
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Op. Dr. Ali AYDIN, Author at sonhaber16.com</title>
	<atom:link href="https://www.sonhaber16.com/author/aliaydin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sonhaber16.com/author/aliaydin/</link>
	<description>Bursa, ulusal ve dünya haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2021 10:21:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Botan’lı Çoban Zinê’nin Koyunları</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/botanli-coban-zinenin-koyunlari/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/botanli-coban-zinenin-koyunlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Op. Dr. Ali AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 10:20:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=160593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Onaltıncı yüzyılda yaşamış olan Botan’lı Elo Dino’nun Dicle nehrini zincirleyip, nehir üstünden geçen salcılardan haraç aldığı Dicle nehrinin birleştiği yer ile Cehennem deresi yakınlarındaki kasrı’nın olduğu yeri görmek için, o gece kaldığımız İdil’in Okçu köyünden çıkıp Cizre’ye gidiyoruz. Cudi ile Gabar’ın ayrıldığı Kasrik boğazı denilen yeri görüp, orada birkaç hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra bu defa [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/botanli-coban-zinenin-koyunlari/">Botan’lı Çoban Zinê’nin Koyunları</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onaltıncı yüzyılda yaşamış olan Botan’lı Elo Dino’nun Dicle nehrini zincirleyip, nehir üstünden geçen salcılardan haraç aldığı Dicle nehrinin birleştiği yer ile Cehennem deresi yakınlarındaki kasrı’nın olduğu yeri görmek için, o gece kaldığımız İdil’in Okçu köyünden çıkıp Cizre’ye gidiyoruz. Cudi ile Gabar’ın ayrıldığı Kasrik boğazı denilen yeri görüp, orada birkaç hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra bu defa hem şoförlüğümüzü, hem de rehberliğimizi yapan Batman’lı arkadaşımız Mem, ‘’Ali ağam’’ diyor, ‘’fazla eğlenmeyelim; hemen yola çıksak iyi olur! Daha göreceğimiz yerler var.’’</p>
<p>‘’Tamam, hemen çıkalım Mem‘’ diyorum.</p>
<p>Ben, eşim Melek, Faysal, Mem’in uyarmasıyla atlıyoruz hemen arabaya.</p>
<p>Cizre’den Güçlükonak tarafına doğru giderken birbirine yaslanmış gibi duran Gabar dağlar silsilesinin kayalıklarının o muhteşemliğini görünce, o kadar büyüleniyorum ki…  Bir tarafımızda Gabar’ın o muhteşem güzelliği, bir tarafımızda ise narin ve durgun akıp giden Dicle’nin gümüş gibi parlayan o görsel büyüsü…</p>
<p>Gabar&#8217;daki dağlar silsilesi arasında derin vadiler, korkunç uçurumlar var.</p>
<p>Gabar Dağı, Türkiye&#8217;nin Şırnak ilinin kuzeydoğusunda bulunan Güneydoğu Toroslar üzerindeki dağlar silsilesidir. Batı ve güneyinden Dicle Nehri geçer. Güneydoğusunda Cudi Dağı, kuzeyinde Eruh Dağları bulunur.</p>
<p>Gabar kayalıkları renkler cümbüşü… Gabar&#8217;ın kayalıkları renk renk, sarısı, kırmızısı, kahvesi, karası, yeşili, siyahı, alı, moru&#8230; Gabar&#8217;ın kayalıkları benek benek. Gabar gizemli&#8230; Gabar suskun&#8230; Gabar&#8217;ın eteklerindeki o ince toprak yoldan arabamızla giderken, Gabar&#8217;ın suskunluğu bizleri ürkütüyor.</p>
<p>Arabanın içinden giderken ben arada sırada kafamı eğip, çevirip camdan yana bakıp duruyorum. ‘’Melek, şu güzelliği görüyor musun? Keşke buraların zirvesine de tırmanabilseydik.’’</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-160595" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/9-650x316.jpg" alt="" width="650" height="316" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/9-650x316.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/9-500x243.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/9-768x373.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/9.jpg 800w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Melek’inde içi gidiyor; o dağlara tırmanabilmek için biliyorum.</p>
<p>Arada sırada rehberimiz Mem’e soruyorum; ‘’Mem’’ diyorum, bizim şu anda gittiğimiz bu yol sence çok güvenli mi?’’, ‘’Mem kardeş, acaba doğru yoldan mı gidiyoruz?’’, ‘’Mem, Elo Dino’nun Dicle’yi zincirlediği yere daha epey var mı ola?’’ Tek tek cevap</p>
<p>veriyor her soruma Mem. Bazen Faysal da cevap veriyor. Çok ince yılan gibi kıvrılan bir yol yapmışlar Gabar eteklerinde. Mem, bu yollarda yaklaşık otuz yıldır araba kullandığını, daha bir kişinin burnunun kanamasına sebep olmadığını söylüyor.</p>
<p>Kendisine güvenebileceğimizi, korkmamıza gerek olmadığını söylüyor. Ama ben ve Melek, yine de sürekli bir korku ve panik halindeyiz. Melek’in gözlerine bakınca, onun yaşadığı duyguları çok iyi anlayabiliyorum. Melek’in yüzünde sürekli bir korku…</p>
<p>Gabar dağları, diğer ismiyle Küpeli dağları olarak biliniyor. Gabar&#8217;ın eteklerinden, derin ve korkunç vadilerinden Dicle ve Dicle&#8217;nin kolları akıyor. Gabar&#8217;ın eteklerinden akıp giden Dicle yine durgun, yine sessiz, narin, ıssız şekilde akıp gidiyor. Dicle vadi çanağı bazı yerlerde belki yüz, bazı yerlerde belki bin metre derinlik gösteriyor.</p>
<p>Arabanın penceresinden o dik uçurumlara, yarlara, vadilere bakarken her an o korkuyu yaşayıp duruyorum.</p>
<p>Gabar dağlarının yükseklerinde yer yer kümeler ve topluluklar halinde ardıç ağaçları ve meşe ormanları var. Gözümüze ilişen o ağaçlar sanki kayaların içinden çıkıp fırlamışlar gibi. ‘’Güvenlik sebebiyle, Gabar’ın bu güzelliklerini şu an için görebilmek oldukça sınırlıdır. Hatta mümkün değildir, Ali hocam !’’ diyor Mem. ‘’Tırmanış izni olsaydı, inanın Melek hocamı da seni de Gabar’ın o zirvelerinden birine çıkartırdım.</p>
<p>Bu dağlara çobanlar bile sürüsünü getiremez. Serşivanlar, sürülerini ancak Dicle vadi yatağına getirirler. Bu nedenden dolayı, şu anda Türkiye’nin en yabanıl, en vahşi doğa alanı Gabar dağlarıdır, Sayın hocam’’ diyor, rehberimiz Mem.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-160596" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/1.-650x316.jpg" alt="" width="650" height="316" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/1.-650x316.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/1.-500x243.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/1.-768x373.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/1..jpg 800w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Gabar, neredeyse hep kayalık. Keskin, renkli, vahşi kayalıklardan, geçit vermez uçurumlardan, derin vadilerden, dik yarlardan, doğal kaya anıtları, derin kanyonlardan, derin ucu görünmez mağaralardan oluşmuş; bir birinin üstüne sanki uzanıp yatmış gibi dağlar silsilelerinden oluşmuş bir görselliği var bu dağların.</p>
<p>Rehberliğimiz ve şoförlüğümüzü yapan Mem, bize sürekli bölgeyi anlatıyor. Onu adeta can kulağı ile çok dikkatli bir şekilde dinliyoruz. ‘’Gabar dağlarının asıl sahipleri, Kırmızı sırtlandır, iki metreye uzanan çengel boynuzlu dağ keçileridir, beyaz benekli vaşaktır Ali hocam’’ diyor Mem. İnce, dar yollardan arabayı kullanırken konuşmasını da hiç kesmiyor. Uçurum kenarlarından geçerken bir anlık dalgınlık dördümüzün de hayatını bitirebilir. Uyku falan çökmesin diye Mem’i sürekli konuşturuyorum.</p>
<p>‘’Peki Mem’’ diyorum, ‘’burada sadece bu dediğin hayvanlar mı yaşıyor? Burası çok vahşi bir bölge… Buralar çok ürkütücü… Çok korkunç…Buralarda bir sürü yırtıcılar yaşıyordur.’’</p>
<p>‘’Oooo hocam… Gabar bakirdir. Bu bölgelerde artık avcılar avlanmaya çıkamıyorlar bu dağlara. Gabar’ın yabanıl hayvanları çığ gibi arttı’’ diyor Mem, ‘’Gabar dağlarının Kızıl akbabası meşhurdur hocam. Gabar’ın Kızıl akbabaları sürekli olarak Gabar’ın çok yükseklerinde, kayalıkların üstünde, gökyüzünde üçerli beşerli guruplar halinde daire çizer dururlar. Ne zaman Gabar’ın kayalıkları üzerinde yabanıl bir hayvan ya da sürüngen görseler hışımla Gabar’ın kayalıkları üzerine dalıp, pençeleri ile avlarını yakalayıp, tekrar hışımla gökyüzüne doğru yükselip, sonra uzaklara uçar giderler.’’ diyor Mem.</p>
<p>Bir ara Faysal söze karışıyor. ‘’Hocam’’ diyor, Faysal, ‘’Yıl, sanırım doksan bir ya da doksan ikiydi. Biz Batman’dan buraya dağ keçisi avlamaya gelmiştik. Arkadaşımız Şivan, Gabar’ın o dik kayalıklarından ayağı kayıp düştü. Rahmetli on sekizinde falandı… Onu dağdan indiremedik. Güçlükonak’tan Jandarma ekipleri gelip, onlar çıkardı kayalıkların arasından… Üç yüz metreye yakın dik bir uçurumdan kayıp, düşmüştü.’’ Gabar gerçekten ilginç bir yer. Faysal’ın Gabar ile ilgili anlattığı bu olay adeta dikkatimi daha çok çekiyor. Ben ve Melek pür dikkat, gezdiğimiz bu coğrafyayı olabildiğince tanımaya, öğrenmeye çalışıyoruz. Mem ile Faysal, Gabar ile ilgili acaba daha ne anlatacaklar diye hep beklenti halindeyiz.</p>
<p>Gabar&#8217;ın eteklerinde Finik antik kenti var. Finik’e gelince dördümüzde iniyoruz arabadan. ‘’Ali hocam burada fotograf çekmek istersiniz belki‘’ diyor. Yamaç adeta yıkık dökük virane yapılarla, kayalara oyulmuş magaralar ile dolu. Taş duvarların arasından ağaçlar bitmiş. Duvarların üstü otlarla kaplı. Kayalara oyulmuş mağaraların içi kapkara.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-160599" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/5-650x316.jpg" alt="" width="650" height="316" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/5-650x316.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/5-500x243.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/5-768x373.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/5.jpg 800w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Rehberimiz Mem, ‘’Ali Hocam’’ diyor, ‘’ Merak edeceğinizi biliyordum. Bize burayı anlat diyeceğinizi zaten biliyordum hocam.’’</p>
<p>Başımı sallıyorum. ‘’Evet evet’’ gibilerden… Mem, bu bölgenin coğrafyasını, tarihini o kadar iyi biliyor ki… Doğrusu her anlattığını hayranlıkla dinliyoruz. Yıkık dökük, tarihe direnen taş duvarların arasında gezerken Mem, bize Finik’in tarihini anlatıyor. Onun ağzından çıkan bilgiler, ben ve Melek’te adeta şaşkınlık yaratıyor. Yaşadığı bölgeyi doğrusu bu kadar iyi bilene zor rastlanır.</p>
<p>Finik, bir zamanlar Hasankeyf ile birlikte Dicle kenarlarının en canlı, en göz alıcı, en güzel metropollerinden biriymiş. 13.yy&#8217;da Anadolu&#8217;ya giren Timur&#8217;un ordusu Finik&#8217;i adeta tarih sahnesinden silmiş. Finik aylarca direnmiş. Açlık ve susuzluk baş gösterince teslim olan Finik şehrinin tüm halkı, bebek, çocuk, kadın, yaşlı denmeden elleri arkadan bağlanıp, başları kesilerek, kılıçtan geçirilmiş. Timur&#8217;un Finik kayalıklarına, Dicle&#8217;nin öbür yakasından atıp, fırlattığı topların izleri hâlâ silinmemiş.</p>
<p>Finik, şu anda yıkık dökük, hüzünlü bir antik yerleşim sahası. Mem, anlattıkça daha çok şaşırıyoruz. Mem, bizi asıl yerleşim sahasının yüz metre kadar ötesindeki kayalıklara vuran o top güllelerinden kalan izlerin yanına götürüp, bize gülle izlerini gösteriyor.</p>
<p>Finik’ i gezdikten sonra tekrar arabamıza atlayıp, Cehennem deresine doğru yeniden harekete geçiyoruz.</p>
<p>İnsan Gabar&#8217;ın zirvelerine baktıkça büyüleniyor. Gabar çoğunlukla sanki birbiri üstüne</p>
<p>yaslanmış; kayalıklı bir dağlar silsilesi. Gabar ile eteklerinden akıp giden Dicle nehri arasında her bir kaç yüz metrede bir antik yerleşim kalıntıları mevcut. Yıkık dökük evler; yıkık dökük antik değirmen kalıntıları; yıkık dökük eski kiliseler&#8230; Terk edilmiş yıkık dökük taş evler. İnsan o höyüklere baktıkça hüzünleniyor. İçi acıyor.</p>
<p>Gabar suskun&#8230; Gabar hüzünlü&#8230; Gabar gizemli&#8230; Gabar belki de insanlara küskün&#8230;</p>
<p>Gabar daha bakirliğinden kurtulamamış. Gabar şen değil. Gabar hüzünlü…</p>
<p>Finik’ten ayrılıp, bir kilometre kadar yol aldıktan sonra, Gabar’ın eteklerindeki yol kenarlarına, yamaçlara konuşlanmış bir Kürt koçer aşiretinin yaşadığı yere varıyoruz.</p>
<p>Mem duruyor. ‘’Hocam inelim’’ diyor, ‘’belki bu sürülerin, ağıllardaki bu davarların, hayvancılıkla uğraşan bu koçerlerin fotoğrafını da çekmek istersiniz. Bu aşiret Allikan aşiretinin bir koludur. Köpek falan vardır. Yine de dikkat edelim.’’ diyor. İniyoruz.</p>
<p>Arabadan iner inmez, Gabar’ın yamaçlarında, biri oturmuş meraklı gözlerle bizi izleyen, birisi de hayvan yalaklarına yem döken iki koçer kızını görüyoruz.</p>
<p>Hem fotoğraflarını çekmek, hem de onlarla konuşmak için eşim Melek, rehberimiz Mem ve Faysal’dan ayrılıp, yamaca doğru hızlı adımlarla yürümeye başlıyorum.</p>
<p>Çoban kızı, yamaçta oturmuş halde, kendi yanlarına doğru yürüyüp gelmekte olan bana bakıyordu. İstifini hiç bozmuyordu. Bir heykel gibi adeta kıpırtısızdı. Besbelli bu adam bizim çadırımızın, davarımızın olduğu yere doğru niye geliyor diye şaşkınlık içinde olmalıydı.</p>
<p>Gurubumuzdan ayrılıp, yamaçtaki kıl çadırdan ve naylon çadırdan yapılmış barınaklarının yanına çıktım. Yanına doğru yürüyüp geldiğimi görünce, hiç bir şey demedi. Birden göz göze geldik. On beş ya da on altı yaşlarında ancak vardı. Yanına doğru çıkıp giderken tek endişem Türkçe bilip bilmediği idi.</p>
<p>&#8221;Şivanê Kurdi&#8221; dedim, &#8221;Ben bu sürünün fotoğrafını çekmek istiyorum!&#8221; dedim.</p>
<p>&#8221;Tabii ki çekebilirsin&#8230;&#8221; dedi. Soruma Türkçe cevap vermişti. Türkçe cevap vermesini beklemiyordum. Hatta belki de beni azarlayacağından, ‘’buraya niye çıkıp geldin, ne</p>
<p>istiyorsun?’’ diye beni azarlayacağından korkup, çekinerek çıkmıştım yanına doğru. O an hemen ayağa kalktı. İnce uzun boylu, ince belli, kara kaşlı, kara gözlü, çok güzel, bir Kürt kızıydı .</p>
<p>&#8221;Keçe Kurdan, senin adın nedir?&#8221; dedim. Bir yandan da koyunlarının ve kendisinin resimlerini çekiyordum. O da muhtemelen bir yabancının aşiretlerinin içine girip, kendisiyle konuşmasını, fotoğraf çekmesini falan ilginç bulmuş olmalıydı. Yüzündeki şaşkınlık açıkça okunuyordu.</p>
<p>&#8221;Benim adım Zin&#8221; dedi, &#8221;Ama bana herkes Zînê der&#8221;</p>
<p>&#8221;Zin, Zinê&#8221; dedim, &#8221;Sen Zin&#8217;in ne anlama geldiğini biliyor musun?&#8221; dedim. Yok, bilmiyorum gibilerden omuzunu silkip, başını salladı.</p>
<p>&#8221;Zînê yani Zin, en büyük Kürt destanındaki kadın kahramanın adıdır. Sevdiği gencin mezarının başında can veren Cizre’li güzeller güzeli bir kızdır. Zin, biraz kısa bir isimdir, ama yine de güzel bir kadın ismidir. Sen yoksa o destandaki Zin misin? Bence sen o destandaki Zin olmalısın&#8221; dedim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-160598" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/7-650x365.jpg" alt="" width="650" height="365" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/7-650x365.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/7-500x281.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/7-768x431.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/03/7.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Güldü. Şaşkındı. Kendisini, ablasının, ağıllardaki koyun ve keçilerin fotoğraflarını çekmeme hiç ses çıkarmıyordu. O arada ablası su dolu mavi bir su bidonunu hayvanların yemliğine boşaltmaya başlamıştı. Birden benimle konuşmasını kesip, ablasına yardım etmeye başlamıştı.</p>
<p>&#8221;Zînê&#8221; dedim, &#8221;sen kaç yaşındasın?&#8221;</p>
<p>&#8221;On beş yaşındayım ben’’ dedi.</p>
<p>Ağılın dışındaki koyunlardan birisi sanki hastalıklı gibi görünüyordu. Tüm davar sürüsü ben yanlarına vardığımda sağa sola kaçmaya çalışırken o yatan ve yerinden kalkmaya bile gayret göstermeyen koyunu işaret ederek; ‘’Ey Keçe kurdan Zinê, bu koyun sanırsam hasta olmalı… Hiç kıpırdamıyor…’’ dedim.</p>
<p>‘’O gebedir, doğuracak bu günlerde…’’ dedi.</p>
<p>Sürü yamaca doğru, kontrolsüz şekilde naylon çadırdan uzaklaşmaya başlamıştı.</p>
<p>Kaşla göz arası Zînê eline yerden kocaman bir sırık almış, yamaca doğru koşuşturmaya, sürüyü kontrol altına almaya başlamıştı.</p>
<p>Bir süre fotoğraf çekmeyi bırakıp, onu izledim. Elindeki sırığı bir sağa bir sola sallıyor; sürüden ayrılmaya çalışan koyunların sırtına sırığı var gücüyle indiriyordu. Koyunlar sağa sola koşuştururken Zinê daha çok kızıyor, sürüye sürekli şekilde bağırıp, çağırıyor, daha çok sinirleniyor, Kürtçe ağzına gelenleri sıralayıp, döküyordu.</p>
<p>Sonra Mem ile eşim Melek’in yamacın aşağısındaki yol kenarından bana doğru el kol işareti yapıp, ‘haydi gidiyoruz, aşağıya gel’ der gibi işaretler yaptıklarını gördüm.</p>
<p>‘’Tamam, tamam, geliyorum’’ dedim.</p>
<p>Zînê&#8217;ye tekrar baktım. O da uzaktan beni izliyordu. &#8221;Haydi kolay gelsin Şivanê Kurdi, Zînê&#8230; Hoşça kal..&#8221; deyip, yamaca doğru adeta uçarcasına indim. Vadi tabanındaki dere boyuna vardığımda tekrar bu güzeller güzeli, Kürt kızına son kere kendimi tutamayıp, başımı omuzumun üstünden geri çevirip, tekrar baktım. Zînê koyunların sırtlarına indirdiği sırığını toprağa dimdik gömmüş; uzaktan bana el sallıyordu. ‘’Güle güle&#8230;güle güle git&#8230;’’ işareti veriyordu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/botanli-coban-zinenin-koyunlari/">Botan’lı Çoban Zinê’nin Koyunları</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/botanli-coban-zinenin-koyunlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kutsal Dicle’ye Yakarış!</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/kutsal-dicleye-yakaris/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/kutsal-dicleye-yakaris/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Op. Dr. Ali AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 14:17:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=159204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sen Dicle’sin. Sen coşkun, vahşi, deli, akılsız Fırat’a yar’sın. Sen Fırat’ın utangaç aşığısın. Mezapotamya’da yaşananların tek tanığı sensin. Ama senin dilin yok… Sen konuşamazsın. Ama sen yine de yaşananların tanığısın&#8230; Mezapotamya’da yaşananları görensin sen. Sen konuşamasan da ben, seni merak ettiğim yere, Lice’deki Bırkleyn’e senin çıktığın yere, kaynağına kadar gittim. Asur’un tarihini o büyük, düz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/kutsal-dicleye-yakaris/">Kutsal Dicle’ye Yakarış!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sen Dicle’sin.</p>
<p>Sen coşkun, vahşi, deli, akılsız Fırat’a yar’sın.</p>
<p>Sen Fırat’ın utangaç aşığısın.</p>
<p>Mezapotamya’da yaşananların tek tanığı sensin. Ama senin dilin yok… Sen konuşamazsın.</p>
<p>Ama sen yine de yaşananların tanığısın&#8230;</p>
<p>Mezapotamya’da yaşananları görensin sen. Sen konuşamasan da ben, seni merak ettiğim yere, Lice’deki Bırkleyn’e senin çıktığın yere,</p>
<p>kaynağına kadar gittim. Asur’un tarihini o büyük, düz kayada okudum. Asurluların sınırlarını o büyük kayadaki yazıdan öğrendim. 3. Salmonasar’ın nişanesine baktım dakikalarca. Kral’ın kayadaki yazısını görünce binlerce sene öncesini düşündüm. Salmonasar’ın nişanesini görünce sanki dilim tutulmuştu; donup kalmıştım. Bırkleyn mağaralarının kayalıklarında senin tarihine ışık tutan yazılar vardı. Tek tanığı sensin; kadim Mezapotamya’nın topraklarında yaşanan olayların.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-159212" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/3-1-640x480.jpg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/3-1-640x480.jpg 640w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/3-1-400x300.jpg 400w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/3-1-768x576.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/3-1.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Sen Dicle’sin…</p>
<p>Sen ince güzeller güzeli bir kız çocuğusun. Sen merhametlisin. Sen Fırat gibi katil olamazsın. Sen vicdanlısın.</p>
<p>Sen Fırat gibi deli, vahşi, sinirli, kavgacı, katil değilsin. Sen insanları öldüremezsin. Bana Mezopotamya’nın kadim topraklarında yaşananları anlat. Bana Mezapotamya topraklarının tarihini anlat. Konuş Dicle.</p>
<p>Sen yaşananların tanığısın.</p>
<p>Şamaş’a adanmış güneş tapınaklarıyla, Sin’e adanmış ay tapınakları ile kralların, kraliçelerin, ruhani liderlerin gömüldüğü kaya mezarlarıyla doludur, Dicle vadileri.</p>
<p>Aşağı Mezapotamya’nın tarihe geçmiş kadim halkları; Asurlular, Elamlılar, Akadlılar, Babilliler, Sümerliler, Orta Assur Bölgesi halkları; Ur, Uruk, Ninova, Babil kentlerinin halkları o utangaç, sakin, narin, uysal Dicle’yi kutsadılar hep. Dicle’nin suyunda yıkandılar. Dicle’nin suyunu içtiler.</p>
<p>Mezapotamya&#8217;nın kadim halkı Süryanilerin ataları olan Asur kralları; 1.Tiglatplaser ile 3.Salmonassar, merak ettiler; Ninova&#8217;dan kalkıp, Dicle&#8217;nin kaynağını arayıp buldular.</p>
<p>Lice&#8217;deki Dicle&#8217;nin çıktığı kaynağındaki kayalıklara çivi yazılı tarihlerini yazdırtarak, tarihe iz bıraktılar. (Dicle’nin çıktığı o kaynağın başındaki 3. Salmonasar’ın yazdırdığı yazıyı ilk görüşümde, o yazıyı daha yakından görebilmek için kendimi Dicle’nin derin sularına bırakmıştım. Beni boğulmak üzere iken ekip arkadaşlarım kurtarmıştı. Dicle ile hiç unutamadığım bir anımdır o yaşadığım olay) Orta ve Kuzey Mezapotamya’nın Kadim halkları; Asuriler, Nasturiler, Keldaniler, Ezidiler, Süryaniler… Ve daha sonra bu kadim halkların topraklarına Zagros dağlarından gelen kadim</p>
<p>halklar; Kürtlerin ataları Gutiler, Karduklular. Ve Dicle kenarındaki Cizre’yi başkent yapan, Mir Bedirhan’ın kurduğu Botan Devleti… Hep Dicle çevresini yurt yaptılar kendilerine.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-159213" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/5-361x480.jpg" alt="" width="361" height="480" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/5-361x480.jpg 361w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/5-226x300.jpg 226w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/5.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 361px) 100vw, 361px" /></p>
<p>Kuzey Mezapotamya&#8217;ya kök salmış; Amida’da bıraktığı izler ve eserler ile tarihe damga vurmuş; yok olmuş medeniyetler; Hurriler, Mitanniler, Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler… Hep Dicle çevresinde kuruldular.</p>
<p>Bismil, Batman, Kayzer, Pisyar, Garzan, Başur, Silopi ve Botan, Sason, Kulp, çayları…</p>
<p>Birleşerek bir ejderhaya dönüşür; Dicle’ye kavuşmak için. Dicle’nin sularındaki Şibot balığının lezzeti başkadır. Mem-ü Zin’in insanları ağlatan aşkı Dicle’nin etrafındaki topraklarda konuşuldu. Siyabend ile Xece Dicle’nin doğduğu kaynaklardan su içtiler.</p>
<p>Dicle uysaldır. Utangaçtır. Uslu bir kız çocuğudur Dicle. Ondan dolayıdır ki onun doğduğu, akıp gittiği topraklarda bazı kızların ismine, uysal, uslu, utangaç, çekingen olsun diye Dicle ismi verilir hep.</p>
<p>Dicle kutsal sayıldı hep. Dicle&#8217;de yıkanan insanın uzun yıllar yaşayacağı söylendi insanlar arasında. Dicle ölümsüzdür. Dicle tarihtir. Çağlara tanıklık etmiştir Dicle. Nice savaşlara sahne olmuştur. Nice savaşlardan sonra Dicle&#8217;nin suları kana bulanmıştır.</p>
<p>Yaşananların tek tanığı sensin Dicle. Bazen Fırat’ta gördü senin gördüklerini. Ağzın var, dilin var; konuşmuyorsun; sessizce akıp gidiyorsun Dicle. Bana geçmişte yaşananları anlat.</p>
<p>Bana Mezapotamya’yı anlat. Bana Mezapotamya’nın büyük krallarını, büyük kültürlerini anlat. Bana bir zamanlar dünyanın en ihtişamlı, en göz kamaştırıcı şehirlerini Babil’i, Uruk’u, Ninova’yı, Kiş, Nippur, Lağaş’ı, Ur’u&#8230; anlat. Bana dünyanın gelmiş geçmiş en vahşi kavmi olan Asurluların esirleri Mezapotamya’ya sürüp, getirip, Dicle kenarlarında kurban edip, Dicle’yi nasıl kırmızıya boyadıklarını anlat.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-159214" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-2-1-575x480.png" alt="" width="575" height="480" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-2-1-575x480.png 575w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-2-1-359x300.png 359w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-2-1-768x641.png 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-2-1.png 800w" sizes="auto, (max-width: 575px) 100vw, 575px" /></p>
<p>Asur’lu büyük Sargon’un Ninova’da yaptırttığı o büyük Saray ve kütüphane şimdi nerede?</p>
<p>Asurbanipal’in askerlerinin fethedilen yerlerden toplayıp, getirdikleri bilim, sanat, din gibi konularda yazılmış tabletler ve papirüslerin saklandığı, Ninova’daki o büyük kütüphane nerede? Asurbanipal’in o büyük koleksiyonu şu an nerede?</p>
<p>Sanherip’in kuşatma rampası yaptırıp, 25.000 ton taş ve toprak ile gömüp, yok ettiği, binlerce yıl toprak altında yatan, hâlâ toprağın altında gömülü olan, gün yüzüne çıkarılmayan, o lakiş şehri nerede?</p>
<p>Tarihin Babası Heredot’un ‘gördüm’, deyip, tarif ettiği, Babil’deki 7 kattan ibaret dediği, Babil’in o muhteşem, devasa kulesi nerede? Nerede Tevrat’ta <strong>&#8221;Başı göklere erişecek kule&#8230;&#8221;</strong> denilen yedi katlı devasa, kutsal kuleler? O mabedlerde tapınak fahişeliği yapan, Tanrıça</p>
<p>İştar’ın, siyah uzun saçlı hizmetkarları olan güzel kutsal fahişeler nerede?</p>
<p>Babil’de yaşayan Sümerlilerin, Akkadlıların, Gutilerin, Amurruların, Aramilerin, Asurluların, Keldanilerin, Ahemenişlerin mirasları şimdi nerede? Hangi toprakların altında gömülü kaldılar.</p>
<p>Babil’de ölen Mekodanyalıyı nereye gömdüler? İskender’in mezarı nerede? Bana bunları söyle, bana bunları anlat narin ve uslu Dicle. Bu olayların tek tanığı sensin. Biliyorum sen utangaç ve kırılgan, narin bir kız çocuğusun. Sessizsin… Sanki dilin var da konuşmak istemiyor gibisin.</p>
<p>Gılgamış’ın başkenti Uruk’ta yaptırttığı o devasa sur duvarları şimdi nerede? Bir zamanlar Gılgamış’ın en göz alıcı, en muhteşem şehri olan Uruk şimdi nerede? Uruk’lu Gılgamış’ın fahişe tanrıça İştar adına yaptırıp, ona hediye ettiği o göz kamaştırıcı büyük kutsal tapınak, şimdi nerede?</p>
<p>Tevrat’a göre İbrahim’in ve oğlu İshak’ın doğduğu, Sümerlilere başkentlik yapan o Ur şehri nerede? İbrahim’in torunu Yakup’un çobanlık yaptığı kutsal topraklar nerede?</p>
<p>Sümerli büyük Tanrı Enlil’in yaşadığı Nippur şimdi nerede?</p>
<p>Ur-Nammu’nun yaptırttığı Tanrı Enlil’e adadığı o büyük, devasa tapınak ve zigurat nerede?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-159215" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/7-650x436.jpg" alt="" width="650" height="436" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/7-650x436.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/7-448x300.jpg 448w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/7-768x515.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/7.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Asur’lu Sanherip’in bir dağı keserek, <strong>&#8221;Zap’ın suyunu kanallar açarak çok uzaklara taşıdım…&#8221;</strong> dediği o kutsal kanallar nerede?</p>
<p>Halikarnaslının ‘’İhtişamı bütün şehirleri aşar dediği Babil’deki Tanrılar kapısı şimdi nerede?</p>
<p>Babil’in kutsal sur kapılarının Luvr’da, Metropolitan’da, Britis müseum’da ne işi var?</p>
<p>Nabukadnezar’ın eşi Semiramis üzülmesin diye yaptırttığı, Semiramis’ın gezindiği Babil’in o asma bahçeleri nerede?</p>
<p>Bana bunları anlat Dicle… Bana bunları anlat.</p>
<p>Güneydoğu Toroslardan başlar o kutsal Dicle’nin hikâyesi. Güneydoğu Torosların zirvelerindeki ak örtüler ilkbaharda erimeye başlayınca, bu dağların eteklerine doğru akmaya başlar eriyen o kar suları. Vahşi nehirler, dereler birleşe birleşe kutsal Dicle’yi oluşturur.</p>
<p>Dicle-Eğil ilçelerinden, Lice’deki Bırkleyn mağaralar bölgesinden başlar, Dicle’nin hikayesi esasında.</p>
<p>Hani’deki ambar vadisinde, Lice’deki Bırkleyn mağaralarının çıktığı vadilerde, Amida’nın Hevsel bahçelerinde, Raman dağının eteklerinde, Cudi ile Gabar’ı ayıran senin kolun olan Mem ile Zin’in yattığı Cizre’deki Kızılsu çayında, Andok’ta eriyen Kulp vadilerinde senin yakınına gelip, çıplak ayaklarımı senin sularınla yıkadım. Eğil’de senin üstünden yüzerek geçtim. Eğil kalesine çıkıp oradan baktım sana. Botan çayının sana kavuştuğu yeri görmek için Siirt ile Güçlükonak arasındaki yere kadar gittim. Sana katılan Dargeçit ile Güçlükonak arasındaki Ilısu çaylarındaki sazan balıklarından, Hevsel bahçelerinin geçtiğin yerdeki Şibot balıklarından tutup yedim. Senin adının verildiği Üniversite de okudum. 4 asır önce seni zincirleyip, üstünden geçen salların sahibi bezirganlardan aldıklarını Botan halkına dağıtan Elo Dino’nun efsanesini öğrenmek için, İdil’e, Bafe’ye, cehennem deresine kadar gittim.</p>
<p>Dicle&#8217;nin kolları birleşe birleşe korkunç bir ejderhaya dönüşür ki, ben onu Kuzey Mezapotamya’nın utangaç, uslu, sakin, narin ve kırılgan kızına benzetirim hep. Utangaç ve sakin Dicle, vahşi, çılgın, öfkeli Fırat’a kavuşalabilmek için akar gider; Mezapotamya topraklarına doğru.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-159216" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/2-650x316.jpg" alt="" width="650" height="316" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/2-650x316.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/2-500x243.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/2-768x373.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/2.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Dicle, Diyarbakır, Bismil, Batman, Hasankeyf, Cizre, Musul’dan geçer. Bağdat’ı ikiye böler.</p>
<p>Aşkın ve sevginin hızı, kavuşmanın özlemiyle Şat-ül Arap vadisinde vahşi, çılgın, öfkeli Fırat’a kavuşur. Basra körfezine vardığında ise ummanlara akar gider o iki âşık.</p>
<p>Kutsal kitaplara konu olmuştur o utangaç Dicle. Danyal peygamberin mücizesine dönüşmüştür. Tevrat’ı yazanlar, ona Digris dediler. İncili yazanların hepsi, Luka, Matta, Markos, Yuhanna ona Tigris adını verdiler. Kitabı kutsal sayılmayan Kıvrıs’lı Barnabas’ta ona Tigris demişti. Kur’an’ı yazıya geçiren ise ona Dijle adını verdi.</p>
<p>Paleolitik çağ bittikten sonra başlayan Mezolitik çağda insanlar onun çevresine yerleştiler.</p>
<p>Onun çevresindeki, Dicle vadisindeki kayalıklı yamaçlarda oyuldu ilk mağaralar. Neolitik çağ insanı onun çevresine ekti ilk buğdayını, arpasını.</p>
<p>Medeniyetlerin kuruluşuna şahitlik etti. Akışıyla toprağa can verdi; hayat verdi. Adem ile Havva’yı besledi. Çevresindeki yeşil ormanlarıyla, kurtların, kuşların, kuzuların barınağı oldu her zaman. İlk evler, ilk köyler, ilk kentler onun çevresinde kuruldu. Karacadağ’ın eteklerinden toplanan ilk yabani arpa, ilk yabani buğday onun çevresine ekildi. İlk arslan, ilk ceylan, ilk tavşan onun çevresinde avlandı. İlk kan onun çevresinde akıtıldı. İlk cinayet onun çevresinde işlendi.</p>
<p>İlk av sahneleri onun çevresindeki kayalıklara, onun çevresindeki mağaraların duvarlarına çizildi. İlk mülkiyet sorunları, ilk toprak kavgaları, ilk başkaldırış, ilk askeri darbe girişimi onun</p>
<p>Asurlu 3. Salmonosar ile kardeşi arasında onun çevresinde yaşandı. Bir krala karşı, Dehak’a karşı ilk suikast onun çevresinde gerçekleştirildi.</p>
<p>İlk inançlar Dicle’nin etrafında kutsandı. İlk mabetler gökyüzüne onun çevresinde yükselmeye başladı. Peygamberler, havariler, azizler, sahabeler, evliyalar, ermişler, dervişler&#8230; Buradan geçti batıya, kuzeye ve güneye.</p>
<p>Her renkten ve ırktan insanlar Dicle çevresinden göçüp, giden insanlar sayesinde ortaya çıktı. Dicle çevresinden göçen insanlar yollara düşüp, şehirlere ve ülkelere harmanlandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-159217" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/8-650x366.jpg" alt="" width="650" height="366" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/8-650x366.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/8-500x281.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/8-768x432.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/8.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Köprüler, Kaleler, Antik kentler, Surlar, gökyüzüne doğru yükselip giden kutsal mabetler ilk Dicle’nin etrafında ortaya çıktı. İlk ordular, ilk krallar, ilk sultanlar onun çevresindeki topraklarda egemenlik kurdular.</p>
<p>Fırat’a kavuşana kadar, Nil gibi hep yalnızlığa akar Dicle. Dicle’nin çevresindeki topraklarda güneş başka bir renkte doğar. Onun çevresindeki topraklar kutsaldır. Rüzgar buralarda bir başka eser; Mereto eteklerinden, Karacadağ eteklerinden, Bağok dağlarından, Batı Raman dağlarından, Şengal dağlarının eteklerinden; derin vadilerinden esen rüzgarlar Mezapotamya topraklarının üstünde eser durur hep. Dağların eteklerinde yetişen çiçeklerin, otların kokusu o kutsal dağların eteklerinden gelen esintiyle, tüm Mezapotamya topraklarına dağılır. Dicle&#8217;nin etrafındaki Mezapotamya toprakları bahar gelince hep çiçek kokuları ile yıkanır.</p>
<p>Sen Dicle’sin. Sen coşkun, vahşi, deli, akılsız Fırat’a yar’sın. Sen Fırat’ın utangaç aşığısın.</p>
<p>Sen vicdanlısın. Fırat gibi akılsız değilsin. Fırat gibi katil değilsin. Mezapotamya’da yaşananların tek tanığı sensin. Dilin olmadığını biliyorum. Benim senden başka tanığım yok.</p>
<p>Bana bunları anlat Dicle… Bana bunları anlat.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/kutsal-dicleye-yakaris/">Kutsal Dicle’ye Yakarış!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/kutsal-dicleye-yakaris/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varta Aşiret Reisinin Karısı Xece’ye (Hatice) ziyaret</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/varta-asiret-reisinin-karisi-xeceye-hatice-ziyaret/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/varta-asiret-reisinin-karisi-xeceye-hatice-ziyaret/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Op. Dr. Ali AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2021 16:10:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=158178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ona binlerce yıl önce Kuzey Mezapotamya’da yaşayanlar, Malo Ato dağı dediler. Sonra adı Maruto oldu. Bir ara Mereto oldu. Bir ara Aydınlık dağı oldu. Ama hiç kimse sonradan bozma Aydınlık dağı ismiyle anmadı o dağın ismini. Mereto, Güneydoğu Toroslar&#8217;ın, hatta tüm Mezopotamya’nın en yüksek, en ulu dağıdır. Mereto’nun eteklerinde yüzlerce kanyon, derin vadiler, binlerce uçurumlar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/varta-asiret-reisinin-karisi-xeceye-hatice-ziyaret/">Varta Aşiret Reisinin Karısı Xece’ye (Hatice) ziyaret</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ona binlerce yıl önce Kuzey Mezapotamya’da yaşayanlar, Malo Ato dağı dediler.</p>
<p>Sonra adı Maruto oldu. Bir ara Mereto oldu. Bir ara Aydınlık dağı oldu. Ama hiç kimse sonradan bozma Aydınlık dağı ismiyle anmadı o dağın ismini.</p>
<p>Mereto, Güneydoğu Toroslar&#8217;ın, hatta tüm Mezopotamya’nın en yüksek, en ulu dağıdır. Mereto’nun eteklerinde yüzlerce kanyon, derin vadiler, binlerce uçurumlar, sivri tepeler, yüzlerce dere yatağı vardır. Mereto aynen piramit gibi bir dağdır.</p>
<p>Mereto kutsaldır. Efsanesi olan, mitolojisi olan bir dağdır Mereto.</p>
<p>Mereto dağında bahar, yaz kış rüzgar, ayaz hiç eksik olmaz. Mereto’nun rüzgarı uğultuludur. Nasıl bir hayvanın bacağı kırılır ya hani… Canı yandığı için acı acı bağırır ya o hayvan. İşte aynen acı acı, bağırarak eser Mereto yamaçlarının rüzgarı.</p>
<p>Mereto yamaçlarında rüzgar deli eser. Acı eser. Mereto’da rüzgar, ayaz hiç eksik olmaz.</p>
<p>Mereto dağı kokulu bir dağdır. Mereto zirvesine doğru indiğimizde, dağ otlarının, kır çiçeklerinin kokuları beni adeta çarpmadı desem yalan olur.</p>
<p>Mereto dağı adeta kokulu bir dağ.</p>
<p>Mereto adeta bir kokular denizi…</p>
<p>Mereto kekik kokulu, püren kokulu bir dağ.</p>
<p>Mereto yamaçları sanki bir sütleğen otu tarlası…</p>
<p>Mor renkli Çan</p>
<p>Çiçeği, Kavun içi renginde gelincik çiçekleri, mavi &#8211; mor jentianalar, yabani menekşeler, arap saçı otları, püren otları… Otun çiçeğin binlercesi…</p>
<p>Mereto&#8217;nun etekleri, mavi- mor, beyaz çiçekli hayıt çalıları ile dolu.</p>
<p>Mereto&#8217;nun etekleri sanki bir hayıt ormanı. Ben hayatımda bir çok dağa gittim, çıktım, indim, ama Mereto gibi kokanını hiç görmedim. Mereto sanırsın ki sanki kır çiçeklerinin kokularıyla özellikle yıkanmış bir dağ.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-158184" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/alI-1-650x366.png" alt="" width="650" height="366" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/alI-1-650x366.png 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/alI-1-500x281.png 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/alI-1-768x432.png 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/alI-1.png 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Mereto’nun kokusu beni adeta çarpıyor. İçimi hoş ediyor.</p>
<p>Mereto’nun dik yamaçlarında acı acı, uğuldayarak esen o rüzgar dağ otlarının, kır çiçeklerinin kokusunu sanki onlardan çekip almış da sanki Mereto yamaçlarını kokuyla yıkamış. Dağ çiçeklerinin, otlarının kokuları adeta içime ferahlık veriyor.</p>
<p>Mereto’nun kokusu adeta burun deliklerimi sızlatıyor. Birden burun deliklerimin her nefes alış verişte inip kalktığını, içime güzel kokuların dolduğunu hissediyorum. Bu kutsal dağ, dağcı ekibimizle birlikte Mereto eteklerine vardığımızda bu güzel kokularıyla sanki bize hoş geldin demek istemişti.</p>
<p>Dünyanın en güzel kokulu bitki örtüsüne sahip Mereto’dan yayılan kokunun güzelliği içime işliyor. Adeta huzur ve mutluluk, ferahlık içinde kendimi kaybediyorum.</p>
<p>Mereto delidir. Mereto katildir. Mereto’nun rüzgarı insanın bedeninin çıplak yerlerine değerse, insan sanki vücuduna buzdan bir kılıcın değdiğini anlar. Mereto, Asurlular zamanından beri insanları hep korkutmuştur. Kuzey Mezapotamya insanı Mereto’nun ihtişamı ve heybeti karşısında, onu ulaşılmaz ve kutsal bir yer gibi görmüşlerdir.</p>
<p>Kuzey Mezapotamya insanı kötülük yapan birini Mereto senin canını alsın, Mereto senin yüzünü güldürnesin diye korkuturlarmış.</p>
<p>Gece olunca, çakır yıldızların kirp kirp ettiği gecelerde Mereto’nun eteklerinden bakıldığında Mereto’nun ihtişamı insanların yüreğine inen bir korku salar. Sason’un yüzlerce vadileri vardır. Sason’daki bu yüzlerce vadi içinde yaşayan, ki onlar şu anda hâlâ eski zamanlardan kalan Ermenilerin torunlarıdır ki, işte bu insanlar, gece olunca</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Gökyüzünde dolunayın ya da çakır yıldızların bol olduğu gecelerde yüzlerini mutlaka Mereto’ya döndürüp, Mereto’nun karanlıktaki silüetini izlerler. Sason vadileri içinde yüz beş yıldır, gizlenerek, korku içinde yaşayan, kimliklerini sürekli şekilde gizlemeye çalışan o Ermeni, Süryani, Keldani artıkları insanlar, Mereto’nun kendilerine şans getirmesini dilerler. Çakır yıldızların kirp kirp ettiği gecelerde Mereto’nun siyah silüetine bakan insan Mereto’yu sanki iki üç kat daha büyümüş gibi görür.</p>
<p>Kuzey Mezapotamya insanı için dağlar kutsal birer mekandı. Dağlar can güvenliğinin sağlandığı, savaşlar sırasında insanların canlarını kurtarabildiği kutsal sığınma yerleriydi. Kuzey Mezapotamya’da kutsallığı olan dağ sadece Mereto değildir elbet.</p>
<p>Babilliler, Sümerliler, Akadlılar, Asurlular için Cudi kutsaldı. Cudi felaket anında insanların kurtulması için son sığınaktı. Ergani’deki Makam dağı müslümanlar için ve Ermeniler için kutsaldı. Makam dağının zirvesinde Zülküfl’ün yaşadığı ifade edildi yüzyıllardan beri. Yine Ermeniler onun zirvesine Meyrem Ana Manastırını yaptılar.</p>
<p>Kulp&#8217;taki Andok da kutsaldı. Yüz yıllardan beri onun zirvesinde yatan evliya ya adak sunmak için, her yıl Temmuz ayının son haftasında insanlar onun zirvesine çıkmak için uğraş verdililer. Nusaybin’den doğuya doğru uzayıp giden Bağok dağları Asurilerin, Süryanilerin yeri yurdu, savaş anlarında canlarını kurtardıkları birer</p>
<p>sığınma yerleri oldu. Süryaniler Bağok dağları üzerine tam on dört manastır ve kilise yaptılar. O manastırların en ünlüsü Dağ Keçisi Manastırı adıyla anıldı.</p>
<p>Mereto adının Aramice’de dünyanın sahibi anlamına gelen Maruta’dan kaynaklandığı kabul ediliyor. Sason çevresinde kutsal bir dağ olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Hatta “Marattu” sözcüğü yemin yerine de geçiyor. Dağın zirvesindeki kilisenin sınırları içinden alınan toprak ise akrep sokmalarında panzehir olarak kullanıyor. Ancak bir şartla; bu toprağın panzehir olması için o kişi tarafından ilk kez alınmış olması gerekiyor.</p>
<p>Eskiden Sason Ermenileri Vartavar Bayramı’nda kafileler halinde Mereto Dağına gelerek üç gün süren kutlamalar yaparmış. Sason’dan ve Sason çevresindeki yüzlerce vadiler içinden yürüyerek Mereto zirvesine doğru yürümeye başlayan o insanlar bir hafta içinde varabilirlermiş bu kutsal dağın zirvesine.</p>
<p>Zirve çıkışından sonra, artık inişe geçme vaktidir. Hedefimiz, Mereto eteklerindeki Varta aşireti reisinin karısı Xece (Hece &#8211; Hatice) ile yayla hayatı üzerine konuşmak için, onların aşiretinin yerleştiği yere, gitmek. Bizi dağdan indiren, aynı zamanda hem şoförlüğümüzü, hem liderlik ve rehberliğimizi yapan, Sason’un Mereto köyünün muhtarı İlhami Baran’ın yeğeni Haso Dağdeviren, bizi Varta aşiretinin her yıl yaylak olarak kullandığı Mereto eteklerindeki kamp yerine götürecek. İlhami muhtara daha Mereto’ya çıkmadan önce Mereto yaylalarındaki aşiretlerden birinin ileri gelenlerinden birisi ile röportaj yapmak istediğimi söyleyince, İlhami Muhtar, bana yıllardan beri çok yakından tanıdığı, bazen süt ve süt ürünleri alışverişi yaptığı Varta aşireti reisinin karısı Xece ile görüşebileceğimi, bizi zirve inişinden sonra, yaylaklarında karşılayacaklarını söylemişti.</p>
<p>Mereto ve Zovoser dağı eteklerinde, bin altı yüz, bin sekiz yüz metre yüksekliklerdeki derin vadilerde ve uçurum diplerinde, kanyonlarda, kayalıklar arasındaki yaylakları, her yıl Nisan ve Mayıs aylarında Midyat, Nusaybin, Cizre, İdil, Silopi bölgelerindeki kışlaklarından gelen Kürt koçer aşiretlerinden gelenler doldurur. Mereto ve Zovoser’in eteklerindeki her bir yerleşim sahasına hangi aşiretin gelip yerleşeceği bellidir. Kürt koçer aşiretleri, Mereto ve Zovoser yaylalarına çıktıkları zaman bir yıl önce hangi kayanın kenarına, hangi uçurumun yakınına, hangi derenin kenarına yerleşmiş ise yine hep aynı yere gelip yerleşir. Kürt koçer aşiretlerinin üyeleri bir yıl önce başkasının mekan tuttuğu yere gelip yerleşmez.</p>
<p>Mereto ve Zovoser yaylalarında Cizre ve İdil tarafından gelen aşiretler, hiçbir zaman Midyat ve Nusaybin civarından gelen Süryani ve Arap aşiretlerinin yakınlarına yerleşmezler. Mereto ve Zovoser yaylalarındaki aşiret hukuku çok sıkı bir disipline tabidir. Mereto ve Zovoser’de bir aşiretin sürüsünün çıktığı yaylaklara, başka bir aşiretin sürüsü giremez. Mereto ve Zovoser eteklerindeki binlerce yıllık töreyi hiçbir aşiret üyesi bozmaya yönelik bir niyet taşımaz. Mereto ve Zovoser’in aşiret kanunlarını her kim ihlal ederse, o aşiretin bir daha Mereto ve Zovoser eteklerinde ikamet edebilmesi, yaz aylarını geçirebilmesi mümkün değildir. Aşiretler arasındaki anlaşmazlıklar bu yörede kan dökülmesiyle sonuçlanır. Aşiretlerin silahlı adamları mutlaka karşı aşiretten bir can almadıktan sonra rahat ve huzura kavuşamazlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-158185" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/ali-2-650x311.png" alt="" width="650" height="311" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/ali-2-650x311.png 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/ali-2-500x239.png 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/ali-2-768x368.png 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/ali-2.png 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p><strong>Mereto ve Zovoser’in eteklerinin yasası acımasızdır.</strong></p>
<p>Mereto zirvesinden inişe geçtikten sonra şoförümüz ve rehberimiz Haso Dağdeviren bizi yaklaşık elli civarında kıl ve naylon çadırın olduğu, yamaca dağılmış bir sürü davar ağılının olduğu, kayalık bir dağ yamacına kadar getiriyor.</p>
<p>Xece (Hece- Hatice) kırk beş yaşlarında, yeşil şalvarı, mor elbisesi ve kafasında beyaz- pembe örtüsü ile Şırnak’ın Silopi ilçesinden Mereto eteklerine gelen Varta aşiret liderinin eşi olduğunu söylüyor. Yaklaşık 15.000 civarındaki bir keçi ve koyun sürüsünü, Mereto’nun bu yaylasına getirdiklerini, aslen Silopi’nin Yolağzı köyü, Başgören mezrası ile Koruyan mezraları arasında yaşadıklarını söylüyor.</p>
<p>Xece çok güzel Türkçe biliyor. Onu hem konuşturuyorum, hem de ara da sırada onun fotograflarını çekiyorum. Türkçe’de ki Hatice’nin karşılığı, Kürtçe’de Xece’dir.</p>
<p><strong>&#8221;Xece&#8221;</strong> diyorum, &#8221;Madem Silopi civarından buraya gelmişsiniz; sizin o bölgede Cudi dağı var. Peki sürünüzü niye Cudi’nin yaylalarına çıkarmadınız da yüzlerce kilometre yolu aşarak, Mereto’ya getirdiniz?&#8221;</p>
<p>Ben, eşim Melek, arkadaşımız Faysal ve Mehmet Can ayaktayız. Xece ile benden başka konuşmak isteyen yok.</p>
<p>&#8221;Ağam&#8221; diyor Xece, &#8221;Ağam Cudi pek yüksek değildir ağam.&#8221;</p>
<p>&#8221;Peki Xece, Silopi’de niye sürünüzü otlatmıyorsunuz ki?’’</p>
<p>Dikkatlice yüzüme bakıyor Xece. Birden Mereto’nun bu yaylaklarındaki derin vadiler, kayalıklar arasında hol denilen kuru taş duvarların örülüp, üstlerinin örtülmesi ile yapılmış evlerde yaşayan insanlar birer ikişer çıkmaya başlıyorlar sağdan soldan.</p>
<p>‘’Ağam‘’ diyor Xece, ‘’Ağam Silopi, Cizre, İdil çok sıcak alan bölgelerdir. Orada Mayıs bittiği an yeşil ot kalmaz ki… Sürü sararmış otu niye yesin ki Ağam? Biz sürüyü yeşilin bol olduğu yere süreriz ki, davarımızın sütü bol olsun…’’</p>
<p>Bu arada eşim, Xece’nin yanına yanaşıyor. Birlikte hatıra fotoğrafı çektirmek istiyor eşim. Birlikte fotoğraflarını çekiyorum.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Xece bize taze süt ikram etmek istiyor. ‘’Yok, zahmet etmeyin, gerek yok, içmiş kadar falan olduk…’’ diyoruz. Xece diretiyor. Birden beş metre öteye gidip, o kuru taş duvarlardan örme holün kapısından içeriye doğru Kürtçe bir şeyler söylüyor.</p>
<p>Birden Faysal’a dönüyorum. Faysal, Batman’lı arkadaşımdır. Aslen Cizre’li. Dediğine göre bir zamanlar Cizre’de kurulmuş olan Botan devletinin kurucusu Bedirhan’ın soy ağacındanmış. Ne derece doğru bilemem.‘’Faysal, bu ne diyor yahu?’’ diyorum.</p>
<p>‘’Kızına kalk misafirler geldi, süt ısıt diyor. Kızını azarlıyor.’’</p>
<p>Ben birden Xece’ye dönüyorum. ‘’Yok Xece… Yok yok.. İnan zahmet etme…’’</p>
<p>‘’Ağam olur mu? Bak buraya kadar zahmet edip gelmişsiniz ağam. Olmaz ağam, olmaz….’’</p>
<p>Yaylacıların kaldığı, o ilkel görünümlü, kuru taş duvarlı hollerden birinin içinden, on beş yaşlarında, dünyalar güzeli bir çoban kızı anında fırlıyor; o mağara gibi yerin içinden. Gözlerinin içi gülen bir kız. Belki de bu aşiretin en güzel kızı odur. Kafasında asker şapkası var. Mor bir örtüsü, yeşil bir lastik ayakkabısı var.</p>
<p>Melek; ‘’Ali’’ diyor, ‘’İkramını kabul etmezsek, alınacak. Temiz olmadığımız, bizi pis gördükleri için, çadırda yaşıyoruz diye, aşağılayıp, ikramlarını geri çevirdiğimizi düşünecekler!‘’ diyor.</p>
<p>Eşim Melek’in uyarmasıyla son anda aklım başıma geliyor. Kafamda adeta bir şimşek çakıyor.</p>
<p>‘’Tamam Xece’’ diyorum, ‘’Hadi bakalım senin Silopi’den buraya kadar getirdiğin o süründeki keçilerin sütünden içelim…’’</p>
<p>Xece’nin gözleri gülüyor. Birden telaşlanıyor. Sanırsın ki eli ayağına dolaşıyor.</p>
<p>Xece’nin heyecanı bir başka.</p>
<p>O güzel kızın adı Berivan imiş. Xece, ‘’Berivan’’ diye seslenip,</p>
<p>Berivan’a Kürtçe bir şeyler söylüyor. Bu arada söyleyeyim, Berivan’ın Kürtçe’de ki anlamı Süt sağan kız demektir.</p>
<p>Berivan birden kayboluyor.</p>
<p>Eşim Xece’ye; ‘’Abla’’ diyor, ‘’Nasıl, geceleri yattığınız bu evler serin oluyor mu? diyor.</p>
<p>Bu arada çevredeki o mağarayı andıran, yaylacıların taşlardan ördüğü kuru duvarlı hollerin içinden bir sürü yaylacılar çıkmış; meraklı gözlerle yüzlerini, yönlerini bizlere dönmüş; bizleri izliyorlardı. Besbelli yaylaklarına bir ziyaretçi grubunun gelmesi onların fazlasıyla dikkatini çekmiş olmalıydı. Yakınlardaki bazı kişiler, ötelerden bağırıyorlardı;</p>
<p>‘’Hoş gelmişsiniz…. Hoş gelmişsiniz…’’</p>
<p>Hollerde yaşayanlar neredeyse ya kadın ya da genç kız ya da genç erkek ve çocuk.</p>
<p>Birden eşim ile Xece, sanki kırk yıllık dostlarmış gibi oldukça koyu bir muhabbete dalıyorlar. Xece, eşime yayla hayatını anlatıyor. Akşamları çok çok serin oluyormuş.</p>
<p>Mereto eteklerine bu yıl Nisan sonunda gelmişler. Bu yıl istedikleri tarzda fazla yağış  olmadığı için, Mereto ve Zovoser’in otları biraz zayıf kalmış. Yılın yaklaşık beş ayını Mereto ve Zovoser eteklerindeki bu vadi içindeki kayalıklar arasındaki taşlardan ördükleri bu mağara gibi yaptıkları hollerde geçiriyorlarmış. Eşim ile konuşmalarını</p>
<p>pür dikkat dinliyorum. Şu ana değin keçilerden sağdıkları sütlerden peynir yapıp, oğlak derisine basıp, tulum peynirleri yapmışlar. Tulumları toprağa kazdıkları çukurlarda muhafaza ediyorlarmış. Oğlak derisine bastıkları o tulum peynirlerini Ağustos sonuna doğru Silopi’ye taşıyacaklarmış. Bazan Sason’dan peynir almak için tacirlerin geldiğini, bazen onlara da satış yaptıklarını söylüyor, Xece.</p>
<p>Xece eşim ile konuşurken birden araya giriyorum; ‘’Xece’’ diyorum, ‘’sizin bu yayla köyünde niye hiç yetişkin erkek yok?’’</p>
<p>Birden elinde alüminyumdan yapılmış yamuk yumuk bir kapta ısıttığı sütü getiren Berivan veriyor annesinden önce cevabı; ‘’Erkekler davarları üst yaylaklara çıkarırlar sabah olmadan. Güneş doğmadan yukarıdaki yamaçlara çıkarırlar. Öğle vakti de Mereto’nun eriyen karlarının oluşturduğu sulak derelerde sürüler istirahat eder ağam.’’ diyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-158186" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-3-650x366.png" alt="" width="650" height="366" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-3-650x366.png 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-3-500x281.png 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-3-768x432.png 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/Ali-3.png 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Adı süt sağan anlamına gelen çoban kızı Berivan bir elinde güğüm, bir elinde cam bardakları taşıdığı tabağı düz bir kayanın üstüne koyuyor.</p>
<p>Aç kurtlar gibi hepimiz bardaklara doldurulacak o keçi sütünden tatmak istiyoruz. Berivan o güğümdeki keçi sütünü bardaklara ayrı ayrı boşaltıyor. Dört tane de kesme şekeri getirmiş. Sanırım başka da yok olmalıydı. O şekerleri birer tane bardaklara atıyor. Bir bardak şekersiz kalıyor. Bardakları karıştırma sorununu da çok hızlı bir manevra ile çözüyoruz. Dere yatağındaki kurumuş bir otsu bitkinin dalını kabuklarından temizleyip, bardaklarımızı karıştırıyoruz. Merak ettiğimiz o keçi sütü hepimize iyi geliyor. Şeker katılmayan bardağı eşim içiyor.</p>
<p>Eşim sonra cebinden bir ellilik çıkarıp, o çoban kızı Berivan’ın ellerine sıkıştırıyor.</p>
<p>Annesi kıza Kürtçe bir şey söylüyor. Kız almamak için direniyor. Eğiliyor, bükülüyor. Yönünü dönüyor. Yere bakıyor. En sonra eşim o parayı kızın şalvarının içine sıkıştırıyor.</p>
<p>Bu arada rehberimiz Haso Dağdeviren, suskunluğunu bozup, lafa giriyor.</p>
<p>‘’Hoca bey, Aşiretli demek, göçebe Kürt‘’ demektir. ‘’Bizim buralarda bu tür koyun keçi sürüsü güdenlere koçerler diyorlar hocam.‘’</p>
<p>Haso Dağdeviren konuşmasını bitirince eşim Melek ve ekibimizde bulunan Batman’lı arkadaşım Faysal Şakar, ‘’gidelim artık’’ gibilerinden işaret yapıyorlar. Bende birden ikisinin de yüzlerine bakarak; ‘’Ne gitmesi yahu… Ben buraya niye geldim? Hele biraz durun…Varta aşiretinin eşine daha ben aşiretlerinin tarihini soracağım.’’ diyorum.</p>
<p>‘’Xece siz bu sürüyü Silopi’den buraya nasıl getirdiniz. Zor olmadı mı? Arada epey mesafe var ’’ diyorum.</p>
<p>O arada Xece’nin o güzeller güzeli kızı Berivan araya giriyor. Biz konuşurken sağdan, soldan hol olarak kullanılan barakalardan birer ikişer insanlar görünüyor.</p>
<p>Dikkatlerini çekmiş olmalıyız ki hepsi de bakışlarını bizim üstümüze çevirmişler.</p>
<p>‘’Ağam‘’ diyor süt sağan kız, ‘’Ah ağam ah… Sürümüzün buralara gelmesi neredeyse bir hafta sürdü. Biz sürüyü, Cizre, Gabar dağı eteklerinden, cehennem deresi vadisi boyunca Güçlükonak’tan önce Siirt’e, sonra’da Kurtalan yolu ile işte bu Meroto yaylalarına getirmişiktir ağam. Zor olmuştur sürüyü, davarı getirmek. Serşivanlar getirmiştir sürülerimizi.’’</p>
<p>Süt sağan Berivan kızın Türkçesi de aynen annesi Xece gibi oldukça akıcı.</p>
<p>Bu arada Melek, Xece’ye dönüyor. Sonra bana dönüyor. ‘’Ali’’ diyor, ‘’ Abla bize aşiretlerinin tarihini anlatsın. Hani merak ediyordun ya… Oraya gidince ilk önce aşiretlerinin tarihini soracağım diyordun. Merak ettiğin soru buydu. Haydi sorsana…’’</p>
<p>‘’Xece’’ diyorum, ‘’Bana aşiretinizden, biraz Varta aşiretinden bahseder misin?’’</p>
<p>‘’Tabiiki… Anlatayım ağam…’’ diyor, Varta aşiret reisinin karısı. Her merak ettiğimiz soruda bize öyle sıcak davranıyorlar ki. Bu samimiyet ve sıcaklık karşısında etkilenmemek mümkün değil.</p>
<p>Söze birden süt sağan o güzel kız giriyor; ‘’Hoca ağam, istersen ben anlatayım. Aşiretimiz ile ilgili o kısımları Aney pek bilmez.’’</p>
<p>‘’Olur Berivan, olur… Sen anlat’’ diyorum.</p>
<p>Başlıyor Berivan anlatmaya: ‘’Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan göçebe Kürtlerin belirli rotaları vardır ağam. Varta aşireti, Şırnak rotasında yer alır. Şırnak rotası, Hakkâri’nin yüksek yaylalarından, Siirt, Batman, Sason ve Mardin’e kadar olan</p>
<p>coğrafik alanı kapsar. Bu illerin yaylalarında bizler, yani Varta aşiretinin koçer Kürtleri seyahat ederler. Varta aşiret Kürtleri, Şırnak ve Silopi’de yerleşen göçebe Kürt koçerleri içinde de en sık nüfusa sahip aşirettir.’’</p>
<p>Süt sağan o güzel Berivan, o kadar akıcı bir Türkçe ile konuşuyor ki, sanırsın bu kız Kürt kızı değil de öz be öz Türk kızı. Ben, eşim Melek, Faysal, Mehmet, rehberimiz Haso Dağdeviren pür dikkat bu Kürt koçer kızının anlattıklarını hayranlıkla dinliyoruz.</p>
<p>‘’Varta aşiretinin liderinin adı Koçer Hüso’dur ağam. Benim babama Koçer Hüso derler. Aşiret lideri olan babam aynı zamanda on beş bin keçi ve koyundan oluşan bu büyük sürünün de serşivanlığını yapıyor. Şerşivan diye Başçobanlara derler.Varta’lı Kürt koçerlerinin aşiret liderliği yaklaşık iki yüz yıldır babadan oğula geçiyor diyor aşiret liderinin süt sağan o güzel kızı.</p>
<p>Varta aşireti liderinin güzel kızı Berivan, aşiretleri ile ilgili bana şunları söylüyor:</p>
<p>&#8221;Bizim aşiretimizin bilinen tarihi yaklaşık 300 yıl geriye gitmektedir ağam&#8221; diyor, &#8221;Aşiretimiz Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesi civarından Güneydoğu&#8217;ya kök salmıştır. Aşiretimiz bilinmeyen sebeplerle Viranşehir’den göç edip, doğuya doğru göç etmişlerdir. Varta’lı koçer Kürtleri Silvan civarına gelmişler &#8221; diyor güzeller güzeli Berivan.</p>
<p>&#8221;Burada Amed paşası aşiret liderimizin kızını istemiştir. Ancak aşiret liderinin kızı o an, aşiret içindeki akrabalardan birinin oğluyla nişanlıdır. Zaten Varta aşireti kızlarını kendi aşiretleri</p>
<p>içinden biriyle evlendirirler. Bizim töremiz böyle emreder ağam. Varta aşiretinin bir kızı başka bir aşirete gelin gitmez ağam. Varta aşiret ihtiyarların divanında, Amed paşasının istemi reddedilir. Bunun üzerine aşiretimiz Siirt, Pervari, Herekol dağı etekleri, Şikere yaylaları, Çemikari yaylalarına doğru göç etmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Varta aşireti liderinin kızı o kadar güzeldir ki bu defa da Pervari’de bulunan kolluk paşası Varta aşiretini ziyaret edince, kızı görüp, kıza aşık olmuş ağam. Kolluk paşası kızı istemiş. Kız kendisine verilmez ise, Varta koçer aşiretinin bölgeyi terk etmek zorunda kalacağını söylemiştir ağam. Bunun üzerine; Varta aşireti göçebe bir</p>
<p>yaşam tarzı yaşamak zorunda kalır. Varta aşireti koçerleri, yazları bazen Sason yaylalarına, bazen Şirvan dağlarına, bazen Güçlükonak ile Cizre arasındaki Gabar dağlarına, kışın da güneydeki Dicle vadilerine göç ederek, yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmış. Senin anlayacağın ağam, bizim aşiretimiz asırlardan beri hep oradan buraya, buradan oraya göçüp durmuş. Nice eziyetler, zulümler yaşamıştır aşiretimiz.</p>
<p>Son yıllarda, hatta ben kendimi bildim bileli bizim aşiret, hep yaz aylarında Mereto ve Zovoser’deki yaylakları yurt tutar. İşte böyle ağam.’’</p>
<p>Süt sağan güzeller güzeli aşiret kızı Berivan’ın anlattıkları karşısında adeta donup kalıyoruz.</p>
<p>Mereto ve Zovoser yaylalarındaki aşiret hukuku çok sıkı bir disipline tabidir. Mereto ve Zovoser’de bir aşiretin sürüsünün çıktığı yaylaklara, başka bir aşiretin sürüsü giremez. Mereto ve Zovoser eteklerindeki binlerce yıllık töreyi hiçbir aşiret üyesi bozmaya yönelik bir niyet taşımaz. Mereto ve Zovoser’in aşiret kanunlarını her kim</p>
<p>ihlal ederse, o aşiretin bir daha Mereto ve Zovoser eteklerinde ikamet edebilmesi, yaz aylarını geçirebilmesi mümkün değildir. Aşiretler arasındaki anlaşmazlıklar bu yörede kan dökülmesiyle sonuçlanır. Aşiret hukukunun acıması yoktur.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/varta-asiret-reisinin-karisi-xeceye-hatice-ziyaret/">Varta Aşiret Reisinin Karısı Xece’ye (Hatice) ziyaret</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/varta-asiret-reisinin-karisi-xeceye-hatice-ziyaret/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAKLI GÖL&#8217;DEKİ, ÖLÜ&#8230;</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/sakli-goldeki-olu/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/sakli-goldeki-olu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Op. Dr. Ali AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 12:49:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=156901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uludağ’ın, 2210 metresinde dünyanın en güzel göllerinden birisi saklıdır. Bu göle boşuna Saklıgöl denilmemiştir. Bu gölü uzaklardan görebilmeniz mümkün değildir. Göl sanki devasa kayalıkların arasına, yamaçtaki bir düzlüğün içine gizlice saklanmış gibidir. Saklıgölü ancak yanına vardığınızda görebilirsiniz. Uludağ’ın yamaçlarında bir yerde gizlenmiş bu gölü ne üst yanındaki keskin kayalıklardan, ne aşağısındaki Karaçukur sırtlarından, ne Güvercinlik deresi vadisinin yamaçlarından, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sakli-goldeki-olu/">SAKLI GÖL&#8217;DEKİ, ÖLÜ&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uludağ’ın, 2210 metresinde dünyanın en güzel göllerinden birisi saklıdır. Bu göle boşuna Saklıgöl denilmemiştir. Bu gölü uzaklardan görebilmeniz mümkün değildir. Göl sanki devasa kayalıkların arasına, yamaçtaki bir düzlüğün içine gizlice saklanmış gibidir. Saklıgölü ancak yanına vardığınızda görebilirsiniz. Uludağ’ın yamaçlarında bir yerde gizlenmiş bu gölü ne üst yanındaki keskin kayalıklardan, ne aşağısındaki Karaçukur sırtlarından, ne Güvercinlik deresi vadisinin yamaçlarından, ne gün doğusundan, ne de gün batısından hiçbir şekilde göremezsiniz.</p>
<p>Gölün güney tarafı bıçak gibi keskin kayalıklarla kaplıdır. Yamaçlardaki kayalıkların üstü yer yer silme bir yeşil örtüyle örtülmüş gibidir. Kayalıklar renk renktir. Grisi, yeşili, moru, siyahı&#8230;</p>
<p>Bulutların olmadığı güneşli havalarda gölün güney tarafına denk gelen keskin kayalıkların yansıması gölün durgun sularına vurur. Kayalıkların arasında toprak olmasa da küçük küçük çimenler, otlar sanki yerden fışkırmış gibidir. Yeşil otlar, çimenler, çiçekler sanki yer toprağına yapışık gibidir. Gölün kuzeyi boydan boya yeşil bir halı gibi çimenlerle, mavi çiçekli yarpuzlarla kaplıdır. Göl çevresindeki kayalıkların arasında bodur dikenli çalı kümeleri vardır. O sık bodur çalı kümeleri yaz kış hiç yaprağını dökmez.</p>
<p>Saklıgöl&#8217;ün baharı Temmuz ayıdır. İlkbaharda Saklıgöl daha karlarla, buzlarla kaplıdır. Temmuz gelince gölün çevresindeki doğa sanki çıldırmış gibidir.</p>
<p>Temmuz ayı gelince gölün yakınlarındaki Karaçukur sırtları, Uludağ&#8217;ın eteğindeki Saitabat köyündeki şelalenin sularını oluşturan Güvercinlik vadisinin taşlık ve kayalık yamaçları renk renk çiçeklerle dolar. Adını bilmediğin binlerce, milyonlarca çiçek kaplar yamaçları.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156903" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-19-650x411.png" alt="" width="650" height="411" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-19-650x411.png 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-19-474x300.png 474w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-19-768x486.png 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-19.png 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Vadilerin içlerine doğru, tepelere doğru esen rüzgar çiçeklerin kokularını Uludağ&#8217;ın yamaçlarına doğru dağıtır durur. O yamaçların en güzel çiçeği Gentiana verna’dır. Temmuz geldiğinde Saklıgöl&#8217; ün çevresindeki kayalıklar bahar jentianası ya da mavi bahar yılan çiçeği olarak bilinen bu mavi çiçeklerle dolar. İnsanın o mavi çiçeklere baktıkça tekrar bakası gelir. Mavinin en güzeli, en canlısı, en göz alıcısı işte o çiçektedir.</p>
<p>Koparmaya kıyamazsın. O mavi çiçekler Uludağ&#8217;ın en güzel endemik bitkisidir.<br />
Saklıgöl&#8217;ün suları yamaçlardaki biriken karların erimesiyle oluşmuştur. Yamaçlarda eriyen kar suları birkaç küçük kaynaktan göle doğru akar. Gölün suyu buz gibidir. Gölün en derin yeri bir buçuk metreyi bulur. Temmuz sıcağında insanlar ayaklarını gölün sularına daldırsa bile suda iki dakikadan fazla tutabilmeleri mümkün değildir. Dayanabilmek mümkün değildir buzlu suya. O kadar çok soğuktur.</p>
<p>Havada bulut yokken Saklıgöl&#8217; ün birden sisle kaplanıp, görünmez olup, birkaç saat sonra sisi dağılıp, tekrar güneşin açması çok sık rastlanan bir olaydır. Bazen gölün kuzey tarafındaki derin vadilerin, yamaçların içine doğru bir sis ve bulut kümesinin hızlı bir şekilde akıp geldiği görülür. O, sis tabakası içinde bir anda göl görünmez olur. Daha sonra sis dağılıp göl tekrar yüzünü gösterir.</p>
<p>Bahar ve yaz aylarında bu hep böyle devam edip gider. Gölün güney doğu tarafında küçük bir yarımadayı andıran dil gibi bir çıkıntı vardır. O küçük yarımada Temmuz ortasında yaklaşık bir karış otlarla büyür. Gölün etrafı neredeyse taşlık, kayalık olmasına rağmen, o küçük yarımada killi, humuslu bir toprak parçasıyla örtülüdür.</p>
<p>Gündüzleri gölün olduğu yamaçlarda hiçbir canlıyı görebilmek mümkün değildir. Gündüz de olsa gölün çevresinde bir ıssızlık bir ürküntü, bir gizem havası vardır. Gölün üstünde bazen mavi kanatlı küçük bir kuşun uçtuğu görülür. Mavi kanatlı o kuş önce gölün çevresindeki bodur çalı kümelerine konar. Bodur çalı kümelerinin üstünde kanatlarıyla pır-pır yapıp, üç beş saniye sonra yerinden uçarak, gölün durgun sularının üstünde kanat çırpıp, tekrar havalanıp, uçup gider.</p>
<p>Gece yarısından sonra gölün çevresinde bir hareketlenme, bir canlılık başlar. Devasa kayalıkların arasından Uludağ’ın yaban hayvanları, kemirgenleri, başka hayvanlara yem olmamak için, gizliden gizliye göle birer birer su içmeye gelirler. Daha sonra suyunu içen hayvanlar bir bir tekrar ayrılırlar Saklıgöl&#8217; den.<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156904" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-8-650x366.jpg" alt="" width="650" height="366" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-8-650x366.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-8-500x281.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-8-768x432.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-8.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /><br />
Kent meydanından bindiğimiz minibüs, yaklaşık bir saat sonra, bizi Uludağ’ın oteller bölgesine kadar getirmişti. Minibüsün içinde toplam on iki kişiydik. Minibüsü de süren zaten arkadaşımızdı. Namık ağabeydi. O bir saatlik yol boyunca, Uludağ’daki oteller bölgesine kadar, toplam iki yüz yirmi beş tane virajı geçmiştik. Uludağın Oteller Bölgesine kendi arabalarıyla gelen dört arkadaşımızda bize katılmıştı. Böylece toplam on altı kişi olmuştuk. Hepimizde gideceğimiz rotayı çok çok iyi biliyorduk. Hedefimiz Uludağ’ın en gizemli gölü Saklıgöl&#8217;e doğruydu. Yürüyüşümüzün büyük bir kısmını karanlıkta, kafalarımıza taktığımız gece lambalarının ışığı altında yapacaktık.</p>
<p>Uludağ’ın büyük zirvesine, küçük zirvesine ve yine; Saklıgöl’ün olduğu bölgeye gitmek için, Çobankaya bölgesine gitmek için defalarca geldiğimiz o oteller bölgesine nihayetinde varmıştık.</p>
<p>Hareket yerimiz o vardığımız nokta olacaktı. O noktadan itibaren, neredeyse otuz kiloya varan, yetmiş volümlük dağcı çantalarımızı sırtlarımıza yüklenip, Uludağ’ın zirvesine yakın bir yerinde bulunan Saklıgöl&#8217;e kadar on bir kilometre boyunca yokuş boyunca Uludağ’ın bazan toprak yollarından, bazan çıplak sırtlarından, bazen patikalardan yürüyecektik. Saklıgöl&#8217;ün kenarında dağcı çadırlarını kurup, geceyi çadırlarımız da geçirip, ertesi günü de öğleye doğru Saklıgöl’e  tekrar dönecektik. Böylelikle iki gün içinde toplam yirmi iki kilometre yol yürümüş olacaktık.</p>
<p>Saat on sekizdir. Dağcılığa gönül vermiş on altı kişi ellerimizde dağcılık batonları, içinde yiyecek ve sularımızın bulunduğu, kenarlarında, üstünde dağda konaklayacağımız çadır malzemelerinin, uyku tulumunun ve matların yerleştirildiği sırt çantalarımızı yüklenerek başlıyoruz yürümeye.</p>
<p>Hava oldukça berraktır. Gökyüzüne bakıyorum. Ne bir bulut, ne bir pus. Esasında bu oldukça zorlu geçecek ve büyük bir bölümünü gece yapacağımız yürüyüşten ben korkuyorum. Çünkü bir gece öncesi gece beni saat birde görev yaptığım hastaneden aramışlar; iş kazası geçirerek eli parçalanan birinin sabaha karşı dört civarında ameliyata alınacağını, saat dört civarında hastaneye gelmemi istemişlerdi.</p>
<p>Gece saat bir sırasında o gelen telefondan sonra zaten hiç uyuyamamıştım. Sabaha karşı görev yaptığım hastaneye gidip ameliyatı yapmıştım. Zaten o ameliyat gecesinden önceki gecede hiç uyuyamamıştım. İki günden beri uyku nedir unutmuştum.</p>
<p>Aşırı derecede bitmiş, tükenmiş gibiydim. Yürümeye, adım atmaya bile gücüm yok gibiydi. Buzun ve meşakkatli yolda yürürken sürünme pozisyonuna geçerim diye çok korkuyordum. Daha yürüyüş başlamadan eşim Melek ile birden göz- göze geliyoruz. O da ister istemez uykusuz ve yorgun olduğumu biliyor. Yürüyüşe ayak uydurup uyduramayacağımı merak ediyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156905" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-4-650x354.jpg" alt="" width="650" height="354" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-4-650x354.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-4-500x273.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-4-768x419.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-4.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Toprak bir yola doğru yürüyoruz. Bazan tek sıra halinde, bazen karışık olarak yürüyoruz. Hedefimiz hep yukarılara doğru&#8230; Yürüyüş esnasında sık sık birbirimizle şakalaşıyoruz. Bu on altı kişinin en yaşlısı benim. En gencimiz ise on dört yaşında Umut adında bir delikanlı. Umut ilk başlarda yoruluyor, ben yine iyi yürüyorum. Yol boyunca yürüyoruz.</p>
<p>Yavaş yavaş hava kararıyor. Her birimiz kafamızı, yüzümüzü sıkı sıkıya kapatıyoruz. Hava bulutlu olmamış da olsa yine de Uludağ’ın yamaçları serin. Ben kışlık montumun şapkasını takıyorum.</p>
<p>Bazı arkadaşlar fularlarıyla yüzlerini örtüyorlar. Bazılarımız gecenin soğuk olacağını düşünüp, eldivenlerini de getirmişler. Onlar da eldivenlerini giyiyor. Montumun şapkası beni esintiden rüzgardan çok iyi koruyor. Yoksa yaz olsa bile Uludağ’ın rüzgarı insanın yüzüne yada açık yerine vurduğu zaman yakar. Birkaç gün sonra o rüzgarın vurduğu, değdiği yerlerin derisi soyulmaya başlar.</p>
<p>Bir ara en küçüğümüz Umut zorlanır gibi oluyor. Birkaç kez durup dinleniyoruz. Ona ayak uyduralım diyoruz. Umudun yüzünü, başını, boynunu babası sıkı sıkıya örtüyor. Yürüdüğümüz toprak yolun bazı yerleri kısa zaman önce yağan yağmurdan dolayı yarılmış. Düz yolun ortasında sanki küçük küçük yarma kanallar açılmış. Bazen dağın yamacından akıp gelen küçüklü büyüklü taşlar yola kadar yuvarlanıp gelmişler.</p>
<p>Yürüdüğümüz toprak yolun ortasında, yamaçlardan yuvarlanıp gelen koca koca taşlar var. Yolun bir tarafı dağın eteğine doğru eğimli&#8230;</p>
<p>Bir tarafı yukarıya doğru yamaç. Yamaçlardaki o kocaman kocaman taş kütleleri, karanlığın etkisiyle sanki devasa, daha da büyümüşler gibi oldukça heybetli bir halde görülüyor insanın gözüne.</p>
<p>Hava kararıyor. Sonra bu gece yürüyüşümüzde bize rehberlik yapan Medeni Ahmet bey; ‘’Arkadaşlar’’ diyor, ‘’artık kafa lambalarımızı yaksak mı? Ne dersiniz?&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156906" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-18-650x366.png" alt="" width="650" height="366" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-18-650x366.png 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-18-500x281.png 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-18-768x432.png 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-18.png 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Medeni Ahmet arkadaşımızın önerisini hepimiz dikkate alıyoruz.</p>
<p>Herkes sırt çantalarından çıkarttığı gece lambalarını kafasına geçirip, yakıyor. Kısa bir dinlenmeden ardından tekrar başlıyoruz yürümeye. Ben sık sık Uludağ’ın küçük zirvesi tarafına bakıp bakıp duruyorum. Oraya daha önce karda<br />
kışta, buzda, siste çıktığımız bir heyecan dolu, adrenalin dolu bir an’ımı düşünüyorum. Beynim sürekli olarak geçmişte kalan o zirve faaliyetine takılıp kalıyor.</p>
<p>Sonra &#8221;acaba Saklıgöl&#8217;e daha ne kadar kaldı&#8221; diye aklımdan geçirip geçirip duruyorum. Oraya kadar on bir kilometrelik bir yolumuz vardı.</p>
<p>Gurubumuzda bir arkadaşımız sürekli yürüdüğümüz yolun mesafesini GPS cihazıyla takip edip, duruyor. Saklıgöl rotasına doğru onun daha ilk yürüyüşü müş.</p>
<p>Ona her sorduğumda ‘’hocam’’ diyor, ‘’daha şu kadar, bu kadar yürümüşüz&#8230;’’ dediğinde yüreğime tekrar tekrar korku düşüyor.</p>
<p>Hem yorgun, hem uykusuzum. Böyle zorlu bir etkinliğe katılmaya nasıl karar verdim diye içimden sürekli şekilde hep kendimi suçluyorum.Bu Saklıgöle gece yaptığımız yürüyüşümüz için kendimde yeterli gücümün, enerjimin olmadığını düşünüyorum. Her an yüreğimde o korkuyu, ürküntüyü hissedip duruyorum. Sürekli şekilde bir korkuyu yaşayarak yürüyorum.</p>
<p>Her attığım adımda umudum daha çok kırılıyor. Sanki bacaklarım beni hep ileriye değil de geriye doğru götürmek istiyor. Sürekli şekilde beni yalnız bırakmayan, beni sürekli şekilde umutsuzluğa iten yaşayıp durduğum o hislerimi grubumuzda yürüyen arkadaşlarımın hiç birine bile hissettirmemeye<br />
çalışıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-156907" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-6.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-6.jpg 640w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-6-500x281.jpg 500w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Bir çizgi boyunca yürüyoruz. Bu gece gökyüzünde ay yok. Gökyüzünde yıldızlar sanki kirpiştirip duruyor. Gecenin zifiri karanlığını kafamızdaki lambalar aydınlatıyor. Her birimiz, kafamızı eğerek ve bastığımız yeri kontrol ederek yürüyoruz. Kafa lambalarımız sadece önümüzdeki elli santimetre karelik bir alanı aydınlatıyor. Bir çizgi boyunca yürüyoruz. Hedef hep yukarılara&#8230; Saklıgöl&#8217;e doğru&#8230;</p>
<p>Eylül ayı olsa da Uludağ’ın yamaçlarındaki hiçbir ot daha sararmamış. Kurumamış. Çoğunlukla hep yeşil&#8230; Sanırsın ki buralara bahar daha yeni gelmiş. Toprağın hemen üstünde, bazıları neredeyse toprak seviyesiyle aynı olan bir sürü yayvan otlar&#8230;</p>
<p>En çokta öbek öbek, kümeler halinde, adını bilmediğimiz dikenimsi otlar. Yolumuz üzerinde, gece lambalarımızın ışığı altında bazan çok canlı yeşil ot kümelerinin olduğunu görüyoruz. Bazen zifiri karanlığın içinde oldukça heybetli görünen bodur çalı ormanlarının içinden geçiyoruz.</p>
<p>Yürürken montumun kapşonuyla kafamı, boynumu, yüzümü sürekli şekilde hep örtüyorum. Sağ taraftaki kulağımın yanından, sağ omuzumun üstünden sürekli şekilde gecenin zifiri karanlığı içinde acı acı esen, o rüzgarın çıkardığı ıslık sesi hiç kesilmiyor. Hiç kesilmeyen bir uğultu&#8230;</p>
<p>Belli bir mesafeden sonra artık molaların süresini biraz daha uzun tutuyoruz. O on dört yaşındaki çocuk bile benden dirençli çıkıyor. Yoruluyorum. Ayaklarım beni zor taşıyor. Saat yirmi bir civarıdır. Toprak yoldan çıkıyoruz. Dik bir vadinin yamacına doğru inmeye başlıyoruz. İşte buna seviniyorum. Yamaç inişi hem daha kolay, hemde en azından insanı zorlamıyor. Ama inişe geçtiğimiz yamaçta kocaman sanki insan eliyle yerleştirilmiş devasa kaya kütleleri var.</p>
<p>Milyonlarca küçüklü büyüklü kaya, taş sanki yamaca özellikle yerleştirilmiş. İnmeye çalıştığımız vadi yamacı sanki taş tarlası&#8230; taş çölü. İndiğimiz vadi tabanına doğru sık sık, bodur, kümeler halinde yayvan, yaprağını dökmeyen çalı kümeleri var.</p>
<p>Grubun en arkasında genellikle hep nedense ben oluyorum. İnişe başladığımız yerde batonum taşların arasına giriverince, dengemi kaybedip, kayıp düşmüştüm. Benim düştüğümü gören Melek çığlık atmıştı. ‘’Ali, iyi misin canım?’’ demişti.</p>
<p>O zaman gurubumuzdaki Ömer adındaki arkadaşımız benim koluma girip, benimle birlikte inmeye başlamıştı. O taş tarlasını, bodur çalı kümelerinin arasından Ömer ile el ele tutuşup, güç bela zor bir şekilde inebilmiştik.</p>
<p>İnişten sonra vadi içinde bir sırt boyunca tek sıra halinde yürüyüp, Saklıgöl’den önceki o Güvercinlik deresi denilen derin vadinin tabanına değin inmiştik. O derin vadi içindeki kocaman devasa bir kaya kütlesinin yanına en sonuncu olarak ben varabilmiştim. Benden önce yürüyüş grubumuzun tümü oraya varmış ve geride kalanları beklemeye başlamışlardı.</p>
<p>Oraya vardığımda Melek’in de bir hayli yorulduğunu hemen fark etmiştim. Melek tıpkı grubun önünde yürüyenlerle birlikte, benden önce oraya varmış; yorgunluktan dolayı sırtındaki sırt çantasını çıkarıp, sırtını kayaya vermiş bir taraftan dinleniyor, bir taraftan da oraya varan arkadaşlarla muhabbet ediyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-156908" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-10.jpg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-10.jpg 640w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-10-400x300.jpg 400w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Yanlarına varır varmaz Melek: ‘’Ali‘’ demişti, ‘’artık buraya kadar gelebildin&#8230; sadece beş yüz metremiz kalmış&#8230;‘’ demişti. Öyle yorgun ve bitkindim ki&#8230; Değil beş yüz metre, artık elli metre bile yürüyecek durumda bile değildim. Kaldı ki o beş yüz metre dediği yer, yukarıya yamaca doğru bir tırmanış olacaktı. Taşlık, kayalık yamaçlardan, yaprağını dökmeyen bodur çalı kümelerinin arasından yürüyüp, Uludağ’ın gizemli o Saklıgöl&#8217;ünün olduğu yere ulaşacaktık.</p>
<p>Bitmiş, tükenmiş haldeydim. Artık adım atacak durumda değildim. Deniz adındaki arkadaşımız birden gürlercesine, yüksek bir sesle, beş dakika bile geçmeden ‘’arkadaşlar’’ diyor, ‘’ molayı uzatmayalım&#8230; yoksa terimiz soğursa zorlanırız. Yürüyelim arkadaşlar&#8230; Yolcu yolunda gerek&#8230;’’ deyince, başlıyoruz tekrar yürüyüşümüze.</p>
<p>Bu defa vadi tabanından Güvercinlik deresinin sağ yamacına doğru başlıyoruz yürümeye. Hep aynı düzen içinde, tek sıra halindeyiz. Birden ayaklarımı açıp kontrolsüz bir şekilde hızlı hızlı yürümeye başlıyorum. Arada sırada başımı geriye doğru çevirip, geride kalanlara doğru bakıyorum. Ardım süre yürüyüp gelenleri görünce az da olsa mutlu oluyorum.</p>
<p>Tek bir hedefimiz var. Saklıgöl&#8217;ün olduğu yere bir an önce varabilmek. Bazen yaprağını dökmeyen, dikenli, bodur çalı kümelerinin arasından geçiyoruz. Sürekli şekilde yamaca doğru tırmanıyoruz. Eğer buna tırmanmak denirse&#8230; Esasında benim açımdan bunun anlamı sürünmek.</p>
<p>Çıktığımız dik yamaç boyunca yer yer taşların, kayaların arasından, sürekli şekilde akıp duran su şırıltılarını duyuyorum. Sağımda solumda devasa kayalar, bodur çalı kümeleri var. Tırmanırken ayaklarımız hiç toprak yüzü görmüyor. Dik yamaçta her yer yukarıdan aşağıya doğru akıp gelmiş olan irili ufaklı taşlarla kaplı. Sanki taş tarlasından yürüyoruz. Bazan taşlara basınca taşlarla beraber aşağıya kayıp, sürüklenip geliyorum. Dengemi kaybedip, düşünce var gücümle ‘’aman sakatlanmayayım, bir yerlerimi kırmayayım’’ diye kendimi dengelemeye çalışıyorum.</p>
<p>Bu taşlar esasında bulundukları yere ait değil. Hep Uludağ’ın yamaçlarından, yukarılardan akıp, sürüklenip gelmiş taşlar. Günden güne, tabiat şartları ve yer çekimi etkisiyle, hep aşağılara doğru, eteklere doğru akıp duracaklar. Kafalarımızdaki ışık lambalarının ışığından bile kayaların, taşların hep renk renk olduğu rahatça seçilebiliyor. Karası, moru, sarısı, yeşili&#8230; Bir kısım kayaların üstündeki renkli damlaları andıran yosunları bile gece de olsa ışık vurduğunda seçebilmek mümkün.</p>
<p>Ayaklarımızı hep dikkatli basmak zorundayız. En ufak bir dikkatsizlik sakatlanmamıza hatta bir yerlerimizi kırmamıza sebep olabilir. Grubumuzdaki çoğunluk başını alıp yürüyüp gidiyor. En geride hep ben varım, birde beni yolda bırakmak istemeyen iki kişi daha var. Bunlardan birisi Ömer, birisi de Onur. Ben ne zaman dinlenmeye geçsem, onlarda sekiz on metre önümde durup beklemeye geçiyorlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156909" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-13-640x480.jpg" alt="" width="640" height="480" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-13-640x480.jpg 640w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-13-400x300.jpg 400w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-13-768x576.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-13.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Eğer bu dik yamacı çıkabilirsem Saklıgöl&#8217; e varmış olacağım. Sürekli yamacın üst taraflarına, yukarılara doğru bakıyorum. Yukarıya çıkıp gidenlerin kafa lambalarından yansıyan ışıklar bir müddet sonra silinip, kayboluyor.<br />
Her iki üç adımda bir dağcılık batonumun üstüne adeta abanarak, durup, dinleniyorum.</p>
<p>Her duraksamada derin derin nefes alıp veriyorum. Arada sırada başımı kaldırıp, sürekli yamacın üst taraflarını gözetliyorum. Benden uzaklaşıp gidenleri, hedefe varanları kıskanıyorum. Bazen bulunduğum yere oturu veriyorum. Yüzüme ufak ufak esinti vuruyor. Onur ve Ömer sürekli şekilde hep önümdeler. Dinlenmem bir dakikayı bile bulmuyor. Tekrar abanıyorum yukarılara doğru&#8230;</p>
<p>Bir iki adım atar atmaz tekrar yoruluyorum. Tekrar durup, dinlenme ihtiyacı hissediyorum. Hızlı hızlı nefes alıp veriyorum. Ağzımı kapalı tutarsam nefessizlikten boğulacağım dan korkuyorum. Her derin derin nefes alıp verirken ağzımızı da açıyorum. Burnum akıyor, gözlerim yaşarıyor.</p>
<p>Gözlerimin yaşardığını başkaları görse sanki ağladığımı sanacak.<br />
Dik bir yamaçtayım. Sürekli olarak sağa sola kıvranıp duruyorum. Onur ve Ömer’ de sekiz on metre önümde gidiyorlar. Ben iki metre geçmiyor durup dinleniyorum. Ben beklemeye geçince onlarda mecburen durup bekliyorlar. Her adımda, bastığım her defasında bir taş kaya tarlası benimle birlikte aşağılara doğru akıp, akıp geliyor.</p>
<p>Düşmelerimin, kaya parçaları ile birlikte aşağılara doğru sürüklenip durmalarımın haddi hesabı yok. Her defasında elimdeki dağcılık sopası denilen batona daha sıkı sıkıya sarılarak, biraz daha dirençli davranıp, aşağıya doğru<br />
yuvarlanmaktan, düşmekten kendimi sürekli şekilde korumaya çalışıyorum.<br />
Bir an birden başımın ağrıdığını hissediyorum. Belki dağ havası belki yorgunluktan olsa gerek, uykum geliyor. Bir ara bilinç bulanıklığı geçiriyorum. Birden şiddetli şekilde öğürmeye başlıyorum.</p>
<p>Yere çömeliyorum. Kendimi düz bir kayanın üstüne bırakıyorum. ‘’ Kötüleştim, her halde tansiyonum çıktı!&#8230;’’ diyorum Ömer’e. Bir süre durup bekliyorum. Ben ne zaman dinlenmeye geçsem Onur ve Ömer’de beklemeye geçiyor. Artık sırt çantamı taşıyamayacağımı Ömer anlıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156910" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-12-650x340.jpg" alt="" width="650" height="340" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-12-650x340.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-12-500x262.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-12-768x402.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-12.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /><br />
Yalvarıyor ‘’hocam ne olur, verin artık çantanızı&#8230;’’ diyor. Onurum kırılıyor. Sırt çantamı Ömer alıyor. Bir ara sırt çantamın içindeki yiyeceklerin hepsini çıkarıp atmayı bile düşünmüştüm.</p>
<p>Ömer: ’’Hocam’’ diyor, ‘’yirmi metre kaldı! Hadi son bir gayret&#8230; Geldik sayılır’’ diyor. Onur’da ‘’Hocam;  artık Saklıgöl&#8217;e geldik!’’ diyor. Onlar ne deseler de artık duymuyorum bile. Sonra birden uzaklaşıyorlar benden. Başım ağrıyor. Öğürtülerim hiç kesilmiyor. Yürümüyorum. Ayaklarımın üstüne basamıyorum. Ayağa kalkınca başım dönüyor. Ayağa kalkmak istesem de gözüm kararıyor.</p>
<p>Bulantım ve öğürtüm şiddetlenecek gibi oluyor. Yatarak dikenli yaban mersini çalılarının dallarına tutunarak tan, dizlerimin üstünde, sürüne sürüne, Saklıgöl&#8217;ün yakınlarına kadar geliyorum. Saklıgöl&#8217;ün batı tarafındaki kayalıkların arasından çıkan küçük kanaldaki su şırıltısını duyun ca anlıyorum ki ben Saklıgöl&#8217;e varmışım.</p>
<p>Oraya vardığımda oraya varanların neredeyse hepsinin kamp çadırlarını kurmuş olduğunu, bazılarının da kamp çadırlarını kurmaya çalıştıklarını gördüm. Melek’te kalacağımız çadırımızı kurmuştu. Ellerimle dizlerimin üstünde sürüne sürüne, eşim Melek’in kurduğu kamp çadırının içine doğru, akarcasına dalıyorum.</p>
<p>Başımdan geçen ve bizzat yaşadığım Saklıgöl&#8217;e yaptığımız bu gece yürüyüşü, iki günlük uykusuzluk tan sonra elli iki yaşındaki bir insanın ölüm sınırını test ettiği, akıl dışı bir maceraydı.</p>
<p>Beni iki günlük uykusuzluktan sonra Saklıgöl&#8217;e kadar getiren belki içimde yaşayıp durduğum o dağ tutkusuydu.</p>
<p>O çadırın içine girdiğimde Melek bir şeyler anlatıyordu. ‘’Bak kaç dakikada çadırı kurdum; sen gelmeden hazır ettim canım&#8230;’’ diyordu. Bense kendimi artık tamamen bırakmış, burnumu çekerek ten, hıçkırıklar içinde ağlıyordum. Ölmeden, yolda kalmadan, bu zorlu gece yürüyüşünü bitirebilmiş olmanın gururuyla sanki sarhoş gibiydim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156911" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-15-650x345.jpg" alt="" width="650" height="345" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-15-650x345.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-15-500x265.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-15-768x407.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-15.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /><br />
Uyku tulumunda yatmayı hiç sevmem. Eşimin yardımıyla uyku tulumunun içine zor bir uğraşıdan sonra girebiliyorum. Sırt çantamı kafamın altına yastık gibi yerleştiriyorum. Ama tulumun içine girince hareket edebilmek, kıpırdaya bilmek mümkün değil. Sanki uyku tulumuyla boğuşuyorum.</p>
<p>Çoraplarımı çıkarıp, tuluma öyle girmiştim. Bir süre sonra ayaklarım buz kesiyor. Yorgunluğun etkisiyle, göz kapaklarım kapanacakmış gibi oluyor. Melek bana bir şeyler söylese de onun konuşmalarına bile cevap vermek şöyle dursun, konuşmalarını bile neredeyse anlamıyorum.</p>
<p>Kendimden geçiyorum. Bir ara uykuya dalıp gitmişim.</p>
<p>Soğuktur. Saatler gece yarısını çoktan aşıp gitmiştir. Bir ara uyanıyorum. Saatime bakıyorum.</p>
<p>Saat 02.24’ tür. Uykum dağılıyor. Sağımızdaki, solumuzdaki çadırlardan inanılmaz horultu sesleri geliyor. Bu horultu seslerinden ister istemez rahatsızlık duyuyorum. Onların rahat rahat uyumalarını aynı zamanda kıskanıyorum da. Uyumak istesem de uyuyamıyorum. Kamp çadırımızın içinde olsak ta inanılmaz bir soğuk var. Üşüyoruz.</p>
<p>Çadırımızın üstüne attığımız naylon örtü, çadırımızın üstünden yere kaymış; biz farkında değiliz. Titreten bir soğuk&#8230;</p>
<p>Melek’te uyuyamıyor. Ben bir ara kendimden geçip birkaç saat uyumuş olsam da o hiç uyuyamamış. ‘’Sen yine uyudun&#8230; ben daha uyuyamadım!&#8230;’’ diyor. Melek’e ‘’Şimdi burada olmasaydık! Evimiz ne kadar sıcaktı.’’ diyorum. Ayaklarım sanki benim değil.</p>
<p>Tulumun içinde olsalar da ayaklarımın üşümesi hiç kesilmiyor. En çokta ayaklarımın parmakları üşüyor. Tulumun içinde hareket etmek istesem de her defasında tulumun fermuarı açılıveriyor. Böyle olunca da eşim Melek’e; ‘’Tulumun fermuarını boynuma kadar çekebilir misin?‘’ diyorum. Kafama kadar çektirmiyorum. Yoksa olayın ucunda boğulma tehlikesi var. Melek bana tekrar tekrar ‘’Sen yine biraz uyuyabildin!’’ diyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156912" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-17-590x480.jpg" alt="" width="590" height="480" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-17-590x480.jpg 590w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-17-369x300.jpg 369w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-17.jpg 737w" sizes="auto, (max-width: 590px) 100vw, 590px" /></p>
<p>Tulumun içine girip, kafamı sırt çantasının üstüne koyar koymaz kendimden geçerek horultular çıkartarak uyumaya başlamışım. Horuldayınca Melek beni sürekli şekilde sarsıp, dürtüklemiş.</p>
<p>Ben farkında bile değilim.</p>
<p>Saklıgöl&#8217;e olduğu yamaca doğru çıkarken Ömer ile Onur’un aralarındaki konuşmalara şahit olmuştum. Ömer, Onur’a ‘’bu gece muhtemelen Saklıgöl buz tutacak! Sabah uyandığımızda Saklıgöl’ün yüzeyinde buz görürsek, hiç şaşırmaya gerek yok!</p>
<p>Geçen yıl Ekim ayında gelip, kamp yaptığımız da da gölün üstü silme buzla kaplıydı.’’ demişti. Onların konuşmaları aklımda yer etmişti. Melek’e; ‘’Göl buz tutmuş mu dışarı bakacağım!’’ diyorum. Kamp çadırımızın giriş bölümündeki fermuarını açıp, kafamı şöyle bir dışarı uzatıyorum. Kafamı çadırdan dışarıya<br />
çıkarır, çıkarmaz tekrar geriye çekiyorum.</p>
<p>Dışarısı o kadar soğuk ki&#8230; Her yer yağan kırağıdan dolayı beyaza kesmiş. Uludağ’ın keskin soğuğu yüzüme, boynuma, kulaklarıma değince birden ürperip, titriyorum. Bu geceki soğuk en az -5 vardır diye düşünüyorum. Gece olsa da her taraf, yağan kırağıdan dolayı, beyaza kesmiş. Sanki yerde kar örtüsü var. Beyazın yansıyan ışığı sanki ortalığı aydınlatmış.</p>
<p>Saklıgöl&#8217;ün kuzeyindeki kayalar, güneyindeki bodur çalı kümeleri gecenin içinde, korkunç karaltılar halinde, daha da büyümüşler gibi. Soğuk ve dondurucu gecenin içinde, kayalardan oluşmuş, Saklıgölü çevreleyen o ulu kayaların sessiz ve karanlık duruşları bile bana bir anda korku ve ürküntü veriyor.</p>
<p>Saat sabahın beşidir. Ne yapsam, ne etsem uyuyabilmek mümkün değil. Titriyorum. Donuyorum.</p>
<p>Tulumun baş kısmını kafama çekip, sıcak nefesimi hızlı hızlı alıp verince her nedense biraz olsun ısınmış gibi oluyorum. Ama böyle yapınca da nefessiz kalıp, birden boğulacak gibi olunca tulumun içinden kafamı tekrar dışarıya çıkarıyorum. Biraz ötemizdeki diğer çadırlardaki arkadaşlarımızda uyuyamamış olmalılar ki o çadırların içinden sesler geliyordu.</p>
<p>Melek’te benim gibi uyuyamıyor. O da uyku tulumunun içinde benim gibi tulumla boğuşuyor. Birden kendi kendimi sorgulamaya başlıyorum. Acaba bizler biraz akıl yoksunu muyuz diye düşünüyorum.</p>
<p>Evimdeki sıcak ortamın özlemi gözlerimde tütüyor. İçim acıyor. Sabaha karşı biraz dalar gibi olduğumuz anda birden Ömer’in ortalığı yırtan, avazı çıktığı kadar bağırdığını, kesik kesik ‘’Burçin!&#8230; Ahmet!&#8230; Erkan hocam!&#8230; Ali hocam!&#8230; arkadaşlaaaar!&#8230;. Arkadaşlaaarrr!&#8230; gölde ölü var!&#8230; gölde ölü var!&#8230; gölde ceset var!&#8230;’’ sesleri duyuldu. Ömer’in o acı acı bağırışını duyar duymaz eşim Melek; panik halinde bir yandan üstüne giyeceği montunu arıyor, bir yandan da ‘’Ali kalk!&#8230; Ali kalk!&#8230; biri ölmüş!&#8230;</p>
<p>Kalk!&#8230;’’ diyor, kolumu, omuzumu tutup, hızlı hızlı, kuvvetlice sarsıyordu. Ne olup bittiğini bilmeden Melek önde ben arkasından kamp çadırımızın içinden anında dışarı fırladık. O anda Ömer’in ‘’&#8230;Gölde ölü var!&#8230; Gölde ölü var!&#8230;’’  diye ortalığı yırtan bağrışları üzerine, gece birlikte yürüdüğümüz, diğer kamp çadırlarında kalan tüm arkadaşların, üstlerini başlarını, ayakkabılarını bile tam giyinmeden, kendilerini çadırlarının dışına attıklarını gördük.</p>
<p>Birden etrafta bir hareketlenme başlamıştı. Hiç kimsenin anlam veremediği bir şekilde, her kafadan bağırtılar halinde, ‘’Ölen kim?!&#8230; Niye ölmüş!?&#8230; Ölü nerede!?&#8230;’’ şeklinde sözler çıkıyor, ama bu sorulara hiç kimse cevap vermiyordu. Ömer gölün en batı yönündeki çadırlara kadar hızlı hızlı koşuşturarak gidip, tekrar geriye doğru koşuşturmaya başlamıştı.</p>
<p>Gölün gün doğdu tarafındaki dil şeklindeki yarımada tarafına doğru hızlı hızlı giderken hepimizde onun ardı süre gidiyor, ona yetişmeye çalışıyorduk. Ben Melek’in önünde hızlı hızlı arkadaşların koşuşturduğu gün doğdu tarafına giderken Melek sanki olağan bir tehlike varmış gibi</p>
<p>‘’Ali dur!&#8230;Ali dur!&#8230; Ali bekler misin!’’ diyordu. Gölün dil şeklindeki yarımadayı andıran o tarafında bir anda toplanıvermiştik. Her birimiz merak içinde, panik, ürküntü ve korku içindeydik.</p>
<p>Ekibimizde ki Erkan öğretmen; ‘’Arkadaşlar bu ölen kişi bizden değil!&#8230;’’ dedi. Bunun üzerine her birimizden aynı anda, ‘’Bu kim o zaman!?&#8230; Kim!&#8230; O zaman kim!?&#8230;’’ sesleri çıkmıştı.</p>
<p>Oysa o ana kadar hepimiz gölde boğulan kişinin ekibimizden birisidir diye tahmin yürütmüştük. Ekibimizin tümünü saydık. Eksiğimiz yoktu. Hepimiz birbirimize daha yakın olalım diye, birbirimize sokuluyorduk.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-156913" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-16-650x431.jpg" alt="" width="650" height="431" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-16-650x431.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-16-453x300.jpg 453w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-16-768x509.jpg 768w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2021/02/A-16.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Melek hızlı hızlı sanki elleri titriyormuş gibi, beni bir tehlikeden kapıp, çıkaracakmış gibi sıkı sıkıya sol kolumu tutuyordu.</p>
<p>Gölün suları içindeki ölü, yüzü koyun şekilde, yüzünün yarısı ve karın bölgesi suya batmış haldeydi. Kafası gölün kuzey tarafındaki kayalara dayanmış gibiydi.</p>
<p>Ölünün üstündeki koyu yeşil, mavi gömlek, sanki göle bir bohça yığını atılıvermiş havası veriyordu&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sakli-goldeki-olu/">SAKLI GÖL&#8217;DEKİ, ÖLÜ&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/sakli-goldeki-olu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
