Türkiye’yi ancak tarım kurtarır

Türkiye’yi ancak tarım kurtarır

Sayıştay raporları, devlet kurumlarının tümüyle bir çürümüşlük içinde olduğunu gösterdi.

Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, Türkiye’nin anayasal bir devlet olmaktan çıkmaya başladığını gösterdi.

Osman Kavala iddianamesi, ülkemizde artık hukuktan bahsedilemeyeceğini gösterdi.

Ekonomik açıdan Türkiye’nin bunalımda olduğunu zaten dünyada bilmeyen yok.

Parasının değer kaybedişini, döviz kurlarının yükselişini, enflasyonun tırmanışını durduramayan, faizi dengede tutamayan, bütün iktisadi teşekküllerini haraç mezat sattığı gibi hiçbir alanda üretim yapamayan, dolayısıyla istihdam yaratamayan bir ülke olduk.

Ne zorluklarla kurulan ve iyi kötü bir demokrasiye, evrensel hukuka kavuşmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti, bugün yönetilemez hale gelmiştir.

İnsanlık tarihinin en bozuk düzeni, samimiyetsiz bir millilik ve yerlilik teranesiyle ülkemizde kurulmaya çalışılıyor.

Tarım bitirilmeye çalışılırken, kırsalda yaşayanlar büyük şehirlere göç ettiriliyor. Tarım dışı tüm sektörlerdeki durgunluk, kentleri dolduran nüfusun işsiz kalmasına sebep oluyor. Hem kırsalda tarım yapamayan, hem de kentlerde iş bulamayan herkesin hayatı, açlık ve sefaletin sarmalında heba olmaktadır.

Şimdi ülkeyi yönetenlerin sahip olduğu kafa ile hiçbir zaman, ancak Türkiye’de yönetim değişse bile uzak ya da yakın bir gelecekte ekonominin düzelmesi ne yazık ki mümkün görülmemektedir. Devletin çürümesi, milletin sefaleti toplumu hızla bir kaosun içine sürüklemektedir.

İster kırsalda, ister kentlerde yaşasın; ancak kendi ekmeğinin sahibi bir halk özgür ve esenlik içinde olabilir. Açlığa mahkum olup iktidarın lütfüne muhtaç bir halkı ise kimse adam yerine bile koymaz.

Ey Türk halkı;

Yine tarım kurtaracak Türkiye’yi. Toprağına sahip çıkmanla başlayacak her şey yeniden. Toprağına sarıl ki varlığını, vicdanını ve iradeni koruyabilesin. Demokrasine, adaletine ve hürriyetine sahip olabilesin.

Belki, “Dünya sanayi çağını bırakıp bilişim çağına girmişken benim ne işim olacak tarımla” diyeceksin, ama öyle değil! Çünkü bilişim çağına geçenlerin, her konuda üretimde bulundukları için karnı tok. Kendilerini hukuk ve demokrasi güvencesine aldıkları için sırtı pek. Oysa sen, bu çağda o otobüsü kaçırmış, Magna Carta’nın da gerisine atılmış bir halksın.

Yine de tasalanma; en azından kağnılarla sürdürdükleri kurtuluş savaşını üç yılda kazanıp demokrasiye geçme ümidiyle cumhuriyeti kurmuş, iki yıl sonra da teknolojide uçak imalatı sürecini başlatarak kağnıdan inip savaş uçağına binmiş bir milletin evladısın; yine yapabilirsin!

Ey bu toprağın insanları;

Kentlerin varoşlarında Hint fakirleri gibi aç, vasıfsız, güvensiz ve umutsuzca bir yaşam sürdürmek insan soyuna yakışmaz. Bu düzen değişmedikçe kentleri saran karanlık dağılmayacağına göre topraklarınıza yani köylerinize, kasabalarınıza geri dönün. Üç, beş, yedi dönüm demeyin; babanızdan, dedenizden, ceddinizden kalan tarlanıza, çiftinize, çubuğunuza dört elle sarılın. Göçük köylerinizi, kasabalarınızı yeniden ayağa kaldırın. Bugünün bilimini, teknolojisini, başınıza gelmiş olması gereken aklınızla birlikte kullanarak tarım ve hayvancılık yapın, üretime geçin. O zaman bu bozuk düzeni değiştirmeniz de mümkün olabilecektir.

Köylerin, kasabaların eğitimi, sağlığı, sosyal ve kültürel hayatı; hele kooperatifler aracılığıyla ekonomisinin nasıl canlandırılacağı, emeklerinin karşılığının nasıl alınacağıyla ilgili düşüncelerimizi, başka bir yazının konusu yapacağız elbette.

Ancak üstüne basa basa söylemek isteriz ki, topraklarınıza sahip çıkmadığınızda bu toprakların sizin elinizden ve Türk milletinin vatanı olmaktan çıkması kaçınılmazdır. Bunu, iktidara sahip olanların yaptıklarından anlıyoruz: İçeride milletimizin can ve mal güvenliği ile dirlik ve düzeninin, dışarıda devletimizin egemenlik haklarının kalmaması, cumhuriyetin özenle inşa ettiği eğitim, sağlık, yargı sisteminin felce uğratılması, tarım başta olmak üzere ekonominin tümüyle bunalıma sürüklenmesi, ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi bunun en açık belirtileridir.

Ayrıca dünyada ipini koparanlar için ülkemizin kapıları ardına kadar açık tutuluyor. Etrafımızda etnik ve mezhepsel nitelikli emperyalizmin birer ileri karakolu olan devletçikler kuruluyor. Türk milleti; ezelden beri toprağını ve insanını sevenler ile İngiliz muhipliğinden gelen bugünün cemaatçileri, tarikatçıları, selefi Yahudi, Arap ve Afrikalı sevicileri arasında kutuplaştırılıyor. Nüfusumuzun sekizde biri kadar ne olduğu belirsiz Ortadoğulu, itiş kakış aramıza sokuldu. Türk çiftçisinin önemli bir kısmının tarlası, evi barkı yabancı bankaların ipoteğinde.

Bütün bu planların hangi amaçla yapıldığını bilmek zorundasın, ey halkım!   

Yöneticilerimizi Yahudiliğe hizmet madalyalarıyla şereflendiren Yahudi lobileriyle, fırsatını buldukça Türk milletini arkadan hançerleyen sözde Müslüman petrol şeyhlerinin topraklarımızı parsel parsel, iktisadi kuruluşlarımızı birer birer ele geçirmesini hangi gerekçelerle açıklayabiliriz? Ülkemizi iflas ettiren azınlığın ve avenesinin, dünyanın en zengin ülkelerinin en seçkin semtlerinde sokak satın almasını, akıl almaz paralarla yaşam merkezleri kurmasını nasıl açıklayacağız?

Bu böyle devam ettiği takdirde, işin sonunda Türkiye’nin Filistinleşeceğini de bilmek zorundasın, ey halkım!

Ve bilmelisin ki dışarıdaki haramilerin Türkiye üzerindeki emellerine hizmet eden yerli işbirlikçiler için dünyanın her yeri kendi evidir. Oysa sen, gelişmiş medeniyete giden treni kaçırmış olsan da yurtseverliğin ve hürriyetin kanına işlediği onurlu bir milletsin. Dolayısıyla dünyanın hiçbir yerinde gidecek ne bir vatanın var senin, ne de başka bir Türkiye! Sen, bu topraklara aitsin.

Bu topraklar ananın ak sütüdür. Ceddinin kanıdır. Neslinin geleceğidir. Habitatının vicdanıdır. Hayatının anlamıdır. Huzurundur, barışındır, ekmeğindir, aşındır. Toprağına sahip çık ki ele güne rüsva etmeyesin kendini. Bu değerlerle birlikte yaşamanın ve mümkün olan en kısa zamanda sanayi ve bilişim toplumu olabilmenin teminatı da yine bu topraklar üzerinde hakkını vererek yapacağın tarımdır, hayvancılıktır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ