
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doç. Dr. Yurdagül ATUN, Author at sonhaber16.com</title>
	<atom:link href="https://www.sonhaber16.com/author/yurdagulatun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sonhaber16.com/author/yurdagulatun/</link>
	<description>Bursa, ulusal ve dünya haberleri</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 May 2025 19:53:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türk Mallarını Rumlaştırma Tuzağı</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/turk-mallarini-rumlastirma-tuzagi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/turk-mallarini-rumlastirma-tuzagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 19:53:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362371</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Kıbrıs Rum kesimi, Kıbrıslı Türklere Kuzeydeki mülklerinin satışını yapmakla suçladığı kişilere baskılarını artırırken, Güneyde kalan Türk mallarının hukuksuz bir şekilde gasp edildiği ortaya çıktı. Baf’taki büyük arazisi için başvuru yapan Kıbrıslı Türk’e arazinin kamulaştırıldığı ve bedelinin bankaya yatırıldığı söylendi. Gerçek değerinin çok altında kalan meblağı almak için bankaya giden mülk sahibine yüklü miktarda “emlak vergisi” [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turk-mallarini-rumlastirma-tuzagi/">Türk Mallarını Rumlaştırma Tuzağı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>*Kıbrıs Rum kesimi, Kıbrıslı Türklere Kuzeydeki mülklerinin satışını yapmakla suçladığı kişilere baskılarını artırırken, Güneyde kalan Türk mallarının hukuksuz bir şekilde gasp edildiği ortaya çıktı. Baf’taki büyük arazisi için başvuru yapan Kıbrıslı Türk’e arazinin kamulaştırıldığı ve bedelinin bankaya yatırıldığı söylendi. Gerçek değerinin çok altında kalan meblağı almak için bankaya giden mülk sahibine yüklü miktarda “emlak vergisi” çıkarıldı. Mülkün ederinden fazla olan vergiyi ödeyemeyen şahıs, mülkünden vazgeçti. </strong></p>
<p><strong> </strong><em><strong>*T</strong></em><em><strong>aşınmaz Mal Komisyonu </strong></em><em><strong>(TMK) </strong></em><em><strong>eski Başkan Yardımcısı Romans Mapolar</strong></em><em><strong>,  Güneyde k</strong></em><strong>amulaştırılan </strong><strong>Türk </strong><strong>taşınmaz malları</strong> <strong>için, </strong><strong>“</strong><strong>taşınmaz malın güncel piyasa değeri ile orantılı makul bir tazminatın ödenmesi kriteri</strong><strong>”</strong><strong>ne uy</strong><strong>ulmadığını ifade etti. G</strong><strong>östermelik tazminatlar ve ödenmemiş emlak vergileri öne sürülerek hak sahipleri</strong><strong>nin</strong><strong> borçlu çıkarılmaya başlan</strong><strong>dığına dikkat çeken Mapolar,</strong> <strong>“</strong><strong>Güneyde Türk mallarına bir kuruş bile ödenmeden Türk mallarını Rumlaştırma tezgahı kurulmuştur.</strong><strong>” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong>Kıbrıs Türklerinin Güneyde kalan mülkleri üzerinde keyfi/usulsüz kararlar alan Rum kesimi, ikiyüzlü siyasetine bir yenisini daha ekledi. Rum Yönetimi Kuzey’deki mülklerin satışını yapmakla suçladığı kişilere büyük yaptırımlar getirirken, “kamulaştırma” yöntemiyle Rumlaştırdığı mülklerin sahiplerine ödenemeyecek boyutta vergiler çıkararak yasal haklarından vazgeçmelerini sağladı. Bu yöntemle Lefkoşa’nın Rum kesimi, Baf, McKenzy’nin de içinde bulunduğu Larnaka kent merkezlerindeki yapılar ve Limasol Marinası gibi ekonomik değeri olan Türk mülklerine usülsüzce el konduğu tespit edildi.</p>
<p><strong>Mapolar: “</strong><strong>Türk mal</strong><strong>ları</strong><strong> sahiplerine  uyarı</strong><strong> dahi yapılmadan </strong><strong>kamulaştır</strong><strong>ıldı”</strong></p>
<p><em>T</em><em>aşınmaz Mal Komisyonu </em><em>(TMK) </em><em>eski Başkan Yardımcısı Romans Mapolar</em><em>, </em>Güneydeki taşınmaz mallarını terk etmek zorunda kalan eşdeğerden yararlanamamış olan Türklerin mallarına erişiminin yasaklandığını söyledi. Kişilerin ancak 1974’ten önce Kıbrıs’ı terk eden Türklerin, Rum tarafında kurulan Türk Malları Vasiliğinden izin almak koşuluyla evlerine geri dönebileceklerini veya satabileceklerini anımsatan Mapolar,  1974’ten sonra Kıbrıs’ı terk edenlere de AİHM‘in zorlamasıyla bu hakkın tanındığını ifade etti. “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) bununla da yetinmemiş, konu malları icar ederek yıllarca kira almak yanında, mal sahiplerinden emlak vergisi de talep etmiştir. Türk mal sahiplerine usul gereği uyarıda dahi bulunmadan kamulaştırmalar yapılmıştır.” diyen Mapolar, kamulaştırılan taşınmaz malların tapusunun el değiştirmesi için, taşınmaz malın güncel piyasa değeri ile orantılı makul bir tazminatın ödenmesi kriterine uyulmadığını, göstermelik tazminatlar ve ödenmemiş emlak vergileri öne sürülerek hak sahiplerinin borçlu çıkarılmaya başlandığını belirtti.</p>
<p><strong>“</strong><strong>Türk mallarını Rumlaştırma tezgahı</strong><strong> kuruldu”</strong></p>
<p>Güneydeki Türk mallarına bir kuruş bile ödenmeden Rumlaştırma tezgahı kurulduğuna dikkat çeken Mapolar sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Eşdeğerden yararlanamayan bir avukat arkadaşımdan, Baf kasabasındaki denize bakan arazilerini kaybetmemek için binlerce Euro emlak vergisi ödemekte ne kadar zorlandığını dinlemiştim. Hal böyle iken, Kuzeyde çalışan iki yabancı emlakçı, savunma olanağı bulamadıkları için savcılığın yönlendirmesiyle aleyhlerindeki Rum mallarını yasa dışı sattıkları iddialarının bir kısmını kabul etmek zorunda kalmışlar ve hapse mahkum edilmişlerdir. Sanıkların savunma hakkı, sanıkların temel haklarındandır. Sanıkların yalnız kâğıt üzerinde kalmayan, fiilen savunma hakkı tanınmalıdır. Sanıkların savunma olanağını kullanabilecek durumda olmaları sağlanmalıdır. Gerçek bir savunmanın olmadığı yerde adil yargılanmadan bahsedilemez.</p>
<p><strong>“B</strong><strong>ireyleri cezalandırmakla KKTC’deki mülkiyet düzenini değiştirm</strong><strong>ek mümkün değil”</strong></p>
<p><strong> </strong>Kaldı ki Rum Mahkemelerinin, terkedilmiş mülkiyetle ilgili verdiği kararların Kuzeyde uygulanma olanağı yoktur. AİHM yetkili mahkeme olarak Taşınmaz Mal Komisyonu’nu tanımaktadır. Bireyleri cezalandırmakla KKTC’deki mülkiyet düzenini değiştirmek mümkün değildir.”</p>
<p>Mapolar’a 12 Nisan 2025’te gönderilen bir mesajda yazılanlar da Kıbrıslı Türklerin mallarının akılalmaz uygulamalarla, usulsüzce gasp edildiğini gözler önüne serdi: “Geçen hafta Kıbrıs’ta idim, orada akrabalarım da bulunmakta. Bu ziyaretimde şöyle bir yoruma şahit oldum. Özellikle Rum kesiminde taşınmazı olan Türklerin, tabir caizse Rumların Ali-Cengiz oyunu ile malların üzerine konma hikayesini dinledim.</p>
<p>Benim bir akrabam Baf’lıdır. Kendisinin oldukça büyük bir arazisi bulunuyor. Benim arazimi verin diye başvuruda bulunmuş Rum tarafına. ￼Hatta arazinin bir kısmı kamulaştırma işlemine maruz kalmış. Rumlar demiş ki, ‘tabi, siz bankaya gidip paranızı alın.’ Gerçekten de gidiyor bankaya kamulaştırma parası yatırılmış. Takdir ederseniz gerçek bedeli ile alakası olmayan komik rakam.</p>
<p>Parayı almak istediğinde de ‘ya arkadaş sen emlak vergisi ödememişsin git önce onu öde’ demişler. Tabi ki gidiyor ilgili belediyeye, emlak borcu kamulaştırmadan daha pahalı bir tutar. Gerçekten üzücü bir durum. Kıbrıs Türkümüz haklarını umarım Rumlara rağmen alabilirler.”</p>
<p><strong>Neler olmuştu?</strong></p>
<p>Kıbrıs Rum Kesimi Yönetimi’nin KKTC’deki mülk satışlarına ilişkin başlattığı hukuki süreç insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerini yerle bir etmenin yanında, tehlikeli bir hal aldı. Son günlerde art arda gelen tutuklamalar ve genişletilen soruşturmalar, KKTC inşaat sektöründen müteahhitlere, emlakçılardan alıcılara kadar geniş bir kesimi kapsamasının yanında, eşdeğer malı olan herkes suçlu ilan edildi.</p>
<p>Akan Kürşat’la başlayan, Simon Aykut’la gündemde yer bulan ve Alman, Macar vatandaşları kişilerin tutuklanmasıyla devam eden süreçte 13 kişiye daha suçlama getirildi.</p>
<p>Bu kişilerden 4’ünün eşdeğer mal sahibi (Rum mülkü karşılığında mal alıp satan), 4’ünün Türk vatandaşı müteahhit (eşdeğer malı satın alıp üzerine inşaat yapan), 5’inin yurtdışından gelip ev satın alanlar olduğu açıklanırken listedeki isimlerin çok fazla olduğu, şu anda inşaatı  yapanlar, satışa aracılık edenler ve mülk alanların da yargı tehdidiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi.</p>
<p>(KKTC’nin büyük inşaat firmalarından birinin sahibi Dubai’ye giriş yaptığı sırada ülkeye alınmamış, Kıbrıs Rum mallarına izinsiz inşaat yaptırdığı iddiasıyla Birleşik Arap Emirlikleri’ne girişi yasaklı kişiler listesine sokulduğu, bu listede emlak işiyle ilişkili bir çok Kıbrıslı Türk’ün olduğu iddia edilmişti.)</p>
<p>Afik Grup Kurucu Başkanı Simon Mistriel Aykout, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) üzerinden İsrail’e giderken tutuklanmış, KKTC’deki Rum mallarını yağmalayarak yabancılara satmakla suçlanmıştı. Rum yönetimi aylardır cezaevinde tuttuğu Simon Aykut’a 124 dava açtı. <strong>Aykout’un davası 18 Ekim’de görüşülecek</strong><strong>.</strong></p>
<p>Ardından, KKTC’de yaşayan ve Rum mallarının satışıyla ilgili olarak ifade vermesi için Güney Kıbrıs’a çağrılan Alman vatandaşı Martin Josef Rikels’e tutuklama emri çıkarıldı. Ayrıca Alman vatandaşı Eva Kounzel KKTC’de emlakçılık yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.</p>
<p>Son olarak ise Kuzey’deki Kıbrıs Rum mallarının satışına karıştıkları gerekçesiyle tutuklanan İlona Lesko ve Melinda Ladanyi isimli iki Macar asıllı kadın cezaevine gönderildi. Ilona Lesko’ya 2,5 yıl, Melinda Ladanyi’ye ise 15 ay hapis cezası verildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turk-mallarini-rumlastirma-tuzagi/">Türk Mallarını Rumlaştırma Tuzağı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/turk-mallarini-rumlastirma-tuzagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suçlu kim?</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/suclu-kim-2/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/suclu-kim-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 08:22:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=360639</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artık yazmaktan bıktığımız hakikat, kimseye kaçacak yer bırakmazken, kendilerini temize çıkarma çabasında lafı bitenler &#8220;KKTC üniversitelerinin eğitim kalitesi&#8221; hedef şaşırtmacasına bel bağlamış durumda. Öykü bizim&#8230; İçinde hareli skandallar barındıran&#8230; Neresinden tutsanız tutun sapır sapır dökülen. Günler boyu dosta düşmana ilan ettiğimiz üniversite mahreçli haberlerin her gün yeni bir boyutu yayımlanıyor. Yorumlar, ahkâmlar birbirini izliyor. Biz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/suclu-kim-2/">Suçlu kim?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artık yazmaktan bıktığımız hakikat, kimseye kaçacak yer bırakmazken, kendilerini temize çıkarma çabasında lafı bitenler <strong>&#8220;KKTC üniversitelerinin eğitim kalitesi&#8221;</strong> hedef şaşırtmacasına bel bağlamış durumda.</p>
<p>Öykü bizim&#8230; İçinde hareli skandallar barındıran&#8230; Neresinden tutsanız tutun sapır sapır dökülen.</p>
<p>Günler boyu dosta düşmana ilan ettiğimiz üniversite mahreçli haberlerin her gün yeni bir boyutu yayımlanıyor. Yorumlar, ahkâmlar birbirini izliyor.</p>
<p>Biz iliklerimize kadar işleyen <strong>&#8216;sen beni gör ben seni&#8217;</strong>ciliğin <strong>&#8216;sen beni satarsan ben de seni satarım&#8217;</strong>a evrilişine şahitlik ettiğimiz günlerde <strong>&#8216;üniversiteleri&#8217; </strong>canlı varlık ilan ederek suçu onlara yüklüyoruz.</p>
<p>Herkes sütten çıkma ak kaşık, diploma ve kayıt skandallarının suçlusu üniversiteler! Kimse demiyor ki, kardeşim içinde hak, hukuk, etik, ahlak duygusu yoksa ister üniversitede çalış, ister kabzımal ol, ister eczacı, ister doktor, sen senliğini yapacaksın.</p>
<p>Benim esas üzüntüm ve uzun vadede korkum, KKTC üniversitelerinin itibar kaybına uğraması idi zira körün aradığı bir gözken, Allah iki göz birden verdi.</p>
<p>Sebebi malum. Rumlar KKTC’nin ekonomik olarak güçlenmesini istemediklerinden, ülkemizin iki lokomotif sektörü olan eğitimin yükselişe geçmesinden, öğrenci sayısının artmasından son derece rahatsız.</p>
<p><strong>Hatırlatalım;</strong> Güney Kıbrıs Eğitim ve Kültür Bakanları KKTC&#8217;deki üniversitelerin<strong> &#8216;yasadışı&#8217; </strong>olduğunu iddia ediyor, bu iddia tüm Rum yöneticilerce papağan gibi tekrar ediliyor, hazırladıkları  <strong>&#8216;çocuklarınız güvende değil&#8217;</strong> başlıklı bir metinlerle üniversite eğitimi için KKTC’yi tercih eden ülkelere ziyaretlerde bulunuyorlar. Bizden devşirdikleriyle <strong>&#8216;eğitim kalitesi&#8217;</strong> kısmını hallederken, ailelerin en hassas olduğu nokta olan <strong>&#8216;güvenlik&#8217;</strong> kısmını kendileri üstlenmiş durumda.</p>
<p>Neyse ki KKTC’nin son derece güvenli ve öğrenci dostu bir ülke olması ve öğrencilerin burayı çok sevmesi, bu karalamaları fos çıkardı. KKTC’deki, üniversite sayısının artıp, <strong>&#8216;Üniversiteler Adası&#8217;</strong> olma yolunda hızla ilerlemesi Rumların ve buradaki temsilcilerinin canını çok sıksa da yapacak çok şey kalmamıştı.</p>
<p>Ta ki üniversitemizin birinde skandal patlayana kadar. Konu yargıda. Belli ki çok derinlere, hiç beklemediğimiz yerlere kadar uzanacak. Uzansın da. Kim yasadışı, haksız, hukuksuz iş yaptıysa cezasını çeksin.</p>
<p>Ama kurunun yanında yaş yanmasın, üniversitelerimizden mezun olan öğrencilerimizin diplomaları değersizleştirilmesin, <strong>“KKTC üniversitelerinde parayı veren diploma almıştır”</strong> algısı yaratılmasın. (Parayı veren yabancı öğrenci diploma alamaz, çünkü denklik alırken KKTC’ye giriş çıkış muhaceret belgesini de ibraz etmek zorunda.)</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>KKTC üniversitelerinin eğitim kalitesini eleştirenlere de iki sözüm olacak:</strong></p>
<p>Yazı yazamayan, yazsa da okunmayan, hiçbir konuda fikir beyan edemeyen, anaokulu düzeyindeki temel konuları, eğitim alsın almasın herkesin bilebileceği genel kültür sorularını dahi cevaplayamayan çocuklar üniversiteye kadar nasıl gelebildi?</p>
<p>Bu çocuklar yetkin olsun olmasın üniversiteye gelebiliyorsa suç üniversitelerin mi?</p>
<p>Anaokulu, ilköğretim, lise niye sorumluluk almıyor, niye öğrencinin yazamamasının mental veya fiziksel bir sorundan kaynaklanacağı düşünülmemiş ve bu konuda adım atılmamış?</p>
<p>Niye vasati bir zekadaki çocuğun cevaplayacağı soruya cevap alınmadığında alt sebepler araştırılmadan, sorunun nedeni bulunmadan çocuk mezun edilmiş? Bulunduysa niye sorun çözülmemiş?</p>
<p><strong>Bir örnek vereyim;</strong> Bir derste münazara yapacağız. Konumuz internet özelinde sosyal mecraların yararı/zararı. Dersimiz <strong>&#8216;etkili iletişim&#8217;</strong> olduğu için sorunun, soruya verilen cevabın önemi yok. Önemli olan öğrencilerin kendilerini doğru kelimelerle ifade etmeleri, toplum içinde konuşabilme rahatlığına erişmeleri.</p>
<p>Bir öğrencime soruyorum: <strong>“Ne düşünüyorsun?”</strong></p>
<p>Öğrencim bir önceki derste olmadığını, konuya çalışmadığını söylüyor. Ben çalışması gerekmediğini, sadece olumlu/olumsuz ne düşündüğünü, kendi fikrini merak ettiğimi söylüyorum, ısrarla <strong>“çalışmadım”</strong> diyor. Düşünmemiş, ezberle ilerlemiş, buraya kadar gelmiş.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Şunu ısrarla söyleyebilirim ki KKTC üniversiteleri eğitim kalitesi konusundaki eleştirileri asla hak etmiyor ve KKTC’den mezun olan yabancı öğrencilerimizin diplomaları analarının ak sütü kadar temiz. Şayet üniversite adı altında farklı faaliyetler gösteren varsa, sahte düzenlenmiş veya okula gitmeden alınmış diplomalarda kimin parmağı varsa hepsi çıkacak, KKTC’nin üniversiteler adası olma yönündeki çabalarına taş koyanlar avuçlarını yalayacak ve KKTC üniversiteleri çöplerinden temizlenerek daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/suclu-kim-2/">Suçlu kim?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/suclu-kim-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk kadınını takdimimdir!</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/turk-kadinini-takdimimdir/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/turk-kadinini-takdimimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2024 13:02:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=360253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Annemin babannesinin anlatısıdır: “Kocam, savaştan bir İngiliz atı üzerinde ağır yaralı geldi. Yedi yerinde yarası varmış. Bir kaç hafta  evde kendini bilmez yattıktan sonra da öldü. Öldüğünde, oğlum 2 buçuk yaşındaydı. Zaten başka çocuğum da yoktu. Ben 20 yaşıma yeni girmiştim. Oğlumu tek başına büyüttüm. Zaten memlekette hemen hemen hiçbir kadın benden farklı değildi. Bağda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turk-kadinini-takdimimdir/">Türk kadınını takdimimdir!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Annemin babannesinin anlatısıdır:</strong> <em>“Kocam, savaştan bir İngiliz atı üzerinde ağır yaralı geldi. Yedi yerinde yarası varmış. Bir kaç hafta  evde kendini bilmez yattıktan sonra da öldü. Öldüğünde, oğlum 2 buçuk yaşındaydı. Zaten başka çocuğum da yoktu. Ben 20 yaşıma yeni girmiştim. Oğlumu tek başına büyüttüm. Zaten memlekette hemen hemen hiçbir kadın benden farklı değildi. Bağda bahçede kadınların çalışmasından, hayvanı haşatı kadınların gütmesinden geçtim, cenazeleri bile kadınlar kaldırırdı çoğu zaman. Çünkü genç erkekler savaştaydı. Kalanlar yaşlılar, çocuklar&#8230;</em></p>
<p><em>Yalnızdım, bütün işlere koşmak beni yoruyordu. O yüzden oğlumu 18 yaşına gelir gelmez evlendirdim. Gelin bize hem can yoldaşı, hem de yardımcı olacaktı. Aradan bir süre geçti, oğlumu askere çağırdılar. Ben askere gitmesinden değil de savaşa gitmesinden korkuyordum. Komutana gittim, durumu anlattım. Tek oğlum olduğunu, onu savaşa göndermeyeceğimi söyledim. Komutan dinledi, düşündü, ‘senin oğlana ayırım yapamayız, tüm Türk evladı gibi o da askerlik yapacak ama bir fikrim var’ dedi. ‘Oğlunun askerliğini Akşehir’e verelim. Bağında bahçende ne varsa topla, ekmek, erişte, tarhana, bulgur neyin varsa hazırla. Haftada bir gün gelsin, kalsın, ertesi gün de senin hazırladıklarını askerlere götürsün.’ Biz Yalvaç’tayız, Yalvaç &#8211; Akşehir arası çok uzak değil. Bu teklif hoşumuza gitti. İki at ve bir asker arkadaşıyla gelip, hazırladıklarımızı alıp götürecekti. Oğlum  gelmeden biz komşularla toplanarak, teknelerce ekmekler, börekler yapıyor, makarna kesiyor, peynirler, meyveler, sebzeler hazırlıyorduk. Bunlar heybelere dolduruluyor, askerlerimize gönderiliyordu. Bu durum dört sene sürdü ama biz hiç yüksünmeden, seve seve hazırlardık. Evladımın gelmesi büyük bir nimet, bizim askerlerimize, ordumuza küçük de olsa katkıda bulunmamız daha büyük nimetti&#8230;”</em></p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Başa dönüp, sırayla gidelim. Öncelikle savaşta ağır yaralanan birinin, Anadolunun en ücra köşesindeki evine getirilmesine&#8230; Burada eşim <strong>Prof. Dr. Ata Atun</strong>’un yazısından bir alıntı yapayım; “ABD ordusundaki araştırmacılar tarafından 1950-53 yılları arasında yer alan Kore Savaşı ile ilgili bir araştırma raporu, bu savaşta yer almış, kod adı olan <strong>‘Şimal Yıldızı’</strong> olan bir Tugayı anlatıyordu.</p>
<p>Rapor, ‘ABD ordusundaki kayıpların, Şimal Yıldızı adlı tugayın kayıplarından neden daha fazla olduğu’ ile ilgiliydi.</p>
<p>Raporun sonuç kısmı beni çok etkilemişti. Sonuç bölümünde özetle ‘ABD ordusunun yaralı askerleri, hastaneye yeni bir yaralı asker gelince onu dışlamakta ve yardımcı olmamaktaydılar. Buna karşın Şimal Yıldızı adlı tugaya ait seferi hastaneye tugayın yaralı bir askeri gelince diğer yaralılar hemen onu aralarına alıyorlar, yemiyorlar yediriyorlar, içmiyorlar içiriyorlar, ilacını tam saatinde verip, her tür temizliğini yapıyorlar, hayatta kalabilmesi için de elden geleni yapıyorlardı’ diyordu. Anladığınız üzere ‘Şimal Yıldızı’, Türk ordusuna ait kahraman tugayın kod adıydı.”</p>
<p>Bu bize ait bir haslet. (Batı mentalitesinin ala daha yaralıları vakit kaybı olmasın diye ölüme terk ettiklerini biliyoruz.) Yaralı, hem de iyileşmesi mümkün görünmeyen ağır yaralı bir askeri evine getirmek, onun memleketinde bir mezarı olmasına vesile olmak&#8230; Eminim büyük dedem gibi bir çok ağır yaralıyı da imkanlar dahilinde evlerine ulaştırdılar, aileleriyle vedalaşma fırsatı verdiler.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Gelelim Türk kadınının fedakarlıklarına; Dedelerimiz Çanakkale Savaşı sürecinde; cephede erkekle omuz omuza düşmana karşı savaşırken cephe gerisinde de ninelerimiz her türlü desteği verdi. Milli mücadelede Türk kadını, askerler için kılık-kıyafet ihtiyacının karşılanmasında, yiyecek içecek tedarikinde büyük yararlılıklar gösterdi. Başta Çanakkale Cephesi olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın her aşamasında gönüllü olarak savaşa katıldı. Hemen her haneden bir kişinin cepheye gittiği köylerde geride kalanlar da büyük ninemiz gibi cephedeki evlatları için seferber oldular.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Nitekim Çanakkale geçilmedi, bu destanlar yazıldı, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Çanakkale zaferinin yıldönümünü kutladığımız bugünlerde bu anı da tarihe geçsin, Türk kadınının yaptıkları/yapacakları unutulmasın istedim zira bizler <strong>&#8220;Kara Fatma&#8221;</strong>nın, <strong>“Binbaşı Ayşe”</strong>nin<strong>, “Tayyar Rahmiye”</strong>nin, <strong>“Kılavuz Hatice”</strong>nin, <strong>“Asker Saime”</strong>nin, <strong>“Hacaba Nine”</strong>nin torunlarıyız.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p><strong>Not:</strong> Annemin babaannesi Hacaba nine, (gerçek adı Hatice) vefat ettiği 95 yaşına kadar dedemlerle yaşadı. Oğluna çok düşkündü. Oğlu yorulacak, hasta olacak diye hiçbir iş yaptırmak istemezdi. Sabah ezanıyla birlikte bahçeye, tarlaya gidileceğinde oğlunu değil, gelinini uyandırır, geliniyle giderdi ancak kendisi de en az gelini kadar çalışırdı. Gelini (anneannem) bundan şikayetçi olmadığı gibi, <strong>“sağolsun koca anam bağa bahçeye hep benle geldi, benden çok çalıştı” </strong>diye minnet duyardı. Dedem rahmetlik de ömrünün sonuna kadar evin kadınları tarafından el üstünde tutulmanın keyfini sürdü.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turk-kadinini-takdimimdir/">Türk kadınını takdimimdir!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/turk-kadinini-takdimimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru mu, yalan mı?</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/dogru-mu-yalan-mi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/dogru-mu-yalan-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 14:16:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=359266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medya okuryazarlığı uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir konu. Bir görselin üzerine amacınıza göre yazı yerleştirip, o görseldeki kişinin ağzından çıkmış gibi yayımladığınızda yapılan yorumlar, insanların hiçbir konu üzerinde kafa yormadıklarını, gerçekliğini sorgulamadıklarını, önlerine düşen her paylaşımı şartsız şurtsuz kabul ettiklerini gösteriyor. Bir A4 kağıdında “Bu apartman filanca hocaya okutulacaktır. Daire başına şu kadar para düşmektedir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/dogru-mu-yalan-mi/">Doğru mu, yalan mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Medya okuryazarlığı uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir konu. Bir görselin üzerine amacınıza göre yazı yerleştirip, o görseldeki kişinin ağzından çıkmış gibi yayımladığınızda yapılan yorumlar, insanların hiçbir konu üzerinde kafa yormadıklarını, gerçekliğini sorgulamadıklarını, önlerine düşen her paylaşımı şartsız şurtsuz kabul ettiklerini gösteriyor.</p>
<p>Bir A4 kağıdında <strong>“Bu apartman filanca hocaya okutulacaktır. Daire başına şu kadar para düşmektedir. Bu meblağı &#8230;. tarihine kadar filancaya ödeyiniz.”</strong> yazıyor. Bu birkaç dakikada hazırlanan görseli binlerce kişi paylaşmış, altına da aklınıza gelen tüm hakaretler&#8230; Bunu asan başta olmak üzere bütün apartman sakinlerinin ne yobazlığı kalmış, ne aptallığı&#8230; Evet, bir aptallık var ama her önüne gelen haberi sorgulamadan kabul etme aptallığı&#8230; Bölünmüşler <strong>&#8216;biz ve onlar&#8217;</strong> diye&#8230;  Cımbızla çekilip öne çıkarılan laflar, kimilerinden <strong>&#8216;aferin</strong>&#8216;, kimilerinden <strong>&#8216;yuh&#8217;</strong>lar&#8230;</p>
<p>Bir başka fotoğraf. (Öğrencilerime göstermek için telefonuma kaydettim.) Üzerinde, fotoğraftaki siyaset insanının ağzından çıkmış gibi üzerine monte edilen bir yazı: <strong>“Kız Kulesi de kapatılmalıdır. Boğazın orta yerinde kız başına ne işi olmaktadır, üstelik fener yakarak kime işaret vermektedir?”</strong> Kardeşim belli ki biri sizi fena trollüyor. Bu kadarına da inanacağınızı düşünmüyor, ben de bu denli idrak yoksunu olunacağını düşünemem ama görselin altındaki yorumlar?</p>
<p>Bir gazeteci olarak haberlerin aktarılma şeklinin, haberi veren kaynağa göre taraflı olduğunu, yalan haberin yayılma hızının gerçek haberden yüzde 60 daha fazla olduğunu defalarca yazmışımdır. Bir haber ne kadar absürtse o kadar ilgi çeker, okunur, paylaşılır. Her ne kadar gazeteci ve muhabirlerden kendi kişisel görüşlerini, aktardıkları haberlerin dışında tutmaları beklesek de bunun yapıldığını görmeyiz.</p>
<p>Peki haber, bir olayın objektif bir şekilde topluma duyurulmasıysa, olmayan bir şey olmuş gösterilir mi? Gösterilir ancak bu bir haber değildir; gerçekte doğru gibi görünen bir fikirdir ve doğru değildir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bazıları dezenformasyonun, toplumsal hastalıkların nedeni olmanın yanında, ahlaki bir panik ya da bir semptom olduğunu düşünüyor. (Yakın zamanda yayınlanan bir makale, yanlış bilgiyi yayma ve koşulsuz inanmanın hem bir semptom hem de hastalık olabileceğini ortaya koydu.)</p>
<p><strong>Peki yalan/yanlış habere sadece biz mi inanıyoruz?</strong></p>
<p>Korkmayın, herkes inanıyor. Tüm dünya yani&#8230; Loughborough Üniversitesi Çevrimiçi Yurttaşlık Kültürü Merkezi tarafından 2019&#8217;da gerçekleştirilen bir araştırma,  haber paylaşanların yüzde 42,8&#8217;inin yanlış veya yalan haber paylaştığını kabul ettiğini ortaya çıkarmış. Yine araştırmalar, insanların deepfake&#8217;leri (sahte olayların yapay zeka tarafından oluşturulan görselleri) gerçek içerikten ayırt etmekte başarısız olduklarını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Öte yandan 2024&#8217;te dünya nüfusunun yarısından fazlası sandık başına giderken, dezenformasyonun artacağına dair ciddi uyarılar yapılıyor. Dünya Ekonomik Forumu, önümüzdeki iki yıl içinde yanlış bilginin en büyük toplumsal tehdit olduğunu ilan ediyor, büyük haber kuruluşları, dezenformasyonun demokrasiler için dünya çapında benzeri görülmemiş bir tehdit oluşturduğu konusunda uyarıyor.</p>
<p>Peki dezenformasyondan kendimizi korumak için yataklarımızın altına saklanmaktan başka ne yapabiliriz?</p>
<p>Öncelikle <strong>düşünebiliriz</strong>&#8230; Her ne kadar kendi ideolojilerimizi destekleyen her haber ve görseli sorgulamadan öpüp başımıza koysak da, saçma gelen bir paylaşımın doğrulunu “bu kadarı da olmaz” diyerek farklı kanallardan teyit edebiliriz. Hadi bunu da yapamadık diyelim, en azından bunu paylaşmaz, bununla ilgili yorum yapmayız.</p>
<p>Bilgilerimizi nereden aldığımıza dikkat edip, eleştirel bir zihniyet geliştirir ve okuduklarımıza ağır dozda alaycılıkla yaklaşırsak, haberin doğru olup olmadığına karar vermemiz kolaylaşır.</p>
<p><strong>Bu noktada </strong><strong>bakış açı</strong><strong>m</strong><strong>ız şu olmalı:</strong> Bilgi kaynaklarım kim ve bunlara güvenilebilir mi?  Hikayeyi kim veya hangi gruplar paylaşıyor? Teknoloji kimin elinde, kimler istedikleri haberleri yayma gücüne sahip? Neden bazı yorumlara kısıtlama getirilirken, bazılarına getirilmiyor?</p>
<p>Burada önemli olan, hikayeye eleştirel bir gözle bakmaya başlamamız ve onun gerçekliğini sorgulamanız. Diğer bir faydalı strateji de haberle aramızda &#8216;mesafe&#8217; yaratmak.</p>
<p>İnanın demokrasimiz, gücümüz ve akıl sağlığımız buna bağlı&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/dogru-mu-yalan-mi/">Doğru mu, yalan mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/dogru-mu-yalan-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kral Charles ve İngiltere Sağlık Sistemi</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/kral-charles-ve-ingiltere-saglik-sistemi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/kral-charles-ve-ingiltere-saglik-sistemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 15:31:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fransız Le Monde gazetesi, İngiltere Kralı Charles’ın hastalığını haberleştirmiş. Haber her ülkede aynı anda çıktığı için biz de öğrendik. Allah şifa versin, geç gelen krallığının sefasını sürsün de, burada benim yazacağım kralın hastalığı değil, Le Monde’un İngiltere sağlık sistemiyle ilgili ifadeleri. Hastalığı haberleştiren AFP&#8217;nin Londra muhabiri Cécile Ducourtieux şunları söylüyor: “Buckingham Sarayı açısından benzeri görülmemiş [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/kral-charles-ve-ingiltere-saglik-sistemi/">Kral Charles ve İngiltere Sağlık Sistemi</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız Le Monde gazetesi, İngiltere Kralı Charles’ın hastalığını haberleştirmiş. Haber her ülkede aynı anda çıktığı için biz de öğrendik. Allah şifa versin, geç gelen krallığının sefasını sürsün de, burada benim yazacağım kralın hastalığı değil, Le Monde’un İngiltere sağlık sistemiyle ilgili ifadeleri. Hastalığı haberleştiren AFP&#8217;nin Londra muhabiri Cécile Ducourtieux şunları söylüyor:</p>
<p><strong><em>“Buckingham Sarayı açısından benzeri görülmemiş bir şeffaflık gösterisi olan kralın kanserinin açığa çıkması, Birleşik Krallık&#8217;ta kanser tedavisine ilişkin tartışmanın yenilenmesi riskini de taşıyor. Teşhislerin çoğunlukla çok geç konulması nedeniyle ülke, kanserde hayatta kalma oranları açısından Batı ülkeleri arasında en kötü sıralarda yer alıyor. İngilizler, sayıları yeterli olmayan (1000 kişi başına 2,8 civarında) pratisyen hekimlerden randevu almakta giderek zorlanıyorlar. Buckingham Sarayı&#8217;na göre, Kral III. Charles en iyi tedavilere erişebilecek ve bu tedaviler 5 Şubat Pazartesi günü başlayacak. 7 milyondan fazla Britanyalı, halk sağlığı sistemi olan NHS&#8217;deki operasyonlar veya tedaviler için bekleme listesinde ve birçoğu da beklemede. Kemoterapiye erişmeden aylar önce.”</em></strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerdeki İngiltere gezisinde duyduklarımızın tekrarı bu sözler. Londra’da bindiğimiz taksinin şoförü şunları söylüyordu: <strong><em>“Burada sakın hastalanmayın. Hastalanırsanız da acil servise gitmeyin. Yaptıkları, ağrı kesici verip göndermek. Biz artık önemli bir hastalık yoksa kendi tedavimizi kendimiz yapıyoruz. Sadece tahlilde önemli bir şey çıkarsa sizi arayıp hastaneye çağırıyorlar.”</em></strong></p>
<p>Bununla ilgili çok haber yapmıştım. (Malum, İngiltere, KKTC’dekinden daha fazla Kıbrıs Türkünün yaşadığı yer. 300 bini aşkın Kıbrıs Türkünün İngiltere’de yaşadığı söyleniyor.) Kral Charles’ın hastalığıyla altının çizildiği konu aslında İngiltere’de de sıkça gündem olan bir konu. CNN’nin 23 Ocak 2023 tarihinde yayımladığı haberin başlığı; <strong>“Britanya&#8217;nın bir ulusal hazine olan sağlık hizmeti neden çöküyor?&#8221;</strong></p>
<p>Haberde özetle şu ifadeler yer alıyor:</p>
<p><strong><em>&#8221;Manşetler Britanya Ulusal Sağlık Hizmetinin (NHS) ‘kırılma noktasında’ olduğu konusunda uyarıyor. Alarmlar tekrar tekrar çalıyor.  Ancak mevcut kriz, uyarı zillerinin eskisinden daha yüksek sesle çalmasına neden oldu. 1989&#8217;dan beri NHS&#8217;de çalışan doktor Peter Neville, </em></strong><em>‘Bu sefer farklı hissediyorum. Hiç bu kadar kötü olmamıştı.’<strong> diyor. Yakın zamana kadar düşünülemez olan sahneler artık sıradan hale geldi. Hastaneler kapasitenin üzerinde çalışıyor. Pek çok hasta koğuşlarda değil, ambulansların arkasında, koridorlarda, bekleme odalarında ve dolaplarda tedavi görüyor ya da hiç tedavi görmüyor. Liverpool&#8217;daki bir hastanede çalışan bir NHS çalışanı CNN&#8217;e </strong>‘Burası bir savaş bölgesi gibi’<strong> dedi. Bu hikayeler verilerle doğrulanıyor. Aralık ayında İngiltere&#8217;de 54.000 kişi acil hastaneye kabul için 12 saatten fazla beklemek zorunda kaldı. Felç veya kalp krizi gibi ‘kategori 2’ bir duruma müdahale etmek için ambulansın ortalama bekleme süresi 90 dakikayı aştı. (Hedef 18 dakikadır.) 30 Aralık&#8217;ta sona eren haftada 5 yıllık ortalamaya göre 1.474 (% 20 fazla) ölüm yaşandı. İngiltere&#8217;deki NHS kuruluşlarını temsil eden NHS Konfederasyonu&#8217;nun genel müdürü, geçen ay bir ambulans saldırısının arifesinde hükümete bir mektup yazarak NHS liderlerinin o gün </strong>&#8216;hasta güvenliğini garanti edemeyecekleri&#8217;<strong> yönündeki endişeleri konusunda uyardı. Buna cevaben bir hükümet sağlık bakanı halka </strong>‘riskli faaliyetlerden’<strong> kaçınmaları tavsiyesinde bulundu.&#8221;</strong></em></p>
<p>Burada müsaadenizle, Türkiye’nin son yıllarda hızla gelişen sağlık turizmi potansiyeliyle dünyanın en çok tercih edilen ülkeleri arasında üst sıralara yükseldiğini hatırlatacağım.</p>
<p>Yaş mevzuuna girmeyeceksek, sigortalıların sadece sigorta hastanelerinden hizmet alabildiği, bunun için de sabah ezanı hastanede kuyruğa girdiği zamanları bildiğimi de söyleyebilirim. Şükür ki, Türkiye’nin 2003 yılında <strong>&#8220;Sağlıkta Dönüşüm Programı&#8221; </strong>adı verilen çok iddialı bir reform programına tabi tutulmasının ardından sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştı, bekleme eziyeti kalktı, parası, sosyal güvencesi olsun olmasın tüm vatandaşlar tedavi olabilme imkanına kavuştu, hastanede rehin kalma devri sonlandı. Bu hizmetler sadece Türk vatandaşlarıyla da sınırlı kalmadı. Türkiye, hızlı ve etkili sağlık hizmetleri, yüksek nitelikli sağlık personeli, dünya standartlarındaki teknolojik/tıbbi donanımı ile sağlık turizminde en çok tercih edilen ülkelerden biri oldu. Sağlık turizminin bir alt başlığı olan medikal turizmin geldiği noktayı da siz zaten yolda/otelde rastladığınız başı bantlı, yüzü sargılı turistlerden değerlendirebiliyorsunuzdur.</p>
<p><strong>Sezar’ın hakkı Sezar</strong>’a derler ya, siyaseti bir tarafa bırakalım ve Türkiye’de yapılan güzel şeyleri takdir edelim, her fırsatta Türkiye’yi yerden yere vuran Batı basınının da Türkiye&#8217;deki sağlık reformlarının, <strong><em>“reform geçiren orta gelirli ülkeler arasında en başarılılardan olduğu”</em></strong> noktasında birleştiğini bilelim.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/kral-charles-ve-ingiltere-saglik-sistemi/">Kral Charles ve İngiltere Sağlık Sistemi</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/kral-charles-ve-ingiltere-saglik-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pembe Köşk, hastalar için umut ışığı&#8230;</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/pembe-kosk-hastalar-icin-umut-isigi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/pembe-kosk-hastalar-icin-umut-isigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 14:26:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=354676</guid>

					<description><![CDATA[<p>Röportaj: Yrd. Doç. Dr. Yurdagül Atun &#8211; Öğretim Üyesi/Kıbrıs İlim Üniversitesi Uyuşturucu kullanımı dünyanın birçok yerinde gerçek bir sorun olmayı sürdürüyor; ancak sorunun boyutu kültüre, erişime ve mevzuata bağlı olarak büyük ölçüde değişiyor. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından açıklanan 2023 Dünya Uyuşturucu Raporu&#8217;na göre, 2023&#8217;de uyuşturucu kullanımı bozukluklarından muzdarip insanların sayısı 10 yılda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/pembe-kosk-hastalar-icin-umut-isigi/">Pembe Köşk, hastalar için umut ışığı&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><strong>Röportaj: Yrd. Doç. Dr. Yurdagül Atun &#8211; Öğretim Üyesi/Kıbrıs İlim Üniversitesi</strong></li>
</ul>
<p>Uyuşturucu kullanımı dünyanın birçok yerinde gerçek bir sorun olmayı sürdürüyor; ancak sorunun boyutu kültüre, erişime ve mevzuata bağlı olarak büyük ölçüde değişiyor. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) tarafından açıklanan 2023 Dünya Uyuşturucu Raporu&#8217;na göre, 2023&#8217;de uyuşturucu kullanımı bozukluklarından muzdarip insanların sayısı 10 yılda yüzde 45 artışla 39,5 milyona fırlamış durumda.</p>
<p>Yine aynı rapora göre uyuşturucuya bağlı bozuklukların tedavisine yönelik talep büyük ölçüde karşılanmıyor. 2021&#8217;de uyuşturucuya bağlı rahatsızlıklardan muzdarip beş kişiden yalnızca biri uyuşturucu kullanımı nedeniyle tedavi görebiliyorken, bölgeler arasında tedaviye erişimdeki eşitsizlikler giderek artıyor.</p>
<p>Bu korkunç tablonun ardından “şans” olarak adlandırabilir miyiz bilmiyorum ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) sağlık turizminin belki de en önemli ayağına ev sahipliği yapıyor: Bağımlılık tedavisi. Alkol, uyuşturucu ve diğer bağımlılıklardan etkilenen, psikolojik tedaviye ihtiyaç duyan bireyler için 2002 yılında hayata geçirilen Pembe Köşk, markalaşma yolunda hızla ilerliyor. Tedavi yöntemleri ve başarı oranlarıyla dünyadaki sayılı merkezlerin arasına giren Pembe Köşk, dünyanın dört bir yanından gelen hastalar ve danışanlar için umut ışığı oluyor.</p>
<p>Doğa içinde tatil köyü formatında konuşlandırılmış Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi, doğanın iyileştirici gücünü mahremiyetle birleştirerek, toplumdan izole olmaktan çekinen bağımlılar için bir vaha işlevi görüyor.</p>
<p>Başta Başhekim Prof. Dr. Mehmet Çakıcı olmak üzere tüm ekip, bağımlıyı ve psikolojik sorunlardan muzdarip bireyleri topluma yeniden kazandırmak, kişinin kendine özel doğru bakımını sağlamak amacıyla “yatan hasta, ayaktan tedavi programlarını, bilinçli yaşam seçeneklerini ve kendini kurtarma yönetimi becerilerini” geliştirerek en güvenilir ve kapsamlı bakım sürekliliği sağlıyor.</p>
<p>Ruh sağlığı ve bağımlılık tedavisinde KKTC, bölge ülkeler ve dünyanın dört bir yanından gelen hastalar için umut ışığı olan Pembe Köşk’ü ziyaret ettik, Başhekim Prof. Dr. Mehmet Çakıcı’ya bu konuda sorulamayan, merak edilen ne varsa sorduk. Mehmet hoca çok şey anlattı ancak gururlandığımız, Pembe Köşkün karnesi oldu. “Ortadoğu’nun en iyisi” payesini almamız, Hollanda’dan gelen denetim ekibinin Pembe Köşk için verdiği yüzakı rapor, Mehmet hoca ve ekibinin emeklerinin boşa gitmediğini gösteriyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-354678" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-2.jpg" alt="" width="1024" height="368" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-2.jpg 1024w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-2-650x234.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-2-500x180.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-2-768x276.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Soru: Pembe Köşk’ü bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Pembe Köşk Kliniği 2002 yılında Lefkoşa’da kuruldu. İsmiyle geldi diyebiliriz. Lefkoşa’daki ilk binamızın sahibi İngiliz, Pembe (Pink) isimli kızına pembe bir ev yaptırmış. Biz binaya taşınınca o kişilere mektup geliyordu, zarf üzerinde numara yok, sadece Pembe Köşk Lefkoşa yazıyor. Biz de o sıra isim arayışındayız. Biliyorsunuz, Türkiye’deki Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi’nin kısaltması AMATEM. Biz burada Kıbrıs AMATEM desek “KAMATEM” olacak. Bu ismi beğenmedik ve kulağa daha hoş gelen Pembe Köşk’te karar kıldık. 2019’da da şimdiki yerimize taşındık. Burada 17 odamız, havuzumuz, SPA’mız, saunamız, hastalarımızın yürüyüş yapabileceği büyüklükte bahçemiz, şömineli ferah sosyal alanımız ve acil servis başta olmak üzere dünya standartlarına uygun birinci sınıf tıbbi bakım sunan bir yapımız var. En önemlisi de bu işe gönül vermiş, genç dinamik, heyecanlı, işine aşık bir ekibimiz var.</p>
<p><strong>Soru: En çok merak edilenlerin başında bağımlılık tedavisi geliyor. Mahremiyeti olan, kolayca dile getirilemeyen bir sorun olduğu için halkımız bu konuda yeterli bilgiye sahip değil. Bağımlılık tedavisi nasıl yürütülüyor? Bağımlılık ve psikolojik sorunlardan muzdarip kişilerin topluma sağlıklı adaptasyonları noktasında neler yapılıyor?</strong></p>
<p>Bağımlılık ve bağımlılığın yarattığı davranış bozuklukları sadece aileleri değil, tüm toplumu etkileyen bir sorun. Bağımlılığın yarattığı davranış bozuklukları olan kişileri rehabilite etmez, dışarıda gezdirirseniz zararı herkese dokunur. Kuzey Kıbrıs&#8217;ta uyuşturucuya bağlı suçlarda son yıllarda yaşanan ciddi artış göz önüne alındığında, uyuşturucu kullanımı ardındaki nedenlerin, risk faktörlerinin belirlenmesi, tedavisi ve rehabilitasyonu çok önemli bir meseledir. Madde kullanım bozuklukları genellikle kronik durumlar olduğundan, hastaların yatılı olarak multidisipliner, biyolojik, psikososyal yaklaşım kullanılarak uzun süreli bakıma ihtiyaçları vardır. Uyuşturucuyla mücadele, önleme, eğitim, tedavi ve rehabilitasyon alanlarındaki paydaşların eş zamanlı katılımını gerektiren bütünsel bir süreçtir. Biz Pembe Köşk’te hastalarımızı sadece tedavi etmiyoruz, onları sosyal aktivite ve eğitimlerle geliştirmeye, bağımlılığın oluşturduğu o boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Önleme programlarıyla, kazanılan yaşam becerileri ile bireyleri madde bağımlılığından tamamen uzak tutmayı hedefliyoruz. Her gün kişiye özel psikoterapilerimiz, bireysel görüşmelerimiz ve grup terapilerimiz var.  Madde bağımlıları ve bağımlılık riski taşıyanlar, klinik psikologların ve bağımlılık alanında uzman kişilerin yer aldığı rehabilitasyon süreçleriyle destekleniyor.</p>
<p>Genel bağımlılık tedavisi bağlamında öncelikle detoksifikasyon, ardından da rehabilitasyon ve nüksetmenin önlenmesi hedefleniyor. Bu hastaların çoğu aynı zamanda bazı zihinsel sağlık sorunlarına da sahiptir. Çoğu hastada, genellikle “diğer madde kullanım bozuklukları”, “duygudurum bozuklukları” veya “kişilik bozuklukları” olmak üzere eşlik eden hastalıklar vardır. Bağımlılık psikiyatristleri, klinik ve danışmanlık psikologları, uzman hemşireler, mesleki terapist ve uzman bir terapistten oluşan deneyimli multidisipliner bir ekibin bakımı altında yatılı tedavi görerek bağımlılıktan kurtulurlar.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-354679" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R24.jpg" alt="" width="334" height="365" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R24.jpg 600w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R24-439x480.jpg 439w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R24-274x300.jpg 274w" sizes="(max-width: 334px) 100vw, 334px" /></p>
<p><strong>Soru: Devlet yatılı tedavi masraflarını karşılıyor mu? Sosyal güvencesi olsun ya da olmasın her bağımlı size başvurabilir mi?</strong></p>
<p>Kıbrıs&#8217;ta ve dünyada büyük tehlike oluşturan uyuşturucu sorununa karşı özellikle çocuk ve gençlerin korunması konusunda herkese görev düşüyor. Bir dönem devletle anlaşma olmamıştı, o dönem sadece parası olanlar tedavi olabiliyordu. Bizim şu an Sağlık Bakanlığı’yla bir protokolümüz var. Dolayısıyla sosyal güvencesi olsun olmasın herkesi tedavi ediyoruz. Tabi öncelikle bu kişilerin Sağlık Bakanlığı’nca oluşturulan bir kurula girmesi, kurul tarafından buraya yönlendirilmeleri gerekiyor. Az önce de söylediğim gibi uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, toplumu tümden etkileyen bir durumdur. Bu kişiler tedavi edilmediklerinde suç potansiyelleri yüksektir. Çok zor bir hastalıktan söz ediyoruz.</p>
<p>O yüzden bağımlılıkla mücadelede mücadelenin kazanılması için tüm kurum ve kuruluşların, hatta toplumun her bireyinin birlikte hareket etmesi zorunludur. Bu zorunluluk, ilgili kurumları, edinilen bilgi ve tecrübenin paydaş kurum ve kişilere aktarılmasını sağlayacak bilimsel süreçleri uygulamaya itmektedir. Sosyal müdahale ve politikalar, psikososyal destek programları, hem kamu hem de özel sektörde tedavi ve rehabilitasyon kapasitesinin güçlendirilmesi atılacak en önemli adımlardır. Bağımlı bireyler bu rehabilitasyonlar sayesinde temel yaşam becerilerini geliştirecek, daha sağlıklı, daha verimli bir yaşam sürdürebileceklerdir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-354686" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R15.jpg" alt="" width="231" height="278" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R15.jpg 600w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R15-399x480.jpg 399w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R15-249x300.jpg 249w" sizes="(max-width: 231px) 100vw, 231px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-354687" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R18.jpg" alt="" width="392" height="278" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R18.jpg 800w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R18-650x461.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R18-423x300.jpg 423w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R18-768x544.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<p><strong>Soru: Pembe Köşk’ü, diğer merkezlerden ayıran nedir?</strong></p>
<p>2002’de uyuşturucu tedavisinde bir ilacı Ortadoğu’da ilk kullanan biz olmuştuk. Avustralya Devlet Protokolüne uygun olarak kullanmıştık bu ilacı. Hatta o dönem Türkiye’deki gazetelere manşet olmuştuk. 2003-2007 yılları arasında bağımlılıktan muzdarip tüm Rumları ben tedavi ettim diyebilirim. O kadar yoğunluk olmuştu ki kliniğe Rum psikolog almak durumunda kalmıştım.</p>
<p>Öte yandan, bu işin hem tedavi, hem de eğitim kısmı var. Biz Pembe Köşk’te sadece hastalara hizmet vermekle kalmıyor, aynı zamanda psikoloji eğitimi alan bireylerin mesleki erişkinliğe ulaşmaları yolunda büyük destek sağlıyoruz. Örneğin NAADAC eğitimi… ABD’deki NAADAC tarafından yürütülen “Psikoaktif Madde Bağımlılığı Sertifika Programı”nın akreditasyonunu alarak Kıbrıs’ta “madde bağımlılığı danışmanlığı” eğitimlerini başlattık. Bağımlılıkla ilgili uzmanlaşmak için bu eğitim şart. Onun yanısıra Adli Psikoloji, Klinik Görüşme Teknikleri gibi eğitimlerimiz ve staj programlarımız var. Stajlar hastanede oluyor. Öğrenci en iyi okullarda lisans eğitimini almış olsa da mezun olduğunda zorlanabiliyor. Biz burada terapi nasıl yürütülür, ilk gün ne konuşulur, ikinci, üçüncü gün ne konuşulur modül modül onları öğretiyoruz.</p>
<p>Avrupa’da grup tedavileri haftada 2’dir. Bizde her gün grup ve teke tek terapi vardır. Bizim hastalarımızı günde 4-5 uzman görüyor. Hem tıbbi, hem psikolojik, hem de otelcilik hizmeti veriyoruz. Bağımlılarda geçici akıl hastalıkları da görülebiliyor. O nedenle donanımlı bir ekiple psikolojik destek de veriyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Hollanda’dan sağlık ekipleri gelerek bizi denetlediler, çok da başarılı buldular. Hollanda’daki merkezlerle kıyaslandığında üstün olduğumuz yönler olduğunu ortaya koydular, mutlu olduk. Onlar Avrupa sisteminde, biz ise Amerikan sisteminde tedavi uyguluyoruz. Ayrıca akademik dergimiz var.</p>
<p>Almanya Wiesbaden Psikoterapi Akademisi (WIAP) onaylı “Pozitif Psikoterapi” iznimiz var. Biz 2005’ten itibaren bunun eğitimini veriyoruz. Diploma da Almanya’dan&#8230; Yani bu eğitimi alan Almanya’dan diploma almış oluyor. Doktoraya eşdeğer bir eğitim… Görüşme teknikleri, adli psikoloji gibi eğitimlerimiz de olduğu için bu noktada yurtdışına muhtaçlığımız çok azaldı. Kendi dünyamızı kurduk diyebiliriz.</p>
<p>Biz her türlü işbirliğine açığız. Örneğin bir belediye bağımlılık veya psikolojik sorunlarla ilgili bir sempozyum yapacaksa biz gönüllü katkı koyarız. Ki Bakanlıkların kimi zaman böyle talepleri olmuştur. Pandemi döneminde de, hepimizi derinden etkileyen Şubat depreminin ardından da bu hizmetleri ücretsiz verdik. Şu anda Kıbrıs’ın yanı sıra, Türkiye’den, Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan hastalarımız geliyor. Onları havaalanında karşılıyor, tedavilerini yapıyor, ülkelerine uğurluyoruz. Sağlık turizminde en az tüp bebek, diş, saç ekimi gibi önemli bir yer yere sahibiz ancak üye olamadık.<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-354685" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-1.jpg" alt="" width="1024" height="358" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-1.jpg 1024w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-1-650x227.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-1-500x175.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/yurdagul-1-768x269.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>“İÇKİYİ, UYUŞTURUCUYU, KUMARI AŞIYLA BIRAKTIRIYORUZ”</strong></p>
<p><strong>Soru: Yine çok merak edilen bir soru: Bağımlılık tedavisinde bir aşıdan söz ediyorsunuz. Bu aşıyla yürüttüğünüz tedavinin başarı ortalaması nedir?</strong></p>
<p>Tedavinin bir bütün olduğunu söylemiştim. Burada 10 gün kalanın başarı oranı yüzde 20’dir. Bir ay kalanın başarı oranı yüzde 50’dir, üç ay kalanın başarı oranı ise yüzde 80’dir. Buna ilaveten bir de sadece bizim kullandığımız aşı tedavimiz var. Tüm uyuşturucu, alkol bağımlılıklarında kullanıyoruz. Eczacılar Birliği’nden aldığımız izinle getiriyoruz. Bu aşılar 3 ay koruyucu, molekülü güçlü aşılar. Aşı olduysanız içki içemiyorsunuz, uyuşturucu kullanamıyorsunuz. Yukarıdaki oranlara bir de aşı eklenince başarı şansı yüzde 20’şer daha artıyor. Bu aşıları kumar için de kullandığımız oluyor. Nasıl oluyor derseniz; Parkinson hastalarının çok kumar oynadığı ortaya çıkmış. Araştırılınca bunun dopaminden kaynaklandığı anlaşılmış. Dopamini kontrol edince bağımlılığa iyi geliyor. 100’den fazla hastada bunu kullandık, başarılı sonuçlar aldık. Bunlar gelişigüzel kullanılacak ilaçlar değil, kontrolle kullanabilecek ilaçlar… O yüzden bağımlılık tedavisi için gelen hastalarımıza en az bir ay kalmalarını salık veriyoruz. En iyi başarı üç ay ve üstündedir. Şunu da söyleyeyim, Ortadoğu ve bölgede başarı oranı en yüksek merkez biziz zira diğer ülkelerdeki merkezlerin hasta yoğunluğu hizmette aksamaya neden olurken, bizi hem teorikte, hem pratikte öne geçiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-354680" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R20.jpg" alt="" width="800" height="418" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R20.jpg 800w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R20-650x340.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R20-500x261.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R20-768x401.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>Uzman Klinik Psikolog Nur Şeyda Peker:</strong> “Kişilerin hayattan ve kendilerinden umudu kestikleri anda hayatlarına dokunabilmek, onları içine düştükleri girdaptan kurtarabilmek çok değerli bir hizmet. Bizler Pembe Köşk’ü işyeri olarak görmüyoruz. Burası bizden psikolojik ve bağımlılık alanında yardım isteyenlere yardım elini uzattığımız bir yer. Kumar bağımlılığı, alkol bağımlılığı, madde (kokain, extasy, eroin, esrar, bonzai, karışık madde) bağımlılığı, internet bağımlılığı, depresyon, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, yaygın anksiyete, fobiler, panik atak), öfke kontrolü, özgüven eksikliği, aile/ilişki problemleri (pozitif psikoterapi kapsamında), durumsal kriz ile başa çıkma becerileri, ergen danışmanlığı gibi alanlarla hizmet veriyoruz.”</p>
<p><strong>***   ***</strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Şefika Pirinçoğlu</strong>: “Burada haftanın 5 günü 11.30-12.30 saatleri arasında psikoeğitim toplantıları yapıyoruz. Bu eğitim, hastanın rahatsızlığı, rahatsızlığını tetikleyen etmenler ve terapi esaslarıyla ilgili bilgi vermeyi içeriyor. Bu eğitimler sosyal açıdan çok kıymetli. Bunlara ilaveten psikodrama çalışmalarımız oluyor. Burada bir anlamda kişinin ruh dünyası ortaya konuyor. Her grubun dinamiği farklı olduğu için her çalışma farklı tecrübe ve farkındalık sunuyor. Hastalar burada “bunu yaşayan sadece ben değilmişim” farkındalığıyla karamsarlıktan sıyrılabiliyor. Hayatına nasıl devam edeceğiyle ilgili umut geliştiriyor. Kişi kendi doğrusunu keşfediyor. Bunları ortaya çıkarmak çok kıymetli…”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-354681" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R11.jpg" alt="" width="299" height="163" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R11.jpg 800w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R11-650x355.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R11-500x273.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R11-768x420.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 299px) 100vw, 299px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-354682" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R12.jpg" alt="" width="362" height="164" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R12.jpg 800w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R12-650x295.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R12-500x227.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R12-768x348.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 362px) 100vw, 362px" /></p>
<p><strong>Psikolog Atakan Taşkıran:</strong> “11 aydır Pembe Köşk’te çalışıyorum. Görevim Eğitim Koordinatörlüğü. Burada yüz yüze ve online programlarımız var. Staj yapmak isteyenlere gizlilik sözleşmesi gönderiyor, hastaların onayını alarak programa dahil ediyoruz. Ayrıca NADAAK Madde Bağımlılığı Eğitim Programımız var. Sadece Türkiye’den değil, Avrupa’dan da katılım oluyor. Bu eğitimleri Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, Prof. Dr. Ebru Tansel ve Yrd. Doç. Dr. Ayhan Çakıcı Eş veriyor. Buna ilaveten “Klinik Görüşme” eğitimimiz var. Öğrencilerin yetişmesine katkıda bulunuyoruz.”</p>
<p><strong>***   ***</strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Şimay Erdemirci:</strong> “Sabah 10.00-11.00 arasında “Günaydın” toplantıları yapıyoruz. Günaydın toplantılarında genelde nasıl uyuduklarını, iştah durumlarını soruyoruz. Tedavinin ilk başlarında iştahta, uykuda sorun olabiliyor. Bunları dengeye almak çok önemli. Sonrasında bir konu belirleriz. Bunlar, güven-umut-sevgi olabilir. Bu konular hakkında konuşuruz, geleceğe nasıl baktıklarını sorarız. Bu toplantılarda hastanın gözlerine bakma şansımız olur. Onları oldukları gibi kabul eder, yargılamadan anlamaya çalışırız. Empati kurmak terapide çok önemli bir faktör. Psikoloğun danışanını anlayabilmesi onunla terapotik bir ilişki kurmak için gereken bir unsur. Empati kurmak sadece danışanın dediğini duymak değil, aynı zamanda diyemediklerini de anlayabilmek…+”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-354683" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R13.jpg" alt="" width="289" height="150" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R13.jpg 800w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R13-650x338.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R13-500x260.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R13-768x399.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 289px) 100vw, 289px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-354684" src="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R26.jpg" alt="" width="270" height="152" srcset="https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R26.jpg 1024w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R26-650x366.jpg 650w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R26-500x282.jpg 500w, https://www.sonhaber16.com/wp-content/uploads/2023/11/Pembe-Kosk-R26-768x433.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Gamze Beyoğlu:</strong> “Bağımlılıktan kurtulmak isteyen ve psikolojik destek arayanların umut ışığı oldu Pembe Köşk. İstatistiklerden de görüldüğü üzere bağımlılık ve psikolojik rahatsızlıklar son dönemde büyük oranda arttı. Mahremiyet sağlayan fiziki yapımız ve deneyimli ekibimiz ile canla başla çalışarak hastalarımızı tedavi ediyoruz. Bağımlılık tedavisinde, kişinin kullandığı maddeye karşı duyduğu isteği kontrol altına alabilmesinin yanısıra, düzenli bir hayata devam edebilmesi için gerekli şartların oluşturulması gerekiyor. Biz burada aynı zamanda kişilerin olaylarla baş etme ve olumsuz duyguları kontrol etme becerisini de geliştiriyoruz. Bunlara ilaveten her türlü psikolojik desteği veriyoruz. Yüz yüze ya da online tedavi seçeneklerimiz bulunuyor. Çift terapisi, aile danışmanlığı, yaygın anksiyete bozukluğu, depresyon gibi alanlarda da destek vermekteyiz. Hastanemizin sitesinden bizimle iletişime geçilebilir.”</p>
<p><strong>***   ***</strong></p>
<p><strong>Asistan Mehmet Ali Kocabaşoğlu:</strong> “ODTÜ Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Zorunlu staj yapmak üzere geldiğim Pembe Köşk’te şimdi gönüllü stajyer olarak görev yapıyorum. Mesleki açıdan kendimi en çok geliştirebileceğim yerdeyim. Öğrencilere bu imkanın veriliyor olması büyük kazanım. Mezun olunca da burada görev yapmayı düşünüyorum.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/pembe-kosk-hastalar-icin-umut-isigi/">Pembe Köşk, hastalar için umut ışığı&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/pembe-kosk-hastalar-icin-umut-isigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öneriniz ne?</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/oneriniz-ne/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/oneriniz-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2023 09:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=290748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalemin, kağıdın hükmünü yitirdiği anlar olur&#8230; Gözlerinize bir bulut çöker, yüreğinizde yakıcı bir sitem, boğazınıza hüzün düğümleniverir. İnsan, ömrünün çok az anında -ki, içinde insanlıktan eser kalmışsa- “Bu da mı olacaktı” der kendine. Sessizliğin içinde soylu bir öfke dizginlenmiştir. O an bu andır işte. Günlerdir herkes bir şeyler yazdı çizdi. Kimi, “devlet koruyamıyor” dedi, kimi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/oneriniz-ne/">Öneriniz ne?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalemin, kağıdın hükmünü yitirdiği anlar olur&#8230;</p>
<p>Gözlerinize bir bulut çöker, yüreğinizde yakıcı bir sitem, boğazınıza hüzün düğümleniverir. İnsan, ömrünün çok az anında -ki, içinde insanlıktan eser kalmışsa- <strong>“Bu da mı olacaktı”</strong> der kendine. Sessizliğin içinde soylu bir öfke dizginlenmiştir.</p>
<p>O an bu andır işte.</p>
<p>Günlerdir herkes bir şeyler yazdı çizdi.</p>
<p>Kimi, <strong>“devlet koruyamıyor”</strong> dedi, kimi olayı ırkçılığa kadar getirdi.</p>
<p>Güzeller güzeli Helin’in (16) katlinden siyasi malzeme çıkaranlara sözüm.</p>
<p>Sizin bu her olayı başkasına yıkma, suçlu arama, suçları ideolojik olarak kategorize etme telaşı…</p>
<p>Cinnet toplumu dedikleri bu olsa gerek&#8230; Her şeyin paraya, bencilliğe, siyasi ikbale tahvil edildiği, bütün ölçünün dünyevi hazlara indirgendiği ve suçun top misali ayaktan ayağa sektirildiği bir dünya…</p>
<p>Herkes sütten çıkma ak kaşık!</p>
<p>Kaçının aklından <strong>“aile” </strong>mefhumu geçiyor, kaçı gerçekten o gencecik, pırıl pırıl evlada üzülüyor?</p>
<p>Kimse kusura bakmasın; Kıbrıs Türklerinin çoğu, toplumsal kaygıları, kimlik siyaseti gibi hararetli fikirlerden ayırmayı beceremiyor ve dezavantajlılara yardım etme değil, siyasallaşmış bakış açılarını kanıtlama derdi içinde. Kızgınlık, mağduriyet ve yakınma yeni para birimi. Buna bir de <strong>“Batılı gibi görünme hastalığı” eklenince </strong>bu tür olaylar tepe tepe kullanacakları siyaset malzemesi. Her şeyleri programlanan, inançsızlıkları ölçüsünce medeni sayılan bir güruhun, böylesi elim bir olaydan siyasi ikbal devşirme iştahını görmek için üstün bir zeka gerekmiyor.</p>
<p><strong>“Devlet çocuklarımızı korumuyor”</strong> dediniz ya ben bir anne olarak şunu sorayım; Biz evlatlarımızı koruyabiliyor muyuz? Söz geçirebiliyor muyuz? Zarar geleceğini bildiğimiz arkadaşlarından uzak tutabiliyor muyuz? Dışarıdaki tehlikeleri sıraladığımızda, onları ikna edebiliyor muyuz?</p>
<p>Ben bir anne olarak cevaplayayım: Hayır!</p>
<p>Bunun suçlusu ebeveyn mi? Ona da hayır! Bunun suçlusu aile kurumunun kucağına koyduğunuz dinamit. Bunun içinde eğitim de var, hukuk sistemindeki boşluklar da var, mahalle baskısı dediğimiz sosyal koruyucunun yok edilmesi de var.</p>
<p>Geçen yıl bir işyerine gittim. İşyeri sahibinin 7 yaşındaki kızı, annesinin söylediklerine şiddetle refleks gösteriyor. <strong>“Şunu ver, şunu yap” </strong>şeklinde emirler yağdırıyordu. Ben dayanamadım, <strong>“annen senin iyiliğini düşünüyor. Onu dinle”</strong> gibi bir şeyler söyledim.</p>
<p>Cevap: <strong>“Ben ayrı bir bireyim, beni kimse yönetemez!”</strong></p>
<p>Babamızın bakışından kızgınlığını anlayıp, ortadan sıvışan bir neslin çocuğu olarak bu davranışı garipsedim, annesinin vermesi gereken cevabı ben verdim: <strong>“Evet, sen bir bireysin ancak kendi kararlarını kendin verecek olgunluğa ulaşıncaya kadar senin için alınması gereken kararları annen alacak.”</strong></p>
<p>Belli ki eğitim sisteminde bu tür bilinçaltı çalışmaları yapılıyor. Ona keza psikologların ve kişisel gelişimcilerin de içine düşüp, başkalarını çekmeye çalıştıkları tuzak bu: Siz değerlisiniz, sizi üzen canınızı sıkan herkesi hayatınızdan çıkarın, bu ailenizden birileri bile olsa!</p>
<p>Psikoloğun bu tavsiyesiyle anne babasıyla 10- 15 yıldır görüşmeyen insanlar tanıyorum ben.</p>
<p><strong>Olaya biraz da bilimsel bakalım:</strong></p>
<p>Arthur Schlesinger Jr, Batının dibine kadar gidip, beğenmeyerek geri döndüğü bu durumu şöyle açıklıyor: <strong>“İnsanlar uçsuz bucaksız, anonim bir denizde ne kadar çok sürüklenirlerse, tanıdık, anlaşılır, koruyucu herhangi bir cankurtaran salına doğru umutsuzca yüzdüklerinde bir kimlik politikasını daha çok arzuluyorlar.”</strong></p>
<p>Başka bir deyişle, sevgi dolu, istikrarlı evlerin çöküşü bizi başka yerde aile, arkadaş ve o minvalde gruplar aramaya sevk ediyor. İşte dışarıdaki kötü niyetli insanlar burada devreye giriyor. Dışarıdaki gruplarda baskı yok, kaygı yok, eğlence var! Sosyal medya burada en pratik sistem. Kötü niyetli kişilerin öyle Deep Web’e de uzanmaları gerekmiyor. Surface olarak adlandırılan yüzde 10’luk kısımdan çocuklarımıza ulaşıp elimizden alabiliyorlar.</p>
<p>Özetle, Batı dünyasını kasıp kavuran bireysellik, yalnızlık ve boşluk salgını bize de sirayet etmiş durumda. Batılı sistemin hazırladığı kitaplardan eğitim alan bizler, bilerek ya da bilmeyerek <strong>“ego”</strong>yu yükseltip, aile kurumunu, aile içi otoriteyi yerle bir ettik. Roller değişti, çocuklar ana babaları yönetir hale geldi. Doktorlar ve politika yapıcılar tarafından <strong>“bir halk sağlığı sorunu” </strong>olarak kabul edilen bu durumun, toplumsal cinnetlerin yanısıra çok sayıda soruna yol açacağı kanıtlanmış ki, İngiltere eski Başbakanı Theresa May yalnızlık için bir bakan atamıştı.</p>
<p><strong>Son olarak;</strong> Modernlikle özdeşleşen bireyciliğin, kendini keşfetme ve geliştirmenin tek aracı olduğu iddiası, öğreticilerin <strong>“Benlik”</strong> kavramını yüceltmesiyle birleşince biz ana- babaları çaresiz bıraktı. Bireysel özgürlükler adına sosyal bağlarımızı koparınca da vahim sonuçlar ortaya çıktı, çıkacak. Kitle iletişim araçlarıyla desteklenen, sosyal medyadaki yandaşlarla çığırından çıkan “bireycilik, öz-yönetim” gibi edinimler insanlar için iyi bir şey olarak görülse de uzun vadede sosyal bir yaratık olan insanın hayatta kalması ve gelişmesi için bir aileye ihtiyacı var.</p>
<p>Evet, dışarıda kötüler, kötülükler var. Şiddete karşı her platformda kavgamızı sürdürsek de 16 yaşında bir yavru gittikten sonra kimin haklı kimin haksız olduğunun çok önemi kalmıyor. Yani, elzem olan olayı kendi ideolojimiz lehine kullanmak yerine çocuklarımızı nasıl koruyacağımız yönünde fikir üretmemiz.  Bana göre <strong>“Modern İnsan Projesi”</strong>yle ruhumuzdan koparılan yavrularımız ancak eski tip aile örneğiyle kötülüklerden korunabilir. Yani, anne- baba- öğretmen otoritesinin “psikolojik şiddet” sayılmadığı günlerdeki aile yapısıyla…</p>
<p><strong>Sizin öneriniz?</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/oneriniz-ne/">Öneriniz ne?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/oneriniz-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BM Barış Gücü’nü niye istemiyoruz?</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/bm-baris-gucunu-niye-istemiyoruz/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/bm-baris-gucunu-niye-istemiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2022 14:38:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=265056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önce cevap vereyim, sonra detaylandıracağım: Güvenmiyoruz da ondan! Bölgelere, barışı değil, kendi çıkarlarını korumak için gidiyorlar da ondan! Ruanda’da da, Bosna’da da, Kıbrıs’ta da aynı şeyleri yaptılar da ondan! BM, barış değil, destek gücü de ondan! Kıbrıs Türklerinden aldığı silahları Ruma vererek tarihte eşi görülmemiş bir vahşetin prodüktörü oldular da ondan! Gelelim esas konuya; Bildiğiniz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/bm-baris-gucunu-niye-istemiyoruz/">BM Barış Gücü’nü niye istemiyoruz?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Önce cevap vereyim, sonra detaylandıracağım: Güvenmiyoruz da ondan!</p>
<p>Bölgelere, barışı değil, kendi çıkarlarını korumak için gidiyorlar da ondan!</p>
<p>Ruanda’da da, Bosna’da da, Kıbrıs’ta da aynı şeyleri yaptılar da ondan!</p>
<p>BM, barış değil, destek gücü de ondan!</p>
<p>Kıbrıs Türklerinden aldığı silahları Ruma vererek tarihte eşi görülmemiş bir vahşetin prodüktörü oldular da ondan!</p>
<p><strong>Gelelim esas konuya;</strong> Bildiğiniz üzere, BM Barış Gücünün Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılması kararını Rumlar verirdi. Bir iki sefer <strong>“biz de varız” </strong>dediysek de dikkate alan olmadı. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın BM kürsüsünden KKTC’nin tanınması çağrısından güç alan KKTC, Rumların izniyle (!) görev yapan BM Barış Gücü’ne KKTC ile de anlaşma yapması için bir ay süre tanıdı.  Buna göre BM Barış Gücü, Kıbrıs Türkleriyle bu konuda anlaşmazsa KKTC tarafındaki iki kampından çekilmek zorunda kalacak.</p>
<p>KKTC Dışişleri Bakanı <a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/tahsin-ertugruloglu">Tahsin Ertuğruloğlu</a>, Türk ve Rum sınır hattındaki ara bölge dışında KKTC’de de iki kamp ve bir temas noktası bulunan <a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/bm-baris-gucu">BM Barış Gücü</a>’nün Rumlar’dan izin alarak görev yaptığını belirterek, <strong>“Misafirlik bitti, ya KKTC ile askeri anlaşma imzalar ya da KKTC’den çekilirler”</strong> restini çekti.</p>
<p>Bu rest hepimize bir <strong>“ohhh” </strong>çektirdi, zira Barış Gücü adı altında görev yapan bu askerlerin, barışa değil Ruma hizmet ettiğini bilmeyen yok. Ki tersi olsaydı şimdiye kadar Rumlar bunları adadan göndermek için dünyayı ayağa kaldırmıştı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Kıbrıs’ta bulunduğu süre içinde barışa bir damla katkısı olmayan sözde Barış Gücü’nün adadaki icraatları, BM Kıbrıs Erenköy bölge sorumlusu İsveçli teğmen Lars Willy Lindh’in <strong>“BM Gözetiminde Soykırım”</strong> kitabında mevcut ama ben özetleyeyim. Lindh, 1964 yılında Erenköy bölgesindeki Türklerin askeri gücünün azlığına karşın Rumların -Yunan askeri desteği ile- 10 bin kişiye yakın olduklarını gördüğünden azınlık durumundaki Türklere yardım etme kararı alan bir BM askeri.</p>
<p><strong>“Rumlarda çok sayıda ağır silahlar, tanklar ve toplar olmasına rağmen, Türklerde az sayıda ve hafif silahlar ve küçük havanlar vardı. Oradakiler 200-300 civarında Türk askeri ile 500 civarında yaşları küçük öğrencilerdi. Ben onların hayatlarından endişe ettiğim için Türklere yardım kararı aldım. Beni askerlikten attılar, yargıladılar ama belki de yüzlerce masum insanın hayatını da bu yaptıklarımla kurtarmış oldum. Bugün yine öyle bir durumla karşılaşsam sonu ne isterse olsun yine yardım yapardım.”</strong> diyor Lindh.</p>
<p>Taşkent katliamında eşiyle birlikte birçok aile ferdini kaydeden Zerrin Fırtınaer’in anlattıkları da BM Barış Gücü’nün gerçek amacını ortaya koyması bakımından çok önemli bir vesika.</p>
<p><strong> “Eşim 26’yı yeni bitirmişti, ben de 21 yaşındaydım. En büyük oğlum 4, diğerleri, 3 ve 1 buçuk yaşındaydı. Ayrıca kızıma 8 aylık hamileydim. Kocamı götürdüklerinde tüm köyün evde olduğu gibi biz de evimizdeydik ama öncesi var…</strong></p>
<p><strong>Eşimi ve köydeki tüm erkekleri toplamadan önce Birleşmiş Milletler (BM) <em>‘siz azınlıksınız. Rumlara direnmeyin… Köyün yarısı zaten Rum, direnirseniz öldürürler. Silahları verin’</em> diyerek Türklerin elindeki tüm savunma aletlerini aldı. Zaten neydi silah dedikleri… Çapa, kürek, av tüfeği…</strong></p>
<p><strong>BM öyle deyince silahları teslim ettik. BM de bizden aldıklarını Ruma teslim etti. Silahlar toplandıktan sonra üzerimize ateş açtılar. Rumların o katliamı yapmalarına sebep kendileri (BM). Bizden aldıkları silahları Rumların ellerinde gördü bizimkiler.</strong></p>
<p><strong>Biz nasıl yaşarız Rumla? Niye verdik bu şehitleri? Ben 41 yıldır çektiğimi biliyorum. Nasıl büyüttüm babasız? Şimdi hangi barıştan söz ederler? Rumun malını almışız. Kim istedi gelmeyi? Hangimiz istedik bunları yaşamayı? Bu savaşı biz başlatmadık ama bütün acılarını biz çektik. Benim küçüklüğümde de vardı Rumların ezası. Rumlar Türklerin malına el koyardı, ucuz fiyata satın alırdı. Tarlasında işlerken kaybolurdu insanlar. Esaret içinde geçti çocukluğumuz. Okul önünden askerler geçerdi, öğretmen <em>‘çocuklar eve </em>koşun’ derdi, korkuyla evimize koşuşurduk. Savaşta her şey olur diyorlar. Ben savaşta mıydım? Ben bugün huzurluysam Türkiye sayesindedir.”</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/bm-baris-gucunu-niye-istemiyoruz/">BM Barış Gücü’nü niye istemiyoruz?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/bm-baris-gucunu-niye-istemiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Macron ve Bizim Linobambakiler</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/macron-ve-bizim-linobambakiler/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/macron-ve-bizim-linobambakiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Sep 2022 09:08:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=257432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşimin mail kutusuna bir makale düşmüş, ilginç olduğu için benimle paylaştı. “Bu makale herkese açık hesaptan alınmıştır: Guo Rong (ID: xuu5336)” diyor ancak off the recorddan bir tık üstte gibi. Gazeteciler iyi bilir. Bazen siyasiler toplantı yapar. Orada “siz bilin ama yazmayın” başlıklı konuşmalarla iç dökerek kendileri aleyhine getirilecek suçlamaların önünü almış olurlar. Psikolojik bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/macron-ve-bizim-linobambakiler/">Macron ve Bizim Linobambakiler</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eşimin mail kutusuna bir makale düşmüş, ilginç olduğu için benimle paylaştı.</p>
<p><strong>“Bu makale herkese açık hesaptan alınmıştır: Guo Rong (ID: xuu5336)”</strong> diyor ancak off the recorddan bir tık üstte gibi. Gazeteciler iyi bilir. Bazen siyasiler toplantı yapar. Orada <strong>“siz bilin ama yazmayın”</strong> başlıklı konuşmalarla iç dökerek kendileri aleyhine getirilecek suçlamaların önünü almış olurlar.</p>
<p>Psikolojik bir manipülasyon örneğidir bu. <strong>“Madem bana güvendi, yazmayayım” </strong>dersiniz. Tabi günü geldiğinde kullanılacağını, konuşmayı yapan bilir. Nitekim kullanılır da.</p>
<p>Neyse esas konuya dönelim; Son dönemlerde yaptığı Türk karşıtı, Yunan hamisi söylemlerle bize hayli antipatik gelen Macron, kapalı kapılar ardındaki bir toplantıda kendisine sorulan <strong>“Bugün dünyadaki büyük güç değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?” </strong>sorusu üzerine mevcut uluslararası durumun genel bir analizini yaparak iç çekmiş: <strong>&#8220;Batı hegemonyasının sonuna yaklaşıyor!&#8221;</strong></p>
<p><strong>Yazı hayli uzun. Ben özetleyeyim;</strong></p>
<p><em>“Evet, Batı hegemonyasının sona eriyor olabileceğini kabul etmeliyim.</em></p>
<ol start="18">
<li><em> yüzyıldan itibaren Batı hegemonyasına dayalı uluslararası bir düzene alıştık.</em></li>
</ol>
<p><em>*Bu, 18. yüzyıldan aydınlanma esinli bir Fransa.</em></p>
<p><em>*Bu, sanayi devrimi tarafından yönetilen bir 19. yüzyıl İngiltere&#8217;sidir.</em></p>
<p><em>*Bu, iki dünya savaşından yükselen 20. yüzyıldan doğan bir Amerika.</em></p>
<p><em>Fransa, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri 300 yıldır Batı&#8217;yı harika kılıyor.</em></p>
<p><em>Fransa kültürdür, İngiltere endüstridir ve Amerika savaştır.</em></p>
<p><em>Bize küresel ekonomi ve siyaset üzerinde mutlak hakimiyet sağlayan bu büyüklüğe alışığız.</em></p>
<p><em>Ama işler değişiyor.</em></p>
<p><em>Bazı krizler Batı&#8217;daki kendi hatalarımızdan, bazıları ise gelişmekte olan ülkelerin zorluklarından kaynaklanır. Batılı ülkelerde ABD&#8217;nin krizler karşısında yaptığı birçok yanlış seçim hegemonyamızı derinden sarstı.</em></p>
<p><em>Bunun sadece Trump yönetimiyle başlamadığını, ABD&#8217;nin diğer başkanlarının Trump, Clinton&#8217;ın Çin politikası, Bush&#8217;un savaş politikası, Obama&#8217;nın dünya mali krizi ve niceliksel genişleme politikasından çok önce başka yanlış seçimler yaptığını unutmayın.</em></p>
<p><em>Bu Amerikan liderlerinin yanlış politikaları, Batı hegemonyasını sarsan temel hatalardır. Ancak öte yandan, yükselen güçlerin yükselişini başından beri hafife aldık.</em></p>
<p><em>Çin, Rusya, Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve Birleşik Krallık ile karşılaştırılıyor.</em></p>
<p><em>Artık Batı siyasetine inanmıyorlar, kendi ulusal kültürlerini sürdürmeye başladılar. Bunun demokrasi ile ya da değil ile ilgisi yoktur. Hindistan demokratik bir ülke ve o da aynısını yapıyor, kendi ulusal kültürünü arıyor. Bu yükselen milletler, kendi milli kültürlerini bulup buna inanmaya başladıklarında, Batı hegemonyasının geçmişte kendilerine aşıladığı felsefi kültürden yavaş yavaş kurtulacaklardır.</em></p>
<p><em>Ve bu, Batı hegemonyasının sonunun başlangıcıdır!</em></p>
<p><em>Batı hegemonyasının sonu ekonomik düşüşte değil, askeri düşüşte değil, kültürel düşüşte.</em></p>
<p><em>Değerleriniz artık gelişmekte olan ülkelere ihraç edilemediğinde, bu düşüşünüzün başlangıcıdır.</em></p>
<p><em>Bu gelişmekte olan ülkelerin siyasi hayal gücünün bizimkinden daha yüksek olduğunu düşünüyorum.</em></p>
<p><em>Siyasi tasavvur çok önemlidir. Güçlü birleştirici çağrışımlara sahiptir ve daha fazla politik ilhama yol açabilir. Özellikle yükselen ülkelerin siyasi hayal gücü bugün Avrupalılarınkinden çok daha fazla, tüm bunlar beni derinden şok etti.</em></p>
<p><em>Evet, ABD bir müttefikimiz, uzun vadeli müttefikimiz ama aynı zamanda uzun zamandır bizi kaçıran bir müttefikimiz.  Rusya&#8217;yı Avrupa&#8217;dan çıkarmak kesinlikle geniş kapsamlı bir stratejik hata olabilir.</em></p>
<p><em>Dostumuzun düşmanı mutlaka bizim düşmanımız mı?</em></p>
<p><em>Rusya, ABD&#8217;nin düşmanıdır, öyleyse Avrupa&#8217;nın düşmanı mı olmalı?</em></p>
<p><em>Avrupa&#8217;nın kendi yeni güven ve güvenlik mimarisini inşa etmemiz gerekiyor çünkü Rusya ile ilişkileri gevşetmezsek kıtada barış olmayacak.”</em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Söylediğim gibi yazı hayli uzun. Yazının içeriğinde Avrupa ve Asya&#8217;nın entegrasyonunda bazı hatalar yaptıklarının ifşası, İpek Yolu’na dahil olma planları gibi bir sürü not var.</p>
<p>Öncelikle, bana göre <strong>“Siyasi tasavvur çok önemlidir. Güçlü birleştirici çağrışımlara sahiptir ve daha fazla politik ilhama yol açabilir. Özellikle yükselen ülkelerin siyasi hayal gücü bugün Avrupalılarınkinden çok daha fazla, tüm bunlar beni derinden şok etti”</strong> sözleriyle Türkiye’ye atıf yapıldığı açık.</p>
<p>Bunun haricinde okuduklarımdan anladıklarım;</p>
<p>-Batı artık eski gücünü kaybetti.</p>
<p>-Batının politikaları iflas etti.</p>
<p>-Avrupa, Amerika’nın kuyruğuna takılırsa yenilgi kaçınılmaz.</p>
<p>-Rusya Avrupa’nın parçası olmalı.</p>
<p>-Amerika &#8211; Rusya savaşında tarafımız Rusya olmalı.</p>
<p>-İpek Yolu’nun parçası olmalıyız.</p>
<p>-Batının kültürünü empoze edemeyiz.</p>
<p>-Kültürel değerlerini koruyan milletler daha başarılı oluyor.</p>
<p>-Gelişmekte olan ülkelerin siyasi hayal gücünden korkuluyor.</p>
<p>Görüldüğü üzere artık Batı, dayatma demokrasi anlayışının çöktüğünün, Doğu’nun yükselişinin farkında ancak bizdeki Batı hayranları, Batıya şirin görünmek, Batı kültürüyle hemhal olmak adına kendi kimliklerini reddetmekten çekinmediği gibi, gerek Lüzinyanlık, gerekse Kıbrıslılık basarak kendini oraya yamamaya çalışıyor.</p>
<p>Olur a, Macron’un söyledikleri ışığında -ki, bunu öngörmeyen yok- Batı eski gücünü ve popülaritesini kaybettiğinde, kimliğini satanların durumu ne olur diye sorarsanız, Kıbrıs’ın kadim ameli <strong>“linobambakilik”</strong> derim.</p>
<p>Adam, <strong>“biz bittik”</strong> diyor; Biz, medeniyetler ittifakı, AB üyeliği, küreselleşme, federasyon, Kıbrıslılık vs. vs&#8230;</p>
<p>Adam, <strong>&#8221;kültürüne sarılan, kimliğini koruyan ülkeler güçleniyor&#8221; </strong>diyor, biz, içinde Türk geçen her şeye nefret, Batılı her şeye koşulsuz teslimiyet&#8230;</p>
<p>Tamam anladım genetik bilimine inanmıyor, Türklüğünü reddediyorsun. -Ki hiç Kıbrıslılık coğrafi bir terimdir tartışmalarına girmeyeceğim, Türk değilim diyorsan değilsindir. &#8211; Ben esasen<strong> “şiddetle inkâr” </strong>meselesinin aslını senden duymak istiyorum<strong>. “Dünyalıyız”</strong> zırvalarına girmeden anlat ama… Başkalarının eteğine yapışarak tarihin çöplüğüne yuvarlanmadan…</p>
<p>*(<strong>Bilmeyene özet not:</strong> <strong><em>Linobambaki, vergi vereceğinde “Türküm”, askere çağrıldığında “Rumum” diyen bir grup.</em>)</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/macron-ve-bizim-linobambakiler/">Macron ve Bizim Linobambakiler</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/macron-ve-bizim-linobambakiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugün siz susacaksınız, bedel ödeyenler konuşacak!</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/bugun-siz-susacaksiniz-bedel-odeyenler-konusacak/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/bugun-siz-susacaksiniz-bedel-odeyenler-konusacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doç. Dr. Yurdagül ATUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2021 09:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=177592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taşkent’i bilir misiniz? Kıbrıs’ta en korkunç vahşetin, en dayanılmaz acıların yaşandığı, BM askerlerinin Türklerden topladığı silahları Rumlara vererek, Türklerin katledilmesine neden oldukları köy&#8230; Bu köydeki 9 yaşın üzerindeki  tüm erkekler, 1974 yılında Rumlar tarafından toplanarak acımasızca katledildi. Sultan Karakaderli’yi bilir misiniz peki? Soyadından anladınız biraz… 1974’teki katliam sırasında eşini, 4 yavrusunu ve kardeşini kaybeden bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/bugun-siz-susacaksiniz-bedel-odeyenler-konusacak/">Bugün siz susacaksınız, bedel ödeyenler konuşacak!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Taşkent’i bilir misiniz?</strong></p>
<p>Kıbrıs’ta en korkunç vahşetin, en dayanılmaz acıların yaşandığı, BM askerlerinin Türklerden topladığı silahları Rumlara vererek, Türklerin katledilmesine neden oldukları köy&#8230; Bu köydeki 9 yaşın üzerindeki  tüm erkekler, 1974 yılında Rumlar tarafından toplanarak acımasızca katledildi.</p>
<p><strong>Sultan Karakaderli’yi bilir misiniz peki?</strong></p>
<p>Soyadından anladınız biraz… 1974’teki katliam sırasında eşini, 4 yavrusunu ve kardeşini kaybeden bir kadın… Bu kadar acıyla yaşamak zorunda kalan kadına <strong>“kara kaderli”</strong> soyadından başka soyadı uygun düşer miydi?</p>
<p>Karakaderli nine bundan 5 yıl önce evlatlarına, kocasına ve kardeşine kavuştu. Acıların en büyüğüyle sınanan Karakaderli nine şöyle anlatıyordu o meşum günü: <strong>“1974 yılının 15 Ağustos’u&#8230; Evlatlarımız, kocalarımız, kardeşlerimiz evlerinden toplandı ve hepsi katledildi. Birçok ocak söndü, onlarca kadın, eli yüreğinin üstünde gözleri yaşlı kaldı. O gün anaların, eşlerin, kardeşlerin gözünden akan yaş bir daha da dinmedi. Aslan gibi dört evladımı birden elimden aldılar. Kocamı, kardeşimi, ablamın iki evladını, aynı gün bizden kopardılar. Oğlumun biri daha 13 yaşındaydı, tuttum, vermek istemedim. </strong>‘Onu götürmeyin, O daha çok küçük&#8217;<strong> diye yalvardım, yakardım. </strong>‘Hade be köpek, süt mü veriyorsun, nesi küçük?’ <strong>dediler, evladımı avuçlarımın arasından alıp götürdüler.”</strong></p>
<p>Sultan Karakaderli’nin, onun kadar kara kaderli gelini Zerrin hanımla da röportaj yapmıştık. 21 yaşındayken 27 yaşındaki eşini toprağa veren Zerrin hanım, Kıbrıs Türklerinin BM’nin gözü önünde nasıl katledildiğinin tanığıydı bir anlamda. İsteyenler aşağıdaki linkten bundan 6-7 yıl önce yaptığımız haber röportajımızı okuyabilir.</p>
<p>(<a href="https://www.sonsuzark.com/2015/08/sa1694ky29-ya24-haber-roportaj-soykrmn.html">https://www.sonsuzark.com/2015/08/sa1694ky29-ya24-haber-roportaj-soykrmn.html</a>)</p>
<p>Zerrin hanım, geçenlerde bana bir yazı gönderdi. Belli ki <strong> “barış” </strong>adı altında Rum’un hamiliğini yapanlara, ırkçılıkla ırk kelimesinin anlamını bilmeyenlere ve Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde söz sahibi olmadığını söyleyenlere içerlemiş. Noktasına virgülüne dokunmadan yayımlayacağım yazıyı. Ki burada bir söz söylenecekse, ilk söz hakkı, bu vatan için bedel ödeyenlerindir elbet.</p>
<p><em>“1960 Anayasasını çiğneyen Rum’un amacı, adadaki Türk halkına her türlü mezalimi reva görerek, nihayetinde de Akritas planlarını uygulayarak EOKA örgütleriyle Türkleri topyekün katledip adayı bir Helen adası yapmak ve Yunanistan’a bağlamaktı. Bu amaçla 1974 &#8216;de adadaki bütün Türklere karşı saldırıya geçtiler. Güneyde, etrafı Rum köyleriyle çevrili ve yarısı Rum olan Taşkent (Tohni) köyünün 500 nüfuslu bir avuç Türk’ünü en ağır silahlarla kuşatıp önce üzerimize mermiler yağdırarak esir aldılar, elimizdeki av tüfeği gibi basit silahlarımızı toplayıp, evlerimizi basarak bizleri avlularda toplayıp otomatik silahlarını üzerimize diktiler. 13 yaşından, 70 yaşına kadar tüm erkekleri, esir götüreceğiz diyerek toplayıp, dağlara götürdüler, kurşuna dizdiler. İnsanlığın kabul edemeyeceği canilikle katlettikleri 84 erkeğimizi toplu mezarlara gömdüler… Geriye kalan anneler, eşler, küçücük yavrular, doğmamış bebekler, savunmasız kadınlar&#8230; Evlerin etrafına benzin dökerek yakmak isteyen insanlıktan nasibini almamış acımasız katil caniler… Ve bunları yapanlar köyümüzde birlikte yaşadığımız Rumlarla Yunan askerleriydi&#8230;</em></p>
<p><em>Eğer Anavatan Türkiye ve Türk Askeri Mehmetçik yetişmeseydi Taşkent gibi, Muratağa, Atlılar, Sandallar gibi daha birçok Türk köylerinde, bütün Kıbrıs Türk halkını katledip toplu mezarlara gömeceklerdi. Sözde garantör ülke Yunanistan ve Kıbrıs Rum Palikaryaları planlarını uygulamak için, 400 yüz yıllık vatanımızda biz Türk halkına mezalimler yapıp, toplu mezarlara gömerlerken, sözde garantör ülke İngiltere, Türkleri öldürmek için adaya Yunan alayını gönderen sözde garantör Yunanistan, Amerika, Avrupa, insan hakları kuruluşları, sözde barış güçleri</em> <em>neredeydiler? Hepsi de ÜÇ MAYMUNLARI oynuyorlardı… Garantör ülke Anavatanımız Türkiye zamanında yetişmeseydi bugün hangisi kalkıp <strong>“burada Türk</strong></em><strong> <em>halkı vardı” </em></strong><em>deyip haklarımızı savunacaktı? Bir de utanmadan Rum’u Avrupa Birliği’ne aldılar. Rum&#8217;un hunharca işlediği canilikleri göz ardı ettiler. Rum&#8217;a uygulanması gereken izolasyonları yıllardır bizlere, Türk halkına uyguladılar. </em></p>
<p><em>Rum, katledip toplu mezarlara gömdüğü şehitlerimizi bize bin bir güçlükle 43 yıl sonra verdi. Avrupa Birliği sözde insan haklarına başvurup şehitlerimizin hakları ve tazminatları için dava açmak istediğimizde, bizlere <strong>“zaman aşımına uğradı”</strong> yanıtları verildi, talebimiz reddedildi. Hunharca katledilen şehitlerimiz, öksüz kalan çocuklarımız, çalınan hayatlarımız, yaşadığımız sürece asla kapanmayacak en derin yaralarımız, acılarımız var. </em></p>
<p><em>Şimdi siz; sözde insan hakları savunucuları ülkeler, şimdi size niye güvenelim? Ve en önemlisi bu adada dökülen kanlarımız, verilen canlarımız pahasına kurulan KKTC Devletimizde şimdi hangi hakla kendinizde söz hakkı görüyorsunuz? Hiçbirinizin karışmaya ve bir söz söylemeye hakkı yoktur. 400 yıllık vatanımızda sömürülen haklarımız, gasp edilen topraklarımız, katledilen hayatlarımıza ve bastırılan hürriyetimize karşı yüz yıla yakın verdiğimiz mücadeleyle birlikte, bizi toplu mezarlardan kurtaran, bizi hürriyetimize kavuşturan ve adada sadece bize değil Rum tarafına da- ki Yunan ve EOKA&#8217;cı militan örgütler Rumları da öldürüyorlardı- garantör ülke Anavatanımız Türkiye’nin müdahalesiyle her iki tarafa da barış, özgürlük, huzur ve adalet gelmiştir.</em></p>
<p><em>Şimdi burada (Kıbrıs’ta) iki eşit halk vardır. Kurduğumuz KKTC devletimizde, Anavatanımızın garantisi altında güven içinde, bayrağımızın altında özgürce yaşamak Kıbrıs Türk Halkının hakkıdır. Anavatanımız Türkiye’m garantör devlet olarak adada her iki halka, hak, hukuk, adalet, huzur, güven, hürriyet, bağımsızlık ve özgürlük getirdi. Garantör ülke Türkiye’m, yasal olarak müdahale hakkını kullandı. Yüzlerce ŞEHİT vererek Türk halkını kurtardı, adada asayiş ve huzuru sağladı.</em></p>
<p><em>Devletimiz KKTC üzerinde, Anavatanımız Türkiye&#8217;mden başka hiçbir devletin söz hakkı kalmamıştır, yoktur. Rum seviciler, eğer Rum halkı kendilerini kabul ederse Rum tarafına gidip kalabilir, evlerini ve mallarını da verebilirler. Neden gitmiyorlar? Devletimizin makamlarında şehit kanlarının üzerinde oturup, gazilerimizin bu vatan topraklarında feda ettikleri uzuvlarının üzerine basıp ahkâm keserek, ne vatanımızda kurduğumuz devletimize, ne de bugün varoluşumuzu borçlu olduğumuz Anavatanımız Türkiye’ye ve şanlı ordumuz Mehmetciğe dil uzatamazlar. Ama ne çare ki içimizdeki hainlere sessiz kalıp hep içimize atıyor kendimizi paralıyoruz. Çünkü çektiğimiz, yaşadığımız acılar sıkıntılar o kadar çok ki yıprandık, yorulduk, tükendik. Haddini bilmez insanlarla mücadele edecek gücümüz kalmadı. Yine de gerektiği yerde can bedenden çıkana kadar şehitlerimiz gibi vatanımız, devletimiz için dimdik ayakta durmayı da biliriz, canımızı feda etmeyi de… </em></p>
<p><strong><em>Şükran sana, minnet sana TÜRKİYE’M! BİZ BU CİHANDA HEP VARDIK, VAR OLACAĞIZ.”</em></strong></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>*Yrd. Doç. Dr. Yurdagül ATUN</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/bugun-siz-susacaksiniz-bedel-odeyenler-konusacak/">Bugün siz susacaksınız, bedel ödeyenler konuşacak!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/bugun-siz-susacaksiniz-bedel-odeyenler-konusacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
