DOLAR16,8242
EURO17,5639
ALTIN977,072
BIST2405,98
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa °C
sonhaber16.com

TARIM VE MEDYA

TARIM VE MEDYA
06.05.2020
A+
A-

Zaman zaman yazdım, “medyanın yapılandırıldığını.”
Hatta bu durumun bugünün meselesi olmadığını.

19.Yüzyılın sonlarında kitle iletişim araçları üzerinden, Amerikan Başkanlık seçimlerinde uygulanan yöntemler, 20. Yüzyıldan sonra Radyo’nun da bu araçlara eklemlenmesiyle daha uzak yerlere, daha fazla kitlelere erişmeye başladı.

Birinci Dünya Savaşı’nın en etkili propaganda silahı yine kitle iletişim araçları idi.

Bu süreç, Amerika için 1930’lu yıllarda eski etki ve gücünü kaybedince, başka kuramlar ve yöntemler geliştirilmeye başlandı.

Avrupa ise bununla Mussolini İtalyası’nda etkin bir şekilde tanımış oldu.

Aynı dönemde kitle iletişim araçlarını en etkili kullanan ise Hitler ve onun Propaganda Bakanı Filozof Profesör Gobbells oldu.

2.Dünya Savaşı’nın en etkin asimetrik silahı yine bu iletişim araçları idi.

Bizdeki süreci ise İbrahim Şinasi ile başlatabiliriz.

II.Meşrutiyet ve sonrasını özellikle vurgulamak lazım.

I.Meşrutiyet sonrasında gittikçe yükselen ve meşhur olan “jurnalci” ve “jurnalcilik” olarak bilinen bu dönem, basın açısından kara bir dönem olarak bilinmektedir.

Elbette bütün bu gelişmelerin karşısında olarak, kitle iletişim araçlarının özgür, tarafsız, adil ve halkın denetim gücü olarak kullanılması için büyük mücadeleler verildi.

Sansüre karşı canıyla, kanıyla savaşanlar oldu.

İşte bu savaşların kazanımları içinde olsa gerek, basın, demokrasiler için dördüncü güç olarak sunulmaya başlandı. Bu gücün kullanıldığı yerlerde halkın doğru, yansız, katışıksız haber ve bilgiye erişimi sağlanmaya çalışıldı.

Televizyonun yanına, sanal ağlarla iletişim de eklenince medya artık, “yeni medya” olarak tanımlanmaya başlandı.

Fakat daha en başında kitlesel iletişimin siyaseti, toplumu, ekonomiyi, dünya düzenini nasıl yönlendirdiğini, etkilediğini, biçimlendirilebileceğini gören egemen güç odakları ve iktidar erklerinin böylesine bir gücü kendi başına bırakması beklenemezdi.

Yok, dördüncü güç, yok etkin kamuoyu oluşturma, tarafsız olma, bağımsız olma, halkın haber alma hakkı gibi, gücün karşısına başka bir güç konulmasına tahammül edemezlerdi; Edemediler de!

Sansürler, yasaklar, cezalar, sürgünler, yazılamayacak, konuşulamayacaklar, kitap olamayacaklar, dağıtılamayacaklar, yayın yapamayacaklara kadar listeler ve uygulamalar anında devreye sokuldu.

Ve özellikle atmışlı, yetmişli yıllarla beraber medya sektörü patronlaşmaya, endüstrileşmeye başladı.

Bugün dünyadaki sektörün % 70’den fazlasını sadece bir Amerikan şirketi kontrol ediyor.

Ve artık güç ve iktidar yapıları, hegemonyalarını medya üzerinden kurgulamaya, kurmaya, yönetmeye, yönlendirmeye başladı.

Medya ya da “yeni medya” gücünü eline alan, bütün güçleri eline alma şansına sahip oldu.

Artık, izleyicinin, okuyucunun, takipçinin kafasına çakılacak ne varsa üç faktörü yönetmek yeterli olmaya başladı: Algı, Propaganda ve İkna.

Tüketim toplumu ve tüketim çılgınlığı gibi postmodern dönem davranışları, reklamlar ve bilbordlar gibi faktörlerin değişik versiyonları üzerinden kurgulanır oldu.

Bunun için sana, duymak görmek istediklerini, duyulmasını görülmesini istedikleri biçim ve gürültü içinde “sanal hipergerçeklikler“ olarak sunmaya başladılar. ‘Sen artık bir dizideki ya da bir haberdeki kahramansın’ dediler ve senin de öyle sanman için sana kılıç, kalkan ya da Pinokyo bebek sattılar veya hediye ettiler.

Zaman zaman da reklam yıldızı oldun.

Zaman zaman ise kendini profesör kadar bilgili sandın. Sanabilirsin zaten. Çünkü en iyi okçuların hiçbiri profesör değil di ki! Ya da hangi kral, hangi imparator ya da padişah profesör idi ki?

Bunu en kolay ve en rahat hangi toplumsal kitlelere yaptılar bilir misiniz peki?

Kusura bakmayın keyfinizi bozacağım ama genelde yoksullara, işsizlere, düşkünlere, çiftçilere, köylülere, varoşlara, göçmenlere.

Tabii ki, sizleri ve çoğunluğu tenzih ederek.

Bütün dünyadaki durum bu.

Çünkü onların karşı düşünce, sorgulama, bilgi üzerinden direnme güçlerinin çok zayıf olduğunu gayet iyi biliyorlardı.

Şimdi bu kesimi bekleyen başka bir tehlike var kapımızda.

“Medyanın tarım sektörünü yapılandırması.”

Yani yapılandırılmış medya üzerinden çaktırmadan sektörel kahramanlar yaratılması.

Her kafadan bir ses çıkacak.

Herkes tarım uzmanı olacak.

Hatta tarımsal eğitimi olmadan bile sağda solda “tarım uzmanı” diye gezen medya mensupları olacak.

Sizi kahramanlaştıracaklarını sanacaksınız.

Ama asıl kendileri kahraman olmayı deneyecekler.

Nasıl oluyorsa artık; kentsel tarım, saksıda domates, kırsal kentleşme vs. gibi kavramın anlamını bile bilmeden önce içinizdeki tarım kavramını, boşaltacaklar.

Tıpkı özgürlük, demokrasi, barış, kardeşlik gibi evrensel değerleri sulandırıp içlerini boşalttıkları gibi toprağın, suyun, ahırın, ağılın, tarla tapanın içini boşaltacaklar.

Bu işlerin aslında kolay işler olduğu algısını yaratmaya çalışacaklar.

Bunun için sizleri yeni yeni borç ve kredi takvimlerine bağlayacaklar.

Acayip süslü püslü adamlar size tarımın aslında organik, ekolojik koşullar dışında yapılamayacağını söyleyecekler. Konvansiyonel tarımın, tez zamanda çökeceğini ima edecekler.

Mesela; arazi bankacılığı diyecekler.

İthalat, ihracat, hormon, GDO, tohum torba, üçayaklı dana, beş yapraklı yonca vs. deyip sizi kendi ürününüze yabancılaştıracaklar.

‘Gıda enerjidir zaten’ demek yerine, ‘enerji gıdadır’ deyip akarsularınıza, derelerinize HES’ler yapmaya devam edecekler. Kalanları da ‘turizm daha kârlıdır’ diye plansız programsız elinizden alacaklar.

Yani anlayacağınız sevgili çiftçiler, tarım sektörü paydaşları; burnumuzun dibinde artık tarım adına “yapılandırılmış bir medya” ile yüz yüze geleceğiz.

Ve ne yazık ki bunu sizin dost bildiğiniz kişiler üzerinden yapacaklar.

Tıpkı tüketim toplumunun reklam yüzleri gibi.

Onlara güvenerek, inanarak yaptığınız tüketimler üzerinden kendinizi tükettiğiniz gibi.

Benden söylemesi.

Haydi, kolay gele.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Mete dinler dedi ki:

    Evet aynen bu sekilde çiftçiyi şehrin kenarında kıt kaanaat geçinen insanlardan yapmayı umuyorlar. Ćünkü bu ab politikasi ve kapitalist dünya düzeni. Uyanik olan bilinçli davranan çiftci alip yuruyecek 5 yillik bir süreç yavaşça artacak ve sonraki 10 yilda sonuclandirilacak. 2050 civarinda kirsalda ulke nufusunun yuzde 5 civarinda olmasi tarlalarin birlesik hektarla olculur sekilde olmasi isteniyor. Makineleşme son surat devam edecek. Ayagini yorganina gore uzat cok dusun cok sor cok dinle bir kere ek .