sonhaber16.com

Türkiye kıyamete kadar bir tarım ülkesidir

Türkiye kıyamete kadar bir tarım ülkesidir

Tarımdaki sorun yapısaldır.

1919 yılı Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıkan Atatürk’ün memleketin genel durumuyla ilgili gördükleri ne ise bugün nereden bakarsak bakalım ülkemizin tarımıyla ilgili gördüklerimiz, onun aynısıdır. Atatürk o gün doğru tespiti yaptıktan sonra ne yapılması gerektiğini söylemiş, söylemekle kalmamış yapmıştır. Çünkü insan, söylediklerinin değil asıl yaptıklarının kendisidir. Bugün tarımın hali pürmelâli meydanda. Ne var ki bilsin bilmesin çok şey söylemenin ötesinde kimse hiçbir şey yapmıyor. Anlaşılıyor ki insanlarımız, ilgisi olsun olmasın tarıma karşı yaklaşımlarında maalesef samimi değiller.

Türk tarımının yapısını oluşturan, ona işlerlik kazandıran belli başlı kurumlar vardı: Araştırma enstitüleri, tarım işletmeleri, et balık kurumu, süt kurumu, deri işletmeleri, iplik ve dokuma fabrikaları, tarım mahsulleri ofisi, şeker fabrikaları, sigara fabrikaları, çay-kur, azot sanayi, köy hizmetleri kurumu, zirai donatım kurumu, tarım kredi kooperatifleri, tarım satış kooperatifleri birliği, ziraat odaları, tarım bakanlığının yayım hizmetleri, ziraat ortaokulları, ziraat liseleri, özerk üniversitelerin özgür düşünen ziraat fakülteleri vb daha birçok kurum ve kuruluş ülkemizin dört bir yanında faaliyetteydi. Bu kurumlar sayesinde toprağın her karışı işleniyor, üretilen her şey hammadde ya da işlenmiş ürün olarak iç ve dış pazarlara sürülüyordu. Ticari dengelerin ihracat aleyhine bozulduğu hiç görülmemişti. Türk ekonomisinin ayakta durması ve güçlenmesi bu kurum ve kuruluşlar sayesindeydi.

Mesleğini layıkıyla eline almış, kendisini ülkesine ve ülkesinin tarımına adamış, memleketin en ücra köşesindeki çiftçi ve çoban ile her an irtibat halinde olan tarım bakanları ve tarımcılar vardı. Tarımsal üretimin, pazarlamanın, planlamanın ilkeleri, hedefleri vardı. Kanunların, yönetmeliklerin yetersiz kaldığı durumlarda da bu yurtsever tarımcıların idealist, çiftçiden yana yenilikçi fikirleri devreye girerdi. Ama o iyi ve çalışkan tarımcılar, güzel ve karınları tok atlarına binip gittiler.

Birçok imkânsızlığa rağmen teoride ve pratikte tarım öyle sağlam, öyle güçlü bir yapıya kavuşturulmuştu ki işte Türkiye o halinden dolayı kendine yeten bir tarım ülkesiydi.

Çiftçilik, doğa ve iklim koşullarına karşı oynanan bir oyun olduğundan dünyanın her yerinde buna, kumar oynamak diye bakılır. Tarıma da stratejik bir alan gözüyle bakılır. Türk tarımını; geçen zaman, bilgisizlik ya da ihmalkârlık gibi etmenler yıkmadı. Bir dönemden sonra Türkiye’yi yönetenler bilerek ve isteyerek tarımın yapısını bozdular. Demokrat Parti’den itibaren siyasi partiler köylüye “Sen milletin efendisisin, oyunu bize ver gerisini merak etme” dediler. On sekiz yıldır iktidardakiler de tarımı devletin desteğinden yoksun bıraktı. Gıda, arazi, tohum konusunda çiftçiye ve tarıma ihanet eden kanunlar çıkardı. Yetmedi, tarımı ayakta tutan bütün kolonlara dinamit yerleştirerek bir enkaza dönüştürdü: Yukarıda adını verdiğimiz kurumların tamamına yakını kapatıldı, kalan birkaç tanesi ise şekliyle içeriğiyle kadük edildi.

Sadece tarımda mı? Türkiye, bütün kurum ve kurallarıyla iflas etmiş durumdadır. Böyle bir durumda yalnız başına tarımı düzeltmek veya kurtarmak olası değildir. Çünkü kendine has bir yapısı, bir sistemi olsa da tarımı, bir parçası olduğu devlettin bütünlüğünden ayrı ele almak mümkün değildir. Dolayısıyla tarımı kendi sistematiğine dayalı yeni bir yapıya kavuşturacak gücü ve hazırlığı olmayanların, bu enkazı kaldırmaya da gücü yetmeyecektir.

Önüne gelen tarıma ihanet etti.

Ülkemizin liberalleşen solcuları köylülüğü şeytanlaştırdılar, tarımı da geri kalmışlığın sebebi saydılar. Tarım sektöründe faydası olmayan profesör de çok profesyonel de. Hepsinden fazla da tüccar var. Bu iktidarın on sekiz yıldır kamuda istihdam ettiği ziraat mühendislerinin neredeyse tamamı liyakatsiz. Özel sektörde bulunanların derdi de ülke tarımının nereye gittiği değil, günün sonunda ne kadar kazanç elde edebildikleriyle ilgili.  Tarım konusunda gazetecisinden milletvekiline, tüccarından akademisyenine malumun ilamı rakamlar ve işe yaramayan fikirler üzerinden o kadar çok bağıran var ki sefalet içindeki seksen milyonluk ülkede kimsenin kimseyi dinlediği de yok, anladığı da. Çünkü yönetici ile işini yürütücü kesimin dışında artık herkes aç. Aç insanlara felsefeden, edebiyattan, kültürden, sanattan bahsedilemeyeceği gibi onlara memleketin tarımının nasıl kurtarılacağından da bahsedilemez.

Tarımın ve çiftçinin düşmanı olan bu iktidara karşı alternatif tarım politikaları üretebilecek siyasi bir muhalefet ise hiç yok. Muhalefet partilerinin hepsi, iktidar partisinin etki alanındaki fasit dairelere hapsetmişler kendilerini. Ne tarımla ilgili bir gündem yaratabiliyorlar, ne de tarımı kurtaracak bir yol bulabiliyorlar. Millete neyi vaat ederlerse etsinler, Türkiye’yi rahata ve huzura kavuşturmaları konusunda bugüne kadar inandırıcı bir söylemine, edimine rastlanmadı. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinden, ilkelerinden güç ve ilham aldıkları konusunda samimi olsalardı, AKP’ye çeyrek asra doğru giden bir iktidar süreci yaşatmaz, dünyaya düzen veren uluslararası şirketlerin menfaati uğruna Türkiye’nin tarımını bitirmesine izin vermezlerdi.

Pantürkizm ülküsüyle yola çıkan sözde milliyetçi parti, iktidardaki İhvancı partiye yamandı. Barışı diline pelesenk eden parti, emperyalizmin figüranlığını yaparak bizatihi kendisi ülke barışına tehdit oluşturmaktadır. Hele Cumhuriyetin kurucusuyum diyen parti, Atatürk dönemindeki kimliğinden tamamen uzaklaşmış ve o misyonunu çoktan terk etmiştir. Milletin ekseriyeti, bu partinin Cumhuriyetin ilkeleri ve karakteriyle uyuşmayan ikiyüzlülüğünü bildiği ve iktidara geldiğinde millete kötülük yapmada AKP’den geri kalmayacağını düşündüğü için onun yazgısını en fazla ana muhalefette kalmakla sınırlamıştır.

Muhalefet partileri sadece bunlardan ibaret değil tabi. Türkiye’nin dışarıda yalnız ve kötürüm kalmasına sebep olup, ekonomisinin bunalıma girmesinin alt yapısını hazırlayıp sonra da içinden çıktıkları yapının yani bir çeşit kendi kendilerinin alternatifi olarak ve arkadan dolanarak yeniden iktidara adayız diyenler de var!

Ah talihsiz Türkiye’m! Makûs talihini yenmesi gereken yönde kaderini tayin edecek iktidar alternatifini Büyük Türk Devriminin mirasçıları arasından değil de kendisini bu sefalete sürükleyen mandacı ve teslimiyetçi iktidar ve muhalefet partileri arasından çıkartma arayışında yine!

Son tespit:                                                                               

Türkiye’de ne yazık ki gerçek üretici yok. Olanın da üretecek gücü, durumu ve umudu yok, ayrıca sahipsiz! Lakin dünyanın en mümbit topraklarına, uygun iklimlerine, yeterli bilgiye, teknolojiye ve işgücüne sahip bir memlekette yüksek seviyede bir tarımın yapılamıyor olması, üzerinde ciddiyetle durulmasını gerektiren bir durumdur. Bugün artık görülmesi gereken büyük resim, Türkiye’nin tarımda tamamen dışa bağımlı hale getirilmiş olduğu gerçeğidir. Onun dışında hangi ülkeden neyi ne kadar aldığımızı her gün tekrarlayarak milletin kafasını ütülemenin bir anlamı da bir getirisi de yoktur.

Çözüm:

Yapılması gereken; Türkiye’yi kendine yeten ülke haline getirmek amacıyla tarımı güçlü bir yapıya kavuşturmanın çarelerine odaklanmaktır. Üreticiye umut olmak, söylemde kalmayarak onu örgütlemek, örgütlü gücünü harekete geçirip onun kendisini ve ülkenin tarımını kurtarmasına önayak olmaktır. Yapılması gerekenleri safhalara ayırarak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe varma şeklinde yapmaktır.

Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın; Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğu, kıyamete kadar da bir tarım ülkesi olacağı gerçeğini değiştiremez. Dolayısıyla tarım, en az ulusal güvenlik, sağlık, eğitim ve adalet kadar önemsenmesi gereken stratejik bir kamu alanıdır. Zira karnını doyurmada başkasına muhtaç olan bir millet, hiçbir konuda bağımsız, özgür ve esenlik içinde olamaz.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ