sonhaber16.com

Saraylar, halkın yoksulluğu üzerinde yükselir

Saraylar, halkın yoksulluğu üzerinde yükselir

ALTIN VE ALÇAKLIK ÇAĞLARI:

Petrol ve gıda; dünyada birinci derecede öneme sahip iki meta. Yüz yıldan fazladır dünyanın kaderini belirleyen petrol ve mamulleri, daha bir süre dünyanın kaderini yönetmeye devam edecek gibi. Gıda ise bazılarına göre, şimdi değil ama dünyadaki fosil yakıtların tükenmesi sonucu stratejik öneme kavuşacağı tasavvur edilmektedir. Oysa bize göre gıda, yeryüzünde canlı yaşam başladığından bugüne her düzeyde stratejik önemini korumaktadır, dünya durdukça da korumaya devam edecektir.

İnsanlarda sosyal yaşam olmadan önce ve sonra akıl tutulması yaşamadıkları sürece gıdaya erişim konusunda pek de bir sorun yaşamadıklarını şu örnekten anlıyoruz: Bursa’nın Akçalar beldesindeki arkeoparkta bulunan insan kemiklerinden yola çıkılarak, 8 bin 500 yıl önce burada yaşamış topluluk üzerinde yapılan incelemede, 25 yaşlarına kadar gelmiş ancak avcılık, toplayıcılık yapamayacak kadar doğuştan engelli olduğu tespit edilen bir erkeğin, topluluğun diğer üyeleri tarafından beslendiği anlaşıldı. Herhalde buna insanlığın altın çağı denilebilir. Aynı şeyi, düşünmedikleri halde bazı diğer hayvan türlerinde de görüyoruz. Demek ki; düşünmeseler bile onlar için her çağ altın çağdır.

Bilginin arttığı, teknolojinin ve iletişimin geliştiği günümüzde altın çağlardan daha nitelikli çağların yaşanması gerekmez miydi? Oysa dünyanın birçok yerinde temiz suya erişemeyen 2 milyar insan var. Gıdaya erişemeyip açlıktan ölen milyonlarca insan var. Onuru daha fazla aç kalmasına izin vermediğinden intihar eden binlerce insan var. Her dinden “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” benzeri yücelik ifade eden söylemleri ağzına pelesenk edenlerden geçilmiyor. Güçsüzlerin açlıktan ölmesine seyirci kalan bu dinbazların leş yiyicilerden ne farkı var Allah aşkına. Bu da akıl tutulmasına yakalanan insanlığın alçaklık çağında yaşadığının göstergesi olsa gerek!

ÇELİŞKİLER ÇAĞI:

Türkiye her alanda bir çelişkiler ülkesine döndü: Ülkeyi yönetenlerin değil yıl ay gün, beş dakika arayla söyledikleri dahi birbiriyle taban tabana zıt şeyler. Suriye gibi bizi kendine örnek almaya çalışan komşu bir ülkede iç savaşın çıkmasında kolaylaştırıcı rol aldılar. Vatandaşlarımızın yarısı açlık sınırının altında yaşarken, Suriye nüfusunun üçte biri ülkemize getirildi ve bizden daha iyi bakılıyor. Desteksiz bırakılan çiftçimiz üretim yapamazken, üzerinde iç savaşın dumanı tüten Suriye’den zeytinyağı, buğday, sarımsak, soğan, patates gibi tarım ürünleri ithal edilerek önce buradaki Suriyeliler doyuruluyor, arta kalan da vatandaşlarımıza fahiş fiyattan satılıyor. El Kaide artıklarının hamiliğine soyunarak Suriye topraklarında Suriye ordusu ve Suriye meşru yönetiminin davetiyle orada bulunan Rusya ve İran güçleriyle sıcak çatışmanın eşiğine gelindi. Niçin Suriye’de bulunulduğunun cevabı verilmezken, orada hayatını kaybeden Mehmetçik, birbirimizle efelendiğimiz Amerika’nın da bir anda şehidi oluverdi.

Ekonominin yarısı kayıt dışı. Vergi adaleti yok. Sosyal devlet aldatmacasıyla yoksullaştırılan ve oy devşirilen kitleler, milletin parasıyla konsolide ediliyor. Devletin tüm ihaleleri adrese teslim yapılmakta. Yandaşlar her düzeyde kayırılmakta. İtibardan tasarruf yapılmaz denilerek akıl almaz ölçüde israf yapılmakta. Buna karşın kendinin ve çocuklarının karınlarını doyuramayan insanlar, bunu onurlarına yediremeyip vicdanları burkan yöntemlerle intihar etmekteler.

DÜNYADA GIDA FİYATLARI DÜŞERKEN, TÜRKİYE’DE NEDEN YÜKSELİYOR?

Dünyada gıda fiyatları 2018’de % 8,5 düşerken Türkiye’de iktidarın kaydettiği enflasyon % 26.2 oldu. Emperyalizmin dümen suyuna girmek insanlık için başıboş olmaktan daha beter bir durumdur. Bu da dünyanın çivisinin tamamen çıktığını göstermektedir. Çünkü bitkinin ve hayvanın doğal büyüme, gelişme ve çoğalma sınırlarını zorlayan hibrit ve GDO’lu tohumlar ile geliştirici hormonlar kullanılarak yapılan yüksek ancak insan sağlığına zararlı üretimden dolayı dünyada gıda fiyatları 2019’da da düşüktü. Lakin kendi halkının kanını emmede, alın terini sömürmede sınır tanımayan iktidar bu kez enflasyonu hesaplamada temel gıda ürünlerinin katkısını en alt düzeyde tutup, hiç kullanmadığı ürünleri de sanki 7/24 kullanıyormuş gibi hesaba katınca, 2019’daki enflasyonu % 11.84 olarak kayda geçirdi. Peki, doğru muydu? Ne münasebet; tabi ki bu da iktidarın kendi vatandaşını aldatmaya yönelik kendinden menkul bir hesaplama yöntemiydi! Zira pazardaki ve vatandaşın mutfağındaki enflasyon % 50’nin altına düşmedi. Yurt içinde gıda fiyatlarının yüksek oluşunun bir başka nedeni de her zaman söylediğimiz gibi tarımsal üretimin yetersizliğidir.

Şimdi gelelim gıda fiyatlarını etkileyen bir önemli çelişkiye daha: Petrol ve doğalgaz fiyatları da dünyada düşerken Türkiye’de yükseliyor. Daha birkaç gün önce 65,34 dolar olan petrol, 64,36 dolara düştü. Amerikan üretimi petrol 58 dolardan alıcı buldu. Petrol fiyatlarının düşüşü sık sık yaşanır ama nedense Türkiye’de çiftçi her gün mazotu bir önceki günden daha pahalıya alır.

Rus doğalgazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitmesine rağmen, bin metreküpü Avrupa’ya 240, Türkiye’ye 295 dolardan veriliyor. 2019’da ithal gaz birim fiyatı 5,6 dolardan 4,72’ye düştü. Bu haliyle BOTAŞ’ı % 25 kâra geçirmesine rağmen 36,4 TL olan doğalgaz fiyatlarının 27,12 TL’ye düşürülmesi beklenirken, 2019 Kasımı’nda bırakın düşürmeyi, % 21,5 ek zam yapıldı.

Enerji fiyatlarındaki artış, tarımda girdi olarak kullanılan mazot ve gübre fiyatlarını yukarı çeker, dolayısıyla tarımda üretim maliyetleri artar, bu da gıda fiyatlarının yükselmesine neden olur. Enerji fiyatlarının düşmesi halinde ise gıda fiyatları düşer. Bütün ülkeler enerji fiyatlarındaki düşüşü hayatın her alanındaki üretim maliyetlerine yansıtırken, Türkiye’yi yönetenler kendilerinin veya yandaşlarının sahip olduğu bu işi yapan işletmeler eliyle fırsata dönüştürmektedir. İşte, dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de artmaya devam etmesinin altında bu kurnazlık yatmaktadır. Bu kurnazlığa, enerjide özelleştirilen BOTAŞ, tarımsal üretim karşıtlığı ve gıda ithalatında da yandaş tüccarlar alet edilmektedir.

YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ:

Bu çelişkileri Türkiye’de kendi elleriyle yaratanlar, sonunda Türkiye’yi Yağma Hasan’ın Böreği’ne dönüştürmüş durumda. Kurtuluş Savaşı’nda Sovyetler, Hindistan, Pakistan gibi dost memleketlerden Atatürk’e silah ve para desteği gönderildi. Atatürk, gelen silahlarla düşmanla savaştı, gelen parayla da dünyanın en ilkeli bankası olan İş Bankası’nı kurdu. İş Bankası’nın sermayesi, teminat ve taahhütleriyledir ki Türkiye’yi ekonomide dünyanın saygın ülkelerinden biri yapan yüzlerce fabrika kuruldu. O dev ekonomik kuruluşların tamamını özelleştirme adı altında haraç mezat yandaşa satarak ülkeyi iflasa sürüklediler. Şimdi de boşalttıkları hazineye koyarak, onu da yazlık, kışlık, yüzen, uçan saraylarda müptelası oldukları israfa devam edebilmek için % 71 hissesi halka ait ve zarar etmeyen tek kuruluş olan İş Bankası’na göz dikmiş durumdalar. Halk buna dur demezse, tek yerli ve milli olarak kalan bu kale de düşecek demektir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ