Zeus’un Diyarı; Kaz Dağları…

Zeus’un Diyarı; Kaz Dağları…

Selam tüm okuyuculara, doğa severlere ve doğayla iç içe olan yüreklere…

Doğal güzellikleri, tarihi değerleri, mitolojideki yeri itibariyle ve dünyada Alp’lerden sonra en büyük oksijene sahip dağ olarak bilinen Kaz dağlarına düştü yolumuz bu hafta. Aslında düştü demek yanlış olur sanırım… Büyük bir merak ve heyecanla gittiğimiz, menzili belli bir yoldu.

Kaz dağları, Yunan mitolojisinde adı sıkça geçen ‘İda’ dağıdır. Bulmacalarda da sıkça karşımıza çıkan…

Yunan mitolojisinde tanrıçalar Hera, Afrodit ve Athena’nın katıldıkları güzellik yarışmasının yapıldığı yerdir. Mitolojiye göre Zeus burada doğmuş, tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izlemişler ve aşk ile güzellik tanrıçası Afrodit ilk kez burada aşık olmuştur. Homeros’un İlyada destanında ve Halikarnas Balıkçısı’nın eserlerinde İda dağının ismi çok kereler geçer.

Dağın Türkçe ismi olan ‘Kaz dağları’ ise bölgede yaşayanların anlattığı efsaneye göre adını almış:

Bir zamanlar Sarıkız adında güzeller güzeli bir kız varmış. Talipleri de çokmuş ama o kimseyi kabul etmiyormuş. Gün boyu çok sevdiği kazlarıyla ilgileniyor onlarla oynuyor, ailesiyle mutlu bir şekilde yaşıyormuş. Fakat zamanla onun güzelliğini kıskananlar ve reddettiği talipleri, üzerine olmadık iftiralar atarlar. Sarıkızın ve ailesinin huzurları kalmaz. Babası kızını ve çok sevdiği kazlarını da alarak onları bu dağlara götürüp, orada bırakır. Bir zaman sonra kızını görmeye gider. O sırada içmek için su istediğinde, getirdiği suyun tuzlu olduğunu fark eder. Kızı, heyecanla fark etmeden pınardan değil, deniz suyundan getirmiştir babasına… Ve deniz 60 kilometrelik bir mesafededir. Baba o anda kızının  sırrını yani ermiş olduğunu anlar ve anladığı anda da Sarıkız maalesef oracıkta ölür…

Efsane bu ya, bu olaydan sonra rivayete göre İda dağı; Kaz dağı, dağın doruğu; Sarıkız tepesi, kızın babasının öldüğü yer de Baba dağı diye anılmaya başlar…

Edremit körfezinin kuzeyinde, Çanakkale ve Balıkesir sınırlarında yer alan Kaz dağlarına gitmek için yola çıktığınızda muhteşem bir yol hikayesi yaşayacağınızdan emin olabilirsiniz. Açıkçası oraya giderken daha yolda çok eksik düşündüğümü anladım.

Deniz, orman, göller, nehirler ve tarih yol boyunca size eşlik ediyordu. Bursa’dan doğa dostu arkadaşlarla çıktığımız bu yolda, Çanakkale’deki doğa severlerle buluşmak için Kaz dağlarında bulunan Çırpılar köyünde buluşacağımız için öncelikle oraya gittik. Köy küçük, sevimli ve çok sessizdi. Belki de sese programlanmış kulaklarımızın yanılgısıydı. Buluşacağımız arkadaşlarımız, öncesinden hazırlıkları yapmak için kamp alanına gitmiş, köyden Yücel abimizi bizi alması için orada bırakmışlardı. Köyde gördüğümüz ilk bakkalın önünde durduk; aslında ilk değil, tek bakkal olduğunu da telefonla, “Abi biz geldik, bakkalın önündeyiz” dediğimizde beş dakika sonra arabasıyla gelmesinden anladık.

Kamp alanı 8 kilometre uzaklıkta, aslında yakın sayılacak mesafede olmasına rağmen, yolun oldukça bozuk ve toprak olmasından ötürü tozu toprağa katarak gerekenden uzun bir sürede gitmiş olduk. Kamp alanına gittiğimizde üç taraftan derelerin geçtiği ve bu yüzden de Üççatlar mevkisi denilen muhteşem bir doğa bizi karşıladı. Her yerden dere yatakları o güzel sesiyle geçiyordu. Küçük köprüyse derenin estetiğinin parçası niteliğindeydi. Öncesinden gelen arkadaşlar, çadırlarını kurmuş bizi bekliyordu. Sıcak karşılamadan sonra kuracağımız çadırlar için yer alternatifleri sunarlarken, biz tercihimizi dereye en yakın alanda kullandık. Eh bu coşkulu sesle kulaklarımızı ve ruhumuzu doyurmak gerekti…

Çadırları kurduğumuz gibi orman yürüyüşüne çıktık tüm kampçılar. Rehberimiz Mustafa beyin öncülüğünde bu coğrafyayı yakından tanımak oldukça keyifliydi. Denizden gelen nemin yükseklikle birleşmesi oksijeni artırıyor ve yorgunluğumuzu en aza indiriyordu. Oksijenin çok olması, bitki örtüsünü de oldukça çeşitlendirmişti. Hiç görmediğiniz çiçekleri burada görürken, 800 farklı bitkinin mevcut olduğunu da öğrendik. Ayrıca kayın, gürgen, meşe ağaçları da oldukça fazlaydı. 7-8 kilometre yürüdükten sonra geriye kamp alanına döndüğümüzde, ‘artık bir çay içeriz’ diye düşünüyorduk. Ama rehberimiz ‘hazırlanın yüzmeye gidicez’ deyince, ‘yok artık!’ demeye kalmadan tekrar yola çıkmıştık bile…

1,5-2 kilometre yürüyüşten sonra, ormanın içinde, tam bir doğa harikası diyebileceğimiz, etrafı yüksek kayalar ve ağaçlarla çevrili, yukarıdan akan küçük şelale ve altında iki gölet bulunan “kurtkuyusu” denilen mevkiye geldik. İki metreye yakın derinliği olan ve buz tabirini hak eden soğuklukta bir suydu. İçine girmeden önce ayaklarımızı sokarak alışmaya çalışsakt da beş dakikadan sonra tutmak çok zordu. Bir kaç arkadaşımız, 10 dakika rekorunu yapsa da diğerlerimiz 3-5 dakikada kendimizden ummadığımız bir performans sergiledik. Olsun ama seyretmeye bile değer güzellikteydi.

Kamp alanına döndüğümüzde ise akşam için hazırlıklara başlandı. Ateşler yakıldı, çaylar demlendi, yemekler hazırlandı ve gece geç saatlere kadar sohbetler, şiirler, türküler eşliğinde yeni dostluklar kuruldu. Bence bu en güzel tarafıydı. Gece derenin ninnisi ve ormanın büyülü sessizliğinde uyumaksa çok huzur vericiydi.

Sabah henüz sönmemiş kamp ateşinde yaptığımız çaylar eşliğindeki kahvaltı, sohbet sonrasındaki ateşte kahveden sonra Bursa’ya doğru yola çıkmak için vedalaştık, yeni ama çok eski dostlarımızla…

Aslında biraz erken çıkmamızın sebebi, dönüş yolundaki tarihi ve doğal yerleri de gezebilmekti.

Öncelikle Bayramiç göletinin tarifsiz maviliğini ziyaret ettik. Sonrasında ise Kazdağı eteklerinde yer alan Nusratlı ve Yeşilyurt tarihi taş evlerine gittik. Tek kelimeyle muhteşemdi. Dokusu o kadar güzel korunmuştu ki, taş yolları, evleri, konakları, kilisesi, camisi ve çeşmesiyle efil efil tarih kokuyordu. Kaz dağlarının eşsiz güzelliğinin içinde saklı inciler gibiydi.

Tuhaf bir şekilde; bölgeden ayrıldığımızda buruk bir his oldu hepimizde. Sanırım ruhu olan yerlere hasret kalışımızdandı.

Son durağımızı Mıhlı Şelalesi olarak planlamıştık. Fakat burası bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu.

Şelaleye sözüm yok!

Fakat böyle görülmeye değer bir yer, biraz ilgisiz ve ranta kurban gitmiş diyebilirim.

Ayvacık’a bağlı Küçükkuyu beldesine bağlı Mıhlı Şelalesi yolu, tek kelimeyle felaket demek abartı olmaz.

Dar, bozuk ve toprak yolda, aracınızın tekerleğinin yarılması, motorun arıza yapması oldukça kuvvetli bir olasılık.

Ayrıca hafta sonları ziyaretçilerin çokluğu bu durumu iyice riskli hale getiriyor. Yolun darlığı, gelen – giden araçların tıkanmasına ve insanların mağduriyetine sebep oluyordu.

Üstelik şelaleyi görmek ücretli, oturmak istiyorsanız masalar da ücretli. Kaldı ki bu çok da normal bir durum değil. Hadi bir kazanç var madem, bu yolların düzeltilmesi için de bir bütçe ayrılamaz mıydı?

Duruma çok üzülmüş olsak da; yine de bir çözüm bulunacağını ümit ederek oradan ayrıldık…

Tabii yol boyunca Kaz dağları, Tanrıların dağı İda’dan sıkça bahsederek, o büyülü dağı yüreğimizde hissederek…

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Avatar Pınar gültekin dedi ki:

    Harika anlatmışsınız bu yazıdan sonra Kaz Dağlarında ki turist sayısı articaktir

    1. Çağla Şahin Çağla Şahin dedi ki:

      Teşekkür ediyorum. Biraz daha önemsense keşke. Ama maalesef değeri bilinmemiş hiç bir yatırım ve bakım yapılamamış…

  2. Avatar H.BÜKÜLMEZ dedi ki:

    Keşke bu kadar akıcı ve güzel anlatmasaydınız.Şimdi biz gelecek misafirlerle nasıl ilgilenecegiz.Nasıl yetişecegiz. Srlamlar

    1. Çağla Şahin Çağla Şahin dedi ki:

      Öncelikle teşekkür ediyorum. Ama sizin güler yüzünüz ve samimiyetinizle çok iyi ağırlayacağınızdan şüphem yok.Kaldı ki bunu tüm içtenliğinizle yaptığınıza bizzat şahit olduk. Tüm ekibinize ve Kaz dağlarına bizdende selam…

BİR YORUM YAZ