sonhaber16.com

TARIMDA DERHAL ÜRETİM PLANLAMASINA GİDİLMELİDİR

TARIMDA DERHAL ÜRETİM PLANLAMASINA GİDİLMELİDİR

Dünya Dünya Olalı!

Covit-19 Corona virüsü, hiçbir gözün göremeyeceği kadar küçük boyutlarda olmasına rağmen; bütün tanrıları, peygamberleri, kutsal kitapları, melekleri, din bezirgânlarını, tıpkı tanrılar gibi hikmetinden sual olunmaz kralları, diktatörleri, eşkıyaları, tapacak kadar parası çok olanları öyle bir hizaya getirdi ki; saltanatını da karşı konulmaz bir güçle sarsmaya devam ediyor.

Salgına karşı her ülkenin yönetimi kendince tedbirler aldı, almaya devam ediyor. Birçok ülke, kamunun tasarrufları, kenarda tuttukları ihtiyat akçeleri bir de süreci iyi yöneterek, ayrıca vatandaşlarına verdikleri her türlü güvence sayesinde en az can kaybı ve ekonomik zararla bu günleri atlatabilme çabasındalar. Saraylarda yaşayan ve halkın güvenini yitirmiş yöneticileriyle yandaşlarının olduğu Türkiye ise kirada yaşayan ve işsiz kalan yoksul kitlelerinden yardım talep etmek gibi bir ayıbın ışığında, el yordamıyla bir çıkış yolu arıyor.

Yöneticilerimizin virüsün dünyaya duyurulduğu 31 Aralık’tan 11 Mart’ta kadar kılını bile kıpırdatmaması, bu konuda aymazlık içinde olduklarının bir göstergesiydi. Üst perdeden nutuklarla herkesin evde kalması gerektiğini söyleyip de evde kalacak olanların ne yiyip ne içeceği; elektrik, su ve doğalgaz faturalarını neyle ödeyeceği; ücretlerinin, iş ve işyerlerinin akıbetinin ne olacağıyla ilgili hiçbir önlem almaması ise yurttaşlarımızı kaderleriyle baş başa bırakan sorumsuzca bir teslimiyetti.

Bunun sonu nereye varacak bilmiyoruz. Ancak halkını örseleyerek, kutuplaştırarak yerinde kalmayı başarabilen AKP iktidarı bu milletin başında durdukça, ülkemizin bu süreci ve bu süreçten sonrasını selametle atlatabilmesi zor görünüyor. Bu kritik süreçte vatan, millet ve demokrasi karşıtı bir iktidarın olması, Türkiye açısından büyük talihsizliktir. Her konuda ahkâm kestikçe memleketi batıran iktidara söz geçiremiyor olsak da tarımda hayati öneme sahip üretim planlamasının gereğini halkımıza anlatmak zorundayız.

Kabaca doğanın hava, ateş, su ve toprak elementlerinden oluşması gibi, doğanın bir parçası olan insan da varlığını protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin gibi besinlere borçludur. Varlığının veya yokluğunun doğa için bir anlamı olmasa da doğasız yapamayacağını, düşünme yetisiyle bu besinler yönünden de doğaya muhtaç olduğunu biliyoruz insanın. Bilmemiz gereken bir önemli şey daha var, o da; insanı yaşatan bu besinlerin ancak tarımsal faaliyetler sonucunda doğadan elde edilebildiği, bunun da kadimden beri en uygun iklim ve toprak koşullarına sahip Türkiye coğrafyasında yapıldığı gerçeğidir.

Niçin Planlama?

İşte bu gerçeklikten hareketle içinde bulunduğumuz süreç, ülkemiz tarımında üretim planlamasını zorunlu kılmaktadır: Türkiye tarımda kendine yeten bir ülkeydi. Kulağa hoş gelen neoliberalizm, küreselleşme ve globalleşme ninnileriyle halkımızı uyutan ANAP iktidarı, tarımda üretimsizliğin ve dışa bağımlılığın önünü açtı. AKP iktidarı ise kendisini oligarşik emellerine kavuşturacak İhvancı ve neoosmanlıcı hikayelerle aldattığı milleti, tarımda üretimden koparıp tamamen ithalata mahkûm etti.

İktidarın, bu Corona günlerinde biz bize yeteriz hamasetiyle bir nefeslik canı kalmış gariban halktan para toplaması, Türkiye’yi kendine yettirmez. Tek çıkış yolu, beton ekonomisini ve ithal ikamesini bırakıp tarımda ve tarıma dayalı sanayide üretim ekonomisine geçmek, bunu da planlayarak yapmaktır. Örneğin Hollanda gibi ülkelerin tarımdaki kalkınmışlığı, üretim planlamasındaki başarılarından dolayıdır. Yani üretim planlaması, tarımda arzulanan başarının ön koşuludur. Üretim planlamasının önemli faydalarından birisi de takip ve denetiminden ötürü sağlıklı ve güvenilir gıdanın elde edilmesine olan katkısıdır.

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Yedi iklim bölgesine sahip ülkemizde, ürün desenine göre ekim, dikim ve hasat dönemi değişim gösterir. Sonbaharda hububat ekimleri yapıldı. Kimi ürünler için hasat dönemi başlamış veya başlamak üzereyken, kimisi için üretim sezonunun başındayız daha. Dolayısıyla üretimde bari bundan sonrası için gerekli yönetişim, bilgi ve teknolojiler organize edilerek acilen harekete geçilmelidir. Yoksa gıda temini yakın bir gelecekte tehlikeye girebilir. Halkımızın ekseriyeti gıda denince sadece marketin ve pazarın yolunu bilir. Oysa buralar gıdanın tüketime sunulduğu mekânlardır. Üretimse tarlada, bağda, bahçede, merada yapılır. Fakat görülüyor ki kırsalda çalışabilir nüfus neredeyse kalmamış. Azımsanmayacak ölçüde verimli tarım alanı da üretim dışı bırakılmış. Bu nedenle her kalem tarım ürünü ithal edilir olmuş.

Dünya öyle bir kaosa girdi ki bundan kelli her ülke kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak. Örneğin Avrasya Ekonomik Topluluğu üyesi 5 ülke, bizim de alıcısı olduğumuz bazı stratejik tarım ürünlerinin ihracatını durdurdu. Dünyada birçok ülkenin aynısını yapmaya hazırlandığını ve yapacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok. Böylece tarımda kendine yeten ülkelerin süreci kolay atlatması beklenirken, bizim gibi her konuda dışa bağımlı ülkelerinse açlıkla, kıtlıkla karşılaşması her an ihtimal dâhilindedir.

Yapılması Gerekenler:

Dünya nüfusunun bir beslenme haritası çıkarılmalı, kimin nerede hangi ürünleri tükettiği ve hangi ürünlere gereksinim duyduğunun tespiti yapılmalıdır. Aynı tespit ülkemiz için de yapıldıktan sonra, bu gereksinimi karşılayacak üretimin yapılacağı tarım alanları değerlendirilmeye alınmalıdır. Tarım ürünleri iklim ve toprak isteklerine göre farklılık gösterir. Cumhuriyetin başında zaten bundan hareketle bir planlama yapılmış ve ona göre tarıma dayalı sanayi ülkenin dört bir yanında kurulmuştu. Kapatarak, satıp savuşturarak ihanet ettiğimiz o ekonomik hamleyi, bugün yeniden ayağa kalkmak için kendimize örnek alabiliriz mesela. Dolayısıyla çiftçi de dâhil, hiçbir kimsenin veya kurumun arzusuna bırakılmadan, yurt içinde ve dışında tüketime sunulacağı tespit edilen ürünler en iyi hangi bölgede sonuç verecekse orada yetiştirilmelidir.

Kaynakları bu kadar çalınıp çırpılmasına, israf edilmesine rağmen Türkiye’nin yeniden tarımda kendine yeter duruma gelmesi için tasarruf etme gücü vardır. Örneğin el değiştiriyor dedikleri, gerçekte ise peşkeş çekilen kamu sermayesinin tarıma kaydırılması lazım. Çiftçinin, 2019’a ait desteklemeleri dahi alamamış olması gibi gülünç bir politikayı kaldıracak lüksü yoktur Türk tarımının. Gereksiz bir kurum durumuna düşen Diyanetin bütçesi ile milletin yararlanmadığı hava alanı, köprü ve otoyolların geçiş garantileri ertelenerek bunlarla tarım desteklenmeli hatta sübvanse edilmelidir. Selçuklunun, Osmanlının sonunu getiren, Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için de onu içten içe çürüten, hiçbir üretimde bulunmayıp avantadan milletin sırtından geçinen tekke, zaviye, vakıf, dernek ve benzeri karanlık odaklara akıtılan kaynaklar tarımsal üretime yönlendirilmelidir.

Varlık fonuna devredilen Ziraat Bankası yabancılara satılmadan, diğer kamu varlıkları gibi peşkeş çekilmeden veya başına benzeri bir iş gelmeden varlık fonundan çıkartılarak sadece Türk tarımının, çiftçisinin hizmetinde ucuz kredi kurumuna dönüştürülmelidir. Tarım Bakanlığı ise tüm kaynaklarını çok acil bir şekilde bu üretim sezonu boyunca tohum, fide, ilaç, gübre, mazot, damızlık hayvan, elektrik ve su giderleri gibi üretimi gerçekleştirecek girdiler için seferber etmelidir.

40 binin üzerinde ziraat mühendisi boşta. İşte tam da bu sırada Tarım Bakanlığı, Ziraat Mühendisleri Odası ve çiftçi örgütleri eşgüdüm çalışarak bu mühendis ordusunu tarımda istihdam etmenin bir yolunu mutlaka bulmalıdır. Avrupa ülkeleri, kent merkezlerinde işyerlerinin kapanması sonucu işini kaybeden vatandaşlarını tarım ve hayvancılık sektöründe istihdam etmeye çalışıyor. Türkiye’nin böyle bir projeyi düşünememesi olacak şey değil. Üstelik ne idüğü belirsiz milyonlarca Suriyeliyi, Asyalıyı, Afrikalıyı beslemesi; bu yetmezmiş gibi kendi yurttaşları aç ve işsizken vatan ve millet duyguları dahi olmayan o güruhları kentlerde ucuz işgücü, kırsalda da mevsimlik işçi diye ülkenin dört bir yanında çalıştırması, hiç olacak şey değil.

Tarımın asıl demokrasiye ihtiyacı var. Çünkü aksak da olsa demokrasi varken tarımda kendine yeten bir ülkeydi Türkiye. Tek adam rejiminden kurtulup milletin iradesi yeniden hâkim kılınmadan, TBMM eski gücüne kavuşturulup o meclise hesap veren Planlama Teşkilatı yeniden kurulmadan tarımın eski haline dönmesini beklemek yersizdir.

Sonuç:

Salgının dinmesinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Uluslararası ilişkilerde de öyle; gelişmekte olan ülkeler tükenmekte olan ülkelere mi döner, süper devletler infilak mı eder, devletler daha ufak parçalara mı bölünür yoksa uluslaşarak daha güçlü devlet olma yoluna mı gidilir, dünya topyekûn faşizme mi teslim olur, demokrasi mi gelişir şimdiden kestirmek zor. Kestirebildiğimiz şey; gıdanın temininin ve güvenliğinin dünyada en öncelikli konu haline geleceğidir. Türkiye’de demokrasinin olmayışı ve iktidarın şahsi çıkarlarını kendisine arka çıkan emperyalizmin emelleriyle birleştirip ulusal çıkarlarımızın önünde tutması, bu süreçte bizi kara kara düşündürtüyor. Çünkü iktidarın yanlış politikaları sonucu Türkiye’nin dünyada dostu kalmadı. Dolayısıyla tarımda kendine yeten bir ülke olamadığı takdirde, Türk milletinin açlıkla, kıtlıkla yüzleşmesinden endişe duymaktayız. Acilen tarımda üretim planlamasına gidilsin dememiz bundan dolayıdır. Hatta dünyada döndürülen dümenlerin neler olduğu veya olacağı bilinsin, göz önünde tutulsun diye oluşturulacak planlama kurullarında, aydın ve yurtsever uzmanlarla birlikte milli istihbarat teşkilatına ait birimlerin yer alması da büyük önem taşıyacaktır. Çünkü dünyayı belirsiz bir süreç bekliyor!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ