DOLAR8,5556
EURO10,3789
ALTIN513,502
BIST1440,6
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 21°C
Gök Gürültülü
sonhaber16.com

İkizdere Çevre Katliamı

İkizdere Çevre Katliamı
REKLAM ALANI
21.05.2021
361
A+
A-

Rize İkizdere’de Cengiz İnşaat’ın taş ocağı çalışmaları nedeniyle çevreye verdiği tahribata karşı, başta yöre halkı olmak üzere duyarlı tüm vatandaşlar tepki gösteriyor.

Devlet yetkilileri de bu çevre katliamını halkın önleme mücadelesini engellemeye çalışıyorlar.

Anayasamızın Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması başlıklı 56. Maddesinde “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”ndan söz etmektedir. Anayasanın bu maddesi bütünüyle incelendiğinde “sağlıklı ve dengeli çevre” kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirlenmesinin önlendiği bir çevreden söz etmektedir.

Sözünü ettiğimiz bu 56. maddenin ikinci fıkrası “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşın ödevidir” demektedir.

İnsanların ve diğer canlıların sağlıklı yaşamasını sağlayan hava, su, toprak ve kültürel değerler çevreyi oluşturmaktadır.

İşte İkizdere’de, Cengiz İnşaat’ın yaptığı bu çevre katliamına direnen halk anayasanın kendisine bir verdiği ödevi yerine getirmektedir.

Son yüz, iki yüz yıl insanlık tarihini incelersek, korunması gereken hakların, ihtiyaçlardan doğduğunu görürüz. İnsanların ve canlıların yaşadığı ortamın, yani çevrenin yaşamı tehdit edercesine kirletilmesi, doğal dengenin bozulması ile çevre hakkı 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak dile getirilmeye başlanmış ve hukuk sistemlerine girmiştir.

Nitekim, vatandaşa anayasa ile verilen bu çevre kirliliğinin önlenmesi ödevinin ne kadar doğru ve yaşamsal olduğu yaşanarak görülmektedir.

Cengiz İnşaat’ın İkizdere’de yaptığı hafriyat sırasında oluşan heyelan nedeniyle toprağın dereye karışması nedeniyle evlere çamurlu su akmıştır. İnsanlar ve diğer canlılar bu suyu içmektedir, başlı başına bu olay bile insan ve çevre sağlığına verilen zararı göstermektedir.

Bu anayasa maddesi içselleştirilmez ve sadece anayasada şeklen var olursa bunu bir kıymeti kalmaz.

Anayasa vatandaşa da Devletin yanında bu ödevi veriyorsa vatandaşın bu hakkını kullanmasının engellenmemesi gerekiyor.

Devlette vatandaşının sağlıklı bir çevrede yaşamasını sağlamakla yükümlüdür. Devletin görevi, sadece Cengiz İnşaat’ın menfaatini korumak değil, vatandaşın da sağlıklı yaşaması için gerekli ortamı sağlamaktır.

Devlet, İkizdere’de yaşanan çevre felaketini gördüğü anda buna müdahale etmesi gerekirdi.

Nitekim Anayasanın 56. Maddesinin gerekçesinde; “Vatandaşın korunmuş çevre şartlarında beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamak Devletin ödevidir” demektedir.

“Çevreyi korumak sadece yasal mevzuatla olmaz, eğitim ve Devletin denetimi de gereklidir” demektedir maddenin gerekçesinde. AKP İktidarı döneminde Anayasa maddelerinin ne yazdığı artık önemli değildir. Mühim olan yandaş müteahhitlerin çıkarlarıdır.

Maalesef çevre hakkı, hukuk sistemimize, uluslararası hukuksal metinlerin zorlaması ile girmiştir. Özümsenmeden bu zorlamadan olacak ki, anayasa ve çevre mevzuatı ile konulan kurallar çoğu zaman ihlal edilmektedir, bunun en son örneği de İkizdere çevre katliamıdır.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.