
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Önder GÜMÜŞ, Author at sonhaber16.com</title>
	<atom:link href="https://www.sonhaber16.com/author/onder-gumus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sonhaber16.com/author/onder-gumus/</link>
	<description>Bursa, ulusal ve dünya haberleri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Mar 2024 11:48:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>YANLIŞ ADAY</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/yanlis-aday/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/yanlis-aday/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Mar 2024 13:25:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=359455</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adını dağa taşa yazdığımız, şu ana kadar da kesintisiz oy verdiğimiz CHP, Türkiye Cumhuriyetini modern bir ulus devlet yapan siyasi iradeydi. Şimdi, şeriatçıyı cumhurbaşkanı adayı, Atatürk ve Cumhuriyet istismarcısını da büyükşehir belediye başkan adayı gösterecek kadar laik ve demokratik ekseninden kaymış durumda. İçinde kaç şeriatçının, istismarcının veya bunların gölgelerinin bulunduğunu bilmediğimiz CHP, Bursa’da ikinci defadır [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/yanlis-aday/">YANLIŞ ADAY</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adını dağa taşa yazdığımız, şu ana kadar da kesintisiz oy verdiğimiz CHP, Türkiye Cumhuriyetini modern bir ulus devlet yapan siyasi iradeydi. Şimdi, şeriatçıyı cumhurbaşkanı adayı, Atatürk ve Cumhuriyet istismarcısını da büyükşehir belediye başkan adayı gösterecek kadar laik ve demokratik ekseninden kaymış durumda. İçinde kaç şeriatçının, istismarcının veya bunların gölgelerinin bulunduğunu bilmediğimiz CHP, Bursa’da ikinci defadır aynı kişiyi büyükşehire aday gösteriyor.</p>
<p>Bursa’da, Sn. Erdoğan’ın uzun süredir Türkiye’yi kötü yönettiğini iddia edenler, nedense CHP adayı Sn. Mustafa Bozbey’in ondan çok daha uzun zamandan beri Nilüfer’in ensesinde boza pişirdiğinin farkında değiller.</p>
<p>AKP ile iktidarı paylaşamayan Fetöcüler, yasadışı yollarla elde ettikleri konuşmaları basına sızdırınca AKP taraftarları <strong>“Reisimizi yedirmeyiz”</strong> diyerek sahip çıkmışlardı. Peki, CHP adayının görevdeyken hakkındaki yolsuzluk iddiaları basına yansıdığında, CHP’lilerin <strong>“Bozbey’imizi yedirmeyiz”</strong> demelerinin ondan ne farkı var?</p>
<p>Söz farktan açılmışken isterseniz bunlara <strong>“fark”</strong> atacak bir başka konuya geçelim:</p>
<p>CHP Bursa adayı Nilüfer’de başkan iken 2018’de bir danışmanı, üç yardımcısı, iki belediye çalışanı, bir de kooperatifin adres gösterildiği köyün muhtarıyla, kuruluş süreci biraz tuhaf geçen Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifini kuruyorlar. İki yıl sonra da biri AKP’den bir ilçenin üç dönem belediye başkanlığını yapmış, biri veteriner fakültesi dekanlığını yapmış, birisi serbest avukatlık yapan birkaç kişiyi daha aralarına alıp bu kez Çatalağıl Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi adıyla ikinci bir kooperatif kuruyorlar, aynı kişiler.</p>
<p>Belki <strong>“Kooperatif kurmaktan daha iyi ne olabilir”</strong> diye düşünebilirsiniz. Bu açıdan bakınca haklısınız. Ama farklı açılardan olaya bakıldığında kazın ayağının pek de öyle olmadığı görülecektir.</p>
<p>Bursa’da dört yüz civarında tarımsal amaçlı kooperatif var. Hepsini çiftçiler kurmuş. Ancak verimli çalışanı çok az. Çiftçinin ve Türk tarımının içinde bulunduğu felaket durumdan dolayı çoğu da atıl durumda. Çaresizlik içindeki kooperatiflerden Nilüfer’de de iki tane var. Nilüfer Belediye başkanıyken Sn Bozbey, tarımı desteklemek istediyse neden üyeleri çiftçi olan bu mevcut kooperatifleri verimli hale getirmeyi değil de bir elin parmakları kadar olmayan belediyenin üst yönetimindeki arkadaşlarıyla kendileri adına ama belediyenin kurumsal kimliğini kullanarak yeni kooperatif kurma yoluna gitti dersiniz? Ya da neden Nilüferli çiftçileri, kurduğu bu kooperatifin çatısı altında birleştirme yoluna gitmedi?</p>
<p>Basına yansıyanlardan anlıyoruz ki kurdukları ilk kooperatif bitkisel ürünleri depolama ve pazarlama, ikincisi de süt ve ürünlerini işleme ve pazarlama amaçlı. Avrupa Birliğinden yarısı hibe olmak üzere kırk milyon liralık da proje desteği almışlar. Buna da <strong>Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurulu</strong> aracılık etmiş.</p>
<p><strong>Bilmeyenler varsa bilsin ki güçlü devletlerin hibeleri, ödülleri hayra alamet değildir.</strong> Yayılmacı emellerine, içerideki işbirlikçileri olan kişi ve kurumlar üzerinden ulaşırlar. Hedefine koydukları ülkeleri bu şekilde kendi siyasi ve ekonomik hinterlandına alırlar. <strong>Avrupa Birliği</strong> de kendisiyle işbirliği içindeki bu aracı kurumlar eliyle potansiyel AB adayı dediği Türkiye’yi bu türden hibelerle hem kendinden uzak tutuyor hem de örneğin tarımını bitiriyor, ekonomisini batırıyor. <strong>Türkiye, AB veya çok uluslu şirketlerden destek, hibe almadığı zamanlarda tarımda kendine yeten bir ülkeydi.</strong> Bozbey ve arkadaşları gibilerinin çiftçiyi, çiftçinin üretim kabiliyetini ve kamunun (belediyenin) gücünü tarıma destek diye şahsi çıkarlarına alet etmesi, ancak AB’nin sömürgeci amacına hizmet eder. Ayrıca can çekişen Türk kooperatifçiliğini de tümüyle nefessiz bırakır. <strong>Bunların ülke sathında yapıldığı düşünüldüğünde, Türk tarımının neden bu durumda olduğu açıkça anlaşılacaktır.</strong></p>
<p>Tarımsal kalkınma kooperatifleri, çiftçilerin, fikirlerini ve güçlerini birleştirdikleri kurumlardır. Çiftçilikten gelen hak ve menfaatlerinin korunmasına, geliştirilmesine hizmet eden ekonomik ve sosyal teşekkülleridir. Kurucuları, üyeleri, yöneticileri, deneticileri çiftçilerdir. Üretici sıfatları da olsa kendi adına üretim yapmadıkları takdirde, tarımsal kalkınma kooperatifi kurmaları ve kooperatif adına hazırladıkları kırsal kalkınma projelerine hibe desteği almaları da mümkün değildir. Peki, Bozbey’in ve bir avuç şürekâsının kurduğu bu iki kooperatifin neresinde çiftçi var, neresinde kendi adına üretim var?</p>
<p>Yok, ama <strong>“Biz de belediye adına belediyenin toprağında üretim yapıyoruz”</strong> diyeceklerdir. O zaman bu işin içindeki arazi varlığı ve üretimle ilgili ilginç ayrıntıya bir göz atalım.</p>
<p>2014’te 6360 sayılı bütünşehir yasasıyla büyükşehirlerdeki köyler mahalle statüsüne geçirilmiş, tüzel kişiliklerine ait tüm varlıklar bağlı bulundukları belediyelere devredilmişti. Böylece Nilüfer Belediyesinin, en verimli ve en cazip noktalarda yer alan bin dönümün üzerinde arazisi oldu. Malum, Bursa Nilüfer üzerinden batıya doğru gelişmekte ve bu araziler de her bakımdan ranta açık, gözde yerler. Her iki kooperatifin kurucuları arasında yer alan iki belediye çalışanı doğrudan, diğer kurucular da dolaylı şekilde bu arazilerin işleyişinden sorumlu. Arazilerin ne kadarının işlendiğini, ne kadarının kiraya verildiğini veya ne şekilde elde tutulduğunu kamuoyunda oluşturdukları algı ne ise o kadarını biliyoruz. Ama belediyeye ait bu arazilerdeki göstermelik uygulamalarla kendilerine bireysel veya kurumsal üretici sıfatı da yakıştırabilirler. Ve bu yolla sadece Nilüfer’in değil Türkiye’nin her yerindeki çiftçilerden ucuza kaptıkları ürünleri, hibelerle kurmayı planladıkları Çatalağıl’daki entegre tesislerinde işleyebilir, depolayabilir, pazarlayabilirler.</p>
<p>Algı dedik ya; Nilüfer Belediyesi senede bir kez kent merkezinde oturan ve tarımla ilgisi olmayan vatandaşlara iki elin parmakları kadar tohum, bir elin parmakları kadar da fide verir. Bunu alâyıvalâ şeklinde yapar. O kadar ki vatandaş o günü Nilüfer’in tarımının kurtuluş günü sanır. Altı üstü <strong>saksıda tarım</strong>; vatandaş aldığı birkaç tohumu, fideyi balkonundaki saksıya eker, diker. Güneş görüyorsa ne ala. Böcek, mantar dadandıysa o da çok fena. Nilüfer Belediyesinin bugüne kadar üretim diyerek tarıma yaptığı katkı, verdiği destek bu olsa gerek! Ama yerel seçimlerde sandığa giden Nilüferlilerde oluşturduğu algı, Bozbey’i çeyrek yüz yıl başkan seçtirebilecek kadar güçlü bir algı..</p>
<p>Belediyeler tarıma destek vermesin demiyoruz: Türkiye batmak üzere olan bir gemi konumunda şu an. Onu kurtaracak araçların içinde tarım birinci sırada gelmektedir. Böyle bir zamanda yerel yönetimlerin doğru bir hamlesi, tabi ki boğulmakta olan Türkiye’yi kurtarıcı bir el vazifesi görecektir.  Bu el, yerelde çiftçinin üretim yapmasının önündeki engellerin kaldırılması ve üretimden gelen artı değere bir de katma değer kazandırılarak çiftçiye geri dönüşümünün sağlanmasıdır. Zira çiftçinin kazancı tüm halkın ve devletin kazancıdır. Bu durum, gerçek amacı doğrultusunda işletilen kooperatiflerle daha da mümkündür. <strong>Ancak üretimi yapan çiftçiler olduğuna göre kooperatifler de çiftçilerin kooperatifi olmalıdır, Bozbey’in ve çıkar ortaklarının değil</strong>.</p>
<p>Siyasetçilerin belediye adına ve bu şekilde kurdukları kooperatiflerle tarıma el atması, AKP’nin getirdiği yerden daha da vahim boyutlara taşıyacaktır tarımı: Hibelerle tarım entegre tesislerini kuracaklar, ranta doymayan yerli ve yabancı şirketler gibi Bursa ve dışındaki çiftçilerden ürün toplayıp bu tesislerde işleyecekler, piyasanın arz talep dengesine göre gerektiğinde depolayacaklar, belediyenin belirlediği satış noktalarında piyasaya sunacaklar, o yetmez köy kadın derneklerinin ürettiği ev ve el işi ürünler de bu zincire dahil edilecek; Oh ne ala! <strong>“Peki, çiftçi misiniz?” “Hayır, bir avuç siyasetçi..!”</strong></p>
<p>İyi de çiftçinin içinde yer almadığı, söz, yetki, karar sahibi olmadığı, bir avuç siyasetçi ile onlarla birlikte aynı pilava kaşık sallayan birkaç kişinin, başına sonuna hakim olduğu teşekküle tarımsal kalkınma kooperatifi denmez ki! <strong>Yoksa bu ikinci bir NİLVAK vakası mı?</strong></p>
<p>Nilüfer Vakfını herkes Nilüfer Belediyesinin bilirdi. Yapısı imar projesine uygun olsun olmasın herkes belediyenin vakfı diye elini cebine atıp bağışta bulunurdu. NİLVAK’ın CHP adayı Mustafa Bozbey’in şahsi malı olduğunu yirmi sene sonra televizyonlardan öğrenenler küçük dilini yutmuştu. Türkiye’nin en çok izlenen haber programlarından Fox TV’deki Çalar Saat’in sunucusu İsmail Küçükkaya, Bozbey’i 2019 yerel seçimlerine yakın tarihlerde programına konuk etmişti. <strong>“NİLVAK sizin mi yoksa belediyenin mi?”</strong> sorusuna <strong>“Ailemin özel vakfıdır, eşimindir, eşimin ailesi varlıklı bir ailedir, vakfın başında da eşim duruyor”</strong> minvalinde cevap vermişti Bozbey.</p>
<p>Ama hangi eşinin? Zira eğer kastettiği yeni eşiyse onunla evliliği, vakfın 2000’in başındaki kuruluşundan en az on beş yıl sonradır. Yok, eski eşiyse neden vakfın başında yeni eşinin olduğunu kastetti, bilmiyoruz. Lakin adına kurulan okullarla, işyerleriyle vakfın artık iktisadi bir imparatorluk olduğu çok konuşulmakta.</p>
<p>Türkiye’de siyasi gücü ele geçirenlerin kimisi din iman ile kimisi de Atatürk ve Cumhuriyetle aldattıkları taraftarlarını konsolide ediyor. Bunlarla saltanatlarını sürdürürken halka ait varlıkları kendileri için bir rant kapısına dönüştürüyor. Bu düzen böyle devam ederse bu iki kooperatif adına Çatalağıl köyünde yapılması düşünülen entegre tesislerin ve 6360 sayılı kanunla Nilüfer Belediyesine geçen bin küsur dönüm gözde arazinin, yirmi yıl sonraki akıbetinin NİLVAK’ın akıbeti gibi olmayacağının bir garantisi var mıdır?</p>
<p>Belediyenin resmi sitesinde 21 Haziran 2018’de kooperatifle ilgili yapılan haberde <strong>“Kooperatif, alınacak hibe destekleriyle birçok projeyi hayata geçirmeyi planlıyor”</strong> denmiş. Altı yıl geçtikten sonra bugün bir aracı kurum, bu kooperatiflerin yapacağı soğuk hava deposu ile süt entegre tesisine yarısı hibe olan 40 milyon lira desteğin çıktığını ve bunun AB tarihindeki en büyük kırsal kalkınma desteği olduğunu söylüyor. Bursa’da çiftçilerin yüz yılda kurduğu dört yüz kooperatiften bir tanesine bile tek kuruş hibe yapıldığını duymadık. Üstelik 40 milyon lira, en az kırk bin çiftçi ailesinin kaderini değiştirecek büyüklükteki bir destek.</p>
<p><strong>İnsan anlamakta güçlük çekiyor:</strong> Bozbey ve arkadaşlarının kurduğu kooperatiflere hibelerin yapılacağı ve bu hibelerle de ürün işleme, depolama, pazarlama tesislerinin yapılacağı daha kuruluş aşamasındayken nasıl öngörülebiliyor? Türkiye kooperatifçilik tarihinde görülmüş bir şey değil bu.</p>
<p><strong>Tarım kooperatifçiliğinin felsefesi şudur:</strong> Belli bir çevredeki çiftçiler fikir ve amaç ortaklığında ekonomik güçlerini bir kooperatif çatısı altında birleştirirler. Kalkınmayı büyütmek ve daha da olanaklı kılmak için ürün ve bölge bazında üst birliklerini kurarlar. Devletin kanunla belirlediği destekler haricinde kimseden, hele de yabancı ülkelerden ve şirketlerden hibe almazlar. Almaları halinde, küresel neoliberal ekonomik düzen gereği o dış güçlerin amaçlarına hizmet etmekten kendilerini kurtaramazlar. <strong>Biz CHP’yi Atatürk’ün tam bağımsızlıkçı partisi olarak biliyor, bundan dolayı da oy veriyorduk.</strong> Bursa’daki CHP teşkilatı ve yöneticileri, sadece kendilerine çıkar sağlayacak hibeler ve bağışlar karşılığında Türk çiftçisini ve tarımını heba etmekten çekinmiyorlarsa, ülkemizin yeniden tarımda kendine yeterli hale gelmesi gerektiği gibi bir dertleri de yok demek ki.</p>
<p>Bütün bu anlattıklarımızdan, CHP adayı Mustafa Bozbey’in kurucusu olduğu kooperatiflerin de Nilüfer tarımına yarar getirmek yerine kendisiyle birlikte bir grup siyasetçinin rant ve saltanat kapısı olacağı anlaşılıyor. Aslında Nilüfer’deki çeyrek asırlık iktidarında, Nilüfer Belediyesi aracılığıyla kendisi ve yandaşları için salt çıkara dayalı, yıkılması zor, dünyanın en örgütlü ve güçlü saltanatını kurduğunu bilmeyen kalmadı. Son dönemde başkan olmamasına rağmen kurduğu çark onsuz dönmüyor. <strong>Liyakatin olmadığı bir çıkar ilişkileri yumağına dönüştürmüştür belediyeyi.</strong> Personel alımındaki tek ölçüt, tarikatlardaki gibi, yaşı başı cinsiyeti ne olursa olsun saltanata biat etmek ve bu saltanatın oluşturduğu çıkarlar manzumesine olabildiğince eklemlenmek olmuştur. Genç ve en liyakatli üniversite mezunundan başkasını almayız derler ama işi gücü Bozbey’in propagandasını yapan emeklilerden de geçilmez. Ailesi, akrabaları, köylüleri arasında belediyeden geçinmeyen kimse hemen hemen yok gibidir. Her seçimde kendisini seçtiren muhtarlara bile oy potansiyeli oranında kontenjanlar verilmiştir.</p>
<p>On altı maddelik seçim bildirgesindeki vaatleri ise bu seçimde Türkiye’nin her yerinde dillendirilen moda vaatlerin kopyasıdır. Hiçbir vaadi Bursa’nın sorunlarına çözüm getirecek içerikte ve özgünlükte değildir. Hem demezler mi adama; <strong>“Çeyrek yüz yıldır Nilüfer’in başındasın, elini tutan mı vardı ki şimdiye kadar bunların çeyreğini dahi yapmadın,?”</strong> diye.</p>
<p>Ah benim yalnız ve çaresiz halkım bir bilse, bir bilse Atatürk’le aldatanın Allah’la aldatandan farklı olmadığını!</p>
<p>Mustafa Bozbey’in seçimi kazanması halinde, salt kendi şahsi çıkarlarını düşünen kadrolarıyla birlikte bu minvaldeki hedeflerini büyükşehir belediyesine taşıyacağını ve büyükşehir belediyesinin gücüyle esiri olduğu ihtiraslarını kim bilir kaça katlayarak bu kez bütün Bursa’nın ensesinde boza pişireceğinin farkında olmak zorundadır, Bursa seçmeni.</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/2 Mart 2024</strong></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/yanlis-aday/">YANLIŞ ADAY</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/yanlis-aday/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz istila</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/sessiz-istila/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/sessiz-istila/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Feb 2024 08:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358846</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (8) SESSİZ İSTİLA Büyük Ortadoğu Projesinin ülkeleri bölme yöntemlerinden birisi de demografik dengeleri değiştirmektir. Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi ülkeler silah zoruyla istila edilerek parçalandı. Ama Türkiye’de sessiz bir istila uygulanıyor sanki. İpini koparan Türkiye’de soluğu alıyor. Arap Baharıyla (Aslında Arap Cehennemi) Türkiye Ortadoğu, Afrika ve Asya’nın yakışıklı abisi olacaktı. Neo Osmanlıcılar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sessiz-istila/">Sessiz istila</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (8)</strong></em></p>
<p><em><strong>SESSİZ İSTİLA</strong></em></p>
<p>Büyük Ortadoğu Projesinin ülkeleri bölme yöntemlerinden birisi de demografik dengeleri değiştirmektir. Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi ülkeler silah zoruyla istila edilerek parçalandı. Ama Türkiye’de sessiz bir istila uygulanıyor sanki. İpini koparan Türkiye’de soluğu alıyor.</p>
<p>Arap Baharıyla (Aslında Arap Cehennemi) Türkiye Ortadoğu, Afrika ve Asya’nın yakışıklı abisi olacaktı. Neo Osmanlıcılar bunun adını <strong>“Stratejik derinlik”</strong> koydu. Bütün Osmanlıcılar Arap hayranı. Yavuz’dan beri. O da çetelesini tutmadığı binlerce trolü Arap coğrafyasından toplayıp İstanbul’a getirmişti. Memlekette okuryazarlık hak getire; Arapça okuma yazma bilen troller payitahtta şeyhülislam veya paşa hazretleri, alfabeyi şöyle böyle sökmüş olanlar da Anadolu şehirlerinde kadı ya da kâtip efendi oluverdi.</p>
<p>Farslaşmış devleti Araplaştırmakla işe koyuldular. Kültürel değerlerini toplumsal hayata soktular. Onlar ve onların soyundan gelenler beş yüz yıllık sürede Türkleştiler mi? Türkler gibi çiftçi, çoban, zanaatkâr oldular mı? Yoksa tarikatlarda efendi hazretleri, devlette üst düzey yönetici, piyasada tüccar mı oldular? Nasılsa ayrıcalıklıydılar. Türkler mi? Onlar etrakı biidrak! Hep köylü kaldılar. Bir tek savaşlarda hatırlandılar. O yüzden kemikleri yabancı topraklarda, kendileri aziz hatıralarda kaldı.</p>
<p>O günden beri din dışı olduğu halde din diye Türklerin hayatına sokulanlar gelenekten sayıldı. Onu kabullenenlere, bugüne taşıyanlara da muhafazakar dendi. Peki, muhafaza edilen ne? Türklerin binlerce yılda Orta Asya bozkırlarında, Mezopotamya ovalarında, Anadolu steplerinde özümledikleri erdemler mi? Yoksa bugün dahi yerli ve milli denilerek hayatın merkezine alınan Arap yaşam biçimi mi?</p>
<p>İktidarın <strong>“Hamdolsun her şeyimiz tamam, bir tek kültürel iktidarımızı kuramadık, onu da kuracağız inşallah”</strong> demelerinin altında yatan fikir tam da bu olsa gerek. Yüzlerce içi boş gecekondu üniversitesi kuruldu. Eski saygın üniversitelere, intihalle profesör olanlar rektör yapıldı. Şimdi en kolay şey üniversite mezunu ve akademisyen olmak. Oysa ağacın üstünde doğup büyüdüğü halde budama kursunu bitirmiş çiftçilere biz bu kadar kolay budamacı sertifikası vermiyorduk!</p>
<p>Milletin malı olan, tüm halkın gezip görme hakkına sahip olduğu ancak ekonomik çaresizliğinden gidemediği tarihi, kültürel mekanlar bu kolaycı aydın ve akademisyenlerin kullanımına verilmiş. İçi dışı Arap tarzına uygun dizayn edilen bu mekanlarda, sözde tarih, felsefe, edebiyat, sanat, kültür programları adıyla Arap propagandası yapılmakta. Tamamı defalarca televizyon ekranlarından halka pompalanmakta. Her ne kadar Türk-İslam kavramını dillerinden düşürmeseler de konuların akışı içinde Türk’ü yolda bırakıp eninde sonunda konuyu İslam’a oradan da Gazali gibilerin nakilciliğindeki Arap ritüellerine bağlayarak noktalıyorlar. Türk halkı, Medine Vesikasından başka bir belgesi bulunmayan Arap tarihini kendi geçmişi bilsin diye!</p>
<p>Osmanlının kurucusunu bütün dünya Ataman bilirken (belki de Odman’dı) bunlar o Karakeçili kahraman şaman Türk’e Osman adını takıp Araplaştırmayı becerdiler. Elinde kutsal kitap, Arap kılığıyla Bursa Fomara Meydanına heykelini bile diktiler. Neyse ki bu yanlışın farkındaki Bursalılar Halil İnalcık Hoca’yı durumdan haberdar edince, bu kez Alp görünümüyle meydandaki yerini aldı. Ama adı Osman kaldı! Uzun zamandır varlığı yokluğu tartışmalı Eyüp Sultan’la Fatih’i, şimdi Ahlat yazlık sarayı ile de Alparslan’ı Araplaştırmanın peşindeler. Modernizme karşı olduklarından laik, demokratik Cumhuriyetin, geçmişiyle bağını bir anda ve bıçakla kestiğini iddia etmekteler.  Ama Cumhuriyetin yüz elli yıllık Osmanlı aydınlanmasının bir sonucu olduğunu, Etileri, Sümerleri, on bin yıllık yurdu olan Ön Asya’nın tarihini miras olarak devraldığını görmezden geliyorlar. Belki de gerçek İslam’ı kabul edip Araplaşmayı reddettiği için Cumhuriyete ve onun kurucu lideri Atatürk’e bu kadar karşılar!</p>
<p>Bu mürekkep ehli muhteremler, Türk tarihine İslam tarihi diyorlar. İslam da Arapların tekelinde olduğundan Türklerin tarihteki her başarısını veya kahramanlığını Arapların hanesine yazıyorlar. Böylece salt buradan bilgilenen yurttaşlarımız Araplara hak ettiklerinden fazla sempati besliyor, onlara benzemeye, onlar gibi yaşamaya başlıyor. <strong>Bundan daha vahim bir asimilasyon olur mu?</strong></p>
<p>Arap kültürünün bu topraklara yerleştirilmesiyle <strong>‘ya bu kültürü kabul edeceksin ya da terk edeceksin’</strong> fikrinin pratikteki organizasyonu da yapılmış gibi. Ülkemize büyük yararları olacak <strong>‘nitelikli her bir insanımızın’</strong> gitmesiyle, yerine, fayda yerine zararı olacak <strong>‘bin niteliksiz kişi’</strong> getiriliyor. Ne hikmetse her gelen, geldiği ülkenin şeriatından kaçtığını söylüyor fakat geldikten sonra da Türkiye’de şeriat istiyor. Bize benzemeyi, bizim lisanımızla konuşmayı reddediyor, bizi kendilerine benzetmeye başlıyorlar. Çetelesi tutulmadığından kim geldi, kaç milyon kişi geldi bilinmiyor. Tamamı ya Arap ya da Araplaşmış ülkelerden getiriliyor. Yaptıkları şey yemek, içmek ve yüz yıl geçmeden Türklerden fazla nüfusa ulaşacak kadar çoğalmak!</p>
<p>Bir gün, bir de bakacağız ki topraklarımızın sahibi biz değiliz. En fazla <strong>“Bir zamanlar bizim sevgili yurdumuzdu”</strong> diyeceğimiz bu ülkede onların tarlalarında maraba, fabrikalarında işçi, dükkânlarında kalfa, başında bulundukları devlet kurumlarının destek hizmetlerinde personel olabileceğiz. Onlara kapıları ardına kadar açanlarsa belki onlar gibi olabileceklerdir!</p>
<p>Osmanlının sonunu getiren etkenlerden biri de aşırı borç ve kapitülasyonların sebep olduğu ekonomik çöküntüydü. Bugünkü döviz kuruna göre Osmanlının dış borcu beş yüz milyar dolara çıkmıştı. Ne tesadüf ki AKP iktidarının yaptığı bugünkü dış borç da beş yüz milyar dolar. Osmanlının borcunu Cumhuriyet hükümetleri son kuruşuna kadar ödedi. AKP’liler şimdiden İngiltere, Amerika gibi ülkelerde hatta uzayda kendilerine yer yurt yapmışken, halk da sefalet içindeyken, kimsesizlerin kimsesi bir cumhuriyeti de yokken, bu beş yüz milyar dolar dış borcu kim nasıl ödeyecek?</p>
<p>İnsanı düşündüren, sonra da endişelendiren şey Türk halkı açken, işsizken, eğitim, sağlık hizmeti alamazken, adaletten yoksunken, can ve mal güvenliği yokken iktidarın sığınmacıları bütün bu haklardan yeterince ve ücretsiz yararlandırması, onlara her türlü ekonomik ayrıcalığı sağlaması!  İyi de iktidar bu yaptıklarının karşılığında ne bekliyor acaba?</p>
<p>Dünyadaki uyuşturucu rotasının Türkiye’ye kayması nasıl açıklanabilir? Eşzamanlı olarak uyuşturucu baronlarının da Türkiye’yi kendilerine mesken seçmeleri! Türk yargısını kendi emellerine alet etmeleri! Türk insanının uyuşturucu kullanmadaki yaş ortalamasının dokuza inmesi!</p>
<p>Birilerine yaranmak gibi bir derdi olmayan tüm ekonomistler Türkiye’nin iflasta olduğunu söyleyebiliyor. İthalat ihracatı katlamış vaziyette. Beş yüz milyar dolar dış borç var. Dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip. Parası dünyanın en değersizi. Kamudaki israf akıl almaz boyutlarda. En stratejik sektör olan tarım bitik durumda. Dış borçlanma dünyanın en yüksek faiziyle mümkün olabiliyor. Kredibilitesi sıfır, dünyada kimse borç para vermek istemiyor. Ama birkaç yıl öncesine kadar üstenci bakışla had bildirilen Araplardan şimdi swap ile günü kurtarmaya yönelik para talep ediliyor. Karşılığında da ülke ekonomisinin kaleleri seç beğen Araplara teslim!</p>
<p>Bir memleket düşünün ki içeriden ve dışarıdan talan edilmekte, halkı yoksul, yorgun ve bitkin, içeride muhalefetinin dışarıda iktidarının sözünün ağırlığı yok, o memleket her türlü istilaya açık olmaz mı?</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/17 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Son</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sessiz-istila/">Sessiz istila</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/sessiz-istila/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vatandaşlık Satışı</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/vatandaslik-satisi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/vatandaslik-satisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Feb 2024 09:28:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358812</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (7) VATANDAŞLIK SATIŞI Parayı, mal ve hizmetlerin değiş-tokuşu için icat eden Anadolu yerlisi Lidyalılar, acaba iki bin üç yüz yıl sonra yine Anadolu’da ve bu kez vatandaşlık satın almak için kullanabileceklerini düşündüler mi hiç? Ya da kandaşlarını, soydaşlarını, candaşlarını yeryüzündeki tarih sahnesinde ilelebet yaşatmak için biner yıl arayla kelle koltukta savaşan Mete [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/vatandaslik-satisi/">Vatandaşlık Satışı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (7)</em></strong></p>
<p><strong><em>VATANDAŞLIK SATIŞI </em></strong></p>
<p>Parayı, mal ve hizmetlerin değiş-tokuşu için icat eden Anadolu yerlisi Lidyalılar, acaba iki bin üç yüz yıl sonra yine Anadolu’da ve bu kez vatandaşlık satın almak için kullanabileceklerini düşündüler mi hiç? Ya da kandaşlarını, soydaşlarını, candaşlarını yeryüzündeki tarih sahnesinde ilelebet yaşatmak için biner yıl arayla kelle koltukta savaşan Mete Han, Alparslan, Atatürk; bir gün birilerinin çıkıp Türklüğü para ile satabileceklerini akıllarından geçirmişler miydi?</p>
<p>Türkiye itibarlı bir devlet olsa tarihsel nedenlerle dünyanın farklı coğrafyalarında mukim soydaşlarının temelli gelmesi yerine, bulundukları ülkede onların temel hak ve hürriyetlerini garanti altına alır. Bu durum, o soydaşları anayurdunda tutacağı gibi Türkiye’nin o ülke ile olan ilişkilerini güçlendirir, dünyada kendisine taraftar da kazandırır.</p>
<p>Yanı sıra dünyanın herhangi bir yerinde insanlık için yaptığı başarılı işlerden ötürü ülkesinde hayatı tehlikede olan birileri varsa (ki bunlar her zaman en fazla bir elin parmakları kadardır) sığınma talebinde bulunmaları halinde, uluslararası hukuk çerçevesinde onları getirip koruma altına alması, gerektiğinde vatandaşlık vermesi, Türkiye’yi büyük ve saygın devlet yapar.</p>
<p>Yine Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel, bilim-teknik, sanatsal, mesleki herhangi bir alanda, ihtiyaç duyduğu işinin erbabı birileri varsa, istisnai dediğimiz haklardan yararlandırıp onlara vatandaşlık vermesi de şanına yakışır.</p>
<p>Bu sebeplerden hangisi olursa olsun yine de uygar ülkelerde olduğu gibi yıllarla belirlenen süre içinde, çeşitli sınavlardan geçirildikten, en az kendi yurttaşları kadar ulusal değerleri öğrendiklerine, herkesle duygudaşlık kurabildiklerine kanaat getirildikten sonra vatandaşlık verilmesi, demokratik ve itibarlı devlet olmanın gereğidir.</p>
<p>Yoksa bunların dışında, örneğin paraya ihtiyacı olduğu için vatandaşlığını para ile satar duruma gelmiş bir devlet, bir yönüyle devlet olma vasfını yitirmiş demektir. Bu, aç kalmış bir bireyin karnını doyurmak için bir gözünü, bir böbreğini satması, vücut bütünlüğünü bozması gibi bir şey. Devlet aklıyla olaya bakıldığında durum daha da ciddi; vatandaşlık devletin namusudur para ile satılmaz.</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/16 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın: Sessiz İstila</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/vatandaslik-satisi/">Vatandaşlık Satışı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/vatandaslik-satisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprak satışı</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/toprak-satisi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/toprak-satisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 09:10:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358752</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN FİLİSTİNLEŞME YÜZYILI (6) TOPRAK SATIŞI  Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı yaptığından beri Türkiye görünür şekilde her geçen gün biraz daha Filistinleşiyor. İlk toprak satışı ihaneti, Amerika’nın Türkiye’nin başına sardığı Özal’la başlamıştı. Özal, başbakanlığı döneminde İstanbul’da boğaz manzaralı Sevda Tepesini bir Arap şeyhine satmaya kalkmış, halkın onurlu tepkisi karşısında vazgeçilmişti. Dünyanın her yerinde fabrika kurarsınız, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/toprak-satisi/">Toprak satışı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>TÜRKİYE’NİN FİLİSTİNLEŞME YÜZYILI (6)</strong></em></p>
<p><em><strong>TOPRAK SATIŞI </strong></em></p>
<p>Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı yaptığından beri Türkiye görünür şekilde her geçen gün biraz daha Filistinleşiyor.</p>
<p>İlk toprak satışı ihaneti, Amerika’nın Türkiye’nin başına sardığı Özal’la başlamıştı. Özal, başbakanlığı döneminde İstanbul’da boğaz manzaralı Sevda Tepesini bir Arap şeyhine satmaya kalkmış, halkın onurlu tepkisi karşısında vazgeçilmişti.</p>
<p>Dünyanın her yerinde fabrika kurarsınız, dükkan açarsınız, ev alırsınız ancak bu taşınmazların üzerinde bulunduğu toprağın mülkiyeti o devletindir. Hiçbir memlekette toprak satışı mümkün değilken, Türkiye’nin Filistinlilerden de beter bir şekilde önce bütün varlıklarını sonra da vatanını parsel parsel yabancılara satması, dünyada ikinci örnektir.</p>
<p>Türkiye’de siyaset, milletin iradesini egemen kılan meclisi işlevsiz, meclisteki muhalefeti de etkisiz bırakarak yapılmaktadır. Herkesin aynı anda ve bağırarak konuşması, halkın boynunu büken sorunlara çözüm üretilmesini engellemekte, meclisin halkın nazarındaki itibarını da yok etmektedir. Gerçi muhalefetin ölüm döşeğindeki Türkiye’yi, elindeki aspirini sallamaktan gayrı iyileştireceğine dair söylediği bir şey yok ya! İktidar zaten halktan tamamen kopuk olan saray demektir artık. Dolayısıyla sarayın ses geçirmeyen duvarları arasında, savaş meydanlarında ecdadın kanıyla kazanılan vatan toprağının ne kadarının yabancılara pazarlandığını da halk yeterince bilmiyor.</p>
<p>Cumhuriyet rejiminde Türk milletinin iki önemli unsuru vardı; biri dünyanın en verimli ve stratejik topraklarını işleyen köylüsü, diğeri onu koruyan askeriydi. Köylü, memleketin hakiki sahibi ve efendisiydi. Toprağın kıymetini en iyi köylü biliyordu. Toprak aynı zamanda vatandır. Vatanın kıymetini ise en iyi onu hayatı pahasına koruyan asker biliyordu. Saray rejimi köylüyü köyünden, toprağından çekip esir kamplarına çevirdiği kent varoşlarında sadakaya muhtaç duruma soktu. Askerin de hesabına gelmeyenini hapse attı veya emekli etti, bir kısmını tarikatlara pay etti, kalanlara da Atatürk’e, Cumhuriyete ve Arap bedevileri gibi yaşamayanlara küfredenleri dinlettirip, muhalefete saldıranları da alkışlattırıyor.</p>
<p>Vatan, kıymeti en çok bilinmesi, özen gösterilmesi, korunması gereken varlık iken karası da mavisi de yandaş müteahhitlere ve parayı basan yabancılara peşkeş çekilmektedir. Nerdeyse maden sahası olarak ayrılmamış bir karış alan kalmadı. Yandaşı yabancısı sıfır sermayeyle maden çıkarıyor. Zira milletin kamu bankalarındaki parası, bu katliamı yapsınlar diye bunların şirketlerine kredi olarak veriliyor. Yani halkın parasıyla vatan delik deşik ediliyor, elekten geçiriliyor, cevherler ayıklanıp götürülüyor, geride insanlar, hayvanlar, bitkiler için yaşanılır olmaktan çıkmış kirli, zehirli bir çöl bırakılıyor. Denizler ve sulak alanlar korunmuyor. Kentlerde deprem toplanma alanı kalmazken, kırsalda ekilecek, hayvan otlatılacak yer kalmadı. Ormanlar, ormanlık alan statüsünden çıkarılmakta, talan edilmekte, yangınlara maruz bırakılmakta.</p>
<p>Toprakların, konutların, kamu varlıklarının yangından mal kaçırırcasına satıp savuşturulmasına halkın sessiz kalması ise anlaşılır gibi değil! Yeterli ve sağlıklı beslenememesi onun sağlıklı düşünememesine yol açmış olabilir mi, o da doğa, toprak, yurt ve yaşamla olan bağını tümden koparmış olabilir mi bilemeyiz. Vatan toprağının kim oldukları bilinmeyen yabancılara satılması, gelecekte Türkiye’nin egemenliğini bile tartışılır hale sokağını göz ardı etmemek lazım. Lozan ve Montrö bile tartışmaya açılmak istendiğine göre..!</p>
<p>Bir başka neden de şimdiye kadar ki Araplaşma sürecinin Türk halkının yüksek karakterinde bir aşınmaya yol açmış olma ihtimalidir. Yoksa insan, memleketinin elden gittiğini görmez mi? Görüp de sesini çıkarmaz mı?</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/15 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın: Vatandaşlık Satışı</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/toprak-satisi/">Toprak satışı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/toprak-satisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu yol Filistin&#8217;e gider</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/bu-yol-filistine-gider/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/bu-yol-filistine-gider/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 08:24:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358693</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (5) BU YOL FİLİSTİN’E GİDER Amacımız Filistin’in tarihini yazmak değil elbette. Ancak insan, dünyanın her yerinde insandır ve bir yerde yaşanan şey bir başka yerde de yaşanabiliyor. O yüzden Türkiye’nin nereye gittiğini anlamak için Filistin’i bilmek gerekiyor. Filistin üzerinde oynanan oyunun, Türkiye üzerinde oynanan oyunun yanında devede kulak bile olmadığını da! Filistin, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/bu-yol-filistine-gider/">Bu yol Filistin&#8217;e gider</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (5)</em></strong></p>
<p><strong><em>BU YOL FİLİSTİN’E GİDER</em></strong></p>
<p>Amacımız Filistin’in tarihini yazmak değil elbette. Ancak insan, dünyanın her yerinde insandır ve bir yerde yaşanan şey bir başka yerde de yaşanabiliyor. O yüzden Türkiye’nin nereye gittiğini anlamak için Filistin’i bilmek gerekiyor. Filistin üzerinde oynanan oyunun, Türkiye üzerinde oynanan oyunun yanında devede kulak bile olmadığını da!</p>
<p>Filistin, dört yüz yıl Türklüğünden feragat eden Osmanlının yönetimindeydi. Etnik veya dini kimliği konumuz değil, bizi ilgilendiren tarafı, halkının geleceğini birkaç altın karşılığında İngilizlere satan, üstelik peygamber torunu olan Mekke şerifi Hüseyin’in peşinden gidip Osmanlı ordusunu arkadan hançerlemeleridir. Bazılarının necip millet dedikleri Arapların ihanetine kurban giden Osmanlı ordusunun kemikleri çölde unutulunca, meydan, Ortadoğu’da bugün yaşananların mimarı olan İngilizlere kaldı. 9 Aralık 1917’de Londra ve Paris’te gün boyu çalan kilise çanları eşliğinde İngilizler Kudüs’e girdi. O gün Kudüs’te, ölene kadar Aksa camisinin kapıcısı olarak yaşayacak Sarıkamışlı Hasan Onbaşı’dan başka Türk kalmamıştı.</p>
<p>Zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip Ortadoğu’yu yüz yıllar boyunca kendi kontrolü altında tutmak isteyen İngiliz yönetimi, ilk etapta Filistinlilerin de hoşuna gidecek gözle görülür hizmetler yaptı Kudüs’te. İbadethanelerin tamiri, su ve kanalizasyon şebekesi, cadde ve sokakların ıslahı gibi. Ardından adım adım Filistin halkını birbirinden ayrıştırmaya başladı. Sonra da ibadethaneleri ve Filistin coğrafyasını üzerinde uzlaşılamayacak sınırlarla birbirinden ayırdı.</p>
<p>Sömürge Afrika’sından yeterince pay alamadığı için çıldıran Alman emperyalizminin Yahudi soykırımı, dünya jandarmalığını İngiltere’den devralmış Amerika’nın eline, Filistin topraklarında kendi ileri karakolu görevini yapacak bir Yahudi devletinin kurulması fırsatını verdi. Osmanlının çöküşünü ve İngilizlerin işgalini aynı sevinçle karşılayan Filistinliler devlet olmak nedir bilmezken, 1948’de İsrail devleti kuruldu. Bir avuç Yahudi, o gün yerleştiği bir karış toprakta o coğrafyanın sahibi Filistinlileri bugün itibariyle vatansız bırakmayı başarmış gibi görünüyor.</p>
<p>Bunun yolunu açan Filistin halkının bizatihi kendisiydi. Daha Sultan 2. Aptülhamit döneminden itibaren topraklarını parsel parsel Yahudilere satmaya başlamışlardı. Filistin halkı da Araplar gibi bilimi, sanatı, felsefeyi dışlayarak öte dünyada kendisine vaat edilmiş cennetin hayaliyle yaşamaktaydı. Arap toplumunun bir parçası olmasına rağmen işgal altında olması Arapların umurunda bile değildi. 1967 savaşından beri ancak Birleşmiş Milletlerin ve kimi uluslararası yardım kuruluşlarının yaptığı yardımlarla karnını doyurabiliyor. Kendilerine ait ev bark, tapu, tarla, bağ, bahçe, çift çubuk yok, fabrika yok, iş yok, gelecek de yok. Artık bir vatanları da yok.</p>
<p>İsraillilerse öte dünya diye bir yaşamın varlığını reddetmekte, üstün ırk olduklarına inanmakta, dolayısıyla kendilerini bu dünyanın efendisi zannetmekteler. Bu yüzden de diş geçirebildikleri herkesi kendilerinin kölesi yapmak gibi bir misyon yüklenmişler. Başarıyorlar da! Örneğin son yüz günü aşkın sürede yaşanan ve yaklaşık otuz bin Filistinlinin ölümüne sebep olan savaştan anlaşıldı ki İsrail, yarattığı HAMAS gibi terör örgütleri sayesinde, Filistin devletinin kalıcılığını riske atabildi. Çünkü vatansız devlet olmaz! Halbuki 1997’de ilan edilen bir Filistin devleti kurulmuş, BM’ye üye ülkelerin yüzde altmış beşi de bağımsızlığını tanımıştı. Tanımayan, kendi halkının bir parçası olan ve Gazze şeridini şiddet kullanarak kontrolü altına alan HAMAS terör örgütüydü. Bilirsiniz, Roma Hukukunda suçluyu bulmak için <strong>“Bu cinayet kime yarıyor?”</strong> sorusunun cevabı aranır. Bu soruyu, <strong>“Küçücük bir coğrafyada yer alan Filistin neden böyle paramparça?”</strong> diye sorduğunuzda alacağınız cevabın; <strong>“HAMAS gibi yapıların attığı her adım, yaptığı her eylem İsrail’e biraz daha toprak işgal etme, oraya yerleşimcileri yerleştirme ve Filistinlileri yerinden kovma fırsatı veriyor ki bu da İsrail’e yarıyor”</strong> olacağından kim kuşku duyabilir ki!</p>
<p>Dünyada bu örnekten en çok ders çıkarması gereken Türk halkıdır. Türkiye’deki etnikçi ya da dinci terör örgütleri incelemeye alındığında da aynı cevabın alınacağı belli. Hele ki dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği yapıların siyasi uzantıları meclis üyesi olabiliyor ve işi özerkliği, federasyonu, bayrağı tartışmaya açacak boyutlara vardırabiliyorsa! Onların mecliste bulunmalarından daha önemlisi de onlara bu yolu açan siyasi konjonktürün ne olduğu ile neden ve nasıl oluşturulduğudur.</p>
<p>Türklerin, Filistin denince unutmamaları gereken başka şeyler de var: 1969’da Dolmabahçe önlerine demir atan Amerika’nın 6. Savaş Filosunu Taksim Meydanında protesto eden solcu gençlere saldıran CIA destekli dinciler, saldırıdan sonra Boğaz kenarına inerek 6. Filoyu kendilerine kıble yapıp namaz kılmışlardı. Şimdi HAMAS’la sözde ittifak içindeler. Ama aynı kişiler Gazze’yi bombalayan İsrail’e, günde en az sekiz gemi dolusu gıda ve silah yapımında kullandığı demir çelik gönderiyorlar. Bunları yaparken, miting meydanlarında ve medyada Filistin için timsah gözyaşları döküp, İsrail’i lanetleme ikiyüzlülüğünden de geri durmuyorlar.</p>
<p>Diğeri; devrimci Türk gençleri 6. Filoyu protesto ettikten sonra Filistin devletinin kurucusu El Fetih örgütüyle dayanışma içinde İsrail’le savaşmaya gitmişlerdi. Ama buna karşın El Fetih’in başındaki Yaser Arafat, Kıbrıs Türklerine nerdeyse soykırım düzenlemeye kalkışan Makarios’u desteklemekten geri durmamıştı. Desteğini göstermek için gittiği Makarios’la görüşmesi bile iğrençti. Sözde devlet ricali önünde, Sovyet politbüro üyeleri gibi dakikalarca dudak dudağa birbirlerine sarılmış, bunu da Filistin halkının Kıbrıs Rum halkına olan muhabbeti diye dünyaya duyurmuşlardı! Tarih tekerrürden ibarettir; El Fetih’in ikinci adamı, Filistin’in şimdiki devlet başkanı Mahmut Abbas da Filistin halkı adına, Ermenistan’ın, Azerbaycan’ın toprağı olan Karabağ’ı işgalinde Ermenistan’ın yanında yer almıştı. Filistin halkı adına tabi!</p>
<p>Bunlardan anlıyoruz ki; içeride ve dışarıda, iktidarlarını inanç üzerinden sürdürenlerin kafalarının, faziletli Türklerle ve onların laik cumhuriyetiyle uyuşmasının imkan ve ihtimali yoktur. Atatürk boşuna; Araplardan uzak durun, dememiş yani!</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/14 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın: Toprak Satışı</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/bu-yol-filistine-gider/">Bu yol Filistin&#8217;e gider</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/bu-yol-filistine-gider/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sorular&#8230;</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/sorular/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/sorular/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 09:33:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358658</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (4) SORULAR&#8230; Demokrat Partinin iktidar sarhoşluğu ilk, bilemedin ikinci seçimle sonlanacaktı. Neden 27 Mayıs Askeri Darbesiyle sonlandırıldı, başbakan ve iki bakan asıldı; solcular sevinsin, sağcılar mağdur olsun diye mi? 12 Mart Muhtırası verildi, meclisin üçe üç bağrışları arsında hayatının baharındaki üç fidan darağacına gönderildi; 27 Mayıs’ın rövanşı alınsın ve bu kez sağcılar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sorular/">Sorular&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (4)</em></strong></p>
<p><strong><em>SORULAR&#8230;</em></strong></p>
<p>Demokrat Partinin iktidar sarhoşluğu ilk, bilemedin ikinci seçimle sonlanacaktı. Neden 27 Mayıs Askeri Darbesiyle sonlandırıldı, başbakan ve iki bakan asıldı; solcular sevinsin, sağcılar mağdur olsun diye mi?</p>
<p>12 Mart Muhtırası verildi, meclisin üçe üç bağrışları arsında hayatının baharındaki üç fidan darağacına gönderildi; 27 Mayıs’ın rövanşı alınsın ve bu kez sağcılar sevinsin solcular mağdur olsun diye mi? Çok geçmeden sokaklar kan gölüne döndü, aynı silahla hem solcu hem sağcı vuruldu; yeni bir darbe yapılsın diye mi?</p>
<p>12 Eylül Darbesi yapıldı; 24 Ocak Kararları uygulansın, Türkiye üretmekten vazgeçip bir tüketici hatta bir köle pazarına dönsün diye mi? Türk halkı, darbeci generallerin, ağızlarında gargara ettikleri Atatürk’ten, ayaklarının altında paspas ettikleri ilkelerinden, içini boşalttıkları laik cumhuriyetten uzaklaşsın diye mi? Darbe düzeninin dayattığı Türk-İslam Senteziyle Türklük ve Müslümanlık sulandırılarak özünden koparılsın diye mi? Ordusu, polisi, istihbaratı, yargısı, bürokrasisi siyasallaşsın diye mi? Kürtçe yasaklansın, Diyarbakır Cezaevi gibi kurumlar önce bir işkencehaneye sonra bir terör okuluna dönsün ki terörün hamiliğine soyunan yayılmacılar içeriden ve dışarıdan ulusal varlığımıza ve bütünlüğümüze yapılan saldırıları kendince haklı göstermeye çalışsın diye mi?</p>
<p>28 Şubat Kararları alındı; bir yıllık Erbakan hükümeti gitsin, İhvancılar mağdur edebiyatı yaparak bilensin ve türbanı kendilerine basamak yaparak, tarikatları payandalarına alarak, Adalet ve Kalkınma Partisi adıyla iktidara gelsin diye mi? İktidara gelmekle kalmayıp devleti ele geçirsinler diye mi?</p>
<p>Devleti devlet yapan kurumları karşı karşıya getirsinler, çökertsinler, çürütsünler diye mi?</p>
<p>Bin yıldır üzüntüde, gönençte kader birliği yapmış, et ve tırnak olmuş bütüncül bir halkı, karpuz gibi ortadan ikiye bölsünler diye mi?</p>
<p>Avenesini kayırıp hazineden beslesin, halkın geri kalanını açlığa, sefalete mahkum edip bunu on yıllardır devam ettirsinler diye mi?</p>
<p>Eğitim milli olmaktan çıkarılsın, Türkçe öldürülsün, bilimi kendine rehber edinmiş öğretmenlerin yetiştirdiği fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yerine, cumhuriyetin altını oyan tarikatlarla imamların irrasyonel marifetiyle akıları başından alınmış, geçmişiyle bağı koparılmış, itaat etmekten başka bir şey bilmeyen sefil kitleler yetiştirilsin diye mi?</p>
<p>Bir de dış politikada yapılanlara bakıldığında, Türkiye’yi bekleyen asıl tehlike bütün çıplaklığı ile görülmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin devlet aklı; İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerde kendisini tehdit eden terör yapılanmaları varsa şayet, kırk yıl boyunca sınırdan sızarak vur kaç taktiği yapan teröristlerle uğraşıp gücünü mü tüketir? Yoksa bu komşularla karşılıklı çıkara dayalı iyi ilişkiler çerçevesinde, onlarla birlikte, oradaki o terör yuvalarına son mu verir? Hadi diyelim emperyalizmin kuklası diktatörlükle yönetilen iktidarları var. O zaman da emperyalistlerle bu terörün halli için işbirliği yapılması gerekmez mi? Bir asır önce yokluk içinde aynı emperyalistlere duman attıranların kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, terörü bitirmek için onlarla anlaşmakta neden aciz kalsın ki bugün! Aciz kalması, Türkiye’nin devlet aklıyla değil kişisel çıkarların gerektirdiği şekilde yönetildiğini göstermez mi?</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/13 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın: Bu Yol Filistin’e Gider</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sorular/">Sorular&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/sorular/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazırlık süreci</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/hazirlik-sureci/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/hazirlik-sureci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 09:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358596</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (3) HAZIRLIK SÜRECİ Ekende biçende değil yemede ortak Osmanlı çöktüğünde, dilinden tarihine, ekmeğinden yurduna her şeyini tüketmişti halkının. O çöküntünün küllerinden yaratılan Türkiye Cumhuriyeti, yoksulluğuna, yoksunluğuna rağmen kurucusu Atatürk hayatta iken altın çağını yaşadı. “Türk Devrimi” süreci dediğimiz demokratik, laik, hukuk devleti olma, sosyal ve kültürel alanda ileri bir toplum olma yolunda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/hazirlik-sureci/">Hazırlık süreci</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (3)</strong></em></p>
<p><em><strong>HAZIRLIK SÜRECİ</strong></em></p>
<p>Ekende biçende değil yemede ortak Osmanlı çöktüğünde, dilinden tarihine, ekmeğinden yurduna her şeyini tüketmişti halkının. O çöküntünün küllerinden yaratılan Türkiye Cumhuriyeti, yoksulluğuna, yoksunluğuna rağmen kurucusu Atatürk hayatta iken altın çağını yaşadı. <strong>“Türk Devrimi”</strong> süreci dediğimiz demokratik, laik, hukuk devleti olma, sosyal ve kültürel alanda ileri bir toplum olma yolunda çok zorluklar çekmesine karşın, genç Cumhuriyet, Atatürk’ün deyişiyle çok az zamanda çok ve büyük işler yaptı. Bu yüzdendir ki o kısa zaman diliminde dünyanın en saygın ülkeleri arasındaki yerini aldı.</p>
<p>Türkiye, o altın çağında bir tarım ve köylü toplumuydu. Ama o haliyle bile eğitimde öğretim birliğine, hukukta Avrupa standardına, kadın haklarında bütün dünyanın önüne geçti. Salgın hastalıkların aşılarını buldu. Kendi uçağını yaptı. Ülkeyi demiryollarıyla ördü, her biri bir ekonomik kale olan fabrikalarla donattı. Tarıma dayalı endüstrisini kurdu. Dünya ile rekabet edebilecek bir sanayi ülkesi olma yolunda hızla ilerliyordu ki, Atatürk’ün ölümünden sonra karşı devrim sürecini başlatan cumhuriyet düşmanları hem CHP’nin içinden ses yükselttiler hem de CHP’nin karşısındaki partilerde örgütlenip iktidar oldular. İki kutuplu dünyada Rusya’dan korkup, Türkiye’yi, İsrail’i Ortadoğu’nun başına bela eden Amerika’nın güdümüne soktular.</p>
<p>Amerika, Marshall Planı kapsamında 1948’de Türkiye ile ilk ekonomik işbirliği anlaşmasını imzaladı. Bu başlangıç ile Türkiye Amerika’dan kredi alabilecek ülkeler arasına girdi. Bir süre sonra NATO’ya alındı, karşılığında Kore’ye asker gönderdi. Amerika’nın <strong>“Uçak ve traktör üretme, demiryollarına yatırım yapma, karayolu yap; ben sana çok daha ucuza uçak, traktör, kamyon, otobüs, otomobil veririm”</strong> tavsiyesine uydu, böylece teknoloji üretmekten vazgeçti. Bir tarım ve hayvancılık ülkesi iken, içinde ne olduğunu bilmediği Amerika’nın küflenmiş buğdayını, süt tozu ve fındığını alıp çocuklarına yedirmesiyle de tarımsal üretimden vazgeçti. Türk halkının bugün açlık ve sefalet içinde bulunmasının nedeni bunlardır.</p>
<p>Amerika’nın öncülüğündeki batı ittifakı, NATO’ya aldıktan sonra Türkiye’nin dizginlerini tümüyle eline almıştı. <strong>“Bizim çocuklar”</strong> diyecek kadar kendilerinden yana gördükleri generallere her on yılda bir askeri darbe yaptırdı. Türk halkının Atatürk’ü ve onun ilke ve devrimlerini anlamasını istemedi. Toplumda yarattığı yapay çelişkiler üzerinden tertemiz, idealist Türk gençlerini sağcı solcu kamplara ayırıp birbirine kırdırdı.</p>
<p>Gün geldi komünist doğu bloğunun çözülmesiyle dünya, tek kutuplu emperyalizmin yarattığı bir cehenneme döndü. Türkiye’de bir zamanlar komünizme karşı teşkilatlandırılan İslamcılar, bu yenidünya düzeninde bu kez tarikatlara ve siyasi partilere dönüştürüldü. <strong>Türk-İslam Sentezi</strong> ile sözde milliyetçiler de bunlarla harmanlandı. İşbirliği içinde hep iktidar oldular. 1974-78’deki birer yıllık Ecevit hükümeti dönemi hariç yetmiş iki yıldır iktidardalar.</p>
<p>Emperyalizmin yayılmacı politikaları, siyasi ve sosyal yönden toplumları parçalayarak, bölerek ayrıştırmaya, ekonomik yönden de çökertmeye ve dışa bağımlı hale getirmeye yöneliktir. Bunun nedeni daha kolay kontrol edebildiği içindir. Birincisini etnik, dini ve hatta basit yerel nüanslar üzerinden yapar, ikincisini ise adaletli bölüşümden vazgeçirerek. Yalnız, bir ülkenin iç cephesi sağlam ve güçlü duruyorsa emperyalizm ne yaparsa yapsın o ülkede emellerine kavuşamaz. Ancak bu olguyu etkisiz kılmak için de bir çözümü var; o ülkenin iktidarıyla işbirliği yapmak, işbirliğine yanaşmayanı da uzaklaştırıp ya da devirip, beklentilerini kendi emelleriyle birleştirebilecek olanları bulup iktidara getirmek! Böyle olunca ülkenin iç cephesini zayıflatacak, bekasını tehdit edecek legal ve illegal yapılar konjonktür gereği peydahlanır. Bu konjonktür Türkiye’de yetmiş yılı aşkın sürede sabırla, ustalıkla oluşturuldu.</p>
<p>Türkiye’de <strong>“Yüzde elli”</strong> söylemi, matematiksel hesaplarda kullanılan bir terimdi. Bu iktidar döneminde yurttaşların bölünmüşlüğünü ifade etmekte kullanıldı. Bütün bilinen kavramların içi boşaltıldı, Türklerle beraber bütün çağcıl dünyanın yabancısı olduğu çağdışı anlamlar dolduruldu onların yerine.</p>
<p>Türkiye’de fakirlik vardı ama çöpten yiyecek toplayan ya da acından ölen yoktu. Arkadaşlar, dostlar, akrabalar, komşular tartışır, bağırır, çağırır bazen birbirlerine küfrederlerdi ama kalıcı düşmanlık oluşmazdı aralarında. Hırsızlık, yalan söylemek vardı ama bu boyutlarda değildi. İnsanlar az çok acısını sevincini paylaşabiliyordu, şimdi kimsenin kimseyi aradığı sorduğu yok. Selam sabah vardı, bayram seyran vardı, saygı sevgi vardı, büyük küçük vardı, şimdi hak getire! Atılan adımın, söylenen sözün sonunun nereye varacağı belliydi, şimdi her şeyin sonucu hangi yüzdelikte olduğuna göre değişiyor. Halkın mutluluğu, refahı için mücadele verme, gösterişsiz bir hayat sürme, modern ve mütevazı olma olgunluğu vardı. O gün buna züppelik diyen sözde gelenekçiler, iktidara yakın oldukları günümüzde giyinişleri, konuşmaları, düşünüşleri, yaşamlarındaki her türlü aşırılığa kaçan lümpenlikleriyle o tanımlamalarının daniskasını yaşıyorlar. Derdi kasaveti de olsa insanların cemali aydınlıktı. Caddeler sokaklar gül bahçeleri değildi belki ama yine de gülden, gülenden geçilmezdi. Belki kadınlar için gece yarısında sokaklar tekin sayılmazdı ama şimdi gece ve gündüz hiç kimse için güvenlikli değil. Kadınlar dövülüyordu belki ama günde birden fazlası öldürülmüyordu. Tarikatlardaki çocuk hikayeleri ha keza.</p>
<p>Mesela insanlar hiç bu kadar kıllanmamış, gülünç ve ucubeleşmemişti. Şimdi birer karartı gibi herkes kapkaranlık, ürkütücü. Cehalet sokakları, caddeleri, meydanları, köyleri, kasabaları, hayatın başını sonunu hiç bu kadar esir almamıştı. Kendi memleketimizde bazen Türkçe konuşanları arıyoruz. Büyük şehirlerde yabancılar kendi hukuklarını uyguladıkları, polisin dahi girmekte güçlük çektiği, devletin denetimi dışında özerkliğini yaşadıkları gettolar, kurtarılmış bölgeler oluşturmuşlar.</p>
<p>Türkiye her konuda, hiç hak etmediği, içinden çıkılması zor bir kargaşanın dibine batırılmış halde. Bu durum, şimdiki yönetimin iktidarda kalmasına, bir de memleketin Araplaştırılması planına yarıyor, o kadar.</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/12 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın: Sorular</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/hazirlik-sureci/">Hazırlık süreci</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/hazirlik-sureci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Araplaştırılıyoruz?</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/neden-araplastiriliyoruz/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/neden-araplastiriliyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Feb 2024 11:15:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358541</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (2) Neden Araplaştırılıyoruz? Birinci Dünya Savaşının sonu, üç kıtaya yayılmış bulunan Osmanlı İmparatorluğunun sonunu da getirmişti. Ancak onun küllerinden yaratılan Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, çağcıl bir ulus devletti. Türkiye’nin başarısı, dünyadaki bütün mazlumlara olsa da en çok kendisinin de yer aldığı Ortadoğu’daki halklara esin kaynağı olmuştu. Ortadoğu, yeryüzünün en çok dilli ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/neden-araplastiriliyoruz/">Neden Araplaştırılıyoruz?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (2)</strong></em></p>
<p><em><strong>Neden Araplaştırılıyoruz?</strong></em></p>
<p>Birinci Dünya Savaşının sonu, üç kıtaya yayılmış bulunan Osmanlı İmparatorluğunun sonunu da getirmişti. Ancak onun küllerinden yaratılan Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, çağcıl bir ulus devletti. Türkiye’nin başarısı, dünyadaki bütün mazlumlara olsa da en çok kendisinin de yer aldığı Ortadoğu’daki halklara esin kaynağı olmuştu.</p>
<p>Ortadoğu, yeryüzünün en çok dilli ve dinli coğrafyasıdır. Üç semavi dinin merkezidir. Hayati önemdeki doğal kaynakların da üstünde bulunmaktadır. Sömürgecilerin, yayılmacıların iştahını kabartmakla kalmayıp köpürtmesi bu yüzdendir.</p>
<p>Hıristiyan batı da Rönesans ile birlikte akıl çağına geçildi. Dini inançlar kilise ile iktidarın baskı ve aldatma aracı olmaktan çıkarılıp bireysel özgürlükler kapsamına alındı. Tanrısı para olan kapitalizm şimdi bütün dünyanın Müslüman olmasını istiyor. Dünyanın bileşkesinde bulunduğu için de Türkiye’ye öncelik verilmesinden daha doğal ne olabilir ki!</p>
<p>Çünkü İslam henüz bir aydınlanmadan geçmedi. İslam’ın egemen olduğu coğrafyada <strong>Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt, Hallacı Mansur, Nesimi, Ömer Hayyam</strong> gibi daha birçok şair, düşünür ve bilimciden kimi dine kurban giderken kimi canını zor kurtardı. Bugün dahi evreni, hayatı ve insanı anlamaya çalışan aklın, bilimin, sanatın dışlanması dini gerekçelere dayandırılıyor. Olguları sorgulamak yerine Müslümanlık adı altında ilkel Arap ritüellerinin nakilciliğine devam ediliyor.</p>
<p>Laik cumhuriyet, Kuranı Türkçeye çevirmekle herkesin dinini anlayarak öğrenmesini sağlamıştı. İnsanların kendi dilinden Kuranı okuması, neyin din olduğunu, neyin din olmadığını gösterecek, böylece İslam, bin dört yüz yıldır içine doldurulan hurafelerden de arınmış olacaktı. Ancak bu süreç Atatürk’ün ölümüyle inkıtaa uğratıldı. İnsanlar Osmanlıda, Selçukluda olduğu gibi yeniden din bezirgânı tarikatların duygu ve inanç sömürüsüne terk edildi.</p>
<p>Diyanet, laik cumhuriyetin bir kurumu olmasına rağmen o da karşı devrim çarkının bir dişlisi oldu. Şimdi tamamen Osmanlıdaki şeyhülislamlığa dönüşmüş durumda. Görevi, dinlerin, inançların ne olup olmadığını insanlara anlatmak iken o, kendisine verilen sınırsız bütçe imkanlarıyla siyasi iktidara kayıtsız şartsız biat etmenin dinin gereği olduğunu aşılıyor insanlara.</p>
<p>Bir buçuk milyar Müslüman var dünyada. Bir kişisinin insanlığa katkı olsun diye bilimde, sanatta bir şey yaptığını duyan bilen var mı? Elli altı İslam ülkesinin hangisinde demokrasi var? Yüz yıldır Filistin İsrail işgalinin altında, buna gıkını çıkaran var mı?</p>
<p>Müslümanlara, kendilerini yönetenlerin itibarından tasarruf edilemeyeceği öğretilmiştir. O yüzden yöneticilerine saray yapmaktan başka bir medeniyet kuramadılar. Hala sarayların kendilerini cahil bırakıp köle yaptığının, medeniyetinse mütekamil insan yapacağının farkında değiller. Şimdilik dünyada birbirlerine karşı en kolay kışkırtılabilen, bölünebilen, sömürülebilenler Arap ve Araplaşmış Müslümanlardır. Milli duyguları olmadığından uluslaşama bilinçleri de oluşmamıştır. Akılcı düşünemiyorlar. İnandıkları aynı tanrı, aynı din, aynı peygamber için birbirini katlediyorlar. Öldüren <strong>&#8216;Allahu ekber&#8217;  </strong>deyip öldürüyor, öldürülen de <strong>&#8216;Allahu ekber&#8217; </strong>deyip ölüyor. Yaşamı değil ölümü kutsuyorlar. Buna da İslam diyorlar. Oysa bu, Kuran’la pek ilgisi olmayan, Emevilerin başlattığı, Emperyalizmin çağımızda devam ettirdiği tarih öncesinden kalma Arap kültürüdür.  Dolayısıyla Arap asıllı olmayıp Müslüman olan halklar, aslında İslamlaşma adı altında Araplaştıklarının farkında değiller.</p>
<p>Durum bu iken, dünyayı yönetme ve sömürme sevdasındaki kapitalizm ile emperyalizm, neden dünyadaki herkesin Müslüman olmasını istemesin ki?</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/10 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın: Hazırlık Süreci</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/neden-araplastiriliyoruz/">Neden Araplaştırılıyoruz?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/neden-araplastiriliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SUNUŞ</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/sunus/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/sunus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2024 09:27:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=358482</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (1) SUNUŞ: Türkler, diğer bazı toplumlar gibi dünya Araplaştırma politikalarının pençesindeler. Pakistan, Afganistan, Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Bosna, Çeçenistan, kısmen de birçok Asya ve Afrika ülkesinin halkı Arap olmamalarına rağmen dilleri ve yaşam biçimleriyle tümden Araplaşmışlardır. Türkler Orta Asya’da Çin, Büyük Selçuklu ile Anadolu Selçuklularında Fars, Osmanlıda da [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sunus/">SUNUŞ</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>TÜRKİYE’NİN ARAPLAŞMA YÜZYILI (1)</strong></em></p>
<p><strong>SUNUŞ:</strong></p>
<p>Türkler, diğer bazı toplumlar gibi dünya Araplaştırma politikalarının pençesindeler. Pakistan, Afganistan, Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Bosna, Çeçenistan, kısmen de birçok Asya ve Afrika ülkesinin halkı Arap olmamalarına rağmen dilleri ve yaşam biçimleriyle tümden Araplaşmışlardır. Türkler Orta Asya’da Çin, Büyük Selçuklu ile Anadolu Selçuklularında Fars, Osmanlıda da Arapların etkisindeydi. Ancak cumhuriyetle birlikte dil, tarih ve kültürel kimliğine kavuştular. Fakat dünyadaki gelişmelere yön verenler ile içeriden onlarla çıkar birlikteliği yapanların ortaklığında Arap kültürü din maskesi altında yeniden Türklere aşılanmaya başlandı. Demirel’in söylemiyle Türkiye’de küçük büyük toplam otuz altı etnik grup var. O kadar olmasa birçok da inanç var. Bu topluluklar, binlerce yıldır Türkiye coğrafyasında kader birliği yapmış, et ve tırnak olmuş, doğadaki diğer varlıklar gibi hepsi birbiri için yaşamıştır. Tarihin her safhasında, dünya konjonktürünün kendilerine halel getirme girişimine hep birlikte karşılık vererek bekalarını bugüne kadar koruyabilmişlerdir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti, işgal altındaki Osmanlı saltanatı ve onun dalkavuk şürekası gibi işgalcilere teslim olmak istemeyen herkesin devleti olarak kuruldu. Dünyada yüz doksan üç ülke var ancak köklü devlet geleneğine sahip olanlar bir elin parmakları kadar bile değildir. Tarihte Çin’den sonraki ikinci devlet örgütlenmesi, Türk devlet geleneğidir. Türkiye Cumhuriyeti, bu geleneğe bağlı kalınarak kurulmuştur. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Üniter bir ulus devlettir. Anayasasındaki ilk dört maddenin değiştirilemeyeceğinin, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğinin yine değiştirilemeyen bir kanuna bağlanması, onun ulusal yapısının korunmasının garantisidir. Bu, aynı zamanda bu topraklar üzerindeki tüm kimliklerin korunmasının da garantisidir. Hep birlikte oluşturdukları bu ulusal yapının zedelenmesi demek, Türkiye’nin Irak, Suriye, Lübnan, Libya hatta Filistin olması demektir.</p>
<p>Bazen bu ilk dört maddeye uzatılan dillerin altında yatan şey, Türkiye’nin bu ülkeler gibi güçsüzleşmesine, bölünmesine yönelik arzulardır. Kimsenin kendini güvende hissetmediği bu dünyada, insanın bir yandan kendi yerel dilini, geleneğini, bilumum kültürünü yaşarken, bir yandan da bütün bu farlılıklarla birlikte dünyanın köklü geleneğine sahip güçlü ve saygın devletinin yurttaşı olması bir şanstır, bir ayrıcalıktır, yıkıcı arzuların da tek panzehiridir.</p>
<p>Dünyayı avucuna almaya çalışan (belki dünyayı avucuna almış da diyebiliriz) bazı aktörler, demokrasiyi kendi tekelinde bilmekte, bu bahaneyle de dünyanın istedikleri köşesine demokrasiyi götürüyoruz deyip işgale gidiyorlar. Bu hep silahla değil ekonomi veya kültürle de olabiliyor. Etrafımızı saran ateş çemberinden ve bizi kıskaca alan ekonomik, kültürel baskılardan bunları görebiliyoruz.</p>
<p>Kimsenin bize demokrasi dersi vermesine ihtiyacımız yok. Çünkü hepimizin her şeyi olan Cumhuriyetimizin fikri, felsefesi demokrasidir. Cumhuriyet, dünyayı hem talan eden hem ateşe veren iki dünya savaşı arasında kurulup yeşerdi. O koşullarda demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçirilmesi zaten olanaksızdı. Ama o zamandan beri kimilerinin dediğinin aksine, demokrasinin gelişmesine hiçbir şekilde engel değildi, şimdide değil. Dolayısıyla Türkiye’de demokrasiyi hep birlikte geliştirip güçlendirmek yerine, Mehdi’yi bekler gibi birilerinin gaipten demokrasiyi getireceğine bel bağlamak, bu toprakların erdemli insanlarına yakışmaz.</p>
<p>İktidar, işbaşına geldiği 2002’den beri içi boş <strong>“Hedef 2023”</strong> sloganını diline pelesenk etmişti. 2023’e gelindiğinde ise Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin hiç bu kadar güçsüz ve yoksul olduğu görülmedi. Yirmi iki yıldaki yönetme şekli, ülkeye bir şeyler kazandırmak yerine her şeyini kaybettirdi. Şimdi de <strong>Türkiye Cumhuriyetinin Yüzüncü Yılı</strong> çağrışımından hareketle <strong>“Türkiye Yüzyılı”</strong> diye gene içi boş bir slogan üretmiş bulunuyor. Bu da yerelde ve genelde iktidarda kalmaya yönelik bir slogandır. Yaratılan bu ekonomik, sosyal, kültürel iklimde, Türkiye’nin Ortadoğululaşması kaçınılmazdır.</p>
<p>Sekiz gün sürecek bu yazı dizisinde, öteden beri uygulana gelen Türkiye’yi Araplaştırma politikaları anlatılmaya çalışılacaktır.</p>
<p>Yalnız, bir toptancılığa gidilmediği anlaşılsın diye şu ayrıntıyı belirtmekte yarar var: Ağırlıklı olarak Adana, Hatay, Mardin, Siirt, Urfa’da yaşayan, yüz yıllardır Anadolu’daki bütün kadim halklarla kaynaşmış, birlikte ağlamış, gülmüş, Anadolu medeniyetlerini onlarla birlikte kurmuş Arapça konuşan yurttaşlarımızı incitecek, gücendirecek bir açıklama yoktur bu metinde. Zira hep birlikte Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve asli unsurlarıyız.</p>
<p>Tabi ki Suriye’de çıkarılan iç çatışma bahanesiyle getirilip ülkemize doldurulanların tamamını konumuzun dışında tutuyoruz.</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/9 Şubat 2024</strong></li>
</ul>
<p><strong>Yarın:</strong> <strong><em>Neden Araplaştırılıyoruz?</em></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sunus/">SUNUŞ</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/sunus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Siyasetçi Olmak</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/turkiyede-siyasetci-olmak/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/turkiyede-siyasetci-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Önder GÜMÜŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 13:06:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=355217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıkça yapılan seçimler Türkiye’yi akordu bozulmuş bir enstrümana çevirdi. Gayrı düzen de tutmuyor artık. Düzen nedir bilmeyenler, canları her istediğinde kafasına göre ülkeye ayar vermeye kalkışıyor. Genel ve iki turlu cumhurbaşkanlığı seçiminin dumanı üstündeyken Mart 2024’te yerel seçimler yapılacak. Nerdeyse bayramdan çok seçim günü var ülkemizde. Yat kalk seçim! Lakin her yeni gün bir önceki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turkiyede-siyasetci-olmak/">Türkiye’de Siyasetçi Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıkça yapılan seçimler Türkiye’yi akordu bozulmuş bir enstrümana çevirdi. Gayrı düzen de tutmuyor artık. Düzen nedir bilmeyenler, canları her istediğinde kafasına göre ülkeye ayar vermeye kalkışıyor.</p>
<p>Genel ve iki turlu cumhurbaşkanlığı seçiminin dumanı üstündeyken Mart 2024’te yerel seçimler yapılacak. Nerdeyse bayramdan çok seçim günü var ülkemizde. Yat kalk seçim! Lakin her yeni gün bir önceki günü aratmakta! Millet bir iyiliğini görse bari bu seçimlerin!</p>
<p>İyiliğini görenler, sadece siyaset yapanlardır; seçimlerle işbaşına gelip başında bulundukları kurumları babalarını geçtim, sülalelerinin çiftliği yapıyorlar. Zeki fakat yeterince erdemli olmadıklarından, ihtirasları zamanla başında bulundukları kurumları aşıyor, memleketi kendi mülkü, halkı da kulları zannediyorlar.</p>
<p>Türkiye’de siyaset yapmak böyle bir şey. Basit bir simit hesabıyla halk avcılığı yapan herkes yönetici olabiliyor. Karmaşık iktisat hesaplarının mucidi koca koca ekonomi profesörleri de onların ülke ekonomisini buhrana sürüklemelerinde nakliye memurluğu yapıyor. Cumhuriyetin demokratik kazanımlarına rağmen eskiye dönüş var sanki. Siyasetçiler eskinin imparatorları, kralları, tüccarları gibi tanrı da oluyor peygamber de. Bu doymak bilmez kibir ve ihtirasla uzun süre işgal ettikleri mevkileri, makamları sopası zannediyor ve bu sopayı da bir daha kimseye kaptırmak istemiyorlar.</p>
<p>Türkiye’de siyasetçiler halkını ve vatanını sevdikleri, ülkesini veya beldesini kalkındırmak ve güzelleştirmek, yurttaşlarını huzura ve refaha kavuşturmak, başka ülkelerin siyasetçileriyle eşgüdüm içerisinde dünyayı doğal afetlere ve insandan kaynaklı felaketlere, tehditlere karşı koruma tedbirlerini almak için siyaset yapmıyor. Yaptıklarının hiçbir haklı tarafı yok, söylediklerinin de hiçbiri güven vermiyor artık. Topluma karşı samimi değiller. Bazı sandık oyunlarıyla meşruiyetlerini bile sorgulatır hale gelebiliyorlar.</p>
<p>Türkiye’de siyaset yapanlardan kim sağcı kim solcu belli değil. Kim mümin kim müfsit belli değil. Kimin ne zaman nasıl bir dönüşüm geçireceği belli değil. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Kimin hangi çetenin, hangi suç örgütünün arkasından çıkacağı belli değil. Kimin çobanaldatanlar misali halkı peşinden sürükleyip kurda kuşa yedireceği belli değil. Kimin <strong>“Yeşil Kuşak”</strong> veya <strong>“BOP”</strong> gibi projelerin aparatı olarak ülkeye ne zaman nasıl ihanet edeceği de belli değil.</p>
<p>Türkiye’de, <strong>“Siyaset nedir?”</strong> diye sorulduğunda alınan cevaplardan biri <strong>“Yalan söyleme sanatıdır”</strong> diğeri <strong>“Pis menfaatleri dağıtma sanatıdır”</strong> oluyor maalesef.</p>
<p>Türkiye’de siyaset yapanların, siyaset yaptıkları süre içinde aldıkları toplam ücretin yüz, bin, milyon hatta milyarlarca katı bir varlığa nasıl sahip olabildiklerini hiç sorguladık mı? Milletimizi kurtaranlar, devletimizi kuranlar da siyaset yaptı; onların sarayları, hanları, hamamları oldu mu? Onlar, bugünün siyasetçileri <strong>“Yağma Hasan’ın Böreğine”</strong> çevirsinler diye mi kurdular ülkemizi?</p>
<p>Dünyanın bütün pisliğini taşıyan dereler Türkiye’deki siyasetin içinden akıyor. Türkiye, siyasetçiler tarafından her çeşit ve düzeydeki sancılı ve yıkıcı deneyimlerin arenasına dönüştürüldü. Dereyi de arenayı da biz oy kullananlar hep birlikte seyrediyoruz.</p>
<p>Türkiye’deki hayata yön veren bazı siyasetçiler, meclisteki parti grubu ve mitingler başta olmak üzere hemen her yerdeki konuşmasını okuduğu prompterdan yapıyor. Aynı şey belediye başkanlarına da sirayet etmiş görünüyor. Bu da meramını anlatacak kadar zengin bir kelime hazinesine ve kültür birikimine sahip olmadıklarını göstermektedir.</p>
<p>Sokrates <strong>“Erdemsiz ve bilgisiz kişilerin eline iktidar verilmemelidir”</strong> diyor. Buna belediyeleri de dahil edebiliriz. Ancak her ikisi de oy kullanma yeteneğiyle olasıdır. Oysa Türkiye’de oy kullananların ezici çoğunluğu, kime oy verecekleri konusunda mantıklı bir karar verme yetisine sahip değiller. Olsalardı, bugün ülkemiz bize <strong>&#8216;vah vah&#8217; </strong>dedirten bir durumda olmazdı zaten.</p>
<p>12 Eylül darbe anayasası sözde on dokuz kez değiştirildi fakat seçim kanununa hiç dokunulmadı. Seçim kanunu, milletin sırtından ülkeyi kendi sağımlık ineği yapanların ömür boyu siyasette, dolayısıyla memleketin yönetiminde kalmalarına olanak veriyor. Bu siyasi anlayışın ve yönetim şeklinin monarşilerden bir farkı yoktur.</p>
<p>Öyleyse Türkiye bir an önce demokratik parlamenter düzene geçmeli ve en başta seçim yasasını değiştirmelidir. Siyaset, bir meslek olmaktan çıkarılmalıdır. Siyaset yapacak kişiler, Sokrates’in dediği gibi bilgili ve erdemli olanların arasından seçilmelidir. Mutlak surette meslek sahibi olmalıdırlar ki dönem sonunda siyasette kalmak gibi dümenler çevirmeye yeltenmesinler. Muhtar, meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili ve başbakan; siyasetçilerin tamamı en fazla iki dönemle sınırlı tutulmalıdır. Liselerdeki eğitim programına da, oy kullanmanın önemini analiz etme yeteneğini kazandıran bir ders konulmalıdır.</p>
<p>Yoksa Allah korusun, bu seçim yasasının uygulandığı cumhurbaşkanlığı hükümet düzeninde beş sene sonra Türkiye Cumhuriyetinden geriye bir şey kalmaz. Daha şimdiden ve ülke işgal altındayken, memleket elden giderken Türkiye’de siyaset yapanların, bu gerçeği görmezden gelip seçim ve sandık oyunlarıyla salt belediyelerde ve iktidarda yönetici olmakta diretmeleri, meleklerin dişi mi erkek mi olduğunu tartışmanın ötesinde ülkeye ihanettir.</p>
<p>O halde hep birlikte unutmayalım; milletimizin esenliğe kavuşup kavuşmaması, demokratik ve laik Cumhuriyetimizin payidar olup olmaması, siyaset yapanlarla onlara oy verenlerin ortak sorumluluğundaki en hayati meseledir.</p>
<ul>
<li><strong>Önder Gümüş/5 Aralık 2023</strong></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turkiyede-siyasetci-olmak/">Türkiye’de Siyasetçi Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/turkiyede-siyasetci-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
