş o zaman farz olan zekatı, vergi verdiğin gibi nerden kessem diye düşünmeyip, hakkıyla verseler inanıyorum ki; yoksul kalmazdı ülkemizde…

Neyse ki vatandaşımız yine de mağdur bırakılmıyor. İki gün önce Niğde, Nevşehir ve Konya’dan bayraklarımızın asıldığı kamyonlarla İstanbul a getirtilen patates ve soğanlar ise hepimizi çok duygulandırdı. Seyrederken mehter marşının sözleri kendiliğinden geçiverdi aklımdan, nedense…

Ceddin deden, neslin baban… diye devam eden…

Çok sevdiğim bir marştır, sözleriyle heyecanlandırır ruhumuzu… Sonra o devirle ilgili bir mesele geçti yine aklımdan ve yine nedense…

Fâtih Sultan Mehmed Hân devrinde bir Müslümanın günlerce dolaşıp yıllık zekâtını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını, bunun üzerine zekâtının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu’ndaki bir ağaca asıp, üzerine de; “Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen şehrimizde zekâtımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al!” diye yazdığını… Ve bu kesenin 3 ay kadar o ağaçta asılı kaldığını…

Her neyse biz gelelim şimdi bu yardımlara…

164 bin aile belirlenmiş. Her aileye 10 kg soğan, 20 kg patates yardımı yapılacağı belirtildi. Güzel de düşünülmüş, acı olan bunları sabırsızlıkla bekleyen ne çok insan olduğu…

Peki iş patates soğanla bitiyor mu?

Nasıl yani?

Ne bileyim?

Hani yağ, salça belki biraz domates, biber, eh eser miktarda da olsa et… 

Amaan ben de çok alemim…

Pazar denen bir şey var. Ama pazarda 5 TL’nin altında bir şey yok diyeceksiniz. Tamam biliyorum. Ama şuna da dikkat ettiniz mi bilmem? Ben ettim. Pazar’ın bitiş saatleri açık olduğu saatlerden daha kalabalık. Gerçekten öyle…

Niye mi?

Pazar bittikten sonra bilirsiniz, ertesi gün halden yeni mallar alacakları için pazarcılar sepet dibinde kalan bazıları ezik, bir kısmı sünmüş sebze ve meyveleri kendilerine yük etmemek için pazar alanına döküp giderler.

Eeee sonrası?

Sonrası büyük bir maraton başlar. Çünkü belediye temizlik ekipleri pazar alanını temizlemek için geleceklerdir.

Hah işte!

Pazarcıların gitmesiyle ekiplerin gelmesi arasında ortalama bir saat vardır. O arada domates, biber, marul vs. artık ne alabilirlerse… Evet bir çok insanımızın pazar alış verişi maalesef bu şekilde…

Tamam, patatesin yanındaki malzeme de bulundu.

Daha ne olsun!

Et?

Ohoo dert ettiğin şeye de bak! Git kasaba, eti sıyrılmış ama ilikli yani bolca vitaminli, bu arada kilosu 10 TL’ye kemik al! İşte olay bitmiştir. Bu arada mahallemizin esnafı anlattı bu durumu ve şöyle ilave etti; ”Önceki yıllarda parasız verirdik genelde isteyenlere ama şimdi etten çok bu tercih edildiğinden napalım biz de bu şekilde satar olduk.”

Vayy boşuna değilmiş habire TV’lerde kemik suyuna patates, kemik suyuna çorba tariflerinin sıklığı ve habire doktorlara mikrofon tutup kemik suyunun faydalarını anlatması… Rahat olun bizim yoksulumuz bunu zaten keşfetmiş, keşfetmek zorunda kalmış. Mesele sofrasında biftek, pirzola eksik olmayanların keşfetmesinde… Yazık değil mi onlara da…

Sağlık herkese lazım…

Ha bu arada olur ya pazara yetişemessen, bazı marketlerde domates, biber vs tek satışları her biri etiketli olarak başlamış. Bir domates 2.50TL, bir biber 1 TL gibi değişen fiyatlarda, eh bu da eser miktarda…

Al sana şimdi de Şener Şen’in başrolünü oynadığı ”Züğürt Ağa” filmi geldi aklıma… Hani bir çok köyün ağasıydı ama ürünlerini satarken, güvendiği kişilerin dolandırmasıyla tüm malını kaybeder, İstanbul’a gelir ve son çare, seyyar satıcı olarak, patates domates satmaya karar verir ve yine sözüm ona güvendiği kişilerin teşvikiyle… Fakat bağırarak satmaktan utanır ve kısık bir sesle ”patates var, soğan var” der…

Eh malum satamaz ve artık beş kuruşu dahi kalmamıştır. Ne yapacağını düşünürken çaresizce, gözü ayaklarındaki ağalığın sembolü deri çizmelerine ilişir… Ve aklına çok iyi çiğ köfte yaptığı gelir. Çizmeleri sermaye yapıp malzemeyi alır ve yapar çiğ köfteyi… Tepsiyi başının üstüne koyup sokaklarda ”çiğ köfte” diye bağırarak satar bu kez… Çünkü ağalığından kalan son parçası çizmeleri de gitmiş ve asıl şimdi gerçeği kabullenerek yoksulluğu kanıksar ve yoluna devam eder.

Filmin sonunda izleyicilerin çoğu ağlar. Keşke insanlara güvenmek için bu kadar şans vermeseydi, ambarını boşaltıp tüm buğdaylarını çaldıklarında affetmeseydi, bağırarak tepki vermeyi hayata; her şeyini kaybedip çiğ köfte satma vaktine bırakmasaydı! O zaman belki çok az kayıpla hayatına devam ederdi ve keşke en çok kendi aklına, mantığına güvenseydi diye…

Eh film işte ne de olsa…

Mesele şu ki; tabi ki yoksullara düşkünlere yardım etmeliyiz, biz de olanları paylaşmalıyız.

Zaten yapılan yardımlar, yaradanın bizlerin aracılığıyla asıl sahiplerine vermek için elçilik etmek değil mi?

Fakat tıpkı yazının başındaki verdiğimiz misal gibi asıl mesele yardım vermek için kimseyi bulamamak olsun dileğimiz ve tüm çabamız…

Ya ağlamasın hiç kimse,

Ya da gülmesin şu her zaman gülenler.

Ya kimsede olmasın para denen illet

Ya da paylaşmasını öğrensin paralı millet…

Ya kimse söylemesin sevdiğini

Ya da yapsınlar sevginin şu asıl tarifini.

Ya şu bayramlar hiç yaşanmasın

Ya da bayramlarda et yemeyen kalmasın…

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.