sonhaber16.com

Dağın Ozanı Menteşeli Cengiz

Dağın Ozanı Menteşeli Cengiz

Belediye bünyesinde küçük bir grup var, Bursa Araştırmaları Merkezi. Daha önce Setbaşı’ndaki kütüphanenin altındaydılar. Sonra Merinos’ta faaliyetlerine devam ettiler. İşleri Bursa’nın yerel kültürünü derlemek. İnanın çok müthiş işler başardılar. Çalışmaları kitaplardan öteye geçti, ansiklopedi oldu. Çalışmalarını kitap ve CD olarak yayınladılar. Yerel kültürle ilgili 8 ciltlik bir ansiklopedi yayınladılar. Zaman zaman buradaki genç ve idealist arkadaşları ziyaret eder, onları çalışmalarından dolayı tebrik eder ve görüş alışverişinde bulunurdum.

Maalesef bu güzel çalışmalar son üç yılda iyice yavaşladı. Kültürel çalışmalar geri plana itildi, hazırlanmış çalışmalar basılmadı.

Geçenlerde ziyaretlerine gittiğimde kötü bir sürprizle karşılaştı. İnegöl ve Kütahya yöresinden türkü derleyen, bu türküleri söyleyen ve etnografik gözlemlerini yazıya döken sanatçı Emel Örgün’ün o gün emekli sevk edildiğini öğrendim. Çıkarılan bir KHK’ya göre, “Amirinin bana lazım” demezse isteğiniz dışında emekli oluyorsunuz. Haziran ayına kadar bu da mümkün değilmiş.

Önce 1962 İnegöl doğumlu Emel Hanım’ı kendi kaleminden size tanıtayım; “İlk orta lise İnegöl de okudum. Ticaret lisesi, İnegöl lisesi, Halk Eğitim Merkezi Halk Müziği korolarında çalıştım.1993 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı sınavlarına girdim, öğrenimimi tamamlayınca koroda çalışmaya başladım. Hacivat ve Karagöz neden öldürüldü filminde oynadım. Bursa dağ köyleri ve Bursa İnegöl Maden köyünden derlediğim türküler çok sayıda filmde, film müziği olarak albümlerde yer almıştır. Reklam ve dizi filmlerde rol aldım.

Emel Örgün Bir Türkü Çekiminde

Daha bu zoraki emekliliğin üzüntüsünü atlatamadan 15 yıldır yakından tanıdığım, yaptıklarını beğeni ile izlediğim ve takdir ettiğim DAĞIN OZANI Menteşeli Cengiz’in de emekliye sevk edildiğini Gazeteci Ahmet Emin Yılmaz’ın köşesinde okudum.

1971 yılında Keles’in Menteşe köyünde doğan Cengiz Bütün, bağlamayla büyümüş. Doğduğunda bağlama kucağındaymış. Keles’ten Bursa’ya gelirken de bağlaması yanındadır. 1997- 2001 yılları arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı’nda eğitim almış. Burada tanıştığı Türk Halk Müziği derleyicisi, saz sanatçısı Yücel Paşmakçı, hayatının dönüm noktası olmuş, çalışmalarına ışık tutmuş.

Yücel Paşmakçı, 1935 tarihinde İstanbul’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren bağlama çalmaya başlaması yanında yöre tavırlarını ve türkülerini de inceledi.

İstanbul Radyosu tarafından açılan sınavda başarı göstererek bağlama sanatçısı olarak 1954’te göreve başladı. Aynı zamanda İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda da çalıştı. 1961-1972 seneleri arasında Adnan Ataman’ın yanında çalıştı ve onun şef yardımcılığını da yaptı. 1960’lı yılların sonundan itibaren İstanbul Radyosu Yurttan Sesler Topluluğunun şefi olarak görev aldı ve çeşitli programlar yönetti. 1968 yapımı Köroğlu filminin müziklerini yaptı. 1972’de Nida Tüfekçi’nin Ankara’ya gitmesi sonrası boşalan ve İstanbul radyosunda Türk Halk Müziği ve Oyunları Şubesi Müdürlüğü görevini üstlendi. Daha sonra TRT’de uzman kadrosuna atanarak bir nevi pasif bir göreve kaydırılan Yücel Paşmakçı bu dönemde, 1920’lerden 1950’lere kadar Anadolu’dan derlenen ve TRT arşivinde balmumu silindirler ve taş plaklarda duran 10 bin civarında ezginin ve eski plakların yeniden incelenmesi çalışmalarına katıldı. Çeşitli yörelerden türkü ve oyun havasını derleyerek ve arşivdeki kayıtları gün yüzüne çıkartarak repertuvar sayısını beş bin seviyesine çıkarttı.

Yücel Paşmakçı-Cengiz Bütün ve Süleyman Şenel

1997 yılında belediye konservatuvarının halk müziği bölümünü oluşturmak için Bursa’ya geldi ve bu vesile ile bir derleme heyetiyle Kütahya Tavşanlı ve Bursa’nın dağ köylerinden türküler derledi. Çeşitli yıllarda farklı yörelerdeki çalışmaları sonucunda “Bir Fırtına Tuttu Beni”, “Bir Yiğit Gurbete Gitse”, “Dam Üstüne Çul Serer”, “Kiziroğlu Mustafa Bey” gibi türküleri müzik hafızalarına kazandırmıştır.

1983’te İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Halk Musikisi Devlet Konservatuvarına geçti ve 2000 senesinde emekli olana kadar Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı Başkanlığı’nı yürüttü.

15 yıl önce Kültür Bakanlığı Mahalli ve Kaynak Kişi Sanatçılığı unvanını kazanan ozanımız Bursa türkülerini araştırma ve derleme çalışmalarını 2010 yılından bu yana Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan Bursa Araştırmaları Merkezi’nde sürdürdü.

Menteşeli Cengiz, “Somut Olmayan Kültürel Miras” projesi kapsamında yapılan araştırmalarla Bursa’nın ilçelerindeki kültürel zenginliği geleceğe taşıyan ekibin içinde yer aldı. Köylerdeki araştırmaların sonunda “Uludağ’ın Eteğinden Türküler” CD olarak yayınlandı.

“Yüksel Paşmakçı ile 25 yıl önce tanıştım. Başlangıçta Yüksel Paşmakçı’dan uzak durdum. TRT’nin üst düzey görevlerinde bir bürokrat olarak görüyordum. O beni takip ediyormuş. Kültürpark’taki konservatuarda çalışmam bittikten sonra alt kata indim. Merdivenlerin başında bekliyordu, geri yukarı döndüm. Bana seslenince geri döndüm. Yanına gelince bana, ‘Bu kaset senin mi?’ dedi. Kaseti elime aldım, rahmetli Hasan Çokran’ın kaydettiği düğün şarkılarıydı. Hasan Çokran, biz düğünde söylerken gelip kayıt yapardı.”

Hasan Çokran Kayıtta

Beni bir odaya aldı ve kasetteki türkülerin geçmişini sordu. ‘Biz bu türküleri arıyoruz, bunların ivedilikle TRT’nin repertuarına kazandırılması gerektiğini’ anlattı. Bana, ‘Güncel eser değil bu şekilde yani türkülerle hayatıma devam etmemi’ önerdi. ‘Bu şekilde gidersen yıllar geçtikçe çınar gibi de bu işte büyüyeceğini’ söyledi ve Konservatuarda icra heyeti ile birlikte ilk notaya alınan türkü ELMASI VAR BAĞINDA türküsü oldu. O günden sonra aramızda bir samimiyet doğdu. Bana türkü derlemenin teknik yönlerini öğretti.”

Burada söze ben gireceğim. Hasan Çokran, 1966-67 yıllarında Bursa’da bir kayıt stüdyosu kurmuştu. Bursa, Balıkesir ve Sakarya illerindeki Çerkes ve Abaza köylerine gider ve düğün müziklerini kaydederdi. Evimizde çok sayıda yaptığı plak bulunuyordu. Rahmetli babamla İnegöl’den gelip şimdi yıkılmış bulunan iş yerinden gidip plak alırdık.

Bir Zamanlar Zafer Meydanı

Dağın ozanı, köy düğünlerinde günlerce okunan türkülerin kayıt altında olmadığını fark eder ve Yücel Paşmakçı’nın rehberliğinde köy türkülerini derlemeye başlar. “Süleyman Şenel Hoza da Bursa alan çalışmalarına ve türkülerin notaya alımında çok destek oldu.

Köy türkülerini muhafaza edenlerin kadınlar olduğunu gördüm.  Türküleri kadınlar yaşatmış, türküleri. Biz, türküleri kadınlardan derledik. Türkülerin bugüne kadar gelmesinde kadınların rolü büyük. Bu kadınlar genelde bilge kadınlar… Köydeki önder, lider, cenazeyi, ebeliği, düğün evinde yapılacakları bilir bu kadınlar. Bu kadınlarda türkülerin yaşadığını gördüm ve 30’a yakın türküyü ortaya çıkardım.

Bugüne kadar TRT’de 62 adet Bursa türküsü tanımlanırken, hocalarımızın da desteğiyle birlikte, teknik çalışma hazırladık. Notalarıyla birlikte zapta geçirerek, kayda alarak kitaba yayın haline getirdik.

TRT repertuarında bugüne kadar nota alıp, geçirdiğimiz türkülerini 100’ün üzerine çıkarmış olduk.

Çalışmalarımı Bursa Araştırmaları Merkezi’nde sürdürüyorum. Somut Olmayan Kültürel Miras Projesi kapsamında 17 ilçeye bağlı bütün köyleri gezmeye çalıştık. 130 köyün yayınını çıkardık. 8 ayrı başlıkta, 8 cilt halinde çıkardığımız bu yayının ardından 160 köyde araştırma yaptık. Gideceğimiz köyde önce etüt yapıyoruz. Kaynak kişi diyebileceğimiz kişileri belirliyoruz. Sonra ekiple birlikte gidiyoruz. Yaşadığın coğrafya da seni değiştiriyor. Kültürü çok katlı bir alan gibi düşünün. Bu çalışmayla 40 türkü ortaya çıktı. Adını, “Uludağ’ın Eteğinden Türküler” koyduk. En önemli şey de bizde ninnilerdir. Erkek çocuğuysa onu askere gönderir, kızsa al atlara bindirir gelin yapar. Bu ninnilerden oluşan bir albüm yaptık. “Ninelerden Ninniler” adı altında çıkardık bu yayını da.

Kültür Bakanlığı, TRT ve UNESCO’nun raflarında bu çalışmalar mevcut. Bu çalışmada “Somut Olmayan Kültürel Miras” projesi kapsamında, 130 köyün; Bursa merkeze ve bağlı bulunduğu ilçeye uzaklığı, rakımı, köyün nasıl kurulduğu ve güncel durumu, köy adının nereden geldiği, değerleri, mevkisi ve sülale isimleri, köyün ekonomisi, geçim kaynakları ve nüfus bilgileri gibi araştırmalar yapıldı. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun incelemesinin ardından Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz bir teşekkür mektubu yazdı

Bu derleme çalışmalarını yaparken Bursa köylerinde Karacaoğlan’ı gördük, Aşık Garip’i, Pir Sultan’ı gördüm. Aşık Garip’in Anadolu’da nerede doğduğu, öldüğü belli değil ama Bursa’dan geçmiş… Türk dünyası aşıklık geleneği ile ilgili bir proje yaptık. Uludağ Üniversitesi’nde bir program yaptık. Karacaoğlan’ın doğduğu köy diye bilinen Torosların zirvesinde bir köy. Karacaoğlan oralardan çıkmış ama Bursa’ya da gelmiş.

“Vardım Pınarbaşı’na

Arkamı da dayadım Keşişdağı’na

Kokar menekşesi gülü Bursa’nın” demiş.

Dolayısıyla Karacaoğlan’ın bu şiiri, Bursa’daki varlığının en somut örneğidir. Hemen kendi derlemem olan kadınların bakır türkülerinden örnek vereyim.

“Tek tur Karacaoğlan tek tur

Dostundan düşmanın çoktur

Ölüm var amma ayrılık yoktur

Ya sen ya ben ölmeyince” 

diye türkümüz de var bizim (*)

Arı Türkçe’yle bunu o kültürün bugüne kadar taşınmasında Karacaoğlan’ın önemli çok büyük. 35–40 yıl önce bunu çalan yöre sanatçılarının davul zurnalı kayıtları vardı bende. O sesleri koyduk, peşinden de orijinal kaydın üzerine ben okudum. “Uludağ’ın Eteğinden Türküler” dedik.

Türküler bizim yaşamlarımızı kayda geçiriyor. Bir insan günümüzde çok iyi enstrüman çalabilir ama halk kültürü adına bir şey görmediyse onu nakledemez.

Türkü okuyan bu kültürü karşı tarafa nakil edebiliyorsa aynı zamanda yerel manada edebiyatçıdır, tarihçidir, antropologdur, sosyologdur. İnsanları bir türkü buluşturuyor.

İlk kasetimi Hasan Çokran’ın oğlu Ercan Çokran yaptı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı’nda derlediğim Uludağ’ın eteğinden Türküler albümleriyle 3 adet CD ile birlikte on albümüm oldu.”

Üzüldüm, DAĞLILARIN ozanlarına sahip çıkmamasına çok üzüldüm. Sonra aklıma AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın “Kültürde geri kaldık” sözü geldi, şaşırmışım. Ama bu olaya şaşıranlara şaşırdım, sonra kendime de şaşırdım.

(*) Karacaoğlan, 17. yüzyılda yaşamıştır. Kozan Dağı’ndaki Varsak köyünde doğmuştur. Kimi kaynaklar 1606, kimi kaynaklar 1636 yılında doğduğunu öne sürmektedir. Ozanın kendisi mi Bursa’ya geldi, Yoksa Toroslar’dan gelen Yörükler gelirken Karacaoğlan’ın türkülerini de yanlarında getirdiler. Araştırılması gereken bir konu.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ