Gel, çay koydum. İçelim!..

Gel, çay koydum. İçelim!..

“Ve çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta…” der Sabahattin Ali.

Artık her şey için çok geç…

İnanmıyorum bu söze. Bir tek ölüme ve taş olmuş kalplere (ki onlar da benim nezdimde birer ölüler) çare yok bu hayatta. Geri kalan her şey sevgiyle, iyilikle düzelir. Sevgi, içinde saygıyı da barındırdığı sürece her yolu açabilir.

***

Her sabah uyandığımda “Yeni güne gözlerimi açtıysam eğer, vardır elbet yaşayacağım güzellikler.” derim hep. Kendim için, sevdiklerim için, ülkemin insanları için umudumu hiç kaybetmedim, kaybetmeyeceğim.

***

Mesela herkes sevmez sonbaharı. Benim en sevdiğim mevsimdir oysa. Huzur ve güzellikler ayı olduğunu düşünürüm. Dökülen yaprakları gördükçe, yaprak gibi olmalı insan derim. Bağlılıklarından kopmaktan, ayrılmaktan korkmamalı, rüzgârın onu alıp götürmesine izin vermeli bazen… Her kopuşta, her ayrılıkta olgunlaşıyor insan nihayetinde…

***

Kim bilir kaç gönül kırmışızdır bilerek veya bilmeyerek. Kim bilir bizim kalbimizi kimler nasıl kırmıştır. Kim bilir kaç damla gözyaşı bizim için akmıştır ve biz kaç defa gözlerimiz kanayana kadar ağlamışızdır..

 

Yaşamda yol aldıkça “değerli” olan için, “önemli” olandan vazgeçmenin, gönül inceliği gösterip bize değerli olduğumuzu hissettirenleri yolumuza katmanın, kendi hikayemizi yazmanın güzelliğini yaşarız, ağlamak da anlamsız gelir artık.

***

Kimsenin hikâyesi beyaz değil ki. Hepimiz içinde çokça siyahı barındıran, renkli hikâyeleri olan mavi ruhlarız. Siyahlarımız bizi biz yapan; maviliğimizi görenler, bizi barındırdığımız tüm renklerle sevenler yok denecek kadar az. Bazen hiç kimse görmese de tek başımıza, bazen de görebilenlerle mutlu oluyoruz hepimiz. Bazen öyle anlar oluyor ki en koyu siyah hikâye gözümüze şarap kırmızısı geliyor ve hikâyemiz de tam orada başlayabiliyor.. İçimizdeki mavi ruhu görüp, yüreğimizden sevgiyi eksik etmeden, bizi daha iyi yapacak şeyleri severek mutlu olabiliriz ki hepimiz.

***

Gidilecek o kadar çok yol, görülecek o kadar çok yer, keşfedilecek o kadar çok güzellik var ki. Hayatımızın başı ve sonu belli zaten. Neden ortasını hayatımızı anlamadan, insanları sevmeden, mutlu olmadan geçirelim.. Yola çıkmalı, nereye istenirse oraya gidilmeli. Gülüşümüzün ısıtmadığı yer kalmamalı…

***

“Kazası olmayan tek ibadet: YAŞAMAK..” der Dücane Cündioğlu. Adına yaşamak denen ibadetimizi kazaya bırakmadan yapmalı öyleyse, hayatı kaçırmadan yaşamalı.. Yaralarımızla, korkmadan, cesurca, sevgiyle, aşkla gülümseyerek yaşamalı hem de..

***

Ya yarın istediklerimizi, hayallerimizi yaşamak için çok geç olursa. Ya yarın yoksa!..

Sadece yaşamak (Yaşamda kalmak) için değil daha iyi yaşamak için (Yaşamın hakkını vermek), çok geç dememek için düşlerini yaşamalı insan..

***

İçten bir çağrı yapmalı sevdiklerine..

Hani bizde sevgiye, dostluğa, sıcak sohbete hep çay eşlik eder ya. Sevdiklerinle çay içmeli yaşamın hakkını verirken. “Gel, çay koydum. İçelim!..” demeli..

***

Gel, çay koydum. İçelim!..

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ