
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Author at sonhaber16.com</title>
	<atom:link href="https://www.sonhaber16.com/author/ibrahim_ortas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sonhaber16.com/author/ibrahim_ortas/</link>
	<description>Bursa, ulusal ve dünya haberleri</description>
	<lastBuildDate>Sun, 17 Aug 2025 20:43:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Yangınları Meteorolojik Koşullar Değil, İnsanın Neden Olduğu Faaliyetleri Çıkarmaktadır</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/yanginlari-meteorolojik-kosullar-degil-insanin-neden-oldugu-faaliyetleri-cikarmaktadir/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/yanginlari-meteorolojik-kosullar-degil-insanin-neden-oldugu-faaliyetleri-cikarmaktadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Aug 2025 20:43:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362382</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yangının çıkmaması için önceden planlanmayan önlemler ve gereklilikler ve yangın sonrası için organizasyon ve eş güdüm gibi insan faktörleri sorgulanmalıdır  Türkiye’de Son Dönem Artan Orman Yangınları; Ekolojik Etkiler, Nedenler ve Politika Aplikasyonları. Son günlerde artan ve bir türlü kolay kontrol altına alınamayan yangınlar, “neredeyse ülkede orman kalmadı” dedirtecek ölçüde kaygı yaratmaktadır. Günlerdir yanan ormanların toplam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/yanginlari-meteorolojik-kosullar-degil-insanin-neden-oldugu-faaliyetleri-cikarmaktadir/">Yangınları Meteorolojik Koşullar Değil, İnsanın Neden Olduğu Faaliyetleri Çıkarmaktadır</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><em data-olk-copy-source="MessageBody">Yangının çıkmaması için önceden planlanmayan önlemler ve gereklilikler ve yangın sonrası için organizasyon ve eş güdüm gibi insan faktörleri sorgulanmalıdır  </em></div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Türkiye’de Son Dönem Artan Orman Yangınları; Ekolojik Etkiler, Nedenler ve Politika Aplikasyonları. </strong></div>
<div>Son günlerde artan ve bir türlü kolay kontrol altına alınamayan yangınlar, “neredeyse ülkede orman kalmadı” dedirtecek ölçüde kaygı yaratmaktadır. Günlerdir yanan ormanların toplam alanını hâlen bilmiyoruz. Yakında Orman Genel Müdürlüğü (OGM) istatistikleri açıklandığında bir hesap-kitap yaparak kendi analizimi gerçekleştirebilirim. Ekolojik çeşitlilik fiilen yanmaktadır. Yanan habitatlarla birlikte ekosistem kirlenmekte, atmosfere sera gazları salınmakta ve ölçülmesi güç çok sayıda olumsuz etki ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler bütüncül değerlendirildiğinde, her bir orman yangınının bilinenin çok ötesinde doğayı ve yaşam sağlığını tahrip ettiği açıktır.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Yanan Orman değil insanlığın ve Canlılığın Sürülebilir Geleceğidir</strong></div>
<div>Yanan yalnızca ağaçlar değildir; bir gram toprakta bulunan milyarlarca virüs, bakteri, mantar, aktinomiset ve diğer mikroorganizmalar ile memeliler dâhil pek çok canlının yaşam alanı zarar görmektedir. Canlı varlığın yaklaşık dörtte üçünün habitatı olan toprak biyotası tahrip olmaktadır. Ekolojinin öğrettiği temel bir gerçek, yeryüzünün her karışının birbirinden farklılık göstermesidir: Her ekosistem, iklim-toprak-habitat koşullarındaki değişimlerle özgün dinamikler üretir. Canlılar bulundukları ortama hızla uyum sağlayarak kendilerine uygun yaşam stratejileri geliştirir; bu süreçte hayvanlar âleminde (hatta bazı bitkilerde) trofik ilişkiler gereği bir canlının diğerini tüketmesine dayalı beslenme biçimleri de görülür. Yanan alanlarda tanımlanmamış endemik türlerin ve biyoçeşitliliğin yok olması yaşamın her alanına olumsuz etki edeceği muhakkaktır.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Yangınlar Kendiliğinden Çıkmaz, Sebep-Sonuç İçinden Bir Etken Yangına Neden Olmak Zorundadır </strong></div>
<div>İklim değişimlerinin en çok etkilediği ve aşırı sıcakların ve oluşan meteorolojik koşulların etkisi ile başta tek yıllık bitki örtüsü olmak üzere orman bitkileri ve beraberinde toprak neminin buharlaşması ile oluşan kuraklık yanıcı materyallerin yangınlarla hızla yayılmasına ortam yaratmaktadır.  Meteorolojik koşular ile yer yüzeyindeki koşullar bir araya gelince orman ve anız yangını riski doğal olarak artar. Ancak yangının oluşmasına neden olan bir etmen gerekir. Otlar ve ağaçlar durduk yerde YANGIN ÇIKARMAZ. Yangınları ya insanlar yeni arsa ve arazi rantı çıkarmak, tarım alanı ve maden alanı açmak, elektrik hatlarından kaynaklı kıvılcımlar, şimşek çakması oluşan kıvılcımalar, orman alanına insanların bıraktığı mercek etkisi yapan cam veya benzeri malzemeler veya doğal camsı minerallerin mercek etkisi gibi faktörler yangına neden olmaktadır. İklim değişimi, meteorolojik koşullar yangının çıkmasını ve yaygınlaşmasını artırır, kontrolünü zorlaştırır. Ancak doğrudan yangın çıkamaz!</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Yangınlar Büyük Çoğunlukla İnsan Kaynaklı</strong></div>
<div>Yangın ve yarattığı etkiler beklentinin ötesinde ciddidir. Yangınların %96’sının insan kaynaklı olduğu Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Büyük olasılıkla bu oran daha da yüksektir; zira insanın doğrudan eylemleri, dolaylı etkileri, orman yönetimi uygulamaları veya farkında olmadan bırakılan materyaller yangınlara zemin hazırlamaktadır. Nitekim OGM verileri, yangınların çok büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğunu uzun süredir göstermektedir. Düzenli gelişmeleri izleyen bir toprak bilimci ve duyarlı bir yurttaş olarak kanaatim, sorunun temel kaynağının “insan” olduğu yönündedir.</div>
<div>Her olaydan sonra açıklanan nedenler incelendiğinde yangınların tamamına yakınının insanın doğrudan ya da dolaylı faaliyetleriyle ilişkili olduğu görülür. OGM verilerine bakılırsa yıllar içinde yangın sayıları hızla artmaktadır. Yakın geçmişte yangınlar Akdeniz kıyı şeridindeydi, şimdilerde Ege ve Marmara Bölgelerine doğru genişledi. Ülkemizin Akdeniz ve Ege-Marmara bölgeleri son yıllarda ciddi bir göç aldı ve her tarafa yerleşim yerlerine açıldı, 2B imar yasası, tarımsal orman alanların yerleşim yerlerine açılması ile ormanların içlerine kadar yerleşimciler girer oldu. Basına yansıyan görüntüler kent sınırlarının ormanlara dayanması ile şimdilerde köyleri özelliklede sonrada yapılmış yapıları orman yangınlar ile hızla alevlerin içinde kalarak yok olmaktadırlar. Orman alanları yakınında kontrolsüz yeni yerleşimler ve mesire alanı kullanımları riski artırmaktadır. Diğer tarafta özelleştirilen ve düzenli bakımları yapılmadığı belirtilen elektrik iletim hatlarından kaynaklanma; orman içi temizlik ve bakım eksiklikleri de yangına davetiye çıkarıyor. Yıllardır yanlışlığını dile getirdiğimiz anız yakma pratiği de ormana sıçrayan yangınlarda önemli rol oynamaktadır. Orman ekolojisini yaşayarak öğrenen orman köylülerine verilen koruyucu ve destekleyici politikaların zayıflaması, ormanları fiilen “sahipsiz” bırakmaktadır.</div>
<div>Aşağıdaki özet tablo, son yıllara ait bazı temel göstergeleri derlemektedir (OGM’nin 2024 resmî verileri):</div>
<div>Tablo, 2020-2024 arası orman alanı ve yangın sayısı ve orman alanı</div>
<table border="0" width="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td nowrap="nowrap">
<div>Yıl</div>
</td>
<td nowrap="nowrap">
<div>Toplam alan hektar</div>
</td>
<td nowrap="nowrap">
<div>Yangın sayısı</div>
</td>
<td nowrap="nowrap">
<div>Yanan alan hektar</div>
</td>
<td nowrap="nowrap">
<div>Artış</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>2020</div>
</td>
<td>
<div>22.933.000</div>
</td>
<td>
<div>3.413</div>
</td>
<td>
<div>20.971</div>
</td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>2021</div>
</td>
<td>
<div>23.110.000</div>
</td>
<td>
<div>2.793</div>
</td>
<td>
<div>139.503</div>
</td>
<td nowrap="nowrap">
<div>2020’ye göre +177.000 ha artış</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>2022</div>
</td>
<td>
<div>23.245.000</div>
</td>
<td>
<div>2.160</div>
</td>
<td>
<div>12.799</div>
</td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>2023</div>
</td>
<td>
<div>23.363.071</div>
</td>
<td>
<div>2.579</div>
</td>
<td>
<div>15.520</div>
</td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>2024</div>
</td>
<td>
<div>23.363.084</div>
</td>
<td>
<div>3.797</div>
</td>
<td>
<div>27.485</div>
</td>
<td>
<div> 2023 yılına göre 13 bin hektar tarım alanı artmış</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div aria-hidden="true"></div>
<div>Konu bütüncül bir analize tabi tutulmalıdır. Orman köylüsünün konumu ve destek mekanizmaları yeniden gözden geçirilmeli; orman sınırlarına dayanan kentlerin kontrolsüz büyümesi, kontrolsüz göç ve ormanların mesire alanı olarak yoğun ve denetimsiz kullanımı analitik yaklaşımla ele alınmalıdır. Yıllar önce de ifade ettiğim üzere, orman alanları içinde kısa sürede kuruyan otların erken dönemde kontrollü otlatılması önemli yangının genişlemesini azaltma yöntemi olabilir. Keçilerin orman düşmanı olmadığını, uygun otlatma rejimleriyle orman yönetimine doğal bir koruma sağladığını gösteren bulgular dikkate alınmalıdır. Yangın söndürme konusundaki alt yapı ve ekipman planlanması, su yerine yangın söndürme köpükler kullanımı çalışmaları mutlaka planlanmalı. Drone ve uzaktan algılama teknikleri ile erken uyarı ve küçük yangınlara droneler ile müdahale teknikleri gözden geçirilmeli.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Küçük Çıkarı İçin Yangını Çıkmayacak ve Ekolojiyi Koruyacak Nitelikte İnsan Yetiştirmek Gerekiyor</strong></div>
<div>Temel soru, insan faaliyetlerinin yangına yol açmayacağı bir yönetişim modelinin nasıl kurulacağıdır. Ağır yaptırımlar elbette caydırıcı olabilir; ancak kalıcı çözüm, ormanın yakılmasının yanlışlığı konusunda bilinç ve sorumluluk düzeyi yüksek bir toplum inşa etmekten geçer. Bu kapsamda risk azaltma (orman yakıt yönetimi, hat bakımı, yerleşim-orman ara yüzü planlaması), eğitim, erken uyarı-hızlı müdahale kapasitesi ve yerel toplulukların (özellikle orman köylülerinin) kurumsal olarak güçlendirilmesi eşzamanlı ilerletilmelidir.</div>
<div>Sorunu Orman Mühendisi bilim insanları, Orman Bakanlığı yetkililer ve ilgiler önemli hayati önemdeki açıklamaları önemli. Ancak toprak bilimcisi, ormanın dibinde büyümüş duyarlı bir yurttaş olarak sorunun kaynağı olarak ülkenin içinde bulunduğu ekolojiyi kavrayamamış, iklim değişimlerinin yaratacağı meteorolojik olguları analiz edemediği için zamanında önlem almayan, planlama yapmayan, yangın sonrasında ne tür araç-gereç ve organizasyon sorunun üstesinden gelineceğini organize demeyen insan da sorunun kaynağıdır. Yangını bilinçli çıkaranların bulma cezalandırmak önemli ancak bütünlüklü sorunu çözülmediği de açıktır. Ancak asıl yapılması gereken ormanın yakılmasının yanlışlığının bilinci gelişmiş ve sorumluk sahibi doğayı içselleştirmiş insan yetiştirmektir. Yangınalar konusunda toplumsal bir farkındalık yaratmak gerekir.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Sonuç olarak; i</strong>nsan kökenli risklerin baskın olduğu can sıkıcı orman yangınlarının ekolojik ve toplumsal maliyeti ölçülenden çok daha fazla oluğu muhakkaktır. Doğru politika bileşeni, cezai yaptırımlar önemli. Ancak ekolojik anlamda kontrollü otlatma dâhil yangının genişlemesinin önceden kontrolü için bir yönetim olabilir. Başta orman içi altyapı (özellikle enerji iletim hatları) bakımı; orman-yerleşim yeri seçimi planlama, göç olgusu; orman köylüsünün kurumsal destekler ile güçlendirilmesi ile ormanın daha iyi korunacağı beklentisi ile birlikte ormanın çok yönlü öneminin eğitimi ve farkındalık programları ile birlikte uygulanması kaçınılmaz gözüküyor. Kontrolü otlatma, su yerine, köpük vs. etkili söndürücüler, uzaktan algılama ve drone teknikleri gibi yangının genişlemeden anında müdahaleler gerekli. OGM’nin güncel istatistikleri açıklandığında, yanan alanlar ve emisyon etkileri üzerine nicel bir analiz yapılması farkındalığın artırılması için öğretici olacaktır.</div>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/yanginlari-meteorolojik-kosullar-degil-insanin-neden-oldugu-faaliyetleri-cikarmaktadir/">Yangınları Meteorolojik Koşullar Değil, İnsanın Neden Olduğu Faaliyetleri Çıkarmaktadır</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/yanginlari-meteorolojik-kosullar-degil-insanin-neden-oldugu-faaliyetleri-cikarmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025 Yılı ÖSYM Sınav Sonuçları ile Ülkenin Gelişmişliği Arasında Bir ilişki Var mı?</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/2025-yili-osym-sinav-sonuclari-ile-ulkenin-gelismisligi-arasinda-bir-iliski-var-mi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/2025-yili-osym-sinav-sonuclari-ile-ulkenin-gelismisligi-arasinda-bir-iliski-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2025 12:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir ülkenin gelişmişliği şöyle tanımlanır; ülkenin ekonomik büyüklük (GSYH), insani gelişmişlik (HDI), eğitim düzeyi, sağlık hizmetlerine erişim, teknolojik altyapı gibi birçok gösterge üzerinden ölçülür. Ancak her olgu doğrudan eğitimin niteliği, gelişmişlik düzeyinin hem nedeni hem de sonucu olarak ta ilişkilendirilmektedir. Eğitim kalitesi ve niteliğinin önemi günümüzdeki 200 devletin farklılığının temel göstergesi verdikleri eğitim ile ilişkilidir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/2025-yili-osym-sinav-sonuclari-ile-ulkenin-gelismisligi-arasinda-bir-iliski-var-mi/">2025 Yılı ÖSYM Sınav Sonuçları ile Ülkenin Gelişmişliği Arasında Bir ilişki Var mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkenin gelişmişliği şöyle tanımlanır; ülkenin ekonomik büyüklük (GSYH), insani gelişmişlik (HDI), eğitim düzeyi, sağlık hizmetlerine erişim, teknolojik altyapı gibi birçok gösterge üzerinden ölçülür. Ancak her olgu doğrudan eğitimin niteliği, gelişmişlik düzeyinin hem nedeni hem de sonucu olarak ta ilişkilendirilmektedir. Eğitim kalitesi ve niteliğinin önemi günümüzdeki 200 devletin farklılığının temel göstergesi verdikleri eğitim ile ilişkilidir. Aynı toplum içinde bazı okulların başarısı ve etkinliği de bina değil, niteliği ve bilgi birikimi yüksek, iç disiplini sağlamış donalı kişilerin hazırladığı plan, programı ve hedefe olan kişi ve kurumlar tarafından sağlanmaktadır. Okullar arasındaki farklılaşma ve ülkenin gelecekteki insan gücünü seçerek belirlemek için dünyada olduğu gibi ülkemizde de belirli dönemlerde sınavlar düzenlenmektedir. Sınavalar o ülkenin çocukları içinde geleceklerini nerde ve nasıl gerçekleştirmek isteyenler içinde liyakate dayalı olarak hak edenlerin seçicilikle belirlemek için yapılır.</p>
<p>Ülkemiz genç nüfusun fazlalığı, işe girme potansiyeli olan alanların az olması sınavlara olan ilgiyi artırıyor. Yarış öğrenciler kadar, aileler içinde bir itibar, siyaset de kendi dünya görüşünde insanların yükseköğretimde görmek istediği görülüyor.</p>
<p>Sınavların sonuçları doğal olarak ülkenin genel potansiyelini bilmek öğrencinin başarı düzeyi verileri ülkenin politika yapıcıları içinde önemli. Üniversiteler için ayrıca kendi bilgi havuzundaki öğrencilerin eğitim kalitesi bilinmesi bakımından önemli. Ancak ülkenin ve bölgenin gündemi yoğun oluğu için sınavların sonuçları ve eğitimin kalitesi gerilerde gelebilmektedir. Ancak ülkenin gelişmişliği ve yakıcı sorunlarının temel sorunları ülkenin ve bireylerin ortalama eğitim kalitesi ile doğrudan ilişkilidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2025 yılı ÖSYM YKS sınav sonuçları açıklandı. </strong></p>
<p>Fen ve matematik sorunlarına verilen cevaplar ile ülkenin gelişmişliği arasında bir ilişki olmalı sorusunu akla getiriyor. Aşağıda sorulan sorular içinde ortalama doğru sayısı uzun zamandır bendeki verilere göre değişmiyor.  Aşağıdaki alanlarda yıllık 2,351,641 iki milyon üçüyüz elli bin öğrencinin içinde kaç öğrenci üniversiteye okuyacak düzeyde. Öğrencilerin aldığı puanalar baktığımızda soruların yarısından fazlasını yapan öğrenci potansiyeli ve sayısı ne kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğrencilerin Ortalama Başarı Düzeyi (Tüm Adaylar) için;</strong></p>
<p>Türkçe (40 soru) testinde 21,707,</p>
<p>Sosyal bilimler (20 soru) testinde 9,722,</p>
<p>Temel matematik (40 soru) testinde 6,648 ve</p>
<p>Fen bilimleri (20 soru) testinde 4,606&#8217;dir.</p>
<p>Bu sonuçlar, Türkçe testi ortalaması 21 doğru ile görece yüksek olsa da öğrenciler ancak %52 düzeyinde soruları cevaplamış. Buna karşın matematikte 6 net oldukça düşük olup temel bilişsel becerilerde sorun olduğunu göstermektedir. Fen sorularına verilen 4.6 is çok daha sorunlu. Matematik ve Fen bilmeyen bir toplumun teknolojik gelişme yapması beklenmemeli. Ayrıca özellikle de fen ve matematik testlerinde yüksek standart sapmalar, adaylar arasında başarı düzeyinin çok değişken olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> AYT Test Tüm adalar için ortalamaları</strong></p>
<p><strong>Matematik</strong>: 6,79 / 40</p>
<p><strong>Fizik</strong>: 2,44 / 14</p>
<p><strong>Kimya</strong>: 1,76 / 13</p>
<p><strong>Biyoloji</strong>: 2,60 / 13</p>
<p><strong>Edebiyat</strong>: 6,63 / 24</p>
<p><strong>Tarih-1</strong>: 2,24 / 10</p>
<p><strong>Coğrafya-1</strong>: 1,44 / 6</p>
<p>Alan Yeterlilik Testlerinde de matematik ve fen bilimleri testlerinde adayların performansları oldukça düşüktür. Sayısal alanda, ortaöğretim düzeyinde kazanılması beklenen temel bilgi ve kavrama düzeyinde ciddi eksiklikler göze çarpmakta olduğu görülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüksek başarı grubunda 400+ puan alan öğrencilerin 2025’te hem nicel hem oransal olarak azalma olduğu görülüyor. Ancak matematik ve fen net ortalamalarının düşüklüğü göz önünde bulundurulduğunda, genel başarı düzeyinin düşmekte olduğu görülüyor.</p>
<p>Temel Yeterlilik Testinde (TYT) 400 ve üzerinde puan alan öğrenci sayısı 44.193, Sayısal 40857, Sözel 652, Eşit ağırlık 2,823, Dil 5789 öğrenci üniversiteye okuyabilir durumda. Bu da öğrencilerin %1,87’si anacak soruların %75 kadarını yaparak üniversitede akademik yeterliliğe sahip denilebilir. 200 ve üzeri puan alan öğrenci sayısı 1.686.626 tüm öğrencilerin yaklaşık %71,7’sine tekabül etmektedir. Yerleştirme Puanı TYT 400 puan ve üzeri öğrenciler yaklaşık 201 bin, sayısal puan türünde 450 ve üzeri alan öğrenciler ise 46.142. 500 tam puan alan öğrenci sayısı ise yalnızca 1 kişi. 410 ve üzerinden puan alan öğrenci sayıları sırası ile 137.133,  87.117,  5.036,  20.244 ve 17.830. (TYT) 14, sayısalda 57, sözelde 1, eşit ağırlıkta 4, dilde 12 aday 550 ve üstünde puan aldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İngilizce testinde başarı düzeyi, diğer yabancı dillere göre görece daha yüksek olsa da (%44) bu oran hâlâ yetersiz düzeyde denilebilir. Sonuçlar nedeyse son 10 yıldır hemen hemen aynı eğilimde. Bu durum PISA ve diğer sınav sonuçları ile kıyaslandığında çok değişen bir şey yok. Hatta 2025 YKS sonuçları, özellikle sayısal ve fen alanlarında geçmiş yıllara kıyasla ciddi başarı gerilemeleri içeriyor denilebilir</p>
<p>&nbsp;</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td><strong>2024 yılı verileri ile kıyaslandığında puan aralığı</strong></td>
<td><strong>2025</strong></td>
<td><strong>Yılı için</strong></td>
<td></td>
</tr>
</thead>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td colspan="2" width="167"><strong>Puan Aralığı</strong></td>
<td colspan="2" width="195"><strong>2025</strong></td>
<td colspan="4"><strong>                2024</strong></td>
<td></td>
<td colspan="4" width="31"></td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" width="167"><strong>500 (TYT)</strong></td>
<td width="158">                    1 kişi</td>
<td colspan="7">                        1 kişi</td>
<td></td>
<td colspan="2" width="4"></td>
</tr>
<tr>
<td width="163"><strong>480 ve üstü (Sayısal)         </strong></td>
<td colspan="5" width="220">701 kişi</td>
<td colspan="6" width="210">           986 kişi</td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td width="163"><strong>400 ve üstü (Genel)</strong></td>
<td colspan="4" width="201">44 bin</td>
<td width="17"></td>
<td width="155">              74 bin</td>
<td colspan="6" width="57"></td>
</tr>
<tr>
<td width="166"></td>
<td width="4"></td>
<td width="160"></td>
<td width="36"></td>
<td width="2"></td>
<td width="19"></td>
<td width="196"></td>
<td width="2"></td>
<td width="5"></td>
<td width="2"></td>
<td width="5"></td>
<td width="2"></td>
<td width="5"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>ÖSYM tarafında yayınlanan veriler (ÖSYM 2025,https://cdn.osym.gov.tr/pdfdokuman/2025/YKS/sayisalbilgiler_tayd19072025.pdf)</p>
<p><a href="https://sonhabertv.com/wp-content/uploads/2025/07/yks-1.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-378800" src="https://sonhabertv.com/wp-content/uploads/2025/07/yks-1-1024x652.png" alt="" width="1024" height="652" /></a></p>
<p><a href="https://sonhabertv.com/wp-content/uploads/2025/07/yks-2.png"><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-378801" src="https://sonhabertv.com/wp-content/uploads/2025/07/yks-2-1024x679.png" alt="" width="1024" height="679" /></a></p>
<p>2024 yılına göre üst puan alan öğrenci düzeylerinde sayısal başarı azalmış görülüyor. Yıllar içinde değişimler aslında ÖSYM verileri üzerinden genel ortalama ile uyumlu olarak düşük ve yetersiz oluğu görülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Her Alan Sağlıklı Eğitim için Minimum Puan Türüne göre Öğrenci Almalı </strong></p>
<p>ÖSYM tarafından yayınlanan rapordaki verilere göre 500 tam puan alan adayların tek haneli sayılarda olması sınavın seçici olduğunu, ancak öğrencilerin çoğunluğunun 300-400 aralığında büyük bir yığılma oluşturduğu görülmektedir. Bu da eğitimin kalitesinin düşüklüğünü göstermektedir. Sınava giren öğrencilerin sorulan soruların yarısını yapması beklenir. İyi bir üniversite eğitimi için ise soruların en azından % 60-70 oranında çözüyor olması beklenir. Anlaşılan sınava giren öğrencilerin çoğunluğu beklenen üniversiteyi okuyacak kadar akademik bilgiyi lise sürecince kazanmamış.</p>
<p>Bu bağlamda üniversitelerde <strong><u>sağlıklı beklenen ortalama eğitim için her alanın ihtiyaç duyduğu minimum puan türü veya çözmesi gereken soru sayısı dikkate alınarak belirlenmeli.</u></strong> Onun altındaki öğrencilerin üniversiteye kayıtları ne kişiye ne de üniversiteye katkı sağlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç ve Öneri:</strong></p>
<p>Özellikle temel matematik ve fen bilimleri test sonuçları, eğitimin erken evrelerinde temel bilimsel okuryazarlığın geliştirilmesinde sorunlar olduğuna işaret etmektedir. Bugüne kadarki sonuçların sonuçlarından <strong>t</strong>estlerin tümünde standart sapmaların yüksek olması, eğitimde fırsat eşitsizliğini göstermektedir. Bu konu yetkililer tarafında incelenmeli. 480 + ve üzerinde yüksek puan bandındaki öğrencilerin sayısının çok düşük olması ileride ülke için yetersizlikler görülmektedir.</p>
<p>Eğitim kalitesinde yaşanan sorunlar, yükseköğretimdeki yüksek işsizlik, ücretlerin düşüklüğü uzun vadede ülkenin geleceğini etkileyecektir. Yükseköğretime yerleşme oranlarında daralma görülecektir. Bilim ve mühendislik alanlarına yönelimin azalması görülebilir. Bilim ve teknoloji alanda geride kalana toplum ve ülkelerin gelecekteki varlıkları için hiç bir şansları olmayacaktır.</p>
<p>Ülkemizde her yıl yaklaşık 2.5-3 milyon öğrenci sınava hazırlanıyor. Ancak sınava giren öğrencilerin sadece 1/3 civarının son sınıf öğrencileri. Bu durum, bir önceki sınavda başarılı olmuş çoğu öğrenci girdikleri programdan memnun olmaması nedeniyle yeniden aradığı bir program ve üniversite için sınava hazırlanıyor. Bir kısmı öğrenci bir yıl daha sınava hazırlanmak için kazandığı program kayıt yaptırmayarak geleceğini sınavlara bağlamış görülüyor. Ancak son yıllarda yaşanan sınav şaibeleri söylentilerinin sık yaşanıyor olması insanların yükseköğretime ve sınava hazırlık süreçlerinin sorgulanması gibi sonuçlar doğurabilir. Son yıllarda çok sayıda öğrencinin gerek gelecek görememesi ve ekonomik nedenlerden dolayı eğitime devam etmeme durumu yükseköğretime olan ilgiyi azaltır.</p>
<p>Türkiye’nin geleceği nitelikli eğitim ve bilime bağlı oluğu gerçeği ile yurdun her tarafında eğitimin niteliği yükseltilecek programlar geliştirmek durumundadır. Eğitim ve bilim politikası yeniden siyaset üstü bir yaklaşımla çağın gereklerine hatta ilerisini düşünerek planlanmalı ve devlet politikası olarak benimsenerek uygulanmalıdır. Başta Milli Eğitim bakanlığı YÖK ve ÖSYM öncelikle insanların sınavların şaibesizliğini sağlayarak toplumu sınavın herkese eşit davrandığı konusuna ikna etmesi gerekir. Sınav sonuçları fen okuryazarın düşük olduğunu göstermekte olup bu durum ülkenin gelecekteki teknoloji gelişimi için kritik. Ülke genelinde eğitimde uzmanlar tarafından hazlınmış fen-matematik eğitimine önem veren müfredatlar geliştirilmeli. Eğitim birliği sağlanmalı, ders, dershane, özel ders vs. son bulmalı, ezbere dayalı sınav yerine yetenek ve bilgiye dayalı ölçme değerlendirme sınav yapılmalıdır. Öğretim eğitimi en üst düzede özel bir yasa ile nitelikten taviz vermeyen bir yaklaşıma kavuşturulmalı.  Eğitim Fakülteleri ülkenin uzun erimli başarısı için en üst düzeyde donatılmalı. Akademik kadroları liyakate dayalı en iyi bilim insanlarınca güçlendirilmeli.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/2025-yili-osym-sinav-sonuclari-ile-ulkenin-gelismisligi-arasinda-bir-iliski-var-mi/">2025 Yılı ÖSYM Sınav Sonuçları ile Ülkenin Gelişmişliği Arasında Bir ilişki Var mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/2025-yili-osym-sinav-sonuclari-ile-ulkenin-gelismisligi-arasinda-bir-iliski-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi İnsan Olma Sürecinde, Zeka, Erdem ve Etik Değerler Ne Kadar Önemli</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/iyi-insan-olma-surecinde-zeka-erdem-ve-etik-degerler-ne-kadar-onemli/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/iyi-insan-olma-surecinde-zeka-erdem-ve-etik-degerler-ne-kadar-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2025 07:46:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362378</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi İnsan Olmak İçin Zeki mi Olmak Gerekir Aşağıdaki sosyal medyada alınan yazının Ömer Hayyam tarafından belirtildiği belirtiyor. Ömer Hayyam’ın eserlerini inceledim, ancak bu metnin ona ait olduğuna dair açık bir kanıta ulaşamadım. Yazı şöyle, ”Zeki bireyler ahlaki olmaktan çok etik olmaya eğilimlidir, ahlakın kültürler ve toplumlar arasında farklılık gösterebileceğini bilirler. Zeki bireyler adalet duygusuna [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/iyi-insan-olma-surecinde-zeka-erdem-ve-etik-degerler-ne-kadar-onemli/">İyi İnsan Olma Sürecinde, Zeka, Erdem ve Etik Değerler Ne Kadar Önemli</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong data-olk-copy-source="MessageBody">İyi İnsan Olmak İçin Zeki mi Olmak Gerekir</strong></div>
<div>Aşağıdaki sosyal medyada alınan yazının Ömer Hayyam tarafından belirtildiği belirtiyor. Ömer Hayyam’ın eserlerini inceledim, ancak bu metnin ona ait olduğuna dair açık bir kanıta ulaşamadım. Yazı şöyle, ”Zeki bireyler ahlaki olmaktan çok etik olmaya eğilimlidir, ahlakın kültürler ve toplumlar arasında farklılık gösterebileceğini bilirler. Zeki bireyler adalet duygusuna sahiptirler ve adalete değer verirler, sadakatsiz hareketlerden ve kısa yollu haydutluklardan uzak dururlar. Kurnazlar ise erdemde zavallıdırlar ve iyi duygulara sahip değiller ve insanlara daha yüksek güçlere inandıklarına inandırmaya eğilimlidirler. Kurnazlar fırsatlarını daima iyi değerlendirirler, ancak akıllı değildirler. Kurnazlar belirlenen varış noktasına ulaşmak için mümkün olan her yolu kullanacaklardır. Analitik düşünce yeteneğinden yoksun ve akıllı olmadıkları için de zekâ kapasiteleri onların doğru ve yanlış veya iyi ve güzel kavramlarını da sağaltmıyor.”</div>
<div>Dün ve günümüz modern bakış açısı ile bu ve benzeri konular sıkça işlenmektedir. İnsanın insan olma sürecinde, insan ilişkilerindeki sorunlar hep aydınlanmış, farkındalığı yüksek inşaların işlediği ve uğrunda can verdiği konulardır. Bu bağlamda bu tür özlü sözlerin düşünürünü ve zamanını bilmek merak konusudur. Yazının filozof Hayyam’a ait olduğu bilmiyor. Ancak yazıdaki konular günlük olarak her ortamda tartışılan konulardan birdir. Bu tür metinler sosyal medya platformlarında veya çeşitli bloglarda anonim yazarlar tarafından da paylaşılabiliyor. Ayrıca insanın geçmişte de günümüzde halen önemli bir yer tutan ahlaki duruş, bilgi, bilinç zekâ olgusunun işlenmiş olması önemli. Sözün kaynağın gerilere kadar gitmiş olması özellikle insan bilinci ve ahlaki duruşu üzerinden zekânın ve erdemli duruşun etkisi her zaman önemsenmektedir. Literatürde ve özlü sözlerde bu tür ifade ve konular genellikle Aristoteles, Immanuel Kant, Nietzsche, John Stuart Miller gibi filozoflar yanında, Ömer Hayyam ve Anadolu aydınlanmasının düşünür ve ozanları tarafından da değişik şekillerde işlenmiştir. Bu filozofların bilgi ve görgüsü bizleri de aydınlatsın bu değerli insanların zekâsı ve öngörüsü.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>İyi İnsan, Zeki İnsan, Erdemli İnsan ile Etik İlişki Arasındaki Arayış</strong></div>
<div>Yazıdaki, iyi insan tanımlamasında, iyi ve zeki insan kurallara ve doğa kanunlarına saygı duyan ifadesi kullanılmış. İyi bir insan olma arayışı insanın insan olma yolunda toplumsallaşması ile başlamış ve halende üzerinde en çok konuşulan, tartışılan ve aranan bir olgudur. İyi insan olma bilgi, bilinç kadar aynı zamanda iyi bir zekâya sahip olmayı da gerektirebilir. Zeka içinde bulunulan ortamı anlamak ve kısa sürede adapte olmak için önemli İyi bir insan ancak iyi bir bilince ve etik değerlere sahip olmak bence işin esasını oluşturur. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için okuyarak öğrenmek kadar zekânın olayı anlaması ve içinde bulunduğu ortama adapte olmasında gerekli görülüyor. Zeki, bilinç sahibi bir birey aynı zamanda erdem sahibi olması ile taçlanırsa daha da anlamlı olur.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>İyi insan Olma Çabası Baş Belası mı Olmaktadır</strong></div>
<div>İyi insan olma yolunda verilen çaba ve mücadeleler bazen insanın başına belada olabilir. Çoğu insan düşünceleri uğruna idama da gittiler. Korkusuzca baldıran zehiri içen bir Sokrates örneği var tarihin beleğinde. Konuya yakın geçmişte vefat eden Sayın Nihat Genç şöyle yaklaşıyor. “Dünya delilerin cehennemidir. Bilanço okumayı öğrenenler, ihaleleri takip edenler, annesinin uygun bulduğu kızla evlenenler akıllıdır. Düzenin, ahlakın, inancın kurallarının ötesine geçenler delilikle sınanır. İşte bu yüzden bilinmeyen kıtaları keşfetmeye çıkana, atomu parçalamaya yeltenene ya da dev düşmanlarla mücadele etmeye karar verene &#8220;deli misin&#8221; derler. Bu bağlamda “deli” olmak önemli</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Önemli Değil, Değerli Olmak Gerekir</strong></div>
<div>Bu bağlamda tarihsel yaşamda iyi insan olma arayışı devam ede gelmektedir. İyi gibi göreceli ifadeden öte etik değerleri olan, bilinç ile hareket edebilmesi önemli. Değerli insan hep değerlidir. Ancak önemli insan, sahip oluğu öneli porsiyonu kaybettiğinde önemini de kaybedebilmektedir. Çok sayıda kişi önemli bir makamda söz sahibi iken, görevden ayrılması ile tam tersine istenmeyen insan konumunda hatta tepkilere daha çok maruz kalmaktadırlar.   Değerli ve önemli olanlar önemini kaybetseler de değerleri ile toplumdaki yerini koruyabilmektedirler. Nasıl ki altın her koşulda değerini içeriğinden alıyorsa, insanda değerini sahip olduğu bilgi ve bilinci ile harmanlanmış etik/ahlaki erdemliğinden almaktadır. Önemli olan değerli insanı tanımanın ötesinden onun bilgisinden, irfanından ve yaşam pratiğinden yararlanarak öğrendiklerimizi yaşamımıza ve toplumun yaşamına değer katacak şekilde uygulamaktır. Erdemli etik değerleri olan iyi insan olmak çokta zor olmaması gerekir. Önemli olan yaşadığı dünyayı, ekoloji, coğrafi, tarih ve etik bilgi ve bilinç ile analiz edecek konuma ulaşmasıdır. İnsanlığın üzerinde yaşadığı toprak ile çevrilmiş kürenin bütünlüğünü insanın duygu dünyası ile anlayarak sağlıklı gelişimi için sorunlara çözümler araması ile sağlanacaktır. Birlikte ekolojinin yasları içinde doğayı bozmadan barış içinde yaşam sürdürmek için insanın aç gözlülük, bencillik ve aşırı iktidar hırslarından arınması, birlikte üretmeyi ve yetenekleri ölçüsünde yaşamdan yararlanması benimsenirse iyi insan hâllide yakalanmış olur!</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div>Özet olarak; iyi insan olmak için tek başına zekâ olmak yeterli olmaya bilir. Etik değerleri olan, erdem sahibi olmak, doğa, tarih ve coğrafya bilgisi olan bütünlüklü bir doğa ve insan analizi yapabilmek iyi insan olma çabasının tarih sürecinde zorlu/riskli ama anlamlı bir yolculuk olduğu görülmektedir. Önemli değil, değerli insan olmayı başarabilirsek, doğayla barış içinde yaşama ilkesini benimser, hep berabere birbirimize katkı sunarak anlamlı bir yaşam sürdürmüş oluruz. İyi insan olmak için söylem değil, toplumsal olarak olması gereken bir ihtiyaç görülmeli; içten, özde samimi ve bilinçle istemelidir. Yoksa gar dolabındaki elbiselerin değiştirilmesi dekoratifine dönüşür. İyi ol, iyilik yap. Kimsen bir şey bekleme. Bu nedenle örneğim olan anemin mezar taşına “İyilik iyidir” yazdırdım.</div>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/iyi-insan-olma-surecinde-zeka-erdem-ve-etik-degerler-ne-kadar-onemli/">İyi İnsan Olma Sürecinde, Zeka, Erdem ve Etik Değerler Ne Kadar Önemli</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/iyi-insan-olma-surecinde-zeka-erdem-ve-etik-degerler-ne-kadar-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 Nisan&#8217;ın Egemenlik Anlayışı Felsefesinin Temelleri ve Günümüzdeki Anlamı</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/23-nisanin-egemenlik-anlayisi-felsefesinin-temelleri-ve-gunumuzdeki-anlami/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/23-nisanin-egemenlik-anlayisi-felsefesinin-temelleri-ve-gunumuzdeki-anlami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 20:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Egemenliğin Kaynağı: Toplumun İradesidir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, yalnızca bir milli bayram değil, aynı zamanda insanlığın barış, eşitlik ve özgürlük ideallerini simgeleyen evrensel bir ütopyanın da ifadesidir. Kimsenin kimseye egemen olmadığı, işgalin ve savaşın olmadığı, dayanışmanın hâkim olduğu bir dünya tasavvuru, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesiyle somutlaşan siyasi felsefesinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/23-nisanin-egemenlik-anlayisi-felsefesinin-temelleri-ve-gunumuzdeki-anlami/">23 Nisan&#8217;ın Egemenlik Anlayışı Felsefesinin Temelleri ve Günümüzdeki Anlamı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span data-olk-copy-source="MessageBody">Egemenliğin Kaynağı: Toplumun İradesidir</span></b></p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, yalnızca bir milli bayram değil, aynı zamanda insanlığın barış, eşitlik ve özgürlük ideallerini simgeleyen evrensel bir ütopyanın da ifadesidir. Kimsenin kimseye egemen olmadığı, işgalin ve savaşın olmadığı, dayanışmanın hâkim olduğu bir dünya tasavvuru, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesiyle somutlaşan siyasi felsefesinin de özünü oluşturur. Atatürk’ün siyasi düşüncesinin temelinde, egemenliğin ilahi ya da monarşik bir kaynaktan değil, doğrudan halkın iradesinden doğduğu fikri yatar. Bu anlayış, Jean-Jacques Rousseau’nun “toplum sözleşmesi” kavramıyla paralellik gösterir. Rousseau’ya göre, “bireyler özgürlüklerinin bir kısmını, ortak iradeyi temsil eden bir yapıya devrederek daha büyük bir toplumsal düzen sağlarlar”. Atatürk de en çok etkilendiği batı felsefesinin öncülerinden Rousseau’nun bireylerin egemenlik felsefeden hareketle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) milletin ortak iradesinin temsil edildiği yer olarak merkezi Ankara olan yerde kurmuştur.</p>
<p>Atatürk’ün parlamenter demokrasiye verdiği önem, toplumsal sözleşme teorisiyle uyumlu bir şekilde, halkın kendi kaderini belirleme hakkını merkeze alan bütünlüklü bir anlayıştır. Cumhuriyeti kuran iradenin öncüsü Mustafa Kemal’in egemenlik anlayışının dayandığı felsefi temelleri ve bu anlayışın modern bir toplum inşasındaki rolünü yalnızca Türkiye değil diğer mazlum milletlerde model olmuştur.</p>
<p><b>Parlamenter demokrasi 20 yy.’ın en önemli toplumsal sözleşme ve düzenidir.  </b></p>
<p>İnsanın insan olarak yer yüzeyindeki son bilinen 10 bin küsur yıllık birlikte toplum olarak yaşmak için geliştirdiği en uygun yönetim modeli bireylerin kendi iradeleri kısmı süre ile temsilcileri üzerinden kural belirleme şeklidir. 2500 yıl önce İtalya-Roma ve Antik Yunan halk meclisleri kulmuş ve belirli sınıflara sağlayan temsiliyet Sanayi Devrimi sonrası reşit olan herkesin temsil edildiği bir konuma dönüştürmüştür. Osmanlı İmparatorluğunu kaçırdığı Sanayi Devrimi ve onun alt ve üst yapı organları Halk iradesi TBMM ve Cumhuriyet ile tamamlanarak milletin iradesinin hâkim kılındığı bir toplumsal sözleşmedir. Nihayetinde her askeri darbeler sonrası değiştirilen anayasalar şekilsel de olsa yine de toplumun oluruna sunulmuştur. En son 1981 yılında yapılan ve o dönemde açıktan olmasa da el altında dönemin askeri yönetimi tarafından herkesin onaylanmasının istendiği anayasa % 91’nın üzerinde evet, 8-9 ret oyu ile kabul edilmiş oldu.</p>
<p>Atatürk’ün 1920 yıların birinci Dünya savaşı ve paylaşım sürecinde topluma sunduğu parlamenter sistem hamlesiyle, Osmanlı’nın tebaa anlayışını yıkarak, yurttaşlık bilincine dayalı çağının ilerisinde muasır medeniyetler seviyesinde modern bir siyasi sistemin temellerini atması büyük bir zekâ ve stratejisidir. Egemenliğin millete ait olması, aynı zamanda bireylerin yönetime katılma hakkını da beraberinde getiriyordu.</p>
<p>Bundan 105 yıl önce 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, saltanatın ve hilafetin devreden çıkarılarak milli iradenin üstünlüğünün tesis edilmesi anlamına gelen monarşik bir ailenin babadan oğula geçen yönetim şekli yerine toplumun oy kullanarak kendi yönetimlerini belirlediği bir anlayışa geçildi. Okuma yazması çoğunlukla olmayan, mili irade nedir tam bilmeyen, dünyadaki gelişmelerden çok haberdar olmayan toplumun önüne altın tepsiden sunulan bu özgür birey, özgür toplum, Anayasal yaşam, güvence, hukuk devleti, hesap verilebilir ve sorulabilir anlayış çok önemliydi. Halen Asya’nın ve Afrika’nın bazı ülkelerinde halen bireylerin-toplumun iradesi yönetimlere yansıtılmamaktadır.</p>
<p>Son 100 yılda çok ciddi çekişmeler ile geçen ülkemizin siyasi yaşamı içinde 1950’li yılarda serbest seçimlere geçilmiş olması ile günümüze kadar geçen süreç, toplumun iradesine bağlı olarak oluşacak bir parlamenter yapıyı önemsediği ve bu yönde güçlü irade beyan ettiği görülmektedir. Toplumun benimsemiş oluğu ve iradesine sahip çıkmaya çalışması ayrıca bütün siyasi oluşumların geçekleri açısından da önemsenmesi gerekir. Daha iyi bir yönetim anlayışı oluşana kadar halkın bilinç ve bilgi ile çıkarsız ve beklentisiz irade niyeti önemsenmeli.</p>
<p><b>Parlamenter Sistem ve Toplumsal Sözleşme</b></p>
<p>Atatürk’ün öngördüğü sistem, yurttaşların temsili demokrasiye dayanıyordu. Halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetimin şekillenmesi, toplumsal sözleşmenin pratikteki en uygun yansımasıydı. Bu modelde, bireyler yalnızca kanunlara uymakla kalmaz, aynı zamanda o kanunların yapım sürecine de dolaylı olarak temsilcileri üzerinden katılırlar. Atatürk, bu katılımı sağlamak için çok partili hayata geçiş denemeleri yapmış, basın özgürlüğünü desteklemiş ve eğitimli bir toplumun demokrasinin temeli olduğunu vurgulamıştır. Bunun için önce askere alınan farkındalığı yüksek zeki gençleri eğitmişler, sonra köylere eğitimi götürmek için Köy Enstitüleri kurmuşlar, Üniversitelerin özerkliğinin sağlanması için İstanbul Üniversitesi, sonra Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi, Ankara Yüksek Ziraat enstitüsü ve nihayetinde Ankara Üniversitesi kurularak toplumun demokrasi bilinci yükseltilmeye çalışılıyor.</p>
<p>Parlamenter sistemin en önemli işlevlerinden biri farklı görüşlerin ve kültürlerin uzlaşmasını sağlamaktır. Üzerinde yaşadığımız dünyada 7300 kadar farklı dilin, farklı dinlerin ve inançların ve kültürlerin kendiliğinden geliştiği doğal olarak farklılıklar oluşmuştur. Her kültürü ve farklılığı karşıt olarak görmek veya İspanyolların, İngiliz ve Fransızların yaptığı gibi dillerini, inançlarını ve kültürlerini değiştirmek yerine, farklılıkları zenginlik görüp birlikte yaşamak için mekanizma kurmak gerekiyor. Bugün birçok ülkede insan sosyolojisindeki farklılıkların temeli ve ekolojisi anlaşılmadığı için insanlar birbirlerine ciddi baskılar uyguladıklarını kan ve göz yaşı içinde izliyoruz. En barizi güneyimizde Filistinlilerin yaşadıkları, Suriye ve Irakta yaşanan kültürel, inançsal ve etnikte temeli çatışmalardır. Aslında inşaların birbirleri kendilerine benzetmek için değişime zorlamak yerine bir arada nasıl gelişiriz benimsese belki daha çabuk gelişilecektir.</p>
<p>Bu bağlamda insanlık tarihinde önümüze koyulduğu bütün farklılıkları Atatürk tarafından fark edildiği ve bu bağlamda Meclis’teki muhalefetin varlığını, sağlıklı bir demokrasi için gerekli gördüğünü düşünüyorum. Nitekim 1924 Anayasası’nda, kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenerek, keyfi yönetimin önüne geçilmek için anayasal ve ekler arasında denge ve denetimi sağlayan mekanizmalar önermiştir. Bu durum, toplumsal sözleşmenin “ortak irade” oluşturma amacıyla çok örtüşmektedir.</p>
<p><b>Modern Türkiye’nin Kuruluş Felsefesi ve Toplumsal Sözleşme</b></p>
<p>Atatürk’ün gözünde egemenlik anlayışı, yalnızca siyasi bir sistem değil, aynı zamanda aydınlanmacı bir toplum projesidir. Bu bağlamda eğitime verine önemi onun öğretmene ve bilime verdiği önem ile biliyoruz. Medeni kanunun kabulü, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi temel kırılmalar feodal bir toplum için kolay kabul edilir görüşler değildir. Halen kırsalda kız çocuklarına miras vermeyen kardeşlerin kanla biten miras kavgaların yaşayanınca konun önemi daha iyi anlaşılıyor. Osmanlının hakimiyetinde üç semavi din, çok sayıda farklı mezhep, tarikat ve kültürlerin olduğu gibi kabulü ve TBMM çatısı altında temsili anlamına gelen laiklik ve herkese bütünlüklü bilimsel eğitim sistemine geçiş gibi reformlar modern toplumsal sözleşme projesinin bir parçası gibi geliyor. Bu reformların amacı, bireyi padişaha kul olmaktan çıkarıp özgür ve sorumlu bir yurttaş olarak kendi kaderini kendisi belirleyen birey haline getirmektir.</p>
<p>Toplumsal sözleşme teorisinde olduğu gibi, Atatürk’ün vizyonunda da hukuk, toplumun ortak iradesini yansıtan bir araçtır. Kanunların üstünlüğü, keyfi yönetimi engelleyerek, bireylerin haklarını güvence altına alır. Bu nedenle, hukuk devleti ilkesi, herkesin kanunlar karşısında eşit olduğu ilkesi Atatürk’ün siyasi mirasının temel taşlarından biridir.</p>
<p><b>23 Nisan’ın Günümüz İçin Önemi Çağdaş Yorumu</b></p>
<p>Atatürk’ün 23 Nisan’ı çocuklara armağan etmesi, yalnızca sembolik bir jest ve arzu değil, aynı zamanda geleceğin inşasına dair derin bir vizyonun ve misyon aktarımıdır. Onun gözünde çocuklar, saf ve temiz bir dünyanın temsilcileri aynı zamanda yarının büyükleri olarak egemenliğin eğitim yolu ile aktarılmasını istemesidir. Bugünün çocuklarının yarının yurttaşları olacağı düşüncesiyle, eğitim sistemini laik (bütün inanç ve görülerin olduğu gibi kabul görüldüğü ancak sisteme yansıtılamadığı yönetim), bilimsel ve çağdaş değerler üzerine yurttaşlık bilinci ile inşa etti. Geçmişte liyakatin işletildiği dönemde okumanın, çabalamanın, başarının ve zekanın önemi kurumlardaki temsilcilerde görülürdü. İnsanları devlete ve geleceğe olan inancı ancak bilen ile bilmeyenin ayırt edilmesi ile sağlanır.</p>
<p>Atatürk’ün 23 Nisan’ı “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak ilan etmesi, yalnızca tarihsel bir olayın kutlanması değil, aynı zamanda insanlığın evrensel değerlerine yapılan bir vurgudur. Egemenliğin millete ait olması, parlamenter demokrasi, eğitimli ve özgür bireylerden oluşan bir toplum ideali, bugün yaşanan birçok olay nedeniyle geçerliliğini daha çok hissettirmektedir.</p>
<p>Bugün dünyada süren anlamsız savaşlar, eşitsizlikler ve otoriter rejimler karşısında, Atatürk’ün “egemenlik” anlayışı birçok alternatif sunmaktadır: Barış içinde bir arada yaşamanın yolu, halkın kendi kaderini belirleme hakkının kendi özgür iradesi ile seçtiği vekilleri üzerinden temsiliyetinin bugünden çocukların saf bilinçlerine işleyerek yarınla umut bakmalarını sağlamaktır.</p>
<p>Cumhuriyeti biz kurduk siz yaşatacaksınız ifadesi ile Atatürk emanetini çocuklar ve gençlere bırakmıştır. Onun için gençleri kötülemek değil, iradelerini kırmak değil, iradelerini geliştirerek yaratıcıklarını geliştirerek ülkenin gelişimine katkı koyması istenmeli. Bugün irade sergileyen gençler aslında zinde ve sorumluluk duyan gençlerdir. Bunun önemini birazda ülkenin geçeceğine katkı olarak görelim.</p>
<p>Çocuklara verilen değer, Atatürk’ün barışçıl ve insan merkezli bir toplum idealini de yansıtmaktadır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle ifade ettiği bu ideal, egemenliğin sadece iç politikada değil, uluslararası ilişkilerde de adil ve eşitlikçi bir temelde kullanılması gerektiğini vurgular. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” ifadesi ile bu karakter, ancak milletin egemenliğiyle beslenebilir. 23 Nisan, işte bu bilincin bayramıdır. Bu bağlamda, çocuk bayramlarında dünyadaki çocukların sembolik olarak davetlerinin arkasında 23 Nisan’ın evrensel bir barış mesajı taşıması da tesadüf değildir</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/23-nisanin-egemenlik-anlayisi-felsefesinin-temelleri-ve-gunumuzdeki-anlami/">23 Nisan&#8217;ın Egemenlik Anlayışı Felsefesinin Temelleri ve Günümüzdeki Anlamı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/23-nisanin-egemenlik-anlayisi-felsefesinin-temelleri-ve-gunumuzdeki-anlami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ani Don Olayları Tarımsal Üretimi Vurdu. Gıdalar Daha da Pahalılaşabilir!</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/ani-don-olaylari-tarimsal-uretimi-vurdu-gidalar-daha-da-pahalilasabilir/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/ani-don-olaylari-tarimsal-uretimi-vurdu-gidalar-daha-da-pahalilasabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2025 14:47:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl, ülkemizde özellikle Çukurova bölgesinde mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve ardından gelen ani soğuk hava dalgaları, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkiledi. Bu nedenle, başta bahçe bitkilerinde olmak üzere bu yıl tarımsal üretimde verim kaybı yaşanacaktır. Başta İç Anadolu ve Toros Dağları civarında -3°C ve yer yer -7°C&#8217;ye kadar düşen sıcaklıklar, tarım bitkilerinin donmasına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/ani-don-olaylari-tarimsal-uretimi-vurdu-gidalar-daha-da-pahalilasabilir/">Ani Don Olayları Tarımsal Üretimi Vurdu. Gıdalar Daha da Pahalılaşabilir!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl, ülkemizde özellikle Çukurova bölgesinde mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve ardından gelen ani soğuk hava dalgaları, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkiledi. Bu nedenle, başta bahçe bitkilerinde olmak üzere bu yıl tarımsal üretimde verim kaybı yaşanacaktır.</p>
<p>Başta İç Anadolu ve Toros Dağları civarında -3°C ve yer yer -7°C&#8217;ye kadar düşen sıcaklıklar, tarım bitkilerinin donmasına yol açtı. Son dört gündür devam eden ve etkisi hâlâ hissedilen don olayları, çiçek açan birçok meyve ağacı ve bitkinin ciddi şekilde zarar görmesine neden oldu. Geçmişte yaşanan -1°C veya -2°C derecelik donlar bu kadar etkili olmamıştı. Özellikle 9 ve 10 Nisan tarihlerinde Güneydoğu&#8217;da yaşanan ani sıcaklık düşüşleri ve don olayları (-2.0°C ile -3.2°C arasında), tarım bitkileri üzerinde ciddi zararlara yol açtı.</p>
<p><strong>Don, Bitkilerin Donmasına ve Çiçeklerin Dökülmesine Yol Açtı</strong><br />
Bölgedeki çiftçilerden gelen bilgilere göre, özellikle meyve ağaçlarının çiçeklenme döneminde yaşanan bu don nedeniyle ürün kaybı ve kalite düşüşü gibi sorunlar ortaya çıktı. Henüz resmi hasar tespit raporları yayımlanmamış olsa da, ilk değerlendirmeler ciddi kayıpların yaşandığını gösteriyor.<br />
Dört gün boyunca gece sıcaklıklarının ani düşüşüyle yaşanan dona bağlı kurumalar ve çiçek dökülmeleri, bu yıl bazı ürünlerin veriminin oldukça düşeceğine işaret ediyor. Çiftçiler, bahçelerinde büyük tahribatların yaşandığını belirtiyor.<br />
Meyve ağaçları arasında özellikle sert çekirdeklilerden kayısı, erik ve kiraz gibi türler ile üzümsü bitkiler, soğuklardan ciddi şekilde etkilendi. Sebze ürünlerinde ise açık alanda yetiştirilen patates ve seralardaki domates, biber ile marul gibi ürünlerde verim kaybı yaşandığı ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Farklı Bölgelerde Halen Hasar Tespit Edilmedi Ancak Zararın Büyük Olduğu Belirtiliyor</strong><br />
Basına yansıyan verilere göre, Karadeniz, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege (Manisa üzüm bağları) gibi bölgelerde de önemli hasarlar oluştu. Karadeniz&#8217;de fındık, Ege&#8217;de üzüm bağları ve Malatya gibi kayısı üretim merkezlerinde ciddi üretim sorunları yaşanacağı öngörülüyor. Anamur Ziraat Odası Başkanı Ahmet Şeref Gümüş&#8217;ün basına yansıyan açıklamalarına göre, &#8220;meyve ve çiçeklerin yaklaşık yüzde 40&#8217;ı soğuk hava nedeniyle yandı.&#8221; Gümüş, &#8220;Bölgede etkili olan soğuk hava ve don olayının, seralarda ve açık alandaki tarım ürünlerine zarar verdiğini&#8221; belirtti.</p>
<p><strong>Sigorta Yaptırmak Güvence İçin Önemli</strong><br />
Genellikle çiftçilerimizin tarım sigortası yaptırmaması nedeniyle, umarız ciddi bir ekonomik sorun yaşanmaz. Bu bağlamda, meteorolojik uyarıların ve uzman görüşlerinin dikkate alınarak bu tür hava koşullarına karşı önlemlerin artırılması büyük önem taşımaktadır.<br />
Ayrıca, teknoloji çağında bulundukları bölgelerin don riskinin bilinebilir olduğu düşünüldüğünde, çiftçilerin bilimsel bilgilerden yararlanmaları faydalı olacaktır. Tabii ki, tecrübeli ve yerleşik çiftçiler bulundukları bölgenin don riskini tahmin edebilir. Ancak iklimdeki ani değişimler, çoğu zaman hazırlıksız yakalanmaya neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Bu Yıl Meyve ve Sebzelerde Kıtlık Yaşanabilir</strong><br />
Yaşanan don olayları nedeniyle bu yıl, başta sert çekirdekli meyveler ve patates ile sera ürünleri gibi sebzelerde ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Mevcut yüksek enflasyon nedeniyle zaten pahalı olan fiyatlar daha da yükselebilir. Konunun bütünlüklü bir şekilde analiz edilerek erken önlemler alınması gerekiyor. Aksi takdirde, gıdaya erişim sorunu yaşayan yoksul kesim ve sabit gelirle geçinenler, meyve ve sebzeleri daha pahalıya almak zorunda kalabilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/ani-don-olaylari-tarimsal-uretimi-vurdu-gidalar-daha-da-pahalilasabilir/">Ani Don Olayları Tarımsal Üretimi Vurdu. Gıdalar Daha da Pahalılaşabilir!</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/ani-don-olaylari-tarimsal-uretimi-vurdu-gidalar-daha-da-pahalilasabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Derman Sağlayan Hekimlerin 14 Mart Tıp Bayramı kutlu Olsun</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/insan-derman-saglayan-hekimlerin-14-mart-tip-bayrami-kutlu-olsun/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/insan-derman-saglayan-hekimlerin-14-mart-tip-bayrami-kutlu-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Mar 2025 20:01:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362351</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Bütün sağlık çalışanları ve doktorlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı&#8217;nı tüm içtenliğimle kutlarım. Sağlık gibi önemi büyük olan ve etik/deontolojik değerlerin mutlaka ön planda tutulması gereken bu mesleği icra eden insanlar, yaşadığımız Covid-19 pandemisi ve deprem gibi zorlu süreçlerde gösterdikleri üstün çaba, fedakârlık ve başkaları için kendi canlarını hiçe sayan tutumlarıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/insan-derman-saglayan-hekimlerin-14-mart-tip-bayrami-kutlu-olsun/">İnsan Derman Sağlayan Hekimlerin 14 Mart Tıp Bayramı kutlu Olsun</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Bütün sağlık çalışanları ve doktorlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı&#8217;nı tüm içtenliğimle kutlarım. Sağlık gibi önemi büyük olan ve etik/deontolojik değerlerin mutlaka ön planda tutulması gereken bu mesleği icra eden insanlar, yaşadığımız Covid-19 pandemisi ve deprem gibi zorlu süreçlerde gösterdikleri üstün çaba, fedakârlık ve başkaları için kendi canlarını hiçe sayan tutumlarıyla her türlü takdirin ötesindedir.</p>
<p>Genelde dünyada tıp fakültelerinden mezun olan hekimler Hipokrat yemini ederek mesleklerine başlarlar. Bu bir salt yemin değil, hekimlerin mesleki sorumluluklarını hatırlamaları ve insanlığa hizmet etme bilinciyle hareket etmelerini zihinde tutulması açısından büyük önem taşır. Yemini, tıp mesleğini icra eden hekimlerin mesleklerini uygularken uymaları gereken etik ilkeleri ve ahlaki değerleri içeren antik Yunan döneminde yazılmış çok önemli bir insan hakkı savunucusu bir ilkedir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hipokrat Yemen’inin Temel İlkeleri:</strong></p>
<p>Başta hastaya zarar vermemek, mesleğin doğası gereği hasta hakları ve hastanın bilgilerini saklamak, hastalar arasında ayrım yapmamak, hekimler, ırk, din, cinsiyet, sosyal statü gibi faktörlere bakmaksızın tüm hastalara eşit şekilde hizmet etmeyi gerektir.</p>
<p>Mesleki Bilgiyi Kötüye Kullanmamak ve de Hocalara ve Meslektaşlara Saygı duymak gibi bir etik ile ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hipokrat Yeminin önemi aslında yaşanan savaşlar, iç çatışmalar ve çıkar ilişkilerinin had safhada oluğu günümüzde daha çok önemsenmektedir. Günümüzde yaşanan birçok etken Hipokrat yeminin özellikle de hasta hakları, bilimsel gelişmeler ve evrensel insani değerler ekseninde hastaya hasta ve insan olarak yaklaşmayı öneriyor.</p>
<p>Hipokrat yemini çok önemsediğim bir inşadan yana olan bir felsefi ilke olarak görürüm. Yalnız doktorlar söylenmiş değil, aynı zamanda tüm insanlara ciddi bir ders olarak insan sağlığı üzerinden hiçbir çıkar ve ayrımcılığı reddetmeyi ve ilke sahibi olmamızı öneriyor. Hekimler yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal iyileşme sürecinde de hepimizin yaşamına dokunan iyileşmemiz ve hayata tutunmamızın umudunu ve en büyük iyileştirici ilacıdırlar. Hekimlik, yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir sanat ve insanlığa hizmet etme aracıdır. Onun için hekimlik/tabiplik/ doktorluk bir derman veren zanaat olarak da görülürdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mesleğe Saygı Önemli</strong></p>
<p>Tıp ve hekimlik ulvi bir meslektir. Konuya önem veren devlet yetkililere mesleği hep önde tutmuşlardır. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Beni Türk hekimlerine emanet edin.&#8221; ifadesi ile tıp camiası için büyük bir onur kaynağıdır. Bu düşünce ile hekimlere duyduğu güveni ve saygısını ifade etmiştir. Diğer yanında da hekim ve sağlık çalışanlarının bilgi, beceri ve insanlığa hizmet konusundaki üstün niteliklerini vurgulamış olması mesleğe ve hekimler verdiği en önemli değer niteliğindedir.</p>
<p>Önceliği yaşam ve can sağlığına veren, hiçbir renk, cinsiyet, din, dil veya görüş farkı gözetmeksizin, çıkar gözetmeden insanlığa hizmet eden bu cefakâr meslek mensuplarının gününü bir kez daha yürekten kutluyorum. Derin bir içtenlikle, insanların gönlünde her zaman ayrı bir yeri ve değeri olan sağlık emekçilerine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. İyi ki varsınız!</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/insan-derman-saglayan-hekimlerin-14-mart-tip-bayrami-kutlu-olsun/">İnsan Derman Sağlayan Hekimlerin 14 Mart Tıp Bayramı kutlu Olsun</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/insan-derman-saglayan-hekimlerin-14-mart-tip-bayrami-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İlk Yaşayan Toprak Laboratuvarını Kuruldu ve I. Çalıştay Yapıldı</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/turkiyede-ilk-yasayan-toprak-laboratuvarini-kuruldu-ve-i-calistay-yapildi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/turkiyede-ilk-yasayan-toprak-laboratuvarini-kuruldu-ve-i-calistay-yapildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Mar 2025 21:59:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşımın Dengesi ve Gıda Güvencesi İçin Toprağın Önemi Daha Çok Anlaşılmaktadır Avrupa Birliği Araştırma ve Yenilik Programı (2021-2027) Horizon Europe kapsamında Avrupa Komisyonu, 2030 yılına kadar sağlıklı topraklara geçişi sağlamak amacıyla Avrupa bölgesinde 100 Yaşayan Laboratuvar ve Deniz Feneri kurmayı amaçlayan ‘Avrupa için “Bir Toprak Anlaşması” Misyonu’nu başlattı. Toprak Misyonun (Mission Soil) temel amacı başta [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turkiyede-ilk-yasayan-toprak-laboratuvarini-kuruldu-ve-i-calistay-yapildi/">Türkiye’de İlk Yaşayan Toprak Laboratuvarını Kuruldu ve I. Çalıştay Yapıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaşımın Dengesi ve Gıda Güvencesi İçin Toprağın Önemi Daha Çok Anlaşılmaktadır </strong></p>
<p>Avrupa Birliği Araştırma ve Yenilik Programı (2021-2027) Horizon Europe kapsamında Avrupa Komisyonu, 2030 yılına kadar sağlıklı topraklara geçişi sağlamak amacıyla Avrupa bölgesinde 100 Yaşayan Laboratuvar ve Deniz Feneri kurmayı amaçlayan ‘Avrupa için “Bir Toprak Anlaşması” Misyonu’nu başlattı. Toprak Misyonun (Mission Soil) temel amacı başta toprak biyoçeşitliliğinin önemini anlaşılır kılmak istemektedir. Toprak misyonu liderliğindeki girişimlerin, toprak biyoçeşitliliği hakkındaki anlayışı nasıl aktif olarak somut sonuçlara dönüştürebileceğini ve sürdürülebilir bir gelecek için daha sağlıklı topraklara nasıl kavuşacağımızı yerinde paydaşlar ile göstererek ve anlatarak sağlamak istemektedir.</p>
<p>AB’nin oluşturduğu “Toprak Misyonu” kapsamında Yaşayan Laboratuvarlar ve Deniz Fenerlerine yönelik ulusal farkındalık ve destek eylemleri içeren bir dizi projeler geliştirmiştir. Toprak misyonu hakkında ulusal ve bölgesel düzeyde farkındalığı artırmak, kapasite geliştirmeye yönelik araçlara erişim sağlama, yaşayan laboratuvarlar yoluyla bölgesel toprak ihtiyaçlarının ele alınması ve iş birliğini teşvik etmek gibi amaçları için oluşturmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlığı ve Sürdürülebilir Yönetim İçin Bir Adım Daha Çukurova Üniversitesinde Atıldı</strong></p>
<p>Yaşayan laboratuvar kavramı, yeni bir sorunu çözme mekanizması olarak; toprakla ilgili sorunları tanımlama, planlama, uygulama, denetleme ve sorumluluk alarak yeniden planlama aşamalarını içermektedir. Bu süreç, deniz feneri oluşturarak yararlı modellerin oluşturulmasını da kapsar. Yaşayan Toprak Laboratuvarı, &#8220;kullanıcı odaklı, çok yönlü yenilikler içeren bir sorun çözme platformu&#8221; yaklaşımıyla toprağın yerinde korunmasını, sürdürülebilirliğini ve üretkenliğinin sağlanmasında yeni yaklaşımlar veya hizmetlerin, çiftçiler, kamu, sivil toplum, üniversite ve araştırma paydaşlarıyla birlikte oluşturulmasına imkân tanıyan gerçek yaşam ortamlarıdır.</p>
<p>Yüzey ve yüzey altı toprak sağlığını korumayı ve sürdürülebilirliğini hedefleyen Yaşayan Laboratuvarlar, özellikle yüzey topraklarının çoğunlukla bozunuma uğradığı günümüzde, yüzey altı toprağının fonksiyonlarını kaybetmemesi için alınacak önlemleri belirlemeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Yaşayan laboratuvarlar kavramı, Avrupa Birliği tarafından özellikle toprak ve alt toprak katmanlarıyla ilgili bilgi edinmeyi ve bu bilgiyi ilgili paydaşlarla paylaşmayı amaçlayan bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Bu proje çerçevesinde 100 yeni yaşayan laboratuvar ve deniz feneri oluşturulmaktadır. Bu laboratuvarlardan 15’inin kurulması planlanmakta olup, bunlardan biri de ilk kez ülkemizdeki bir üniversitede hayata geçirilmiştir.</p>
<p>Bu bağlamda, Avrupa Birliği tarafından desteklenen <strong>SUS-SOIL AB-HORIZON MISS-2023</strong> çerçevesinde, 2024-2028 yılları arasında yürütülecek olan <strong>HORIZON-MISS-2023-SOIL-01</strong> ve <strong>101157560</strong> numaralı &#8220;Agroekolojik Arazi Kullanımı ve Yönetimi Uygulayıp, Sürdürülebilir Toprak ve Toprak Sağlığının Geliştirilmesi ile Topluma Ekosistem Hizmetlerinin Sunulmasını Geliştirmek&#8221; başlıklı proje çerçevesinde başlatılan Yaşayan Toprak Laboratuvarı kurulum ve çalıştayı, <strong>28 Şubat 2025</strong> tarihinde gerçekleşti. Çalıştaya akademi, kamu, sivil toplum, teknik ve çiftçilerden oluşan farklı paydaşlar katıldı. Çalıştaya 56 gönüllü katılımcı iştirak etti. Çalıştaya katılmadan önce, çiftçiler, sivil toplum, kamu ve üniversitelerden toplam 62 kişiyle doğrudan iletişime geçilerek davet mektupları, taahhütler ve programlar iletildi.</p>
<p>Çalıştaya, Doğu Akdeniz Araştırma Enstitüsü Müdürü, Doğu Akdeniz Ormancılık Enstitüsü Müdürü, Ziraat Mühendisleri ve Peyzaj Mimarları Odası yöneticileri, ilgili ziraat odaları ve çiftçi örgütlerinin temsilcileri katılım gösterdi. Çalıştayın açılışında Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazan Koluman ve Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selim Eker katılımcılara hitap ettiler. Prof. Dr. Koluman, Ziraat Fakültesi&#8217;nin faaliyetleri kapsamında alınan Avrupa Birliği projeleri ve Yaşayan Laboratuvar desteklerinin önemini vurguladı. Prof. Dr. Eker ise Yaşayan Laboratuvarın toprak bilimi açısından önemini anlattı.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından proje yürütücüsü olarak projenin ana teması olan yüzey toprağı ve alt toprak sağlığı ile kalitesi konularını detaylı olarak projenin önemi ve çıktılarının nihai hedefi hakkında bilgi sunmaya çalıştım. Ayrıca öğlen yemek sonrası Yaşayan laboratuvarların amaç ve işleyişi ve nasıl yönetileceğini anlatım.</p>
<p>Gün boyu katılımcıların ve paydaşların konuya yönelik kendi bakış açıları ve alt toprak kavramının önemi ve geleceğe yönelik sorunlar ve beklentilerini tartışmış olmalarından da çok yararlandık. Her zaman sorunu yaşayanların gözlem, deneyim ve taleplerini dinlemeyi çok önemserim. Asıl bilgi ve sorunları anlamak onların deneyimlerinden öğrenilir.</p>
<p>Yaşayan Laboratuvar çerçevesinde alt toprak katmanının daha iyi anlaşılabilmesi için toprak örnekleme yöntemleri ve farklı arazi kullanımlarına dayalı olarak yapılacak toprak örneklemeleri konuları Doç. Dr. Mahmut Dingil hocam örnekleme stratejisi konusunda bilgiler sundular.</p>
<p>Öğleden sonra, üniversite yerleşkesinde açılan bir toprak profilinde katılımcılara üst toprak ve alt toprak katmanlarının yapıları sahada gösterildi. Çiftçiler ve sivil toplum katılımcılarının alt toprak katmanına ilişkin soru ve önerileri görüşüldü. Konunun önemi, bir kez daha sahada, profil başında toprak fonksiyonları ve ekosistem hizmetlerine olası katkıları tartışıldı. Alt toprak katmanının toprak fiziksel ve biyolojik verimliliğinin geliştirilmesinin önemini anlatmaya çalıştık.</p>
<p>Son olarak, Yaşayan Laboratuvar’ın işlevselleştirilmesi ve yönetim mekanizmaları üzerinde duruldu. Yürütülecek araştırmalar için, Doğu Akdeniz Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Doğu Akdeniz Ormancılık Enstitüsü Müdürlüğü ve Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü&#8217;nün araştırma alanları ile üç çiftçinin açık alanlarında çalışmalar yapılacağı belirtildi. Ayrıca çalıştaya katılan her sektörden ikişer veya üçer kişiden oluşan bir yönetim ekibi oluşturulmasına karar verildi. Bu ekip, katılımcı demokratik yönetim anlayışıyla toprağın yaşanan sorunlarının yerinde tartışarak çözüme kavuşturacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Projede ayrıca, üç çalıştayın daha düzenlenmesi planlanmakta oluğumuzu paylaştık. Bu bağlamda bölgedeki tarım kuruluşları, sivil toplum ve belediye yöneticileri ile görüşmeler yapılarak, toprağın ekosistem hizmetlerindeki önemi her düzeyde anlatmaya devam edeceğiz. Ayrıca, toprak sağlığı ve verimliliğinin korunması konusunda eğitim ve uygulamalı tarla denemeleri kurarak ve örnek çalışmaları çiftçilere ve ilgililere yerinde göstermeye çalışacağız.</p>
<p>Açılışta SUS-SOIL ve Shering-MeD projeleri hakkında görsel-afiş ve sözlü olarak ilgilenenlere bilgiler verildi. Katılımcıların konuya dair ön bilgi düzeyleri ve beklentileri anketler aracılığıyla belirlenmeye çalışıldı. Çalıştay, beklenenden daha yüksek bir katılım ve ilgiyle takip edilmiştir.</p>
<p>Yaşayan Laboratuvar çalıştayı toplantısının sonunda, geleceğe yönelik olarak paydaşların birlikte çalışarak toprak sağlığı ve toprak kalitesinin iyileştirilmesi ile verimliliğinin artırılması konusunda kararlar alınması teyit edilmiştir.</p>
<p>Konu ülkemizde yeni oluğu için doğal olarak ilgi çekiyor. Üniversitemiz tarafından basına yansına verilen kısa bilginin yaklaşık 17 haber sitesi tarafından duyurulmuş olmasından memnun olduk. Üniversitemiz basın birimine teşekkür ederim.</p>
<p>Toprağın önemini hisseden ve toprağın ekosistem için önemi konusunda farkındalık yaratmak isteyen duyarlı toprak dostlarımızı bizim ile iletişime geçmesini bekliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/turkiyede-ilk-yasayan-toprak-laboratuvarini-kuruldu-ve-i-calistay-yapildi/">Türkiye’de İlk Yaşayan Toprak Laboratuvarını Kuruldu ve I. Çalıştay Yapıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/turkiyede-ilk-yasayan-toprak-laboratuvarini-kuruldu-ve-i-calistay-yapildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarsus&#8217;ta Ekolojik Tarım ve Sanatın Buluşması</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/tarsusta-ekolojik-tarim-ve-sanatin-bulusmasi/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/tarsusta-ekolojik-tarim-ve-sanatin-bulusmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Mar 2025 11:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarsus’ta bir grup ekolojik tarım savunucusunun kurduğu, kökeni İtalya’ya dayanan “Slow Food” (Yavaş Gıda Pazarı) diğer adıyla Yer Yüzeyi Pazarı tarafından ekolojik tarım ve toprak ekolojisi konusunda konuşma yapmak üzere 9 Mart 2025 günü Tarsus’ta hoş birkaç etkinliğe katıldım. Kentin merkezi yerinde, hareketin önlüklerini giymiş, son derece temiz giyimli, organik ürünler üreten ve pazarlayan ekoloji [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/tarsusta-ekolojik-tarim-ve-sanatin-bulusmasi/">Tarsus&#8217;ta Ekolojik Tarım ve Sanatın Buluşması</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div data-olk-copy-source="MessageBody">Tarsus’ta bir grup ekolojik tarım savunucusunun kurduğu, kökeni İtalya’ya dayanan “Slow Food” (Yavaş Gıda Pazarı) diğer adıyla Yer Yüzeyi Pazarı tarafından ekolojik tarım ve toprak ekolojisi konusunda konuşma yapmak üzere 9 Mart 2025 günü Tarsus’ta hoş birkaç etkinliğe katıldım. Kentin merkezi yerinde, hareketin önlüklerini giymiş, son derece temiz giyimli, organik ürünler üreten ve pazarlayan ekoloji duyarlılığı yüksek insanlarla tanıştırıldım. Ürünlerini pazarlayan üreticiler ürünlerinin geldikleri yerleri ve üretim yöntemleri hakkında bilgiler verildi. Bu arada Çukurova Ziraat Fakültesi mezunu birçok meslektaşımızın da organik ürünler pazarında ürettiklerini pazarladığını gördüm. Meslektaşlarımızın kendi inisiyatifleriyle yaratıcılıklarını ortaya koymalarından dolayı onları tebrik ettim ve çok gururlandım.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Neden Organik Ürünlere İlgi Artıyor</strong></div>
<div>Daha sonra içinde Tarsus Tarım Müzesi ve gösteri merkezinin de bulunduğu restore edilen nezih salona geçtik. Üreticiler ve çevreden inşaların dikkatlice dinledikleri konuşmam sonrası bilinçli sorulan soruları ve talepleri olan üretici ve tüketiciler ile sohbet ettik. Davetlerinden dolayı önder çiftçi Eren Erdem ve hareketin yöneticisi Yasemin Lokmanoğlu’na teşekkürlerimizi ilettim.</div>
<div>Konuşmamın ana teması, neden ekolojik/organik ürün talebinin oluştuğunu anlatmaya çalıştım. İnsanın tarım yapmaya başladığı binlerce yıllık geçmişinden yakın geçmişe kadarki düşük girdili üretim sisteminden endüstriyel tarıma geçişi ve sonrasında bozulan ekosistemin çevre ve gıda zincirindeki etkilerini anlatım. Yoğunlaştırılmış endüstriyel tarımın toplum sağlığı üzerindeki etkilerinin doğurduğu ekolojik yaşam anlayışı ve ekolojik ürün talebinin oluştuğunu işledim. Ekolojideki biyoçeşitlilik kaybının toprak sağlığının bozulmasına neden olduğunu ve bunun da zincirleme sağlık ve sosyal olaylara ve sonuçta yoksulluk, kan, gözyaşı ve göçlere kadar varan zorlu süreci örnekleri ile anlattım. Bu bağlamda düşük girdili üretim, yer yüzeyi pazarı, organik ve ekolojik ilkelere uygun üretimin desteklenmesi gerektiğini vurguladım.</div>
<div>Ayrıca yürütücüsü olduğum Shering-MeD ve SUS-SOIL projelerinin de temelde agroekolojik üretim yöntemlerinin daha çok uygulanmasını savunduğunu belirttim. Toprağın sağlığını ve üretkenliğinin sağlanmasının geleceğin gıda güvencesi için önemini anlatarak üreticilerle hoş bir hafta sonu etkinliği gerçekleştirdik. Torak ekosistem ve gıda güvencesinin uzun süreli kondurmasının etkilerini işledim.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Tarsus’ta Sanat Rönesansı mı Yaşanıyor</strong></div>
<div>Konuşmamın ardından tekrar satış stantları gezerek birkaç ürün satın aldık. Daha sonra eski bir tekstil fabrikasının binalarından birinde düzenlenen “Çukurova Resim ve Sanat Galerisi” ve sergi atölyesi etkinliğine geçtik. Sevgili Sema Tüfekçi öğretmenimin resim ve resim sanatı konusundaki anlatımı ve rehberliğindeki sergiyi gezdik. Ressam ve öğretmen Sema Tüfekçi ile soyut düşünme ve resim üzerine konuşmalar yaparak resimleri inceledik. Kaderine terk edilmiş eski bir fabrikanın binalarında, fabrika çalışanlarından ressam Sayın Lütfi Hasoğlu’nun katkıları ve yaptığı resimlerle adeta bir kültür ortamı yaratılmış. Lütfi Bey ve Sema öğretmen gibi sanatı topluma benimsetme çabasında olan bireysel çabalarıyla Tarsus’a sanat etkinlikleri konusunda ciddi destek sağlamışlar. Bugün Tarsus’ta gerek yer yüzeyi pazarı, gerekse resim sergisi gibi faaliyetlerin belediye tarafından desteklenmesine rağmen, kişilerin tutumu ve girişkenliğinin ne denli önemli olduğunu bir kez daha anlamış oldum. Etkinlikleri ve ilgiyi görünce geçmişin tarih, kültür ve felsefenin işlendiği Tarsus’ta adeta yeniden rönesansı mı yaşanıyor! Katkısı olan birey ve kurumları candan yürekten kutluyorum.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Tarsus’a Yakından Tanımak Gerekiyor</strong></div>
<div>Türkiye’nin birçok kentinden daha eski olan Tarsus’un girişimci ve öncü insanlarının çabalarıyla kent daha yaşanabilir ve tanınır bir hale gelecektir. Bu bağlamda Tarsus’un kültürel geçmişi, felsefesi, sanatı, arkeolojisi ve zengin yemek kültürü incelenmeye değer. Bir zamanlar denizin kıyısındaki liman kenti olan Tarsus, bugün denizden 20 km içeride kalmış. Çukurova’nın bereketli toprakları kadar Torosların eteklerindeki doğal endemik bitkileri, lavanta, kekik ve çamların sardığı bölgede çok zengin bir ürün çeşitliliği ve yemek kültürü mevcut. Bu bağlamda düşük girdili ürün pazarı önemli bir örnek teşkil ediyor. Aratos’un kenti Tarsus’un tarih, sanat, toplumsal gelişme yanında tarımsal üretim ve topraktan gelen lezzetleri açısından da biraz daha incelenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Daha önce birkaç konuşma için Tarsus’ta yaşatılan Aratos Felsefe okulunu da unutmayalım. Ancak hep iş ve zaman baskısı nedeniyle kentin merkezi dışında çok gezme ve inceleme şansım olmamıştı. Sevgili Sedat Tüfekçi hocam (doktora çalışmasını bizim rizosfer laboratuvarında yaptı), tarihi ve turistik gezilecek yerleri olduğunu söyleyerek beni gezmeye davet etti. Gelecekte Sema ve Sedat Tüfekçi arkadaşlarımın davetine uyarak Tarsus’u daha detaylı gezmek gerekiyor.</div>
<div>Yeniden Yer Yüzeyi Pazarı ve “Slow Food” hareketinin yöneticilerinin ekolojik yaklaşıma dayalı üretim modelini izlemek ve örnek almak üzere çabalarına katkı sunmayı öneririm. Ekolojik yaşamı çoğaltalım, katkı sunalım ve kendimizde ekolojiyi daha iyi koruyalım.</div>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/tarsusta-ekolojik-tarim-ve-sanatin-bulusmasi/">Tarsus&#8217;ta Ekolojik Tarım ve Sanatın Buluşması</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/tarsusta-ekolojik-tarim-ve-sanatin-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edip Akbayram da Gözlerini Yaşama Yumdu</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/edip-akbayram-da-gozlerini-yasama-yumdu/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/edip-akbayram-da-gozlerini-yasama-yumdu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 23:25:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendine has sesi ve yorumu ile tanıdığımız Edip Akbayram, hemşerimiz, 2 Mart 2025 tarihi itibariyle bu dünyadan göçtü. Gaziantep Atatürk Lisesi ve öğretmen okulunda öğrenci iken, o dönemin koşullarında kaset teyplerden müzik dinlerdik. Edip Akbayram&#8217;ı o dönemlerde yeni parlayan bir yıldız olarak dinlerdik. Sonradan, sanırım ünü Gaziantep’in dışına taştı ve özgün stiliyle önemli yorumlar yaparak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/edip-akbayram-da-gozlerini-yasama-yumdu/">Edip Akbayram da Gözlerini Yaşama Yumdu</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendine has sesi ve yorumu ile tanıdığımız Edip Akbayram, hemşerimiz, 2 Mart 2025 tarihi itibariyle bu dünyadan göçtü. Gaziantep Atatürk Lisesi ve öğretmen okulunda öğrenci iken, o dönemin koşullarında kaset teyplerden müzik dinlerdik. Edip Akbayram&#8217;ı o dönemlerde yeni parlayan bir yıldız olarak dinlerdik. Sonradan, sanırım ünü Gaziantep’in dışına taştı ve özgün stiliyle önemli yorumlar yaparak kendini çok geliştirdi.</p>
<p>Edip Akbayram belki bedenen zayıftı ancak konserlerindeki sesi o kadar yüksekti. Çok büyük insani yönü yüksek, toplumsal duyarlılığı olan bir sanatçıydı. Bu toprakların otokton şairlerinin ve yazarlarının, kendi bestelerini de söylerdi. Mahsuni’nin çok sevilen türkülerini, kendi yorumu ile çok daha coşkulu bir şekilde seslendirerek bizlere daha çok sevdirirdi. Sabahattin Ali’nin “Aldırma gönül, aldırma” şiirini ne güzel okurdu. “Sen Benden Aldın Alalı,” “Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme,” “Hasretinle Yandı Gönlüm,” “Türküler Yanmaz,” “Bekle Bizi İstanbul’da Haramilerin Saltanatını Yıkacağız” gibi türküleriyle kendine özgü yorumu ile gönülleri fethetti.</p>
<p><strong>Sanatın Soyut Düşünce Üzerindeki Etkisi Önemsenmelidir</strong><br />
Sanatın önemini, son yıllarda soyut düşünme konusunu araştırırken daha iyi anlamıştım. Söyleyerek insanları coşturmak, dinlendirmek kadar düşündürtmek de çok önemlidir. Müzik, bir tür eski söz söyleme ve iletişim aracı olarak, söylemiyle kişileri ciddi şekilde harekete geçirebilmektedir. Son dönemlerde hakkın rahmetine kavuşan sanatçıların arkasında on binlerin duygu, sevinç ve üzüntülerinden daha iyi anlaşılıyor ki; kişilerin hayatına dokunanlar unutulmuyor. Edip Akbayram da sanırım bu bağlamda müziği ve kişiliğiyle unutulmazlar arasında yerini aldı. Müzik tarihindeki yerini aldı. Ancak sanırım en çok hafızalarda kalanı, Edip Akbayram’ın &#8220;Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olamaz&#8221; adlı dinletisi, tam da günümüzde büyük bir anlam ifade ediyor.</p>
<p>Kendine has kişiliği, insani duruşu ve müzik yapma stiliyle söylediği &#8220;Aldırma gönül aldırma&#8221;, &#8220;Eşkıya dünyaya hükümdar olamaz&#8221; gibi güzelim türküleri hepimizi düşündürttü ve eğlendirdi. Dünyanın son dönemlerinde içinde geçtiği çatışmalı ve baskıcı dönemleri anlatırcasına, elinde para, silah ve güç sahibi olan devletlerin ve otoritelerin ülkeleri, toplumları ve insanları kendilerine biat etmeye zorlaması, yerinden yurdundan etmeye zorlamasının yaşandığı bölgelerde, başta Filistin, Ukrayna ve diğer çatışmalı bölgelerde uygulanan emperyal güçlere karşı, Edip Akbayram’ın &#8220;Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olamaz&#8221; türküsü sanki bugünü söylüyor.</p>
<p>İnsan, ne eşkıya olmalı ne de mağdur. Dünyanın kendine özgü doğasının sunduğu bütün değerlerin olduğu gibi kabul edilmesi, saygı duyulması beklenir. İnsanlığın yaşadığı bunca yanlış ve zorluklarına rağmen, &#8220;Aldırma gönül aldırma&#8221; türküsündeki:</p>
<p>Başın öne eğilmesin<br />
Aldırma gönül, aldırma<br />
Ağladığın duyulmasın<br />
Görecek günler var daha<br />
Aldırma gönül, aldırma</p>
<p>bu sözler, hep teselli olmuş ve geleceğe dair umutları diri tutmuştur. Umudu, baharın gelişi ile doğaya uygun olarak diri tutalım. Zorluklara aldırmadan, zorlukların üzerinden gelmek için insanca çabalayarak yaşama anlam katmaya bakalım.</p>
<p>Yaşar Kemal’in o güzel ifadesiyle, &#8220;İnsanlar beyaz atlarına binip bu dünyadan gittiler,&#8221; diyor. İnsani değerleri olan, tutumu ve kişiliği açık olan, insan ve doğadan yana her insanın değeri her zaman yüksektir</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/edip-akbayram-da-gozlerini-yasama-yumdu/">Edip Akbayram da Gözlerini Yaşama Yumdu</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/edip-akbayram-da-gozlerini-yasama-yumdu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Labirentte İlerlerken Kendini Kaybeden İnsanlık</title>
		<link>https://www.sonhaber16.com/labirentte-ilerlerken-kendini-kaybeden-insanlik/</link>
					<comments>https://www.sonhaber16.com/labirentte-ilerlerken-kendini-kaybeden-insanlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2025 14:40:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sonhaber16.com/?p=362275</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin birkaç binyıllık geçmişi içinde, doğanın sunduğu ekosistem hizmetlerinden yararlanma durumu büyük ölçüde ayrışmıştır. Hemen her toplumda, insanlar ve devletlerarasındaki az çalışıp çok fazla mal ve mülk sahibi olan küçük azınlıklar ile çok çalışıp karnını doyuramayan nüfus oranları değişmiştir. Sonuçta adaletsiz dünyanın adaletsizliği giderek artmıştır ve artmaktadır. İnsanlığın kendi eliyle yarattığı güçlü azınlıkların &#8220;Suboptimizasyon*&#8221; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/labirentte-ilerlerken-kendini-kaybeden-insanlik/">Labirentte İlerlerken Kendini Kaybeden İnsanlık</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div data-olk-copy-source="MessageBody">İnsanlık tarihinin birkaç binyıllık geçmişi içinde, doğanın sunduğu ekosistem hizmetlerinden yararlanma durumu büyük ölçüde ayrışmıştır. Hemen her toplumda, insanlar ve devletlerarasındaki az çalışıp çok fazla mal ve mülk sahibi olan küçük azınlıklar ile çok çalışıp karnını doyuramayan nüfus oranları değişmiştir. Sonuçta adaletsiz dünyanın adaletsizliği giderek artmıştır ve artmaktadır. İnsanlığın kendi eliyle yarattığı güçlü azınlıkların &#8220;Suboptimizasyon*&#8221; ile güç, iletişim, güvenlik ve yasalar, kurallar üzerinden dünyayı nizam altına almaya çalışmalarının yarattığı dengesizlikler bugün daha belirgin hâle gelmiştir. Mutlu azınlıkların kazandığı güç belki uzak geçmişte kişinin doğal fiziki yapısına dayalıydı; iyi ateş yakan, iyi av yakalayan ve daha çok yiyecek toplayanları yapan güçtü. Sonrasında sahip olunan üretim araçları, toprak sahipliği ile ortamı ele geçiren ve babadan oğula aktarılan iktidar gücüyle sağlanan kamu yönetimi modeli günümüzde hâlen birçok devlette yürürlüktedir. Suboptimizasyon, güçlü azınlıkların kendi çıkarlarını büyük çoğunluğun çıkarları pahasına arttırma becerileri teknoloji kullanımı ile artı.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Teknoloji Bizleri Birbirimizi Fizikken Yakınlaştırdı, Yaratığı Gelir Farklılığı ile Ayrıştırdı</strong></div>
<div>Teknolojinin yarattığı iletişim ve ulaşım olanaklarıyla küreselleşen dünyada hemen herkes, anında bir yerde yaşanan olaydan etkilendiğini fark eder olmuştur. Kelebek etkisi adı verilen etkileme gücü gerçek olmuştur. En azından pandeminin kısa sürede dünyanın her köşesine taşınması bu gerçeği gözler önüne sermiştir. Her olay, bir başka olayı tetiklemektedir ve bu durum zincirleme etkilerle kendini daha çok hissettirmektedir. Yaşadığımız çevrede yaşanan en küçük bir hava hareketi hepimizin yaşamını doğrudan etkilemektedir.</div>
<div>Günümüzde teknolojinin hızla gelişimi ve yaygınlaşması yaşamın her alanında yeni ve beklenmeyen etkiler yaratma gücüne erişmesini sağlamıştır. Altyapının değişimi ile üst yapıda ve toplumsal yaşamda büyük değişiklikler yaşanmıştır ve değişimlerin hızı da giderek artmaktadır.</div>
<div>Zaman içinde insanların bir arada yaşamak için oluşturdukları ve çoğu zaman farkına bile varmadıkları sözüm ona toplumsal sözleşmeler ile organize güçlü azınlığın elinde tutulan iktidar/ekonomi erkinin yarattığı sorunlar teknolojinin sağladığı hızlı gelişme beraberinde daha da büyümüştür. Bir arada yaşamak sâyesinde sağlanan bazı konuları bir arada kontrol etme durumu yerini ayrışmaya, farklılaşmaya bırakmış ve çoğu durumda da yoksulluk, su ve gıdaya erişim, göç sorunlarına yol açmış, kan ve gözyaşı akışını arttırmıştır.</div>
<div>Teknolojinin yarattığı hızlı üretim ve artı üretim varsılları daha vasıl, yoksulların gıdaya erişimini de zayıflattı ve beraberinde bir teknoloji kulanım fetişizmi yaşanmış oldu. İleri teknolojiyi kullanan ülkeler diğer ülkeler üzerinde yaratığı baskılar o ülkelerde yaşayan inşaların yaşam standartlarını yanında yönetim sitemlerini de baskılamaktadır. Artık yapay zekâ, genetik ve DNA temelli kotlama çağında ileri bilgi ve teknolojiye sahip değilseniz işiniz zor demektir.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Teknoloji Milyarderleri Yeni Çağı Totaliterleşmeye mi Tetiklemektedir? </strong></div>
<div>Metalaşan dünyada, Trump’ın yeniden dünyanın nizamını değiştirecek konuma gelmesi ve etrafına dünyanın büyük milyarderleri (özellikle de teknoloji devi erkekler) ve medya teknolojisi kullanıcılarını alarak her şeyi kâr eksenli düşünen bir kadro oluşturması, korkarım, başımıza çok daha fazla sorun yaratmaz. Başta, sosyal medya teknolojisini elinde bulunduran hem iletişim çağının olanakları ile olması gerekenden daha çok kazanıyor ve aynı zamanda dayatma ve yönlendirme ile insanların algılarını etkileyerek siyaseti bile manipüle edebilmektedirler (<a title="https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-cicekdag/broligark-lar-siyasette-guclu-teknoloji-milyarderi-erkekler,48236" href="https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-cicekdag/broligark-lar-siyasette-guclu-teknoloji-milyarderi-erkekler,48236" data-auth="NotApplicable" data-linkindex="2">https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-cicekdag/broligark-lar-siyasette-guclu-teknoloji-milyarderi-erkekler,48236</a>). Günümüzde, dünyanın yönetim şekillerine bağlı olarak güçlü azınlıklar ve otoriteler daha eğitimli ve planlı hareket ettikleri için çıkarlarını daha iyi korumaktadırlar. Maalesef, suboptimal durumda olanlar son olarak ABD seçimlerinde ellerindeki para kaynağına bağlı kitlesel etkileşim araçları ve sosyal medya platformları başta X, WhatsApp, TV ve gazeteler aracılığı ile toplum üzerinde ciddi bir algı oluşturarak Trump’ın kazanmasını sağladığı konuşulmaktadır. ABD seçimlerin sermayenin %50’sinden fazlasını elinde tutanlar tarafından kendi kontrolündeki medya tarafından etkilendirildiyse, aynı durum dünyanın birçok ülkesi için de benzerdir. Trump kabinesini çoğunlukla zengin iş ve teknoloji sahibi erkelerden belirlediği görülüyor. Yeni yeni yönetim modası ise herhangi bir konuyu siyaset ve toplumla paylaşmadan onların tepkisini almadan değiştirdim-kaldırdım, destek vermiyorum gibi demokratik normlardan uzak bir yaklaşım. Trump’ın, koltuğuna geçtiği ilk günlerde Paris İklim Anlaşması&#8217;ndan ayrılması, Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nden (DSÖ) çekilmesi insanlığın ortak sorunlarına sadece kâr ve paragözlüğüyle bakarak sağlık için çözüm arayan insan ve toplumları güçsüz bırakmış olacaktır. ABD’nin sâhip olduğu güç ile dünyanın mazlumları için daha fazla sorun çıkaracağı kesin gibidir. DSÖ hepimizin sağlığı için başta aşın kitlesel hastalıkların önlenmesi için çalışan bir kurum. BM İklim Anlaşması da öyle. Keza hepimiz aynı gezegende/gemideyiz. Para değil bir arada hepimizin nefes alma, beslenme gibi temel sorunlarını düşünmeliz.</div>
<div>Maalesef, çağımızın sorunu olan ekonomi temelli yönetim anlayışı, yönetilen insanları da çok bencilleştirmiş, insâni duygular ve empati kaybolmuştur. Çoğu kişi başta gençler zevk merkezli yaklaşımla canları ne isterse onu anında istiyorlar. Çalışmak çabalamak, bir arada yaşamak, başkasının acısını ve yaşadığı zorları düşünmemek gibi bir yaşam anlayışı yaygınlaşıyor.</div>
<div>Bu arada son dönemlerde artan savaşlar, çatışmalar ve güçler arasındaki kapışmalar, beraberinde birçok fay hattını tetiklemiştir. Başta Ortadoğu’da İsrail-Hamas çatışması ve bölgedeki diğer çatışmalar herkesi etkilemiş durumdadır. İsrail’in Filistin’de uyguladığı adeta soykırımı andıran, 50 bin insanın ölümüne ve yerle bir edilen evlerine karşın çâresiz insanların bağrışlarına seyirci kalınmaktadır. Binlerce insanın üzerinde çağın en gelişmiş silâhlarının insanlar üzerinde denendiği bir durumda, insanlığın akıl sağlığını kaybetmesi yalnızca üzücü değil, tam bir deliliktir. İsrail’in bölgede kendi çıkarı için çok sayıda insanı ve alt yapıyı bombalayarak yerle bir etmesinin dünyanın güç sahibi ülkeleri tarafından durdurulmamasının, hatta desteklenmesinin verdiği güçle Suriye’nin çökmüş altyapısında kalan yapıları da yerle bir etmesine yol açmıştır. Batılı ülkelerin sürece alenen taraf olması ve Arap ülkelerinin tek kelime etmemesi, dünyâyı aklını kaybetmiş gibi göstermektedir. Bu arada günümüzde, bu çatışmalar karşısında Birleşmiş Milletlerin başta ABD ve Avrupa ülkeleri üzerinde bir etkisinin de olmaması da anlaşılır değildir ama sanırım birçok ülke yönetimlerinin suboptimal hesapları ile açıklanabilir.</div>
<div>Suriye’deki uzun yıllara dayalı mezhep kavgaları ve etnik kimlik eksenli çatışmaların kışkırtıldığı bölgedeki kuraklığın tetiklediği çatışmalar kan, gözyaşı ve kitlesel göçlere neden olmuştur. İnsanlığın binlerce yıllık birikimli bilgisi ne yazık ki önce insan sonra diğer değerler noktasına gelemedi. Hâlen az gelişmiş dünyâda etnisite, din, mezhep eksenli çıkar ve iktidar ilişkileri ciddi bir zaaftır. Çatışmaları kışkırtanlar ve savaşı devam ettirenler, iktidarın devrilmesi ve geçmişin kirli çamaşırlarının ortaya çıkmasıyla yeni çatışma hatları yaratmaktadırlar. Ülkelerin birbirlerinin iç işlerine karışması, ekonomik baskılar ve sürecin siyâsi olarak bir iç mesele haline getirilmesi günümüzde toplum tarafından hâlâ prim yapılmaktadır. İsrail’deki yönetim, sürekli dışarıda güç olduğunu göstererek varlığını sürdürmeye devam etmektedir ve bu durum batı basınına da yansımaktadır.</div>
<div aria-hidden="true"></div>
<div><strong>Dünya 21 yy Girerken Girdiği Labirentten Yolunu ve Kendini Kaybeden İnsan</strong></div>
<div>Dünya’daki hızlı gelişmeler, kaynakların küçük azınlığın eline geçmesiyle yönetim/iktidar ilişkilerini de etkilemiş, Amir Maalouf’un belirttiği gibi insanlık âdeta bir labirentte yürürken kendini kaybetmiştir. Günümüzde teknolojinin sağladığı iletişim kanallarını elinde tutan güç sâhiplerinin yarattığı algıya dayalı yönlendirme, tam bir kirlilik yaratmaktadır. Tam bir curcuna içinde siyasetin boğduğu sosyal medyayı kapatan ve insanları birbirlerine ötekileştiren tutumlar, labirentten çıkmamızın ışığını da engellemektedir. Bütün bu yaşantılarda bencillik ve kibirlilik daha çok öne çıkmaktadır. Yaşadığımız çağda, insanlar en küçük bir farklılıkta birbirlerine ters düşmektedirler. Aynı zamanda ciddî bir ahlâkî çürümüşlük yaşanmakta ve empati kaybolmuş gibi görünmektedir.</div>
<div>Geçmişte, ülkeler ve toplumlar arasında asgarî bir saygı vardı. Ancak son çatışmalar sonucunda yönetimlerin insanı unutarak, geçmişin din ve kültürel yakınlık taraftarlığının etkisine girmesi, a da sokulmasının akıl ve selim sâhibi insanlar tarafından endişeyle izlenmesi gerekmektedir. Ne yazık ki,  çağımızda güven veren, entelektüel derinliği olan bir ortam ve liderlik yoktur. Artık zor bir evreden geçiyoruz.</div>
<p>The post <a href="https://www.sonhaber16.com/labirentte-ilerlerken-kendini-kaybeden-insanlik/">Labirentte İlerlerken Kendini Kaybeden İnsanlık</a> appeared first on <a href="https://www.sonhaber16.com">sonhaber16.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sonhaber16.com/labirentte-ilerlerken-kendini-kaybeden-insanlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
