
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nihal AKAN, Author at sonhaber16.com</title>
	<atom:link href="https://www.sonhaber16.com/author/nihalakan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sonhaber16.com/author/nihalakan/</link>
	<description>Bursa, ulusal ve dünya haberleri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jul 2021 11:47:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Temelini anlayıştan alan saygıya duyduğumuz özlem</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/temelini-anlayistan-alan-saygiya-duydugumuz-ozlem/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/temelini-anlayistan-alan-saygiya-duydugumuz-ozlem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2021 11:47:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=174972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendisine saygısı olmadığı için içerde beslenen öz saygıyı dışarda gücüyle satın alan insanlar türedi. Bunlar hep vardı da şimdilerde salgınla karşılaştırılınca korona yanlarında pek masum&#8230; Yayılma hızları öyle bir genişledi, bulaştırdıkları pislik öyle bir sıradanlaştı ki insanlığı tekrar masaya yatırıp &#8216;bunun yüreği nerede bulamadık?&#8217; diye sorar olduk. Saygıyı cebren ve hile ile satın alan &#8211; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/temelini-anlayistan-alan-saygiya-duydugumuz-ozlem/">Temelini anlayıştan alan saygıya duyduğumuz özlem</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendisine saygısı olmadığı için içerde beslenen öz saygıyı dışarda gücüyle satın alan insanlar türedi. Bunlar hep vardı da şimdilerde salgınla karşılaştırılınca korona yanlarında pek masum&#8230; Yayılma hızları öyle bir genişledi, bulaştırdıkları pislik öyle bir sıradanlaştı ki insanlığı tekrar masaya yatırıp <strong>&#8216;bunun yüreği nerede bulamadık?&#8217;</strong> diye sorar olduk. Saygıyı cebren ve hile ile satın alan &#8211; adeta bahşiş sonrası bir ceket iliklemenin masum kaldığı &#8211; nice pozisyonun sahiplerine değil sözümüz, onları o hale getiren güç odaklarına&#8230;</p>
<p>Bir kısmı ekmeğinin derdinde onuru mevzu bahis değil oysa yiğit muhtaç olmayı tercih eder kuru soğana. Bunların masum kaldığı daha tehlikeli bir familya var ki o da sahtekar gurubu. Üstelik bu sahtekar gurubu bir hayli kalabalık, <strong>&#8216;nereden çıkardın yahu!&#8217;</strong> demiyorsunuz eminim dünyanın gidişatından anlıyorsunuz değil mi? Oyunlar tiyatro, sinema sahnesinde değil hakikatin gölgesinde oynanıyor. Performanslar da pekiyi! -ki hasılat rekoru kırıyor bu gösteri.- Uzadıkça uzuyor bitmek bilmiyor, alkışlayan çok olduğu için mi! Cepler dolduğu için mi!&#8230; Öyle de bir gurup var ki pastadan ince dilimi ancak alın teriyle alabilen: Ölse de değerlerinden ödün vermeyen kendisine olan saygısını kaybetmektense yaşamını kaybetmeyi göze alan çağımızın bilgeleri.</p>
<p>Ne yazık ki bunlara, nesli tükenmekte, zararsız hala  getirilmiş yani sesi soluğu kesilmiş, kolu kanadı bükülmüş, ürkütülmüş, kendi halinde azınlık bir gurup olarak bakılmakta&#8230;</p>
<p>Bir de etliye sütlüye karışmayan ne şiş yansın, ne kebap ayarında işine geldiği gibi davranan bir sınıf var ki hiç küçümsemeyin bunları, onların bu gidişat karşısında ki kayıtsızlığıdır bu virüsün öldürücü sonuçları.</p>
<p><strong>Gelene ağam, gidene paşam</strong> diyen, haklı güçsüzse satan, haksız güçlüyse safhına katılan bir çoğunluk ekleniyor ki bunlara halimizin pürmelali&#8230;</p>
<p>Annem &#8216;<strong>iyilerin yüzü suyu hürmetine dönüyor&#8217; </strong>derdi dünya için. Annemin iyiler derken azınlığı teşkil eden bu bilgeleri kastettiğini yıllar geçtikçe daha iyi anladım. Karşılıksız iyilik öyle bir güç ki verenden eksiltmiyor, alanı mahcup etmiyor, çünkü yayıyor sağlıklı tohumlarını dört bir yana&#8230; Tercihimiz burdan yana olduğunda ancak o zaman dünya bir nefes alacak biz de onun tertemiz havasını soluyabileceğiz ancak.</p>
<p>Kötülüğün egemenliğine kayıtsız kalmayan iyiler yel değirmenlerine savaş açtığını bile bile ancak yaşamı, kendi yaşamından ayırmadığı içindir ki boyun eğmemekte kararlı, dik bir duruşta ısrarcı, yılmadan insanlığın onurunu korumasını bilir.</p>
<p><strong>Saygı</strong> kelimesi işin ehli olmayan kişiliklerce öyle bir yıpratıldı ki özde değil sözde kaldı. Saygıyı biçime indirgeyen bir zihniyet yapılandırıldı. Bu zihniyet hizaya getiren saygının hakedilmesi gereken değil boyun bükülmesini isteyen hükmedici bir zihniyet. Bu zihniyetin içeriğine bir baktığımızda: Başkalarının sırtına basarak yükselen, ezici, yan etkileri bile güçlü insanlığı çaresizliğe mahkum eden olmaya değil oldurmaya hatta bu uğurda öldürmeye teşne hastalık yayan insanları görürüz. Oysa saygı böyle bir zihniyetin mahsülü olamaz. <strong>Saygı, ezelden beri biliriz ki alçakgönüllü bir değerdir.</strong> Dinleyen, anlamaya açık, varlığı olduğu gibi kabul eden; çünkü <strong>yaradılanı hoşgör yaradandan ötürü</strong> düsturu ile hareket eden erdemli insanın eylemidir. Bunlar ölmeden önce egosunu öldürenlerdir. Saygıya layıktır çünkü talep etmez. Doğrunun, iyinin, güzelin yolundadır. Bu yolda tek başına yürümek istemez.Her bir varlığın iç gücüne, potansiyeli ile yeşerttiklerine, evrene olan katkısına saygı duyar, yol gösterir, saygınlığı da buradan gelir. Bu görünen bir güç değildir hissedilen,sezilen ve kaynağından fışkırıp besleyen bir gücün getirdiği saygınlıktır. İtibar peşinde koşmaz çünkü itibar görünmeyenedir.</p>
<p>Saygı yaşla da ilgili değildir. Küçükten beklenen, hataların görmezden gelindiği yanlışa boyun eğildiği büyüğün denilerek el pençe divan durulduğu kurbanlık bir koyun gibi yeterince besleniyor olmaktan da gelmemelidir kökleri. Dinlemek sadece küçüklerin konuşmak sadece büyüklerin işi oldu. Saygı icabı!</p>
<p><strong>Saygı cinsiyet ayırmaz.</strong> Kadına, kıza mübah sayılan ihmale, istismara, şiddete cümle kokuşmuşluğa rağmen erkek onurunun her şeyden üstün tutulduğu topraklarda kadın cinayetleri karşısında vicdanların sızlamaması nasıl bir insanlık durumu! Kadına duyulacak saygıya kriter belirleyen: Evine hizmet ettiği, çocuk doğurduğu ve yaşlandığı ölçüde muteber olan, karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin eksik eteklilerin tutumu insanlığı hiçe sayan saygısızlığın zirvesi bir durum. Bu öğrenilmiş çaresizliktir ki kadının kolunu kanadını kırar. Yaşamını ölmeye yatan bir durgunlukta tüketmesine sebep olan, ışığı kıskanılan, karanlıklar içinde bırakan nasıl bir yoksunluktur!</p>
<p><strong>Saygı öyle bir erdemdir ki statü, mevki ile ilişkilendirilmeyecek kadar büyüktür. Onun karşısında içini doldurmalısın, cebini değil.</strong></p>
<p>Saygı mal ve mülkle  ilgili değildir. Nasreddin hocanın kendisine duyulmayan saygıyı kürküne iade eden anlayışadır.</p>
<p>Saygı belirli bir meslek gurubunun da tekelinde değildir. Bir makam koltuğuna indirgenen saygı samimi değilse işi görüldüğünde bitecektir.Dizlerimizin titrediği,dilimizin dişimizin kilitlendiği makam kapıları vardır.</p>
<p><strong>Duyduğumuz saygı neyedir? Kimedir? </strong></p>
<p>Kafaca, yürekce, ruhca üstün olan böyle bir korkuyu tetiklemez ki! O ilmeği çözendir, karanlığı aydınlatan, sinirleri yatıştırandır. Sınava tabii hissetmeyiz onun nezdinde kendimizi. Geçip kalmakla ilgilenmeyiz. Anlaşılmayı dileriz, kendimizi ifade ettiğimizde ölçüde saygı çerçevesinde.</p>
<p>Ürküterek,korkutarak,küçülterek,azaltarak,ötekileştirerek</p>
<p>&#8230; saygıyı inşaa etmeye çalışanlar, biliniz ki çekinenler incelikten uzak değersiz bir yapay saygı salgının etkisi altındalar.Asıl değerli olan karıncayı incitmeyen, kuşları ürkütmeyen,bir çocuğun merakına, gencin coşkusuna, yaşlının bilgeliğine, işçinin emeğine&#8230; cümle mahlukata duyulan saygıdır.</p>
<p>Rencide ettiğiniz, görmezden geldiğiniz her durum varlığa yönelmiş büyük bir saygısızlıktır.</p>
<p>Saygı belirli bir ırk, dil, din, mezhebe&#8230; ait değildir. Ortak değerlere inanır, kültüre saygı duyar, birikimdir, süzülmüştür, damıtılmıştır yaşamın ibriğinden. En iyisini biz bilir, en iyisini biz yapar olduk kültür denilen deryanın denizin içinden doğruyu tekelimize aldık.</p>
<p><strong>Saygı; bilime, sanata kucak açar. Evreni, canlıları, insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran cümle birikimi, geleceğe bırakılmış nice yüksek fikrin kaynağına götüren bu uğurda canını esirgemeyenleredir kalıcı saygı.</strong></p>
<p>Müdahaleyi sevmez saygı. Yaşama tarzlarına saygı duymak gerekir ortak anlayışa zarar vermediği ölçüde. Kendisi gibi düşünmeyen,kendisi gibi yaşamayanlara nefes aldırmayan bir düzende saygıdan bahsetmek mümkün olmaz. Ölçüyü yitirdik ya hep ya hiç modunda yaşıyoruz. <strong>Özeni yitirdik, paldır küldür dalıyoruz başkalarının yaşamına.</strong> Müdahale etmeyi adet edindik onca güzel adetimiz dururken biri bizi gözetliyor modunda sere serpe yaşar olduk.</p>
<p>Eline aldığı sazla, diline doladığı sakızla insanları oyalayan, zihnine giren, kanını emen, posasını çıkaran yedi ceddini böylece doyuran insanlığa saygısı olmayan zihniyet nasıl saygıdeğer olabilir ki! Saygı bitti mi de nafile! İnandığımız onca değer hunharca harcanmışsa saygınlığa gölge düşüren onca kepazeliğin sonucu yerini şüpheye bırakacaktır. Şüphelerimiz doğrulandıkça insanlıktan uzak bir fanus yaratıyoruz kendimize. Oysa sonuna kadar inanmak isteriz tüm saflığıyla insanın özüne. Ama yara almıştır bir kez ayağa kaldırmak emek ister.</p>
<p><strong>Neyin karşılığında öyle mi? İnsanlık onuruna paha biçilmez ki.</strong></p>
<p>İnsanlığı eğdikçe,büktükçe yükselen değil yüksek değerlerde, yüksek fikirler etrafında birleştiren, varlığı yok ederek değil, nüfuz ederek değil onunla paylaşarak ve bütünleşerek evrenin birliğinde birleşmektir asıl marifet. Evrenin birliğini anlayan varoluşa dahil olan saygı beklemez ki tıpkı  toprak gibi gökyüzü gibi doğasından, kendiliğinden gelir yapıp ettikleri. Bir tarlaya tohum saçmak gibidir. Saçtığının tüm varlığı beslediğini bilen saf bir bilincin uyanıklığı içindedir.</p>
<p>Saygı sadece insanla da sınırlandırılamaz. Canlının, cansızın yaşama kattığı zenginliğe duyulan bir hürmettir saygı. Bu dış ve iç zenginlik bizimle olduğu müddetçe saygı küçültülemez onca saygısızlığın egemenliğinde çünkü itibarı harcanandan değil üretenden gelir nice doğruyu, iyiyi ve güzeli.</p>
<p><strong>Saygımız sonsuz bu emeğe&#8230;     </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/temelini-anlayistan-alan-saygiya-duydugumuz-ozlem/">Temelini anlayıştan alan saygıya duyduğumuz özlem</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/temelini-anlayistan-alan-saygiya-duydugumuz-ozlem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En uzun günün bitmeyecek müziği</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/en-uzun-gunun-bitmeyecek-muzigi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/en-uzun-gunun-bitmeyecek-muzigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2021 11:48:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=174047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duyguları etkileyen, duygu yaratan bir form olarak müzik; sesin sanata dönüşüp etkisinin anlama büründüğü, rengiyle, tınısıyla, notasıyla ritmiyle zamanlar üstüdür. İlhamını doğadan, gücünü içimizden alır. Bizi bize anlatır. Her iletişim yöntemi gibi etkilemek ister ve bunu en çok başarandır. Neden mi? Çünkü  duyusaldır ve duygusaldır. Ruhunun penceresini açıp müziğin sözlerine, ritmine kulak vermeyen var mıdır? [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/en-uzun-gunun-bitmeyecek-muzigi/">En uzun günün bitmeyecek müziği</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Duyguları etkileyen, duygu yaratan bir form olarak müzik; sesin sanata dönüşüp etkisinin anlama büründüğü, rengiyle, tınısıyla, notasıyla ritmiyle zamanlar üstüdür. İlhamını doğadan, gücünü içimizden alır. Bizi bize anlatır. Her iletişim yöntemi gibi etkilemek ister ve bunu en çok başarandır. Neden mi? Çünkü  duyusaldır ve duygusaldır.</p>
<p>Ruhunun penceresini açıp müziğin sözlerine, ritmine kulak vermeyen var mıdır? İçimizdeki duygunun akmadığı, düşüncenin belirmediği, aynasında kendimizi görmediğimiz bir tek an var mıdır? Müzik insanı kendisiyle, insanlarla, doğayla, evrenle buluşturan, birleştiren evrensel bir dildir. İlginçtir onunla karşılaştığımızda -onun dışında- dilini  kimseden de öğrenmediğimiz halde kolayca bizi içine çeken yaşayarak anladığımız bu dil, Aldous Huxley’in dediği gibi sessizlikten sonra, anlatılmaz olanı ifade etmeye en yakın şeydir. Yüreğimize ulaşarak bizimle birleştiği için etkilidir. Bizdeki tohumu besler, açmasını, filizlenmesini sağlar.</p>
<p>Bu sürükleyici dil, anlam arayışının bir ifadesidir. Belki de boş vermişliğimizin belki de öyle zannettiğimizin, belki de kendimizi nasıl kandırdığımızı bildiğimizin&#8230; Üstünde düşünme fırsatı veren kaynağa giden, suyun açığa çıkmasına yol açan güzel bir vesiledir. Kimi zaman da içimize girip bizi dış gerçeklikten koparan içimizin ritmiyle buluşturan kah hayatı anlamsız bulduğumuz bir boşluk, yalnızlık, mutsuzluk hali kah ritmiyle içimizde coşku fırtınaları estiren gerçekliğe kucak açtığımız yaşama sevinci aşılayan yaşamaya değer bir mutluluk anıdır. Hepsi ve çok daha fazlasıdır müzik.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>&#8221;Şarkı söylemeye ne zaman başladın?&#8221;</strong> derler ya müzik sohbetlerinde.</p>
<p>Gelen cevap pek değişmez: <strong>&#8221;Çok küçüktüm, okumaya başlamadan önceydi. Yazıları, müzik vardı ya da kendimi bildim bileli müziğin içindeyim belki de o benim içimdedir.&#8221;</strong> Doğru cevap her ikisi de. Küçükken eline tencere, tava almayan, tıngırdatmayan veya mikrofona benzeyen bir eşya bulup mesela, sonradan nereye kaybolduğu bulunamayan bir kumandaya, uydurduğu veya en sevdiği şarkıları söylemeyen var mıdır? O anlarda kalbin ritminin sese, bedene, tüm ruha işlediğini duyumsamayan var mıdır? Her şeyin etkisinden kurtulduğumuz, kendimizi bulduğumuz o yegane anın içinde kalmak isterdik çocukça bir saflıkla. Küçük çocuklar için derler ya, <strong>“Ne yaşamış, ne anlıyor da bu kadar kendinden geçiyor bu şarkılarla bu bıcırık?”</strong></p>
<p>Müziğin ruhsal bir dokunuş olduğu, yaş sınırı çizilemeyeceğini göstermez mi çocuklar? Zira ritimle yaşamaya anne karnında başlamıştır bu çocuk. Yaşamı o ritme bağlı olduğundan mıdır müziğin herkesçe sevilmesinin nedeni? Sadece yaşı değil müzik, bütün ayrımcılığı kendi sesinde yok eder. İnsanların dil, din, mezhep, ırk&#8230; Yüzünden birbirini yediği zamanlarda besleyendir müzik. Evrenseldir. Onarandır yaraları, yara açanlara bir selamdır kimi zaman.</p>
<p>Kulağını, yüreğini açan herkesi kucaklar. Aynı şarkı tüm evreni silahsız kuşatır. İlkokula başladığımda en sevdiğim derslerden biriydi müzik. Daha sonraki yıllarda da teşbihte hata olmaz bir köpeğin, bir kokunun izini sürdüğü gibi müziğin sesini aramayı sürdürdüm. Sesimi çıkaracak cesaretim olmadığından -içe kapanık bir çocuk olduğumdan- hep bir koroya açtım kanatlarımı. Öyle çok uğraşmama da hiç gerek kalmazdı. Evrenin çekim yasası her zaman işler ve müzikle buluştururdu beni. Ortaokulda en çok dinlediğim sanatçı, Zeki Müren idi. Ailemin şaşıp kaldığını hatırlarım, çünkü bir saz topluluğunun içine doğmuştum. Bizde büyükler halk müziği, küçükler pop müzik dinlerdi, hala da öyledir. Yaşıma ağır gelen bu müziğin ağırlığından, yaşamaya vaktimin olmayacağından mı endişelendiler kimbilir. Doğrudur, kişiliğimi annem, babam, öğretmenlerim, arkadaşlarım kadar müzik de etkiledi. Vaktinden önce olgunlaştırdı müzik, suçlayacak değilim onu. Ruhum müsaitmiş bu konuğa, konuk da yerini sevdi. Huzur verdiğinden belli. Özlediğinde sık sık buluştu bu yolu hiç bırakmadı ruhum. Hep bir koro oldu yaşamımda şarkı söylemeyi sevdim koroyla. Koro birliğin kurulduğu bir bütünlük, bütünün tek seste toplanmasıyla evren gibiydi; öncesinde sezdiğimi sonrasında anladım. Mikrofon sevdalısı olmadım hiçbir zaman. Koroyu oluşturan insanlar bende saygı uyandırdığı kadar zamanla şaşırttı da. İniş çıkışları ile bütüne zarar veren mikrofonun arkasından koşan kibri gördüm, kıskançlığı da, kaprisi tanıdım üstelik müziğin evinde. Geri çekildim izledim çünkü bu duygular sele dönüştüğünde alıp götürüyordu güzel olan her şeyi kara sularına. Bıraktığım oldu böyle bir kaç koroyu. Sanatçı kaprisi denilen ve sanatçıyla kaprisi bir arada düşünmeye tahammül edemeyen zihnim bunca kaprisi çekemedi, terki diyar etti. Terk ettim ama müzik öyle bir sevda ki terk etmedi beni. Çünkü gerçek sanatın ve sanatçının değerini biliyordum. Nereden mi? Üniversite yıllarımda burs aldığım bir vakıfın üyesi olan ve maddi imkanları yetersiz, başarılı öğrencileri, müzikle buluşturan gerçek bir sanatçıyla tanıştım. Müziğin evrensel sularına, beni atan da o oldu. Minnettarım. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının Şefi, Gürer Aykal’dan bahsediyorum. Ondan önce Pazar konserleri ile ancak televizyondan dinleyebildiğim şef, Hikmet Şimşek tanıştırdı klasik müzikle beni. Ruhu şad olsun, o sözsüz müziğin alıp götüren içine çeken derinliğini çok sevdim. Ama bu kadarını yani canlısını rüyamda görsem inanmazdım. Her Pazar Ankara’yı bilenler bilir, Ulus’daki Gençlik Parkı&#8217;nın arkasında, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası vardır. İşte o orkestranın değerli şeflerinden biridir Gürer Aykal. Dünyanın tanıdığı  bir şeftir kendisi benim tanıtmam abesle iştigal.</p>
<p>Benimki bir minnetarlık ifadesi. Gerçek bir sanatçıdır Gürer Aykal, çünkü  müzik tutkusunun ve çabasının içinde egosunu damıtmıştır. Klasik müzikle  temasım her Pazar, o büyük kapıdan girip, arka sıralara doğru ilerleyerek, bulduğum kuytu bir köşeye ilişip gözlerimi kapatarak başlardı. Sonrasında sözsüz bu müziğin ruhumdaki yankısını dinleyerek kendimden geçerdim. Dünyayla bir hissederdim bu geçişlerde. Kendisini dünyalar kadar sevdiğimi anlatabilseydim keşke Gürer Aykal’a. Ondandır şeflere hayranlığım. Tabii bir iki hayal kırıklığı yaşadığımı da itiraf edeyim, alkış delisi, çıkar beklentisi içinde olan sanatı sadece icraa eden ama sanatçı olmayanlardan elimi eteğimi çekmeyi öğrendim. Ama işlerine yakışanı yapanlar güzel duyguları yaşatanlardır diye düşünüyorum. Güzelliklerle buluşturan insan yabancımız olamaz. Bu müziğin sonsuz çeşitliliğini, ruhuma çektiğim beni hem sanatla hem de her türlü gösteriden, gösterişten uzak, yaşamın içinde eriyen, dağılan bu buluşmalara davet eden sanatçının yaşantısından, yaşattıklarından öğrendiklerim karşısında kelimeler kifayetsiz kalır.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Şimdi ki teknolojik imkanlarla, her eline mikrofonu alanın kendi kalabalığına, muhteşem sesiyle(!) şarkılar söylediğini de duydu bu kulaklar! Amma velakin cümbür cemaatin pek hoşuna gitse de sesin çıplaklığında kendini ele veren o duruluk, saflık ve eserle bütünleşen duygu geçişleri, anlam buluşlarıdır sanatı sanat yapan kanaatimce. Hatta sözsüz bir müziğin sesindedir asıl sözler. Yüksek fikirlerle, duygularla, değerlerle buluşturan anlardır müzikte aradığımız. Orada ruh bir nefes alır, taze, ılık bir bahar rüzgarı girmiş gibi hissedersiniz candan içeri. Orda can, canan, tüm evren birliktedir ve işte müziğin güzelliği tam da buradan gelir. Müzik, gösteriye ihtiyaç duymayan görünmeyenle temas eden, küçükken saran, büyüdükçe içimizdeki fay hatlarını harekete geçiren açığa çıkardığı depremin şiddetini belirleyenin bir söz demeti ya da bir melodi kisvesinde duygulara bürünerek gelen sarsıcı büyülü bir gerçeklik oluşuyla,  ruha dokunuşu ve açığa çıkardığı içrek, derin izlerde, çeşitliliği, sonsuzluğu, özgürlüğü tanımamızı, görmemizi, yaşamamızı sağlayan yanıyla muhteşem bir alandır.</p>
<p><strong>Müzik, cevheri, tohumları her canlı da olan kadim bir bilgeliktir.</strong></p>
<p>Kalbimizin atışından, nefes alışımıza, bedenimizin deviniminden, rüzgarın eşlik ettiği, bir ağacın yapraklarının salınışına, kuşların cıvıltılarına&#8230; Tüm evrene yayılan bir çocuğun masum gülüşünde, bir yetişkinin iç çekişinde yankılanan, umudun, korkunun, öfkenin, sevincin&#8230; Dışa vurumudur müzik. Bizi düşüncelere salan bir göz, devamında bir çift söz ve nihayetinde dile gelen bir sestir müzik. Hayatımızı sorguladığımız bir yolculuktur aynı zamanda. Kendimize bile itiraf etmekten korktuğumuz ama hisseden hatta bilen tarafımız, tüm yaşanmışlıklarımızın dökümü, muhasebesi sonucu, ahları vahları, tuhlarının&#8230; yansımasıdır müzik. Ucundan bucağından yakalamak istediğimiz  hızla geçen yıllara bir sanatçının, ruhuyla, eliyle ayna tutmasıdır müzik. Bizi kuşatan bu evrende yalnız olmadığımızı, bizim gibi düşünenleri, bizim gibi hissedenleri duyduğumuz yankıdır müzik. Mevlana’nın dediği gibi okyanusun içindeki bir damla, damlanın içindeki bir okyanus misali evrene yayılan ama yağmacı olmayan estetize edilmiş bir bütünlüktür müzik.</p>
<p>Müziğin sözleriyle, ritmiyle duygularımızın, düşüncelerimizin inip çıktığı bu dalga boyu, aralık, frekans, oluş yaşamın kendisi hatta daha ötesi değil mi?  Cehennemin karanlığına, boşluğuna; cennetin aydınlığına, bereketine sahne olan eşlik edendir müzik.</p>
<p>3-5 dakikalık bir eserin bestesine, güftesine nasıl sığdırıyor bunca duyguyu sanat ve sanatçı bilinmez. Duygular kontrolden çıkıp yakıp yıkabilir veya üretkenliğe de yol açabilir doğması için bir eserin.</p>
<p><strong>Yaşadığımız, yaşamadığımız, gördüğümüz, gömdüğümüz nice anının hazzının ve acısının ifadesidir müzik.</strong></p>
<p>Müzik ruhun gıdasıdır diyerek tek cümleyle özetlediğimiz ve bunda hemfikir olduğumuz birleştirici, besleyici, iyileştirici bir güçtür müzik. Eskiden beri müzik aynı zamanda bir tedavi yol ve yöntemidir. Kötü enerjinin, hastalığa iyi gelen bir makamın eşitliğinde; akıtıldığı, insanın sesini, doğanın sesiyle buluşturan güçlü bir bağdır müzik.</p>
<p>Pandemide içimize çekildik müziğin canlı icraasından mahrum kaldık. Burdan ekmek yiyenlere yandık. Tesellisi doğaya dönmekti döndük. Kaynak buradaydı gördük. Kulağımızı kendi içimize de vererek bir sindirim sürecinden geçen kavrayışımızın anlayışa dönmesi için bu mola iyi geldi bir bakıma. Eski günlerimize döndüğümüzde sanatı, bu moladan edindiğimiz tüm değerlerle özlemle kucaklayacağız. En büyük sanatın doğa, en büyük sanatçının yaradan olduğunun bilinciyle alçakgönüllülükle ve nezaketle karşılayalım birbirimizi olmaz mı? O zamana kadar ruhunuzu gıdasız bırakmayın lütfen.</p>
<p><strong>21 Haziran en uzun gün, dünya müzik günü ve naçizane benim doğum günüm ve pek çok canın. </strong></p>
<p><strong>Hepsi kutlu olsun.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/en-uzun-gunun-bitmeyecek-muzigi/">En uzun günün bitmeyecek müziği</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/en-uzun-gunun-bitmeyecek-muzigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav acılarından doğan bir yazı</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/sinav-acilarindan-dogan-bir-yazi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/sinav-acilarindan-dogan-bir-yazi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2021 12:49:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=173096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşıyoruz&#8230; Yiyor, içiyor, uyuyor, hareket ediyoruz diğer tüm canlılar gibi. Zihnimiz sürekli çalışıyor, çünkü düşünüyoruz, bir gün bizi bulacak güzel günleri. Bekliyoruz korkuyla ve umutla&#8230; Pekiyi ruhumuzu beslediğimiz anlar, asıl onlar değil mi varlığımızın bir çiçek misali açılmasını sağlayan, besinini doğrudan, iyiden, güzelden alan ve etkilerini doğanın güzelliğinde bulan, sağlam, dengeli, huzurlu bir yaşam değil [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sinav-acilarindan-dogan-bir-yazi/">Sınav acılarından doğan bir yazı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Yaşıyoruz&#8230; Yiyor, içiyor, uyuyor, hareket ediyoruz diğer tüm canlılar gibi. Zihnimiz sürekli çalışıyor, çünkü düşünüyoruz, bir gün bizi bulacak güzel günleri. Bekliyoruz korkuyla ve umutla&#8230;</strong></em></p>
<p>Pekiyi ruhumuzu beslediğimiz anlar, asıl onlar değil mi varlığımızın bir çiçek misali açılmasını sağlayan, besinini doğrudan, iyiden, güzelden alan ve etkilerini doğanın güzelliğinde bulan, sağlam, dengeli, huzurlu bir yaşam değil mi tüm arayışımız? <strong>Zor olmamalı diye düşünüyor insan, öyleyse neden bu kadar uzağındayız yaşamın?</strong></p>
<p>Sürekli bir varoluş ve onun getirdiği sorumluluk, onun da gerektirdiği mücadele bitmek tükenmek bilmez biz gözümüzde büyütürüz, oysa tüm canlılara özgüdür bu.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bu hafta sonu çocuklarımız, tanıdığımız, tanımadığımız pek çok öğrenci girdi liseye giriş sınavına. Bu sınava yıllarca önce ben de hazırlanmıştım, stresini getirdi hatrıma. Yaşam üzerine düşünmeye  daldım bir kez daha bu sınavla.</p>
<p>İnsanı kağıt üzerinde yapılan bir sınav ile sınamak tüm yönleriyle ele almaktan ne kadar uzak. Ellerini kollarını bağlayan hoplayamadığı, zıplayamadığı, sıçrayamadığı&#8230; genişleyemediği bu evrende kullanılmamış, işe, oluşa dökülememiş mevcut potansiyeli ile kalakalması insanın ne acıdır. Oysa ki çocukların cıvıltısının doğanın cıvıltısı ile birleştiği, bütünleştiği doğal yaşam dururken yanı başımızda, sürekli test çözerek, tost yiyerek, hobi niyetine ekran meşguliyeti ile mekanikleşmiş yüz ifadelerinde kendini bulan suni bir yaşamı neden sürdürmek zorunda kalır insan? Özün ihmal edildiği  kriz durumları, kişinin, ailesinin ve toplumun cinnet geçirmesinin sebebi değildir de nedir?</p>
<p>Her bireyin biricik, tek ve özel olduğu, olayları algılayışı, yorumlayışı, yaşam karşısında duruşu ile bütünün hem parçası hem de ona katkı sunan farklıları olduğu gerçeğini kabul ettiğimizde ve bu gerçeklikle yaşamlar inşaa ettiğimizde sağlamlığını kendi malzemesinden,  temelinden, işçiliğinden alan bu yapının ne içerden, ne dışardan öyle kolay kolay yıkılmayacağı bellidir. Oysa biz malzemeden çalıyoruz yaşamlardan çaldığımızı bilmeksizin. Hatta varolan malzemeyi kullanmıyoruz onun yerine yapay, dışarda üretilen bir malzemeyi, tıpkı vücuda uymayan bir organ gibi birinde, bütünün iyiliğini düşünmeksizin kullanıyoruz. Bireyden karakter sağlamlığı ve toplumdan sağlıklı bir bütünlük bekliyoruz.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Uzun süredir kafamı meşgul eden bir konu; insanı tanımaya yönelik nasıl bir çabamız var? Ailede başlayan, okulda ve toplumda devam eden ömür denilen yaşantıyı  sorguluyor muyuz?</strong> Yapının temellerine bir göz atalım dilerseniz. Ailede filizlenen ve boy atan çocuğun, eğitimine katkımız; kendini ifade edişi, sesiyle sessizliği ile hareketiyle hareketsizliğiyle farklı olduğunu her haliyle yansıtan duruşu, kavrayışı, anlayışı karşısında; duruşumuz, kavrayışımız, anlayışımız ne kadar onun farklılığına saygı duyan, özüne inen, saflığına inanan ortak değerler üzerinde merkezde buluşmayı sağlayan bir çabanın ürünü? <strong>Rehberlik ailede başlar. Okuyan, dinleyen, söyleyen, anlayan, gelişen, gelişmeye imkan veren bir ailede.</strong> Bireyin benine hitap etmeyen kendi seniyle hükümranlık kuran, susturan, bastıran, durduran, çerçeveleyen, üstelik bunları onun iyiliği için yaptığını iddia eden pek çok ailenin toplamı değil mi toplum?</p>
<p><strong>Okulda durum nasıl, dilerseniz ona da bir gözatalım! </strong></p>
<p>Yabancıyla tanıştığı, toplumla buluştuğu evinin dışındaki kapalı bu ilk mekan da neler yapar –yapmalı!- çocuk? Önce kurallarını öğrenir, bu kuralların gölgesinde kendisi olmaktan korkar, başkaları ne yapıyorsa izler, gözler onu yapar, uyum sağlar, sağlamaz -nedenini niçinini bilmediğinden, merak edip kafa da yormaz- kabul görmeyeceğinden korkar, evde gördüklerinden midir nedir? Öğretmen de fazla kurcalamaz. Zira öğrenci de, yapacak iş de çoktur, buna mukabil vakit yoktur. Böylece nice yaşam siner kalabalığın içine keşfedilemeden. Kendisinden beklenen yazmasıdır yazar, okumasıdır okur, ailesinin problemleri, kendi problemleri, suyun altında buzdağıdır bilir ağırlığını taşıdığından; ama olsun kendini tutar verilen problemleri çözer. Kimsenin yüzünü kara çıkarmayacaktır. Kendisi dışında herkes için çalışır. Başardığı ölçüde zekidir, kabul görür; başaramadığı ölçüde yetersiz, çaresiz ve değersizdir, dışlanır.</p>
<p>Kendini bulduğu rahatladığı dersler vardır ama onlara da ailesi; <strong>önemsiz</strong> der, <strong>bırak bu boş işleri</strong> der, <strong>matematik ağırlıklı çalış</strong> der. <strong>O sınavda çıkmayacak</strong> der der der der&#8230; Önemsiz dersler, eğlenmek hoşça vakit geçirmek içindir öyle öğretilmiştir. Büyükler en iyisini, en doğrusunu bilir&#8230; Önemli dersler sınava hazırlar bu bakımdan ve pek çok bakımdan önemlidir onları ciddiye alman gerekir. Mesleğine ulaştıracak olan onlardır gerisine teferruat gözüyle bakılır. Oysa o teferruat muamelesi gören dersler var ya işte tam da onlar bireyin bedensel, duygusal, sosyal, içsel dünyasını zenginleştirir açığa çıkarır. (Müzik, resim, spor&#8230;) Bu dersler ihmal edildiğinde, bireyin kişisel bütünlüğü ıskalanır. Değerler eğitimi diye bir oluşuma girilmiş midir? Evet girilmiştir, ama bu ders yaşamın içinde bizzatihi başkalarından görerek ve kendi yaşantısından öğrenerek gelişir ancak. Temeli ailedir. Buradan aldığıdır zihnini özgür kılan ve yapabileceklerine açan zihnini. Oysa ezber bozmamak lazım&#8230;</p>
<p><strong>Sınav bu, boru mu şakaya gelmez!</strong></p>
<p>Çalışmadığın her dakika boşa harcanmıştır&#8230; Dizini kırar çalışırsın sabah akşam, yaşamdan keyif almadan. Kim olduğunu da, gelecek de kim olacağını da gireceğin sınavlar belirleyecek gerisi lafı güzaf&#8230; Çok önemlidir, zira aklının sınırlarını belirler bu sınavlar, pek çok büyüğün buna inanmıştır. Sonuca bakılır, işte aklın bu kadar yetiyordur, bu kadara eriyordur, bu kadar ediyordur toplamın, toplumda karşılığın. Liseye gidersin puanın yettiği kadar, puansız bir liseye kaldıysa işin, ailenin ihtiyaçları ve toplumun gerçeklerini düşünmek icab eder, aç kalmamak en büyük önceliğin, sonra elalemin çocuğunun seçimleri diğer bir önemli kriterin.</p>
<p><strong>Kendi gerçeğin mi? </strong></p>
<p>Onu düşünme o önemli değil&#8230; Liseye kapağı atmışsındır bir şekilde. Ne kendini tanımışsındır, ne de seni tanıyan çıkmıştır bu uzun süreçte.</p>
<p>Geçersin bu etabı da aynı şekilde ne içini yansıttığın, ne içine aldığın  onca bilginin içerisinde. Ve nihayet o büyük sınav gelir kapıya dayanır. Kazandığında (artık nereye tutuyorsa puanın) seni mesleğine taşıyan o büyük sınav yaşamının ötesinde&#8230; Şimdiye kadar tüm öğrendiklerin bunun içindir. <strong>Bu sınav bir istediğin gibi geçsin, işte o zaman rahatlayacaksın değil mi?</strong> Yine kendin dışındaki tüm kriterleri dikkate alarak seçimlerini(!) yapar, son kararını(!) verirsin. Bu sınavı da geçtin diyelim, sınav bitti mi? Tabii ki hayır, sınav daha yeni başlıyor. Bakalım okuduğun mesleği icra edecek şanslı azınlıktan birisi misin? Ölçmek lazım yine  -boyunun ölçüsünü görmen lazım-  sınavın bitiminde.<strong> Bu sınav en önemli sınav, ne sandın, eğitim fakültesini bitiren her kişi öğretmen, tıp fakültesini bitiren her kişi doktor olacak diye bir şart mı var? </strong>Dur bakalım  menüde bir sınav daha var. Bu etap en belirleyici artık bunun ekmeğini yiyeceksin tutturursan. Böyle böyle etaplara bölünmüş ömründe her etaptan sonra nefes alacağını düşünsen de çıtanın yükseldiğini, boyunu aştığını, tek başına atlamadığını diğerlerinin daha uzun olduğunu   -imkanca, destekle, ilgisiyle, bilgisiyle, zekasıyla &#8230;- aslında atlamaktansa yüzmeye daha uygun olduğunu bilsen de mızıkcılık yapmayacaksın, zamana bırakacaksın, zamanla tanırsın, zamanla seversin işini de eşini de bunu aklından çıkarmayasın sakın!</p>
<p>Seni, içine nihayet girebildiğin mesleğe taşıyan, o büyük sınavı da verdin. (Duraklarda çeşitli nedenlerle inenleri dışarda tutalım. -bu arada bu pastanın en büyük dilimi-) İşe başladın bin bir hevesle diyelim. Artık kazanıyorsun, elin para tutuyor ama yataktan sevinçle kalkmıyorsun uzun süredir, işe gitmek için. Biraz elin para gördüğünde nihai amaç diye dayandığının araç olduğunu anladığında yani kendine geldiğinde, zaman içine bakma zamanıdır buyur. Hiç mi hiç geç kalmadın! İşini isteyerek ve severek yapmadığını, potansiyelini ortaya koymanı sağlamadığını vs. vs pek çok önemsiz(!) meselenin ağırlığıyla yüklü bu mevzuyu geçelim. Öyle icab eder. <strong>İş buluyor da bunuyorsun, elalem açken seninki de düpedüz şımarıklık, salla başını al maaşını, ülkeyi sen mi kurtaracaksın?</strong> gibi pek çok  yaklaşımın rehberliği ile baştan bu yana değer ölçüsü, güç, onun ölçüsü paraya ulaşmana aracılık eden tüm bu kalabalığın bir bildiği vardır elbet. Onlara hep inandın kendine inanmadığın kadar.</p>
<p>Kişinin varlık gösteremediği bir alanda debelenmesi, hatta o alandan öğrendikleriyle yolunun çizilmesi, sürekli devreden bir yaşam,  liseden üniversiteye, üniversiteden mesleğe doğru giden yolda, izlediği mecburi istikamet levhasının sonucu kendine bol gelen ya da üstüne oturmayan bir meslekte cezaevindeki bir mahkumun dışarı çıkışını saydığı gibi yaşamın kerteriz defterine derin çizikler attığı bir türlü aklından çıkmayan emeklilik zamanını sabırsızlıkla bekleme zamanıdır. Her zamanki gibi, içini kapatır dışına kulak verir emeklilik günlerini sayarsın. Hobilerinle yaşayacak, mutlu olacak, huzuru bulacak o güzel günlerin hayaline dalarsın.</p>
<p><strong>Ama hele bir dur evin borcu bitsin, oğlan askerden dönsün, yuvasını bilsin&#8230;</strong></p>
<p>Liste uzayıp gider yaşam avucun içinden kayıp gider zihnindeki o yorucu, yıpratıcı liste bitmez. Beklentiler bittiyse, sağlık da müsaade ettiyse içeriye nefes aldıran bir kaç yıl bahşettiyse yaradan, kısmetse  yaşarsın, ne bu acelen!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Yıllar sonra kendine döner, yaşamadığın onca zamana söver, kepengi kapatırsın bin bir öfkeyle ya da hüzünlenirsin bir şarkının sözleriyle;</p>
<p><strong><em>Kayboldum kaybolan yıllar içinde</em></strong></p>
<p><strong><em>Gönlümce bir zaman yaşayamadım</em></strong></p>
<p><strong><em>Ağladım mı güldüm mü</em></strong></p>
<p><strong><em>Yaşadım mı  öldüm mü</em></strong></p>
<p><strong><em>Bir kısa gün gibi bir ömür geçti de</em></strong></p>
<p><strong><em>ANLAYAMADIM.</em></strong></p>
<p><strong><em>Her arzum emelim içimde kaldı</em></strong></p>
<p><strong><em>Her çağda gönlümü bin hüzün sardı</em></strong></p>
<p><em>*Duygularımıza tercüman olan Metin Eryürek’i saygıyla anıyoruz.</em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bir şarkının sözlerini bir kişi yazar, oysa hisseden milyonlarca insandır. Acep neden! Yaşamın elinden kayışı, yaşanmamışlıkları ile hesabı kapatmaya içinin elvermediği, yediklerinin içtiklerinin sorumluluğunu başkasına attığın -ki kısmen doğrudur- ama sana pahalıya mal olan, yaşamın içinde olamadığın, seyirci kaldığın en iyi ihtimalle kendi yaşamının  figüranı olduğun, onu da  beğendiremediğin için beğenmediğin, ana fikri anlamakta geciktiğin  bir yaşam&#8230;</p>
<p><strong>Sorarım  size; yaşamınızın kaçta kaçı sizin? Hammaddene bakılmış mıdır?</strong> Eşya yaparken bakılıyor ya hani; bundan iyi bir masa olur, bundan ise  çanta&#8230; diyerek. <strong>Nasıl işlendiğinde iyi bir ürün çıkar senden, üstünde kafa yorulmuş mu?</strong> <strong>Kaynağını yapından alan, var mı bunun üstünde düşünen, gözleyen, inceleyen, tanıyan bir sistem?</strong> Ne gerek var ürünün ölçüleri de mevcut elimizde düzen de kurulmuş çok öncesi de. Sonucu paraya, statüye bunların getirdiği güce bakan standartlara kavuşmuşken sistem bozulur mu, yazık olmaz mı pekiyi! Bu çark dönmeli, sistem tkır tıkır işlemeli kimsenin sesi çıkmamalı, çıkıntılık, sivrilik etmemeli, şükretmeli bunu bulamayanlarda var deyip keyfini sefasını sürmeli böyle bir yaşamın, ama öyle değil mi!</p>
<p><strong>Sonuç mu? </strong></p>
<p><strong>Kendine yabancı, topluma yabancı, yapacakları olan amma velakin kursağında  kalan, yaşanmamış bir ömür sizlere, ömür ruhuna el fatiha&#8230;</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/sinav-acilarindan-dogan-bir-yazi/">Sınav acılarından doğan bir yazı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/sinav-acilarindan-dogan-bir-yazi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk’ın AŞKIN Hali&#8230;</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/askin-askin-hali/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/askin-askin-hali/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 May 2021 10:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=171895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ah! Bu modern zamanlar ne çok şeyi çaldınız ömrümüzden. Hız çağında hazlarına yenik düşen kalpler, inancınızın temelleri, en az yaptığınız binalar kadar zayıf değil mi? Onlar da gönlün depremine dayanamadı işte yıkıldı. Schopenhauer der ki, &#8221;Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır.&#8221; Stendhal, &#8221;en verimli [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/askin-askin-hali/">Aşk’ın AŞKIN Hali&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ah! Bu modern zamanlar ne çok şeyi çaldınız ömrümüzden. Hız çağında hazlarına yenik düşen kalpler, inancınızın temelleri, en az yaptığınız binalar kadar zayıf değil mi? Onlar da gönlün depremine dayanamadı işte yıkıldı. Schopenhauer der ki, <strong>&#8221;Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır.&#8221;</strong></p>
<p>Stendhal, <strong>&#8221;en verimli aşk yavaş ilerleyen aşktır&#8221;</strong> der.</p>
<p><strong>Aklın yolu birdir lakin aşkın da.</strong></p>
<p><strong>Gel geç eğlencenin mahsulü değildir aşk, başkalarının önünde sergilediğiniz bir oyun değildir.</strong></p>
<p><strong>Onay için süsleneni değil, tüm çıplaklığıyla, şefkatten emin,</strong></p>
<p><strong>huzura geleni sever.</strong></p>
<p><strong>Özel biri için özel bir şekilde varolabilmektir.</strong></p>
<p><strong>Değerli olanın bir parçası olarak onunla bütünleşmektir.</strong></p>
<p>Aşk bu kadar ağızlara sakız, entrikalara alet, bedene sahne, ben ben diye kendini yırtan  çığırtkana nesne olmuşken güzel uğruna  güzelliği yakan, geçici arzuların peşinde tutsak, gururlu,şımarık, tüm makamlara talip, doymak bilmeyen insanlar türeyecektir elbet.</p>
<p>Aşkın öyle mi!  Bilmez misiniz ki ruhuyla gören kalbin zarif tavırları, tutkuyla görenin gözlerinde ki kabalığın karşısında ölçüye sığmayacak denli güçlüdür. Bilgece beslenmezse can çekişir ışığa çıkmayı bekleyen can, vücut enkazının altında nefes alamaz nefsin işgaliyle.</p>
<p>Güzeli gören göz, güzelliği gören ruhla kenetlenmediği sürece duyunun ötesinde ki öze nasıl ulaşır? sorarım size. Kalp yorulmaz mı görünüşler alemi ile içi kirlendiğinde! Aşkta ki dışsal,biçimsel arayış görünenin ötesinde ki manayı gölgeler.</p>
<p>Tutkunun getirdiği bu aşırılık halini, Feridüddin Attar şöyle söze döker, <strong>&#8221;Şehvetine tapan, aşk ile nasıl yar olabilir.&#8221;  </strong></p>
<p>Eski şairler, sevgilinin hasretinden şikayet etmeyi aşk edebine aykırı sayarlar, çünkü hasret kalbi aşk ile yoğurur ve aşkın kılar.</p>
<p>Ben sen nedir bilmeyen, sevdiğinde eriyen, her yerde her şey de onun ışığı ile güzelliği gören, memnuniyet hali, hiçlik makamına talip, durumuna razı bir iç zenginliktir aşk’ın aşkın hali.</p>
<p>Yok olurken kurtulandır.</p>
<p>Sevgilinin hakikatine erişendir.</p>
<p>Yorgunluk ne tatlıdır onda. Acı, tatlıyla; tatlı acı ile yoğrulmuştur hamurunda. Bundandır ki yakmaz, yıkmaz bilakis besler,büyütür.</p>
<p>Aşk güç peşinde koşar doludizgin; aşkın, gücün bilgeliğe teslimiyetidir,tüm alçakgönüllülükle.</p>
<p>Aşkı, onduran, olduran, aşkın yapan onun el değmemiş saflığıdır.</p>
<p><strong>Aşk’ın aşkın hali, yavaş ve sancılı bir süreçtir. Her kişinin değil er kişinin marifetidir, çünkü nefs olanca hücumuyla saldırıya geçtiğinde yıkıp viran eder gönül bağını.</strong></p>
<p>Ateş ruha sıçrayacak ki bin bir sabırla bağda olgunlaşan koruklar tatlı bir şaraba dönsün.</p>
<p>Tüm hayvani iç güdüleri ile geçemedi mi beden bariyerinden aşk, kızgınlık, öfke, saldırganlık&#8230; sevgilinin benlik duvarını örseler. Bu bir şey olma hali, o olmanın önünde ki en büyük engeldir. Işığı söndürür karanlığa boğar.  <em>Anlasana</em> <em>beni</em>! nidası bir anlam zenginliğine feda edilir bencilliğin koynunda.</p>
<p>Karanlıktan aydınlığa çıkmaktır aşkın hali. Kötü olana kayıtsızdır, iyiye duyulan sevgiyle, varlığı tüm varoluşu ile kucaklayan hiç bir beklenti içermeyen bütünleyen bir ruhun ürünüdür.</p>
<p>Yaşatmak için besleyen aşkın yanında sahip olmak için kopartan aşk nedir ki! Kün’ün yanında biraz kül.</p>
<p>Aşk eğitmek ister tüm istekleri için&#8230; Kontrol eder,hükmeder, gaspeder,ötekiyle hesaplaşır, kendini konumlandırır,dünyanın merkezi benim der  dayatmacı narsist aşık, acı vererek hazla yaşadığı aşkta, yolunda gitmeyen her şeyin sorumlusunu öteki yapar.</p>
<p>Wagner, <strong>&#8221;Dünya bana gereksinimim olanı borçludur.</strong></p>
<p><strong>Bana güzellik, görkem, ışık gerek.&#8221;</strong> derken aşkı anlatır.</p>
<p>Ötekinin bireyliğini kabul etmez, saygıyı öldürür, aşkı öldürür, ötekinin öznelliğini öldürür.</p>
<p>Aşkın eğitime rıza gösterir, ihsandır verilen, değer bilir. Kendini bırakır, kendini tanır sevgilinin aynasında, sevgiliyi biçimlendirmez, kendisi onda dönüşür.</p>
<p>D.S. Guzman’ın tarifiyle bedenin isteklerinin tinin gerçekleri ile uyumlaştırılması ile kalp bir eksen, istikrar noktası bulur.</p>
<p>Aşk bağımlıdır, bunaltır, aşkın saf bir sevgiyle bağlıdır,yüceltir.</p>
<p>Aşk da gerçeklik algısı bozulmuştur, perde inmiştir göze.</p>
<p>Bir çıkmazda hep arayışta&#8230;</p>
<p>Aşkın, perdenin açılması ile gönülde hakikati görür, bulur, bağlanır.</p>
<p>Aşk gözüpektir, aşkın ağırbaşlı.</p>
<p>Aşk ötekini alçaltarak kendini yükseltmenin peşinde,</p>
<p>Aşkın sevdiğinin yüksekliğinin bilincinde.</p>
<p>Nice zorbalar, nice kurbanlar gördük aşk sahnesinde; günahsız bir acı, günahsız bir mutluluk ise ancak aşkın olanın özünde.</p>
<p>Aşk bir zorlama, sıkıntı, iç bulantısı, tutsaklık&#8230;</p>
<p>Aşkın bütün iyiliklerin kaynağı karşısında varlığımı hissettiğin içten bir mutluluk hali.</p>
<p>Aşık bu kadar duyarlıyken nasıl güvenir? Aşkın bu kadar güvenirken nasıl duyarsız olabilir!</p>
<p>Aşık sürekli okumalıdır ötekinin keyfini de keyifsizliğini de.</p>
<p>Balzac, <strong>&#8221;Şu değerim nedir? sorusuna takılıp kalmıyor muyum, öteki yüzünden yorulup bıkmadan hep bu sorunun yanıtını aramıyor muyum?&#8221;</strong> derken ötekinin kendisinin dışında olduğunu bilen aşkı;</p>
<p>Tao, <strong>&#8221;Gösteriş yapmaz ama parlayacaktır.</strong></p>
<p><strong>          Kesinlemez ama benimsetecektir.</strong></p>
<p><strong>          Yapıtı tamamlanmıştır,ona bağlanmaz,</strong></p>
<p><strong>          Bağlanmadığına göre de bu yapıt kalacaktır.</strong></p>
<p><strong>           Kendine mal etmeden üretendir.&#8221;</strong> diyerek aşkın en güzel halini dile getirir.</p>
<p>Yunus Emre, <strong>&#8221;Bir ben vardır bende, benden içeri&#8221; </strong>derken  benin içinde ki beni, kendi içiyle bütünleştiren aşkını tam bir birlik haliyle ne güzel ifade eder.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Aşk, aşkın olana götüren bir kıvılcım olmasaydı bunca şiir, roman, şarkı, film, resim&#8230; hangi kaynaktan beslenebilirdi ki! Aynı kaynaktan beslenen,bitmek, tükenmek nedir bilmeyen ilhamın kaynağıdır o.</p>
<p>Varoluşu mümkün kılan gerçek de,hayal de;  arayış da aldanış da; özgürlük de tutsaklık da;sevinç de keder de; korku da umut da; cehennem de cennet de&#8230; hepsi ve çok daha fazlası da aşk’ın derinlik ve duyarlılık kazanmış aşkın hali ile iyiye,doğruya,güzele ulaşır. Ne güzeldir buluşma.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Sheakspear’in Romeo’sunun, Julet’in de aşkın olana eren dizeleri ile bitirmek isterim yazımı;</p>
<p><strong><em>Ve iffetten bir zırh ile korunup silahlandığından,</em></strong></p>
<p><strong><em>Etkilenmiyor aşkın çocukça oklarından,</em></strong></p>
<p><strong><em>Yılmıyor sevgi sözcükleriyle kuşatılmaktan,</em></strong></p>
<p><strong><em>Saldırıyor gözlerin bakışlarından yok çekinmesi,</em></strong></p>
<p><strong><em>Ermişleri baştan çıkaran bir kucak altına yumuyor gözlerini.</em></strong></p>
<p><strong><em>Sonradan kör olan aşık unutmaz</em></strong></p>
<p><strong><em>Daha önce gördüğü değerli hazineyi.</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</em></strong></p>
<p><strong><em>Biri erdem, öteki gemsiz istem,</em></strong></p>
<p><strong><em>İçlerinden kötüsü egemen oldu mu bir kez</em></strong></p>
<p><strong><em>Kurt kemirip çürütür tez elden o bitkiyi.</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</em></strong></p>
<p><strong><em>Güçsüzse erkekler kadınlar düşer.</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Evreni kucaklayan, kendinize yaklaştıran aşk’ın kıvılcımının, AŞKINa dönüşmesi dileğiyle.</em></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/askin-askin-hali/">Aşk’ın AŞKIN Hali&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/askin-askin-hali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu: Doğa ve Doğamız</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/konu-doga-ve-dogamiz/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/konu-doga-ve-dogamiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2021 13:34:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=162795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Problemlerden uzaklaştığımız, çözümleri onda bulduğumuz, en güzel sığınağımızdır. Parçasıyken ve ona ait iken bizi özgür kılar. Zihnimize, ruhumuza, bedenimize iyi gelir. Hiçbir çaba göstermeksizin kendisine ekleniriz. Eşitlikcidir, adaletlidir, herkesi kucaklar. Tozuyla, otuyla, çamuruyla, dikeniyle&#8230; kusur görmeksizin kabul eder canlı, cansız demeden. Barındırdığı tüm varlıkların sonunu bilen kusursuzluğunu yüceltmeyen, ışık saçmasına, açmasına zaman ve zemin hazırlayandır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/konu-doga-ve-dogamiz/">Konu: Doğa ve Doğamız</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Problemlerden uzaklaştığımız, çözümleri onda bulduğumuz, en güzel sığınağımızdır.</p>
<p>Parçasıyken ve ona ait iken bizi özgür kılar.</p>
<p>Zihnimize, ruhumuza, bedenimize iyi gelir.</p>
<p>Hiçbir çaba göstermeksizin kendisine ekleniriz.</p>
<p>Eşitlikcidir, adaletlidir, herkesi kucaklar.</p>
<p>Tozuyla, otuyla, çamuruyla, dikeniyle&#8230; kusur görmeksizin kabul eder canlı, cansız demeden.</p>
<p>Barındırdığı tüm varlıkların sonunu bilen kusursuzluğunu yüceltmeyen, ışık saçmasına, açmasına zaman ve zemin hazırlayandır.</p>
<p>Masumiyete inanır ve özenle yaşatır.</p>
<p>Dikkatimizi yormaz. Sinirlerimizi yatıştırır.</p>
<p>Kalbimizi yumuşatır.</p>
<p>Sanata ilham verir. Müziğin bahçesidir.</p>
<p>Bilime yol gösterir. Bilgisini kullanarak tasarlarız araca, gerece, cihza, makineye&#8230; dönüştürürüz.</p>
<p>Doğumu da, ölümü de sükunetle karşılar. İkisine de yer vardır içinde.</p>
<p>Sürekli bir varoluşa hizmet eder.</p>
<p>Öylesine doğal, alkış beklemeyen öylesine alçakgönüllüdür ki cümle mahlukatı besler, büyütür, giydirir, barındırır, yaşatır da bu işten hiçbir kazancı yoktur; aksine tüm kötü eylemlerimize sessizce katlanır, vermekten vazgeçmez.</p>
<p>Her şeyi birarada tutar. Ayırmaz. Dışlamaz. Sarar sarmalar.</p>
<p>Afetlerle kükreyerek sadece bizi daha iyiye yöneltmek için uyarır. Ceza verir, çünkü geleceğimizi düşünür.</p>
<p>Seneca’nın deyişiyle kendi isteklerini kendisi karşılar.</p>
<p>Platon’un söylemiyle, okumasını bilen için en büyük kitaptır.</p>
<p><strong><em>Saygıdeğer, sevgideğer, BİLGE DOĞA;</em></strong></p>
<p><strong><em>Senden bahsediyorum şükranla.</em></strong></p>
<p>Kendimiz için maksimum fayda derdinde üstünde yaralar açtığımız için,</p>
<p>Temiz enerji kaynaklarını kullanmak varken, ürettiğimiz kirli enerjiyle yaşamı zehrettiğimiz için,</p>
<p>Evrendeki bağlantıları internet bağlantısı kadar önemsemediğimiz için,</p>
<p>Sen uyum içinde yaşarken akıllı olan bizler(!) hiçbir canlı türüne yaşam alanı sağlamamaya and içmiş bir şekilde hızla çoğaldığımız, genişlediğimiz istilacı, yağmacı tutumumuzla düzen içindeki evreni eylemlerimizle kaosa sürüklediğimiz için,</p>
<p>Üstünde parsel parsel özel yaşantılarımızı kurarken yaptığımız beton evler kadar uçsuz bucaksız derinliğine, genişliğine değer vermediğimiz için,</p>
<p>Her şeyi  kendimize özel kılıp senden bir parçayı çalıp sitelerimiz için yeterli gördüğümüz gerisini yok saydığımız için,</p>
<p>Alarmlarımıza güvenip ritmine uymadığımız dengelerini bozduğumuz için,</p>
<p>Gerçeklikten kopup sanal dünyada ki tarlaları ekip biçtiğimiz, hayvanları beslediğimiz neye hizmet ettiğimizi bilemediğimiz için,</p>
<p>Sanayimizle, deneylerimizle sanalı gerçek, gerçeği verimsiz kıldığımız için,</p>
<p>Hem senden ilham alarak icad yapıp hem de bu araçlarla havamızı basıp havanı kirlettiğimiz için,</p>
<p>Kendi doğumlarımızın binde biri kadar doğumuna,doğurduklarına saygı duymadığımız için,</p>
<p>Hal böyleyken faturayı sana ödetme yüzsüzlüğünü gösterdiğimiz için,</p>
<p><strong><em>Özürlü eylemlerimiz için özür dileriz.</em></strong></p>
<p>Yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz&#8230; sen de iken yakıp yıkarak kırıp dökerek benden sonrası tufan diyerek yine senin koynuna girmenin utancını duyabilseydik eğer ne istediğini sorardık  kimbilir. Sen de anladığımız dilde cevap verirdin: <strong>Güneşimle ısının, gölgemde dinlenin ama gölge etmeyin başka ihsan istemem.</strong></p>
<p>Yaşamı tanımayan,yaşam içinde varlık gösteremeyen,</p>
<p>dijital yaşama adanmış adaklar misali;</p>
<p>Yaşama becerilerinden uzak, ekrana yakınız. Manzaramız bile ekran görüntüsüyken  parçan olduğumuzu iddia edemeyiz başımız yerde utanç içindeyiz. Suçluyuz.</p>
<p>Senin  duyarlılığından yoksun stresli, hareketsiz yaşamlarımızla yaşarken ölmekteyiz. Akıllıyız!</p>
<p>Aklımızı yüksek fikirlerle beslemediğimiz sürece üstünmüşüz, hükmetmişiz ne hükmü var!</p>
<p><strong><em>SORGULAMA ZAMANI GELDİ DE GEÇMEK ÜZERE&#8230;</em></strong></p>
<p>Sorgulanmamış hayat yaşanmamıştır der filozoflar, o halde hali hazırda ki yaşamlarımızı bir zahmet sorgulayalım:</p>
<p>İnsan merkezli mi yaşıyoruz, yaşam merkezli mi?</p>
<p>Doğanın bir parçası olarak zayıflattığımız her şey, bütüne zarar verir. Cevabınız beklemez artık bir karar verin.</p>
<p>İç doğamızın kirliliği dış doğamıza yansır. Kirlettiğimiz doğa içimize işler bilmiyor muyuz?</p>
<p>Doğaya hükmettikçe nesnel bir insana dönüştüğümüzü görmüyor muyuz?</p>
<p>Neyin peşinde koşarsak ona dönüşeceğiz. Öyleyse yaradılışımıza uygun rolümüzü neden yerine getirmiyoruz?</p>
<p>&#8216;Pandeminin başlangıcında araçlar yattı, doğa bir nefes aldı&#8217; tesellisi içindeyken kim derdi ki insan acısını çıkaracak bu nefesin&#8230; Çıkardı da nitekim; araç sayısı katlanarak arttı.</p>
<p>Alışveriş merkezlerinden korkmadık toplu taşımadan korktuğumuz kadar. Kaygımız küçük ölçekli bizi kapsayacak kadar. Akıllanacağımızı sandık ama yine kendi derdimize yandık. Varımızı yoğumuzu sattık, aldıkça aldık bekleyemedik. Nerde bizde sendeki sabır.</p>
<p>Doğamızda var da bencilliğimizin hayli altında&#8230;</p>
<p>Madenlere ulaşmak için kazarız, kendimizi kazamayız.</p>
<p>Dışarıyı inşaa ederiz, kendimizi edemeyiz.</p>
<p>Eylemlerimizin çiçek açmasını, meyve vermesini bekleyemiyoruz. Kısa vadeli yatırımlar, kısa vadeli ilişkiler bizimkisi. Böylece doğayla ilişkimiz flört aşamasında kalıyor. Ciddiyetten uzak, eylemlerimizin sonuçlarını göremeyecek kadar bencil, baskı kurarak gücümüzü gösterecek kadar kibirli&#8230; Kaldığımız yerden devam ettik&#8230;</p>
<p>İçimize yabancı, dışımıza kayıtsız kendi zehrimizle zehirlendik bilemedik.</p>
<p>Makinelerin gölgesinde sende ki inceliğimizi kaybettik.</p>
<p>Senden kaçtık dolayısıyla kendimizden kaçtık. Sende bulduğumuz özgürlüğü yarattığımız kölelilikle değiştik.</p>
<p>Yaralar açtık sende mikrop kapan biz  olduk, her şeyi hesaplayan zihnimiz yaranın sahasında olduğunu hesaplayamadı.</p>
<p>Çuvaldızı doğaya batırdık şimdi iğneden korkuyoruz&#8230;</p>
<p><strong><em>Ne Yapmalı?</em></strong></p>
<p>Gücümüzü bilgeliğimizin altına aldığımızda tüm varlıklarla derin bir aşinalık kurarız. Bu farkındalığı kazanmak dikkat işi. Dikkat etsek çözümleri göreceğiz;</p>
<p>Doğa sürekli kendini yenilediğinden biz de onun bir parçası olarak yenilendiğimizde,</p>
<p>Parçası olmanın sorumluluğu ve bilinciyle,</p>
<p>Zihnimizi toprağımız bilip her türlü zararlı düşünceyi temizleyip zihin bahçemizi ekip, biçip, ürünlerini alıp tıpkı onun gibi paylaşabilirsek,</p>
<p>Bir bitkinin yol bulup yaşama merhaba diyen direnci ve canlılığı var içimizde, tohum iken çiçek, çiçek iken meyve olan,pek çok canlıya ev sahipliği yapan cömertliği de var bizde görebilirsek,</p>
<p>Bir hayvanın ihtiyaçları ve içgüdülerini yaşarken koşulsuz, acı vermeyen sevgisi, saflığı, sadakati ve cesareti de var içimizde yaşatabilirsek,</p>
<p>Doğanın bir parçası olarak çalışkanlığının içindeki sakinliği, dayanıklılığının üstündeki yumuşaklığı koruyabilirsek,</p>
<p>Uyuşuk, durgun zihnimizle, telaşlı, heyecanlı, hırslı zihnimiz arasında dengeyi kurabilirsek,</p>
<p>Zahmetsiz bir yaşam sağlıksız bir yaşamdır bilinciyle onun canlı organizmasına uygun yaşayabilirsek,</p>
<p>Senin muazzam gücünü zekamızın,yüreğimizin gücüyle birleştirebilirsek, bütüne hizmet edebilirsek,</p>
<p>Her şeyin aynı kökten geldiğine inandığımızda,</p>
<p>Evrenin doğasına, kendi doğamıza uygun yaşadığımızda,</p>
<p>Doğadaki akıldan bir parça taşıyoruz dolayısıyla doğaya uygun yaşam akla uygun yaşamdır der doğa filozofları rakibimiz olmadığını görebildiğimizde,</p>
<p>Doğanın duyarlılığına döndüğümüzde,</p>
<p>Yarattığımız gürültü ve kirliliği bize sunduğun güzellik ve hakikati örtecek şekilde yaymadığımız sürece akıllıyız. Sendeki aklın bir parçası oluruz. Yine de sana layık olamayız. Doğamıza uygun yaşarız. Doğaya uygun yaşarız.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/konu-doga-ve-dogamiz/">Konu: Doğa ve Doğamız</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/konu-doga-ve-dogamiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YOLA ÇIKMAK</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/yola-cikmak/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/yola-cikmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2021 15:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=160119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nerde başladığı, nasıl sonlanacağı belli olmayan ömür denilen bu hikaye, yollardan ibaret. Bu yollarda kurulur küçük dünyalar ve dünya döndükçe devam eder yolculuk. Giderek genişleyen, sonuna doğru daralan ve en nihayetinde yalnız başlanan bu yolculuğun yalnız noktalandığı; girişte aciz, gelişmede dünyaya hükmeder, sonuçta dünyayı olduğu gibi bırakır terk-i diyar eder insan. *** Yaşamımız bir yola [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/yola-cikmak/">YOLA ÇIKMAK</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nerde başladığı, nasıl sonlanacağı belli olmayan ömür denilen bu hikaye, yollardan ibaret.</p>
<p>Bu yollarda kurulur küçük dünyalar ve dünya döndükçe devam eder yolculuk. Giderek genişleyen, sonuna doğru daralan ve en nihayetinde yalnız başlanan bu yolculuğun yalnız noktalandığı;</p>
<p>girişte aciz, gelişmede dünyaya hükmeder, sonuçta dünyayı olduğu gibi bırakır terk-i diyar eder insan.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Yaşamımız bir yola girmekle başlar. O yoldaki mücadelemiz küçük evrenimizin yolunu açar.</p>
<p>Öyle bir evren ki her şey bize hizmet eder.</p>
<p>Nefes almamıza, beslenmemize dolayısıyla büyüyüp gelişmemize uygundur. Gün gelir kendi küçük evrenimize sığamaz oluruz, kabuğumuzu çatlatırız. Varlığımızı duyurmaya çalışırız.</p>
<p>Çatlatmadan önce tepki veririz defalarca; ben burdayım, hey duyuyor musun beni! Hissediyor musun varlığımı? (Bu içten içe ömür boyu sürer.) Takvim işler, vakti gelir, yol açılır, yeni bir yaşama doğarız. Önce göbek kordonu ile beslenen insan yavrusu, bu yolun kesilmesi ile yeni evrendeki ilk acısıyla tanışır.</p>
<p>Poposuna yediği ilk şaplak yeni bir yaşama doğduğunu çevresine müjdeler, herkes güler, o ağlar. Kolay değil kendisini koruyan fanus kırılmış, çıplak kalmıştır bedeniyle ruhu.</p>
<p>Bir süre yeni dünyasında eski dünyasını arar. Doğum travması&#8230;</p>
<p><strong>İnsan, yavru iken neyse tüm yaşamı boyunca da güvenmek, sevilmek, değer görmek,</strong></p>
<p><strong>önemsenmek, ait olmak, özgür olmak ister.</strong></p>
<p>Zamanla sığamaz olur doğduğu eve. Eşik giderek genişler, sokağa, okula, topluma&#8230; açılır. Bu açılan yollar anne karnındaki küçük dünyasına benzemediği gibi evdeki dünyaya da benzemez. Dışarı hiç bitmez, içi bunu bilir. Sesini duyurma çabası giderek büyür.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>YOL ALMAK    </strong></p>
<p>Zamanla ne yollar açıldı önümüze, ne yollar açtık kendimize. Yollar vardı düz, yollar vardı kıvrım kıvrım iz sürdüğümüz.</p>
<p>İnerken rüzgarı yüzümüzde hissettiğimiz de oldu, çıkarken dizlerimizin bağı da çözüldü.</p>
<p>Soluklandık. Kimi yolu terkettik, kimi yolu yarım bıraktık. Kimi yola yazık ettik. Kimi yolu katettik. Yolda işaretler vardı gördük bazen de büsbütün kördük. Kimi çıkmaz sokağa, kimi tadına doyamadığımız manzaralara çıktı.</p>
<p>Yolumuzu tıkayanlar da oldu, yol göstericiler de. Yollarımız kesişti kimileriyle, yolumuzdan etti, yola getirdi kimileri de. Yol boyunca kimleri taşımadık ki içimizde&#8230; Yol çatallandı bazen seçim yapmakta zorlandık. Bazen adrese vardık, bazen kaybolduk. Ama hep kendimizi aradık yol boyunca. Bunca tıkanmışlığı kendi gücümüzle açmalıydık, aşmalıydık. Kimse bize gül bahçesi vadetmedi! Yolumuzu kimse bizim yerimize yürümeyecekti.</p>
<p>Yolda bıraktıklarımız da oldu.</p>
<p>Eklediklerimiz de kendimize.</p>
<p>Sayelerinde usandık dünya hallerinden, uslandık derinden.</p>
<p>Dışımıza da baktık içimize de. Çoğu zaman karnımızı doyurmaktı amacımız. Para nerede? İş nerde? Gelecek nerede? diye diye başarı peşinde, mutluluğumuzun derdinde epeyce bir yol aldık. Kendimize vardık mı?</p>
<p>Keşkelerden, pişmanlıktan, umutsuzluktan, korkudan ördüğümüz duvarlardan yolumuzu göremedik. <strong>Livraga</strong>’nın dediği gibi, <strong>korkumuzu elimize alıp yürümekti cesaret.</strong> Kah gösterdik kah gösteremedik.</p>
<p>Yenik düştüğümüz de oldu.</p>
<p>Yüzleştiğimiz de.</p>
<p>Sesimiz de oldu, sessizliğimiz de.</p>
<p>Taleplerimiz bitmedi. Talepleri bitmedi.</p>
<p>İnsanlığa, yaklaştık, uzaklaştık, aldık, verdik.</p>
<p>Belki yolumuz uyuştu evlendik, birlikte yürüdük. Yola gelmedik, yoldan çıktık, bizim yolumuz değildi anladık ayrıldık.</p>
<p>Belki de tek başınalığımızın farkında yar da istemedik, yaren de kime ne! Çarkın içinde döndük durduk.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>YOLDA OLMAK&#8230;</strong></p>
<p>Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik.</p>
<p>Tamamlanmamışlık, tam anlamamışlık.</p>
<p>Ömrümüzün ustası da olduk çırağı da.</p>
<p>Değiştik, dönüştük. Önemli olan, özümüze sadık bir hayat sürdük mü?</p>
<p>İç yolumuzu yürüdük mü?</p>
<p>Bir iken bütün, bütün iken bir&#8230; Büyük resmi görebildik mi?; İnsanlığın, evrenin yolunu. Zekamızla, irademizle, aşkla yürüdük mü? Kısa ömründe uzun yol katedenler de oldu mücadele ederek; Aklımıza gelen aklımızdan çıkmayacak olan  ilk isim Atatürk, devrimleri ile yolumuzu açan aydınlatan, insanlığın hizmetine sunulmuş kısa ama yaşamını yaşamlarla birleştiren sonsuz bir ömür. Minnettarız.</p>
<p>Uzun ömründe bedenine yenik düşenler de oldu, zaaflarına hizmet ederek.</p>
<p>Evreni, dünyayı, ülkemizi, insanlığı, kendimizi tanımak, anlamak, iletişim kurmak ve nihayetinde kendi merkezimize yol almaktı mesele. <strong>Tüm yollarımız farkındalık, keşif, deneyim, derinlik, anlam sundu önümüze.</strong> Kendimiz ile dünya arasında uyum ancak dengeyi anlamakla mümkündü. Büyük bilge Eflatun’un dediği gibi insan, birden ve diğerinden oluşur.Yaşamın haritasını okuyup kendi haritamızda ilerlemekti ömür dediğin.</p>
<p>Dünyadan ayrılma vakti geldi.</p>
<p>Evet geldi hocam, ansızın&#8230;</p>
<p>16 Şubat 2021 tarihinde dünyadaki sonlu günlerini tamamlayıp sonsuz bir dünyaya yürüyen saygıdeğer, sevgideğer, <strong>Doğan Cüceloğlu</strong>’na ithaf etmek istiyorum yazımı.</p>
<p>Kendisi sınıf sahnesinde hocam olmadı. Yaşam sahnesinde hepimizin hocası oldu.</p>
<p>Ortaokuldaydım, yolumuz kesişti. Öğretmenliğimin yirmili yıllarına kadar da ışık oldu yoluma. Bitti mi yolumuz! Bitmez; çünkü bazı yollar sonsuza uzanır. Kitaplarınız, duraklarımız oldu nefeslendiğimiz.</p>
<p>Bilincimizi gözlemledik sayenizde. İçimizdeki çocuğa sığındık zor günümüzde.</p>
<p>İnsanın özü, varoluşu üzerine düşündük.</p>
<p>İnsanın her yaşının önemini ve yaşamda oynadığı rollerin değerini anladık kitaplarınızdaki iç sesinizden, programlardaki beden dilinizden. Can, sevgiyle olduğunda coşar dediniz, anladık. Kişisel bütünlüğün biz duygusuyla tamamlandığında doğamızla, doğayla uyum içinde olduğunu fark ettik ve birlikte yürüdük.</p>
<p>Doğum tek değildi sizce, kendimizi defalarca doğurtmalıydık yaşam yolunda.</p>
<p>Duygularımızla,düşüncelerimizle ve aşkın ruhumuzla muhteşem bir potansiyeldik,</p>
<p>fark ettik.</p>
<p>Siz bize ışık oldunuz, aşkın ruhunuz ışık olacaktır size.</p>
<p><strong>D.Steinberg Guzman</strong> der ki, <strong>&#8221;İnsan evriminin uzun yolunda bir yaşam nedir ki?</strong></p>
<p><strong>Hiçbir şey; sadece bir gün yükselen ve akşamın çöküşü ile gizlenen güneşin yolculuğu süresince geçen kısa bir zaman dilimi&#8230;</strong></p>
<p><strong>Pozitif eylemleri toplayarak tek yaşamı tamamlamamızı sağlayacak; uzun evrimleştirici yükselişin basamakları olan pek çok yaşamdır.&#8221; </strong></p>
<p>Hocam, <strong>Doğan Cüceloğlu</strong>, bu uzun evrimleştirici yükselişin basamaklarını çıkarak, çıkmamız için elimizden tutarak pozitif eylemleri ne güzel topladınız, yaşamınızı ne güzel tamamladınız. Ne güzel yükselttiniz insan bilincini ne güzel genişlettiniz insan yüreğini.</p>
<p>Ölünün arkasından, <strong>&#8216;nasıl bilirdiniz?&#8217;</strong> derler ya.</p>
<p>Beylik bir laftır; iyi biliriz demek. Biz diyoruz ki tüm içtenliğimizle biz sizi çok iyi biliriz ve iyilikleriniz bizimle yaşamaya devam edecektir, biliniz.</p>
<p>Tıpkı önderimiz Atatürk, hocamız, <strong>Doğan Cüceloğlu </strong>gibi kısa ama sonsuzluğa bağlanan yolumuzu onun içinde ve içimizde görebilirsek ne mutlu bize.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/yola-cikmak/">YOLA ÇIKMAK</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/yola-cikmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mecburiyet, Mahrumiyet Dengesi</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/mecburiyet-mahrumiyet-dengesi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/mecburiyet-mahrumiyet-dengesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2021 15:26:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=155895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Işıltılı cümleler de kuruldu yerin dibine de batırıldı. Neydi bir kuşak için onu bu kadar korkutucu, diğer kuşak için vazgeçilmez kılan? Bahsi geçecek konu teknoloji ve yarattığı araçlar. Bu konu onunla olmak ya da onsuz olamamak değil, uyumlanmak meselesi. Ayağımıza aldığımız ayakkabı için değerlendirme kriterimiz bellidir. Ayak yapımıza uygun olsun ki rahat edelim, onunla yol [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/mecburiyet-mahrumiyet-dengesi/">Mecburiyet, Mahrumiyet Dengesi</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Işıltılı cümleler de kuruldu yerin dibine de batırıldı. Neydi bir kuşak için onu bu kadar korkutucu, diğer kuşak için vazgeçilmez kılan? Bahsi geçecek konu teknoloji ve yarattığı araçlar. Bu konu onunla olmak ya da onsuz olamamak değil, <strong><em>uyumlanmak</em></strong> meselesi.</p>
<p>Ayağımıza aldığımız ayakkabı için değerlendirme kriterimiz bellidir. Ayak yapımıza uygun olsun ki rahat edelim, onunla yol almaktan mutluluk duyalım. İhtiyacımıza cevap versin, bizi tüm olumsuz dış etkenlerden korusun isteriz. Pekiyi ya teknolojik araçlara bakışımız nasıl? Kendileri ile ilişkimizi sağlıklı değerlendirebiliyor muyuz? Sevmek zorunda değiliz ama çağımız şartlarında üstünde düşünmeye mecburuz.</p>
<p>Teknolojik ürünleri amacına uygun kullanıyor muyuz? Çamaşır makinesi, mutfak robotu&#8230; Bu gibi teknolojik araçları kullanmakla ilgili bir sıkıntımız yok. Nihayetinde bir araçtır, bizim komutumuzla bize hizmet eder. Teknolojiyi toptancı bir zihniyetle telefona, bilgisayara, tablete&#8230; indirgedik. <strong><em>Teknoloji, üretime dayalı uygulamalı bir bilim dalıdır. </em></strong>Burada bir sorun görünmüyor. Sorun teknolojiye bakış açımızda. Sadece araçlar olarak görmek teknolojinin içini boşaltmak demek.</p>
<p>Bir bilim dalını yok saymak demek. <strong><em>Bilimin birikiminin üretimle birleşmesinden doğan araçların nasıl kullanılacağı kullanıcının tekelindedir.</em></strong> İyiye de kötüye de hizmet edebilir. Doğal kaynakları da katledebilir, doğaya hizmet de edebilir. Problem olarak ortaya çıkmamıştır ki kendisi problem karşısında ortaya çıkmıştır. İhtiyaç ve isteklerin tetiklediği kolay yaşama yollarını mümkün kılan insan düşüncesinin ürünlere dönüşmesidir teknoloji. Bizi şekillendiren değil, bizim şekillendirdiğimiz, amaç değil araç, zorluk değil kolaylık olsun diye tasarlanan teknoloji çıktıları mutlak bir güç değil; bizim seçimlerimizin, kararlarımızın aktığı bir kanal olarak değerlendirilmeye muhtaçtır. Dünyanın bilgisini taşıyan ancak doğruluğu, güvenliği tüm bilim dallarında olduğu gibi gerçeğin yolunda şüpheye, sorgulamaya, akıl yürütmeye, araştırmaya,</p>
<p>mercek altına alınmaya ihtiyaç duyulması gereken bir mecra dijital dünya. Çocuklarımız buradaki bilgiyi süzebilir mi? Çocuk oyuncağı mı ellerinde, yoksa oyuncak mı oldular tekellerinde&#8230; Burada anne babalara, öğretmenlere çok iş düşüyor. Çocukların sağlıklı beslenmesi için miktar ve kalite ayarını gözetiyoruz. Zihinsel dünyasını ve  oradaki oluşumların psikolojisine yansımasını ne derece önemsiyoruz?</p>
<p>Bir Alman atasözü der ki; <strong>Güven iyidir, kontrol  daha iyidir. Kontrolsüz güç de güç değildir. </strong>Sağlıksız yiyecekler zararlı katkılar içerdiği kadar teknolojik ürünler de tahrip edici, yıkıcı her türlü düşünce barındırabilir. Çözüm iyi bir <strong>teknoloji okur yazarı</strong> olmaktan geçiyor. <strong>Uyanık , bilinçli bir zihinsel yazılımımız varsa</strong> bunun diğer tüm teknolojik yazılımlara hükmetmesi mümkündür. Sunduğu tüm kolaylıklardan dolayı reddedeceğimiz bir olgu olmaktan çıktı dijital dünya. Yaşam biçimimizi değiştirmek zorunda olduğumuz bu salgın sürecinde mekanına konuk olduk. Pek çok alanda zamanımızın aktığı, pencerelerinden baktığımız, içeriğine odaklandığımız bir adresti. Eğitim alanında da can simidimiz oldu. Köprü oldu öğrencilerimizle bizi birbirimize bağlayan. Önce teslim olduk, sonra adapte olduk. Yıllardır çocuklarımızın elinde birer oyuncak olan araçlar nihayet amaca hizmet eder hale geldi. Böylece hepten geri kalmadık eğitimden öğretimden<strong>. Gerçeğimizi sanal yoldan, sanalı gerçekçi amaçlar için kullanmayı başardık.</strong></p>
<p>Korkularımıza yenik düşmedik, aklımızla bakmayı çabaladık. Yaşamımızdaki boşluğu sanal müzeleri gezerek, tiyatro gösterilerini, konserleri  kanallarından izleyerek kısmen de olsa doldurmaya çalıştık. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi; <strong>Ne içindeydik zamanın, ne de büsbütün dışında.Yekpare geniş bir anın, parçalanmaz akışında.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>İnsan sosyal bir varlıktır, tabii ki normal yaşantımıza döndüğümüzde, birbirimizle değil, kendisiyle mesafeli bir ilişkimiz olacak. İnsan sıcaklığının yerini tutamaz, insanın anlam arayışına cevap veremez; Çünkü doğa değil, doğamız değil, gerçek değil gerçeğin temsili. Bu araçları dünya sanan çocuklarımızdan hem beslenecek, hem de besleyeceğiz gerçek dünyadaki insanla. <strong>Bizim şekillendirdiğimiz bu tasarım süreci ürünlerini, bizi kendimize ve çevremize yabancılaştırmayacağı bir dengede tutmaya çalışmalıyız.</strong> Sosyal medya ile sosyalleşemeyiz. Çocuklarımıza bazı oyunlar yoluyla şiddet, öfke, kızgınlık duyguları yaymasından kaygılıyız. Orada gördüklerini normal kabul etmelerinden korkuyoruz. Enerjimizi, zamanımızı emiyor. Dikkatimizi talep ediyor. Kontrolümüzü kaybediyor ele geçiriliyoruz. Ekranların ötesinde (şimdilik yavaş aksa da) gerçek bir dünya var. Hayallerimiz var. Yaratıcı ve zeki varlıklarız biz. Varlığını bizim düşüncemize borçlu dijital dünya. <strong>Yaşamı kolaylaştıran somutlaşmış her iyi fikir, biz insani değerlerimizi koruduğumuz ölçüde değerlendirmemiz altındadır. </strong>Bir tuşla çalıştırdığımız hatta tuşa bile gerek kalmadan girdilerimizi algılayan, açılan nice kapılar, musluklar, ışıklar&#8230; hayatımızda. Zamanımızın, enerjimizin bize kaldığı bu <strong><em>komutlar alemini</em></strong> büyütmeyelim ama küçük de görmeyelim. Tehlikelerinden uzak durmayı başarabilirsek; tehlikelerden uzak, zekamızla, tutkumuzla çalışacağımız yeni iş alanlarını önümüze serecektir. Örneğin madene mi inilecek; yerin metrelerce altına sen inme kardeşim, robotlar bugün için. Kanalizasyon sisteminde bir sorun mu var; tespit ettik uzaktan, pisliğe bulaşma sen yerinde kal.</p>
<p>Uzak diyarlarda tam senin derdinin dermanı bir uzman var; hologram teknolojisiyle hastaneye geldi, rehberliğinde güvendesin ya da tarlanın başında bekleme nöbetçi gibi: Yaprağının, toprağının nemini ölçen tam zamanında yeterli miktarda suyu toprağa veren, bir komutuna bakan akıllı ürünler var. Teknoloji hız da olur, hızı da keser, yollar bunun örnekleriyle dolu. Salgının başladığı Wuhan&#8217;da da gördük. Bize bulaşmayacağından emin yüzlerce kilometre ötedeki virüsün yayılımını bir korku, gerilim filmi gibi izlerken Çin ne yaptı? Kaderin böylesine yazıklar olsun deyip her şeyi zamana mı bıraktı? Biz kıvranırken nasıl normale döndü? Ölen ölsün kalan sağlar bizim miydi felsefeleri? Hayır, tabii ki. <strong>Güçlü ülke demek; bilim demek, teknoloji demek.</strong> Teknolojinin hızı sayesinde hastalığın yayılım hızı kesildi. Nasıl mı oldu? Vücut ısısını algılayan kameralar yerleştirildi dört bir yana. İnsan karşılaşmalarının yoğunluğunu tesbit eden ve kontrol altında tutan ağlar kuruldu, mesafe ölçer akıllı ürünler yerleştirildi&#8230; Bunları yönetecek programları  tüm yaşam alanlarına aktardılar. Tüm bunlar insana, bilgiye yatırım yapmış bir ülkenin zaferi. Kim ne derse desin çözüm, bilginin yükseleceği, yükselmekle kalmayıp giderek çok daha fazla somutlaşacağı dijital çağa entegrasyon meselesi. 21. Yüzyıl İçin 21 Ders kitabında yazar Harari, <strong>gelecekte en önemli becerilerin değişimle başa çıkma, yeni şeyler öğrenebilme ve alışılmışın dışındaki durumlarda akli dengeyi koruyabilme </strong>olduğunu söylüyor. Önemli olan dijital dünyanın nimetlerini etkin ve etkili kullanmayı başarmak. İnterneti tüketimle sınırlayan oradan rol model, idol çıkaran sığ bir duruşdan, görüşden çıkarıp tarım, sağlık, eğitim, kültür, sanat, ticaret&#8230; yaşamın tüm alanlarında kendimizi yeniden yapılandıracağımız, güncelleyeceğimiz, kendi en iyi versiyonumuza ulaşma gayreti, mücadelesi vereceğimiz bir alan yaratmalıyız.</p>
<p>Kişisel olarak bunu günlük hayatımızda nasıl yapabiliriz? Trafikte podcastler, sesli kitaplar sayesinde zamanımıza değer katabiliriz. İnternette <strong>&#8221;verimlilik araçları&#8221; </strong>kısmından en çok indirilenlere bakıp işimizde, ilgi alanlarımızda gelişmeleri takip edebiliriz. Biz soluğumuzu tutarken dijital çağ soluğunu bir hayli üfledi salgında. Yaşamın anlamını teknolojik araçlarda bulamayacağımız kesin.Ama onlara yönelik korkularımızı  da keselim. Onlar bizim hizmetçimiz olsun, efendimiz değil. Biz geliştirdik, geliştiriyoruz, geliştireceğiz. Burada ki ihtiyacı görecek, derinliği algılayacak da biziz. Getirdiği kolaylıklar sayesinde yaşayacağımız zamanımızdan çalan değil; <strong>yaşamak için zaman yaratan bir dönüştürücüye çevirelim yönünü.</strong> İnsanın hayalleri varolduğu sürece, fikirleri yaratımlarına dönüştüğü sürece teknoloji var olacak. Kendisi ile ilişkimiz insanın, doğanın, evrenin bilincinde bir seyir izlemeli.</p>
<p>Cumhuriyetimizin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarımında modern tekniklerin kullanılması, çevre üreticilerine örnek olunması amacıyla bilim, hizmet ve nitelikli materyal üretimi için kişisel mülkü olan Yalova’nın doğusundaki Millet Çiftliği’ni bu amaca uygun olarak düzenletmiştir. Çiftlik içinde, deniz kıyısında, ikameti için 1929 yılında bir çınarın yanında iki katlı mütevazi bir köşk yapılmıştır. Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde köşkün hemen yanındaki ulu çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvanla karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Bahçıvan ağacın dallarının uzadığını ve binanın duvarlarına dayandığını söyler. Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkansız olan bir emir verir<strong><em>: ”Ağaç kesilmeyecek, bina kaydırılacak.”</em></strong> Bunun üzerine bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirtilen tramvay rayları döşenir. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir. İşlem başarıyla gerçekleşir. Yürüyen köşk adını buradan alır.Teknolojiyi doğanın hizmetine alan, bilimin uygulamasını, araç üstünde gösteren sıradışı bir liderdir Atatürk.  Eğitim işlerinde zafer kazanmanın iki özlü yolla olacağını vurgulamıştır:</p>
<ol>
<li><strong>Sosyal hayatımızın gereklerine uygun olması.</strong></li>
<li><strong>Yüzyılın gereklerine uyması (1922).</strong></li>
</ol>
<p>Türk insanının hiçbir kimseye hiçbir şeye uşaklık etmeyecek yüksek karakterini övmüştür. Övgünün altında ezilmemek boynumuzun borcu olsun. Aksi taktirde Alber Einstein’in kehaneti de mümkün: <strong>”Korkarım ki bir gün teknoloji insan etkileşiminin önüne geçecek ve aptal bir nesil ortaya çıkacak.”</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Sonuç olarak teknoloji, teknolojik araçlardan ibaret değildir. Araçlar yoluyla bilgiyi alır, depolar, kullanır, aktarımını sağlar, duygu aktarımını değil. Veri tabanını besler, duygularımızı değil. İnsanın yarattığı bu dijital dünya bataklığa dönüşmesin. Ne kullanamayacak kadar uzak, ne de uyuşacak kadar yakın olsun ilgimiz. <strong>Makinelerin evrimi,  insanın evriminin altında ezilmesin.</strong> Ürettiklerimiz ile insanlığımızı tüketmeyelim. İnsan, zekasını iradesi altına alan, aşkla çalışan bir varlıktır. Dolayısıyla yaşam kalitesini yükseltecek, katma değeri yüksek ürünler üzerinde düşünmeye devam edecektir. Yeter ki kendine yol eylediği yapay kordonuna dolanmasın yaşam yolculuğunu hiçe sayarak.</p>
<p>Umutluyum;</p>
<p>Blaise Pascal’ın dediği gibi; <strong>görmek için yeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır.</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/mecburiyet-mahrumiyet-dengesi/">Mecburiyet, Mahrumiyet Dengesi</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/mecburiyet-mahrumiyet-dengesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİM</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/egitim/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/egitim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal AKAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2021 15:29:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=153051</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz öğretmenler her eylülde eğitim ve öğretim yılı diye başlarız yıla. Bizim takvimimiz budur; insan inşaasının miladı. Hiçbir öğretmen &#8216;işe gidiyorum&#8217; diye çıkmaz evden, &#8216;okula gidiyorum&#8217; der. Okul hem bizim yaşantımızın, hem de gelecekte kurulacak yaşamların tasarım sürecidir. Kim iş yerine uzaktan bile böyle sevgiyle bakar içinde barındırdıklarını kucaklayarak. Öğretmenler odası eğitim ve öğretim için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/egitim/">EĞİTİM</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz öğretmenler her eylülde eğitim ve öğretim yılı diye başlarız yıla. Bizim takvimimiz budur; insan inşaasının miladı. <strong>Hiçbir öğretmen &#8216;işe gidiyorum&#8217; diye çıkmaz evden, &#8216;okula gidiyorum&#8217; der.</strong> Okul hem bizim yaşantımızın, hem de gelecekte kurulacak yaşamların tasarım sürecidir. Kim iş yerine uzaktan bile böyle sevgiyle bakar içinde barındırdıklarını kucaklayarak. Öğretmenler odası eğitim ve öğretim için hazırlığımızın son durağıdır. Sonrasında toplardamarlardan, atardamarlardan kalbe, oradan zihinlere bir yolculuk ders, buyrun derse. Sınıf kapısını açmak ciddi bir iştir, bizi bekleyen geleceğin sorumluluğu vardır omuzlarımızda. Önce saygı uyandıran sevgi dolu bir selamlaşma ile açılış, akabinde yoklama. Bütünü kapsayacak şekilde gözlerimizle. Sınıf atmosferi vardır, hepiniz bu sıralardan geçtiniz bilirsiniz. Gözlerinizin içine bakarız, öğrenme ortamını koklarız, dikkatleri toplarız, konuşmak için cesaret veririz, tek derdimiz ulaşamadığımız öğrenci kalmasın. Nihayet temel atma törenine hazırız zihinlere. Amacımız kendi branşımızda bize verilmiş programın kazanımlarına öğrencinin ulaşmasına rehberlik etmek. Bize verilen araçlar, konu, zaman ve yöntem. Bir de mekan vardı bu durumda o uzaktan. Zamanın, mekanın, konunun, yöntemin amacı, anlam arayışı, anlam bulma, yaşamı anlamlı kılma. Öğretim bir bilgi aktarma işi değildir sadece&#8230; Öyle olmadığını tüm dünya pandeminin gölgesinde gördü. Sancılarımız asıl bundan. Artık bilgi bir tıka bakıyor çağımızın teknoloji dünyasında. Ne kadar güvenli, ne kadar yol gösterici şüpheli. Yaşamlara dokunuyoruz ve onların inşaasında katkı getiriyoruz. Bu katkının getireceği tepki bir toplumu, evreni etkileyecek güçte değerli.</p>
<p>Zil çalınca ne kadar soluklanırız o da tartışılır çoğu zaman koridordan öğretmenler odasına gidene kadar ilgiye, sevgiye, öğrenmeye aç öğrencilerimizle birlikte yol alırız. Bizde mesai saati kavramı geçirgendir. İşimizi okulda bırakamayız, zihnimizde her yere taşırız. Dükkanı kapattım yoktur, evde devam ederiz işimize. Öğle tatili yoktur, arda arda gelen dersler bir yudumluk çayın eşlik ettiği kısa teneffüsler vardır. Sohbetlerimiz bile eğitimdir bizim. Her bir ders saati kırk dakikadır görünürde. Görünürün ardında görünmeyene ulaşma çabamız karşısında zamana hükmetme telaşındayız. Bir işi bitirmek erdemleri sergilemenin bir yoludur. <strong>Bu yolda eşlikçilerimiz  nezaket, cesaret, çaba, coşku, cömertlik, doğruluk, kararlılık, ölçülülük&#8230;</strong> Tüm alçakgönüllülüğümüz bizimle, öğrencilerimizle birlikte ve iç içe yürürüz.</p>
<p>Bu yolda engeller mi var? Aşarız.</p>
<p>Kirlilik mi var? Temizleriz.</p>
<p>Uğraşımız insan yavrusunun iç bahçesidir. Bu bahçenin büyümesi ve gelişmesi için canla başla çalışırız. Öğrencilerimizin meyvelerinin olgunlaştığını, onları topladığını ve tattığını görmek en büyük sevincimiz. Böyle düşünene, hissedene, yaşayana rahat yüzü var mı? Hal böyleyken birileri çıkıp öğretmenler rahata alıştı diyebiliyor salgın sürecinde. Oysa yıllardır kutsal bilinmekte öğretmenlik, özellikle öğretmenler gününde öğretmenliğin kutsallığına methiyeler dizilmekte. <strong>Kutsal nedir?</strong> Saygı uyandıran demek kutsal. <strong>Nedir bu saygıya gölge düşüren?</strong> <strong>Evde çalışıyor olmamız mı? Bizim tercihimiz mi? Şartların mecbur kıldığı mı?</strong> Vicdanlara bırakıyoruz orasını. Bize gelince; bizler eğitim neferleri, emeğimiz vicdanımız. Bir vebal taşıyoruz. <strong>Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır </strong>diyen başöğretmen Atatürk’ün söylediği gibi sorumluluğumuzun, geleceği şekillendireceğinin bilincindeyiz.</p>
<p><strong>PANDEMİDE EĞİTİM</strong></p>
<p>Kimilerinin ekrana hapsolmuş, kimilerinin maddi sıkıntılarından gark olmuş, kimilerinin ise irade eksikliğinden kaynaklanan sorunlar karşısında nasıl rahat ederiz! Tam tersine öğrencilerimize ulaşamama endişesinin zirve yaptığı bu uzaktan, mesafeli ilişkiyi sevmedik. <strong>Okulumuzu evimiz bildik, evimiz okulumuz oldu şimdi.</strong> Öğrencimizi görememek, kiminin mikrofonları çalışmadığından duyamamak çoğunun öyle olmadığı halde konuşmayıp bir isim dışında varlık göstermemesine içerleyerek, öğrendiklerine tanıklık etmekte zorlanarak, hepsini kapsayamadığımız için üzgün, sesimizi duyurmanın gayretiyle çok yorulduk, çok. Geçim sıkıntısı çeken ailelerin bir de teknoloji araçlarına yaptıkları harcamalar, çok çocuklu ailelerin tek bir telefondan sırayla derse girmeleri, çok kalabalık internet bağlantısı, bağlantının koptuğu durumlarda öğrenciyi bulamama endişesi, telefonumuzda ki onlarca sınıf, ders iletişim ağları, özelden gönderilen nice ödev, onlara verilen onca cevap, eğitimden geri kalmasın diye yaptığımız yüreklendirmeler, velilerle kurduğumuz iletişim, not almak için ödev yapan sürece emek vermeyenlere ulaşma derdinde çok yorulduk çok&#8230; <strong>Eğitimde kaybedilecek bir fert dahi yoktur </strong>anlayışına sahip bir mesleğin mensupları nasıl rahat edebilir ki!</p>
<p>Yaşamlara dokunuyoruz ve onların inşaasında katkı getiriyoruz. Bu katkının getireceği tepki bir toplumu, evreni etkileyecek güçte değerli.</p>
<p><strong>KARAKTER</strong></p>
<p>Kendi bilgisini kendi özünden alan şey güzeldir. Eğitimi değerli kılan da budur. <strong>Eğitimin kökü latinceden geliyor, çekip çıkarmak anlamında.</strong> Öğretmenin çekip çıkardığı nedir? Öğrencinin gizli güçleri, iç potansiyelleri. Tıpkı bir tohumun çiçek, bir fidanın meyve barındırdığı gibi özünde. Öğrencide bir cevher taşıyor parlatılmayı bekleyen. Bu öyle kolay olmuyor; ilgi, bakım, çaba, sabır istiyor. Söz konusu insansa çok daha fazlasını. Konfiçyüs, <strong>”Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek. On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik. Ama yüz yıl sonrasını düşünüyorsan çocukları eğit!”</strong> derken neydi eğitime yüklediği bunca zaman. Doğrunun, gerçeğin, doğanın izinde kendisi ve çevresi üzerinden daha iyiye ulaşmak için bir bilinç oluşturmak öyle sabahtan akşama olmuyor. Çünkü yaşamın kendisi sürekli bir keşif, yenilenme, canlı kalma hali. Öğretmen de anlatarak, soru sorarak, öğrendiklerini sorgulamasında, bilgiyi keşfetmesinde, harekete geçirmesinde, eyleme dökmesinde etkileşime geçtiği bir bağ bir köprü. Uzaktan eğitim gösterdi ki bu bağ öylesine bir bağ ki aşırı anlam içeriyor, internet bağlantısına benzemiyor&#8230; Bu bağ öylesine bir bağ ki çıktıları ailede atılan eğitimin girdileri ile güçlü. Ailede sorumluluk verilmemiş, dış motivasyonla onayla, kontrolle, ödülle, cezayla çalışanlar bunların eksikliğinde durdu.</p>
<p>Blavatsky der ki; &#8221;<strong>her şeyin akıp gittiği yaşamda durmak geri kalmak demektir.</strong>&#8221; Durmasın istedik öğrencilerimiz, bizim istememizle de olmadı. Ailede sorumluluk duygusu ile yetişenler merak, ilgi, sevginin eşlik ettiği iç motivasyonu olanlar <strong>&#8216;daha iyi nasıl yapabilirim?&#8217;</strong> düşüncesi sahip kendini irade ve zekası ile yönetebilenler öğrenme aşkı ve çabasıyla soruların cevabını bulmak üzere öğrendiler. Bu yolculukta daima kendilerine inanmaları, güçlü hayaller ve fikirlerle iradelerini ateşlemeleri, bu ateşle aydınlık bir yolda yürümeleri için destekçileri olduk. <strong>Ama şu da unutulmamalıdır ki; karakter, seçimler yapan yanımızdır.</strong> Karakter inşaası ailede başlar. Uzaktan eğitim gösterdi ki öğretmen kendisini yırtsa da öğrenci sorumluluk duygusuyla irade sergileyip odaklanmadan, planlı çalışmadan mücadele gücü ile eyleme geçmeden başarılı olamıyor. Victor Hugo, &#8221;<strong>İnsanlar da eksik olan güç değildir iradedir.”</strong> der. <strong>“Kader gayrete aşıktır.”</strong>der Mevlana.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Öğrencilerimiz toplumu oluşturacak bireylerdir. Amacımız, bağımsız düşünebilen, varolabilme becerisini açığa çıkarabilen bunu yaparken erdemlerin eşlik ettiği, bozuk tarafı telafi çabası içine girebilen bireyler yetiştirmek. Bunun için önce anne, baba devamında eğitim, öğretim yaşantısı ile öğretmenler sağlıklı bir kimlik oluşturmalarına yardımcı olmak üzere uyum içinde çalışmalıyız. Bu uğurda ayrımız gayrımız, uzağımız yakınımız olmamalı. Çünkü bu etki toplumu, evreni etkileyecek güçte değerli. Bütün seslerin toplanıp bir olduğunun bilincindeyiz.</p>
<p>***</p>
<p>Yazımı doğruluğundan emin olduğum bir film cümlesi ile bitirmek isterim: <strong><em>Hayatlarımız sadece bizim değil; ana rahminden mezara kadar başkalarına bağlıyız geçmişte ve şimdi. Her bir suçla ve attığımız her iyi adımla geleceğimizi doğuruyoruz.</em></strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/egitim/">EĞİTİM</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/egitim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
