sonhaber16.com

Kutlu Olsun Eski Türkiye, Geçmiş Olsun Yeni Türkiye…

Kutlu Olsun Eski Türkiye, Geçmiş Olsun Yeni Türkiye…

Altı yüz yıl boyunca peşine taktığı insanların kanını akıtarak, kemiklerini yerinde bırakarak fethettiği toprakları kendi mülkü, üzerinde yaşayan insanları kendi kulu, kendisini de tanrının yeryüzündeki gölgesi yapan sultanlığa nihayet son verilmişti. İngilizler çok daha önce 1215’te Magna Carta’yla, Fransızlar 1789’da Fransız Devrimiyle kısmen bunu başarmışlardı. Oysa Türkler, 1920’de kurdukları TBMM ile egemenliği kayıtsız şartsız ve tümüyle millete devretti.

Dünkü Türkiye

TBMM, yozlaşarak çürüdüğü için başında bulunduğu imparatorluğun da yüzyıllar içerisinde parçalandığı, dağıldığı, sonra getirilen kapitülasyonlarla emperyalizmin kuklası olduğu Osmanlı saltanatını ve o saltanatın payandası olan hilafeti kaldırdı. Tarihin akışına ayak uyduramadığından sahneden çekilen bu aile hanedanlığının yerine millet egemenliğine dayalı demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdu. Düşman işgalinden kurtardığı Türkiye’yi bilimin rehberliğinde dünyanın en çağdaş, en modern ülkesi yaptı.

Bunun adı veya tarihteki karşılığı Büyük Türk Devrimi’dir, yanı sıra Türk Rönesansı’dır. Atatürk’ün liderliğinde bu devrimi gerçekleştiren TBMM cumhuriyetçidir, milliyetçidir, devletçidir, halkçıdır, laiktir ve devrimcidir. Böyle olduğu içindir ki büyük bir ulus inşa etti. Onurlu ve tam bağımsız bir ulus. O günden itibaren tarih boyunca tüm mazlum milletlere örnek olacak bir ulus.

İşte o kurucu felsefe ancak çocuklarını ulusunun geleceği olarak görür ve meclisinin kuruluş gününü çocuklarına bayram olarak armağan eder! Bu kararın hangi duygularla verildiğini bilmek ve anlamak gerekiyor. Meclisi toplayan ve cumhuriyeti kuran kadro saraydan çıkıp gelmedi. Gece gündüz demeden sınır boylarında savaşmaktaydı. Onlarla birlikte veya onların komutasında savaşırken şehit düşen nice koç yiğidin yüz binlerce çocuğu yetim kaldı. Anadolu bir yetimler yurduna döndü. Bu yetimlerin ekseriyeti de sahipsizlikten, yokluktan, açlıktan, hastalıktan öldü. Cumhuriyet bir bakıma kimsesizlerin kimsesi olduğundan, yetim kalmış çocuklarına sahip çıkmış ve bu kuruluş gününü bayram olarak milletin çocuklarına ithaf etmiştir.

Birçoğumuz, Birleşmiş Milletler’in bu kutlu bayramı Atatürk’ün kendisine yüklediği anlama binaen barışa hizmet etsin diye tüm dünya çocuklarına armağan ettiğini bilmeyiz. Bu yönüyle 23 Nisan sadece yerel ve ulusal olmaktan çıkıp evrensel bir nitelik de kazanmıştır.

Atatürk’e, devrimci kadrosuna, TBMM’ye, kurucu iradeye, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına olan bağlılığımız; yurttaşlık haklarımıza, çocuklarımızın geleceğine, ülkemizin bağımsızlığına ve demokrasiye olan bağlılığımızdan dolayıdır. Ama aradan geçen yüz yılın sonunda, Türkiye’de önemli bir kesimin bu aydınlanmaya layık olamayıp dinci, gerici toplum mühendisliği projeleriyle de kandırılarak o yüce değerlere bağlılıktan ayrıldığını görüyoruz, ne yazık ki.

Türkiye’nin tam bağımsızlığını ve dünyaya örnek olan ulusal birliğini kendi uluslararası sömürgeci çıkarlarının önünde engel olarak gören küresel yayılmacılar, iktidara getirdikleri kimi siyasi partiler, darbeler, dinci cemaatler ve terör örgütleri arcılığıyla ülkeyi yıkımın eşiğine getirmişlerdir.

Ne mi Yapmışlar?

Fetullah Gülen Cemaati dünyada ABD, İngiltere, İsrail, Vatikan’ın desteği, içeride ise iktidar partisince bir yandan kayırmacı ekonomiyle palazlandırılırken bir yandan da tüm organlarına ve kılcal damarlarına kadar devletin içine yerleştirildi. Cemaatin hedefinde, Türkiye’nin ulusal egemenliği vardı: Egemenliğin ulustan alınıp, kapitülasyonlara boğdurularak istedikleri şekilde yönettikleri Osmanlı’daki veya kabile devletlerindeki gibi bir kişiye vermek! Egemenliği ulusa veren TBMM, verildiği gün de 23 Nisan olduğuna göre o halde saldırı buraya yoğunlaşmalıydı. 23 Nisan’ın bir ruhu vardı, o ruhun yok edilmesiyle mümkün olacaktı her şey.

Kutlu Doğum Haftası diye bir projeyle çıktılar milletin karşısına. Bu tıpkı kumpas davalarında ürettikleri gerçek olmayan sahte deliller gibi bir şeydi; Ne cemaatin başındaki papazın, ne de alçaklıklarına alet ettikleri Hz. Muhammed’in doğum günü 23 Nisan haftasındaydı. Ama her köyde, kasabada, mahallede, kentte 23 Nisan haftasından başlayarak bütün bir bahar yaz ayları boyunca kutlu doğum haftasında en çeşni yemeği kim yedirdi, en çok kalabalığı kim topladı, en uzun Kuran tilavetini kim okuttu yarışına soktular milleti. En az otuz yıl süren bu afyonlama sayesinde Türk milleti kendisine egemenlik hakkını veren meclisini unuttu, geleceği elinden alınan çocuklarının bu cemaatin eliyle emperyalizmin dünyadaki çıkarlarına alet edildiğini ve ülkelerinde darbe yapmak için eğitildiğini fark etmedi.

Geride Ne Bıraktılar?

Türkiye’de güçler ayrılığı kalktı. Egemenlik TBMM’den alınarak tek adama devredildi. Hukuktan arındırılan yargı o tek adamın emrine verildi. Milli olmaktan çıkarılan bilimsel eğitim dinselleştirildi. İnsan sağlığı ticarileştirildi. Çalışma hayatı bozuldu. İş güvenliği kalmadı. Basın özgürlüğü dâhil hak ve özgürlükler tümüyle kaldırıldı. Cumhuriyet tarihi boyunca devleti ayakta tutan ve bağımsız kılan kamu varlıklarının tümü, iktidarın yerli ve yabancı yandaşlarına peşkeş çekildi. Ekonomi planlı üretim ekonomisi olmaktan çıkarılarak rant ve israf ekonomisine dönüştürüldü. Yönetim şekli ve anlayışı 1876’da kabul edilen 1. Meşrutiyet’ten önceki keyfi monarşiye kaydırıldı. Sosyal ve kültürel yönden de Türk toplumuna aklın ve vicdanın erdemli değerleriyle hiç bağdaşmayan, dini hurafelerle dolu tek tip bir yaşam biçimi dayatıldı. Vs. vs…

Sonunda yoksul, yalnız, güçsüz bir Türkiye; incinmiş, yaralanmış, vicdanlarda bölünmüş acılı bir toplum kaldı geriye. En kötüsü ise bir virüs gibi devlete ve topluma sirayet eden bu cemaatin, mutasyona uğrayarak kendisini bulunduğu her yerde gizleyebilmesidir. İktidarın şeffaf ve samimi olmayan uygulamalarından da anlaşılıyor ki bu FETÖ virüsü, diz çöktürerek felç ettiği devleti ve toplumu süründürmeye devam etmektedir hala.

Çocuklara Gelince

Cumhuriyeti kuran Türk Devrimi çocuklara aydınlık bir geleceğin yolunu açarken, memleketi bu hale getiren iktidar döneminde kız erkek hiçbir çocuğun bırakın geleceği, bugünü dahi güvende değildir. Toplumun önemli bir kesiminin çocukları, dinci vakıflarda her türden tacize ve cinsel istismara maruz kalmaktadır. Dini istismar eden sürüsüne bereket mektepli veya alaylı şarlatan, yine dini referans gösterip ilkel Arap kültüründeki küçücük kız çocuklarıyla yapılan evlilikleri kutsamakta ve hayvanlar âleminde dahi karşılaşılmayan bu aykırılığı Türk toplum yaşamına sokmaktadır.

Tabi Ki Umut Var

Her şeye rağmen bu devran böyle sürmeyecektir. Egemenliğin kendisinde oluşunun 100 yıllık geçmişi Türk milletine çok şey öğretti. 23 Nisan’ın inayetini de gördü, onun karşısında duranların ihanetini de. Dün gece saat 21.00’de ellerinde bayraklarıyla, dillerinde 23 Nisan şarkılarıyla, kalplerinde ulusunun geleceğine ve milletinin kayıtsız şartsız egemenlik hakkına olan inançlarıyla balkonlarına çıkan 7’den 70’e Türk halkının, 783 bin 562 km karelik vatan sathını gün ortasına ve birlik ortamına dönüştürmesi büyük anlam ifade etmektedir. Düşmanın uyumadığını bilerek rehavete girmeyeceğiz elbette ama bir sonraki 23 Nisan’da halkın meydanlara sığmayacağı bugünden belli olmuştur. Zira 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramının sonsuza dek Türk milletinin vazgeçilmez tarihi mirası olduğu, yine milletin kendisi tarafından tescillenmiş bulunmaktadır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ