DOLAR8,4078
EURO10,0127
ALTIN493,855
BIST1383,03
AdanaAdıyamanAfyonAğrıAksarayAmasyaAnkaraAntalyaArdahanArtvinAydınBalıkesirBartınBatmanBayburtBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırDüzceEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIğdırIspartaİstanbulİzmirK.MaraşKarabükKaramanKarsKastamonuKayseriKırıkkaleKırklareliKırşehirKilisKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaMardinMersinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduOsmaniyeRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasŞanlıurfaŞırnakTekirdağTokatTrabzonTunceliUşakVanYalovaYozgatZonguldak
Bursa 37°C
Sıcak
sonhaber16.com

EHİL EHLİLEŞTİRME S’ALT’ANATI (Atların yularını itlere vermek üzerine)

EHİL EHLİLEŞTİRME S’ALT’ANATI (Atların yularını itlere vermek üzerine)
REKLAM ALANI
15.07.2021
A+
A-

‘Eşeği mektep müdürü yaparsan, dershanelerin ahıra dönmesine laf edemezsin’ der ya Cenap Şahabettin. Her türlü istihzanın ötesinde müstehzi sırıtışlar ve soytarı tavırlar altında “sen de bizdensin”cilerin düzeni sürüklediği felaketin göbek adı mülakat olmuşken ve kim takar liyâkâti nev’inden kıvırmaları dansöz izler gibi izleyip ağzımızdan akan salyaları silmeye fırsat bile bulamazken, bir taraftan da “Komşuda pişer bize de düşer” iştahıyla her türlü kayırmacılığa göz yummanın kurbanı olan “işin ehli olma” masalı…

Bir varmış bir yokmuş ya da hiç var olmamış adalet duygusu. Neresinden bakarsan kör, neresinden dinlersen sağır, neresinden seversen vefasız vicdan kavramı. “Dinle neyden kim hikâyet etmede/Ayrılıklardan şikâyet etmede.” sözünün yerini “Dinle erden kim hikâyet etmede/Ayrımcılıktan şikâyet etmede.” sözünün almaya başladığı şu hazin çağ.

Semâvî ya da beşerî her türlü sistemin üzerinde hassasiyetle durduğu ancak her devrin muktedirlerinin bir şekilde kitabına uydurduğu liyâkat kavramı, geçmişte “ehliyet” yani bir işi yerine getirebilecek her türlü donanıma sahip olma kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılan Arapça bir kelime. Lâyık kelimesi ile aynı kökten. Bir işe lâyık olma anlamı ile ortaya çıkan ancak hayatını daha çok bir işe lâyık görülme anlamı ile mecrasından saptırılarak ve minareyi çalanın kılıflığını yaparak sürdürmek zorunda kalan; insanın eline düşenin halini gözler önüne seren ibretlik ve bir o kadar da bahtsız kelime.

Liyâkat, her vakit eksikliğinden bahisle birbirimizi suçladığımız ancak yetkiyi elimize geçirdik mi gözünün yaşına bile bakmadığımız o öksüz çocuk. Kendisini ağlattığımız yetmiyormuş gibi ölmüş anası olan adaleti bile mezarında ağlattığımız ve çaresizce kendini terk eden babası olan vicdandan hiç bahsedemediğimiz o öksüz yavru. Hani o Justitia ile Themis’in birleşimi olan Adalet Heykeli’nin gözleri kapalı, bir elinde adaletin kılıcı diğer elinde adaletin şaşmaz terazisi olan halleri var ya şimdi öylesine uzak ki bizlere yakında elindeki kılıcı bırakıp terazisi ile çarşı pazar dolaşmaya başlayacak olursa, inanın bana, hiç şaşırmayacağız. Niyesini hiç sormayın. İçinize bakın. Kelimenin anlamının sizler için ne ifade etiğini düşünün.

Liyâkat kelimesinin en çok hangi kelimelerle birlikte kullanıldığını düşünün.

Gerçek anlamından ne kadar çok şey yitirdiğini hesap edin. Evet, hayattaki her şey zıddıyla kaim ancak zıddıyla bu kadar hemhâl olan başka bir kelime var mıdır diye, eğer hâlâ kalmış ise, vicdanınızın terazisine bir yükleyin bakalım. Her yolu mübah görüp bir yerlere gelmek adına her türlü değerini ayaklarına basamak yapan çoğunluğun çığırtkan ahlâk vaazlarına kulaklarını tıkayabilen kaç kişi kalmış, sayın içinizden. Ama sakın dillendirmeyin ha, içinizden sayın. Sonra birileri isimlerini duyar da size aynı masalı anlatmaya kalkarlar. Evvel zaman içinde var olan ve şimdi bir yokmuş hükmünden başka bir şey ifade etmeyen o ehliyet meselesi artık sadece sürücü kursları vasıtası ile birlikte verilen bir kartın ismi.

Herkesin hayatına etki etmiş bir büyüğü vardır, bir de idealize ettiği bir önderi. Her söylediğini hatırladığınız ve sözünden çıkmaktan ölesiye korktuğunuz birisi vardır hayatınızda. Ağzından çıkanı imbikten süzdüğünüz ve her nefesinde hayatınıza hayat katan; yokluğunda büyüdüğünüzü hissettiğiniz bir rehberiniz muhakkak vardır. Onun sözleri ile konuşur, onun kulakları ile işitir ve onun ayak izlerini takip ederek adımlarsınız hayatı. O insan ne ise o olmak istersiniz ama onun yokluğuyla bulursunuz kendinizi ve kulaklarınızda onun sözleri ile yaşamaya devam edersiniz. Neden bu kadar uzattığımı emin olun ben de bilmiyorum ama galiba etkisinde kaldığım kişiyi çok özlediğim için…

Merhum dedem…

Hikmetli adamdı. Hayatı ocağından okuyan, diplomalı cahillerin yanında her daim diplomasız “adam” olmayı kendine nimet sayan dedeciğimin bir sözü çınladı kulaklarımda. Yine körüğün başında ateşle olan imtihanını verirken çok büyük bir olasılıkla gün içinde uğradığı bir haksızlıktan dolayı ağzından şöyle dökülüvermişti: “Bana bak evlâdım, hak etmediğin bir koltuğa sakın oturma çünkü o koltuğun bir bacağı sürekli çukurdadır. Yoksa işe ehliyetin, bilmiyorum deyip çekilmek biliyormuş gibi oturmaktan her zaman daha iyidir.” Bir derdinin olduğunu anlayıp biraz da hikmetinden istifade edebilmek için, “Ehliyet nedir?” diye sordum. “Ehliyet, oturduğun koltuğa lâyık olmaktır.” dedi. “Sana göre yapılan koltuklarda değil, senin uygun olduğun koltuklara oturmaktır. Yoksa…” dedi yutkundu ve sustu. “Yoksa ne olur?” dedim. Biraz düşündü ve neden sonra “Yoksa adalet bozulur, toplum bozulur, insanlar bozulur ve moralin bozulur.” dedi. Hepsini anladım ama adaletin nasıl bozulacağını aklıma yatıramamıştım. “Adalet nasıl bozulur ki dede?” dedim. Herkes örneklerini sevdiği varlıklar üzerinden verirmiş, rahmetli dedem de atları çok severdi ve: “Atların yularını itlere verirsen adalet bozulur evlâdım.” dedi.

Şimdi düşünüyorum da gerçekten olduğun yeri hak etmek, yaptığın işin hakkını vermek liyâkat ise işin çok büyük bir kısmını da hak ve adalet oluşturuyor. Mesele hak etmekse eğer hak ettiğimiz yer neresi ya da bizim hak ettiğimiz yerlerde kimler oturuyor? Çok bilinmeyenli global bu problemin çözümünü ödüllü soru olarak yayımlasak ses verecek çok kişi olsa da cevap verebilecek kimsenin bulunmaması ne kadar acı. Problem belli, problemin kaynağı belli ama çözümü yok. Herkesin şikâyeti aynı ama anamıza göz koyan kadı olunca kimi kime şikâyet edeceğimizi pek de bilecek hâlde değiliz. “Bir insan, hiçten kimseler arasında düdüğünü öttürmek istedi mi, o devir çökmeye yüz tutmuş demektir.” diyor Bacon, nasıl hiç olduğumuzu ya da hiç olmayı insanlar arasında nasıl kabullendiğimizi bunu içimize nasıl sindirebildiğimizi düşünmek düdüğü elinde tutanları göz ucuyla işaret etmekten daha onurlu bir davranış olacaktır. Herkes düdüğün kimde olduğunu bilir ama kendisinin hiç olduğunu kabullenmek nasıl bir haslettir? Ben demiyorum Bacon diyor. Elçiye zeval olmazmış da yine de hak vermiyor değilim. Onun ağzıyla konuşmak onun beyniyle düşünmek bir manasıyla onun düdüklüğünü yapmak da değil niyetim. Lâkin hak bilip hakkı söyleyen kim olursa olsun başımızla beraber. İnandığınız ya da iman ettiğiniz her ne olursa olsun her taraftan liyâkat ve adaletle hatta vicdanla ilgili söylenen bir sürü bağlayıcı söz varken ve işin garibi biz kendimizi bu düşünce sistemlerinden herhangi biri ile muhakkak ilintilendirirken düdüğü öttürene nefes olmak ve hiç olduğunu düşünmeden bir b.. olduğunu sanmak nasıl bir kimliktir? Bir de susmanın yanında susturulmuş olmak ve susmaya alıştırılmış bir toplum haline dönüştürülmek var ki o ayrı bir macera. Kurb-ı sultan âteş-i sûzan derler, yani sultana yakınlık yakıcı ateştir. Yanmaya zaten alıştık da sultan bizi yanına pek yaklaştırmıyor. Bir toplumu susmaya alışmış hàle getirmek iktidarların baş vazifesi. Hele hele bal tutan parmağını yalıyorsa kovanın başına kimin konulacağı, arıların hangi çiçeğe konacağı, hangi arıların kovana alınacağı hepsi ayarlanmalı. Eğer arılardan bir tanesi söylenenin dışında bir kanat bile çırpacak olursa derhal iğnesi kıçından çıkartılıp ölüme terk edilmeli. İşin ucunda kıçından iğnesi çıkartılması varsa hangi arı “yanlış!” yapar ki. İşte biz kıçından iğnesi çıkartılması stratejisine “ehil ehlîleştirme sanatı” insanları susmaya mecbur eden bu yönetim biçimine “ehil ehlîleştirme saltanatı” diyoruz. Saltanat kelimesi içinde sanat kelimesinin gizli olması da manidar bir kelime oyunu olsa gerek.

Velhasıl dünya dansözlük ededursun, biz bu raksı itirazsız izleyeduralım, devir tümden çökmeye yüz tutadursun ve Justitia ile Themis gözlerini olan bitene yumadursun durmayan bir hesabı verecek olmanın hesapsızlığı içinde debelenen insanların hiçliği içlerine oturmadıkça düzen değişse de değişmeyecek tek şey düzen ilişkisinin tek taraflılığı olacaktır yani düzülen hep aynı kalacaktır. Hiçliği kabul ettikten bir kıymetimizin olmadığını yapılanlara ses çıkarmayarak kabullendikten sonra yok şikayete hakkımız.

Biz anamıza göz koyan kadıya da, düzene de razıyız.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Elif dedi ki:

    Kalemine yuregine saglik