Doğa intikam almadı; insan cehaletinin bedelini ödedi…

Doğa intikam almadı; insan cehaletinin bedelini ödedi…

Karadeniz’de yoğun yağış nedeniyle bir felaket yaşandı dün.

Olay olduğundan bu yana haberleri takip ediyorum. Yetkililerimiz ‘iklim krizi sonucu olan değişiklikler sebebiyle oluşan doğal afet’ dediler. ‘Çok geçmiş olsun’ dediler. Sn. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla, emriyle ‘şu olacak bu olacak’ dediler. (Bu cümlelerden tek rahatsız olan ben değilimdir umarım. Bir insan kendi iradesini sürekli yok sayarak, bir başkasının buyruğuna nasıl girer, bir başkasına bu kadar düşünmeden nasıl tabii olur aklım almıyor.)

Neden hep bir olay olduktan sonra önlem almaya çalışıyoruz? Neden bir kere de, “Daha öncesinden aldığımız önlemler ve yaptığımız çalışmalar dolayısıyla hiçbir can ve mal kaybına uğramadan bu felaketi atlattık.” cümlesini duymuyoruz yetkililerimizden?

Vatanını sevmenin partisi olmaz. Al yıldızlı bayrağın altında aynı oksijeni soluyor, aynı toprağın ekmeğini yiyoruz hepimiz. Başımızı kaldırınca hep birlikte aynı gökyüzüne bakıyoruz. Olduktan sonra geçmiş olsun değil, olmamasını sağlamak için gerekenleri yapmaktır yetkililerin görevi. Geleceği öngörmek kadar, gelecek içinde hazır olunmasını sağlamaktır yetkililerin görevi.

Bir yanda 15. yüzyılda Mimar Sinan’ın yaptığı yüzlerce yıl ayakta duran eserler, bir yanda 21. yüzyıl teknolojileriyle bir dereyi iki menfeze sığdıran mühendisler..

”Bu tür küçük ihmal yanlışlar” cümlesini kurdu bir yetkili. Bu nasıl bir anlayıştır. Mühendislik denen bir bilim dalı var. Madem bir yapı (Menfez ve benzeri) yapılacak iyi hesaplansın. Gerçekten mühendisliği, mimarlığı bilen insanlar bu işi yapsın. Buda yandaşa ihale vermekle değil, liyakat ile olur.

Meteoroloji uzmanlarımız günlerdir yoğun yağış bekleniyor uyarıları yapıyor Karadeniz için. TV’de bir vatandaşımız “şiddetli yağış ve sel uyarıları yapıldı ama sel aniden geldi” diyor. İlla suyu görmek mi gerekir önlem almak için. Eğitimsizlik diz boyu. İnsanımızı eğitmezsek; problemleri olması gerektiği gibi değil de kısa yoldan çözen bu millet, partisi ne olursa olsun, başına kendileri gibi düşünen yöneticileri yine seçecektir. MEB’in bu işe el atması gerekir.

Karadenizli dedelerimiz ninelerimiz, onların da dedeleri nineleri yaşamışlar Karadeniz’de bu felaketleri daha önceleri. Nereden kaya düşer, nerede toprak kayması olur, su nereleri vurur biliyorlar. İlgili bakanlıklarımızın bu hafızadan faydalanması gerekir.

Doğa intikam aldı deniyor. Doğa intikam almadı; insan cehaletinin bedelini ödedi… Hem de masum insanların canıyla ödedi… Yazık değil mi bu canlara…

Plansız kentleşme ve doğa katliamı nedeniyle her geçen gün felaketlere karşı savunmasız hale gelen Karadeniz’de başka bir şey olması beklenemezdi ki. Ekolojik denge alt üst edilirse, ormanlar yok edilip otoyol havaalanı yapılırsa, sahil yolu ile derelerin denize ulaşımına set çekilirse, dere yatakları betonla ıslah edilirse, dere yataklarına ev yapılırsa, dereler çaylar ırmaklar HES’e kurban edilirse (Karadeniz’de 250 civarında dere kenarlarına HES yapıldı ve yapılmakta), dağlar oyulup orman bölünürse bunun olması kaçınılmaz. Bu afet değil insan eliyle gelen felaket.

Senelerdir HES’lere, Karadeniz sahil yoluna, yanlış dere ıslahlarına, yaylalarda yapılaşmalara canla başla itiraz edenler vatan haini oldu bu ülkede. Şimdi vatan haini kim sormak isterim size. Plansız kentleşme ve doğa katliamına karşı çıkan bu insanlar mı yoksa HES’lere karşı direnişlere kulaklarını tıkayıp, her yıl yeni projelerle doğayı talan etmeye kendini adamış, iklim krizine balyozla dalmış yetkililer mi?

Eğer su kendi yatağında akıp gitmiyor da bir sokağı dolduruyorsa bunun sorumlusu yanlış imar planları yapanlar, dere yataklarını işgal edenler, vadileri şantiye yapanlar mı yoksa orada yaşayan masum halk mıdır?

Giden canların katili kim oldu şimdi?

Bu felaketin tüm sorumluları, tüm bu inşaatları yapanlar ve ihalelerini yönetenler, derhal sorgulanmalı ve gereken cezalar verilmelidir.

Çözüm doğa ile uyum içerisinde olmakta. Doğa ile uyum içinde yaşadığımız bir gelecek mümkün. Unutmayalım ki doğa insan olmadan da yaşar ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz. Vakit kaybetmeden 2863 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu”nun doğa ve insanı karşı karşıya getirmeyecek, imarın kentleşmenin doğaya uygun olmasını sağlayacak biçimde olması sağlanmalıdır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ